13. bölüm / 40
ALTIN KAFES (TAMAMLANDI)13
Bölümler 40Şu an: 13
- 1 11.427 kelime
- 2 21.932 kelime
- 3 31.425 kelime
- 4 41.946 kelime
- 5 51.363 kelime
- 6 61.749 kelime
- 7 71.686 kelime
- 8 81.863 kelime
- 9 91.624 kelime
- 10 102.323 kelime
- 11 111.869 kelime
- 12 122.370 kelime
- 13 131.698 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 143.127 kelime
- 15 152.506 kelime
- 16 161.899 kelime
- 17 171.791 kelime
- 18 181.884 kelime
- 19 191.664 kelime
- 20 202.432 kelime
- 21 213.390 kelime
- 22 222.746 kelime
- 23 233.136 kelime
- 24 242.356 kelime
- 25 253.188 kelime
- 26 262.327 kelime
- 27 272.703 kelime
- 28 284.124 kelime
- 29 292.649 kelime
- 30 302.249 kelime
- 31 313.942 kelime
- 32 322.083 kelime
- 33 333.138 kelime
- 34 342.554 kelime
- 35 352.511 kelime
- 36 362.793 kelime
- 37 371.993 kelime
- 38 381.746 kelime
- 39 392.059 kelime
- 40 FİNAL - 402.319 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Civan, Leyla’yı göğsüne iyice çekmiş, bir eliyle saçlarını okşarken diğer eliyle sırtına yatıştırıcı daireler çiziyordu. Leyla’nın o hıçkırıklar içinde itiraf ettiği aşkı, Civan için hem bir zafer sarhoşluğu hem de elindeki en keskin silahtı artık. "Bana verebileceğin en güzel hediye buydu gülüm," diye fısıldadı saçlarının arasına derin bir öpücük bırakarak. "Bundan sonra kimse bizi yıkamaz."
Gölün serinliği ve sessizliği içinde bir süre öylece uyuyakaldılar. Uyandıklarında güneş gölün tam ortasına devrilmiş, gökyüzünü turuncuya boyamıştı. Civan, gözlerini açıp kucağında uyuyan Leyla’yı izlerken zihnindeki planın parçalarını birleştiriyordu. Artık Leyla’yı kendi dünyasına tamamen hapsetme vakti gelmişti.
"Leyla’m," dedi yumuşak bir sesle. "Kalk hadi, bize iki kahve yap da biraz konuşalım seninle."
Leyla, mahmurlu bir gülümsemeyle uyandı. Dağılan saçlarını gelişigüzel bir tokayla tepesinde topladı; o haliyle bile o kadar doğal ve büyüleyiciydi ki, Civan bir an için kurduğu oyunun içinde gerçekten kaybolduğunu hissetti. Leyla, o lüks mutfakta bir hevesle kahveleri pişirdi ve iskelenin üzerindeki koltuklara, Civan’ın dizinin dibine gelip oturdu.
Civan kahvesinden bir yudum alıp uzağa, dağların arkasına baktı. Yüzüne o sahte ama ağır kederi tekrar yerleştirdi. "Gülüm," dedi sesi çatallanarak. "Bir mevzu var."
Leyla’nın kalbi o an bir kuş gibi kanat çırpmaya başladı. "Nedir Civan? Kötü bir şey mi?"
"Annem..." dedi Civan, yutkunarak. "Biliyorsun, aşiret töresi, konak kuralları... Duymuşsundur belki, Sultan Hanım’ın durmaya niyeti yok. Evlenmem için kız bakıyorlar; adı sanı duyulmuş, 'sağlam' dedikleri ailelerden birilerini bulup başıma bağlamaya çalışıyorlar."
Leyla’nın elindeki kahve fincanı titredi. Nenesinin "Ateşle oynuyorsun" dediği o karanlık gerçeğe çarpmıştı işte. Gözlerindeki o az önceki parıltı bir anda söndü, yerini derin bir korku aldı.
"Biliyordum," dedi Leyla, sesi fısıltı gibi çıkarak. "Böyle olacağını biliyordum. Sen bir ağasın Civan, ben ise bir terzi kızı... Onlar seni bana yar etmezler."
Civan hemen Leyla’nın ellerine yapıştı, onu kendine daha çok çekti. "Bak bana Leyla! Onlar ne derse desin, kimi getirirlerse getirsinler; ben sadece seni istiyorum. Kalbim de ruhum da seninle mühürlendi bir kere. Ama..." dedi ve derin bir iç çekti. "Annem çok bastırıyor. Kafam çok karışık, nasıl bir yol izleyeceğiz, seni bu fırtınadan nasıl koruyacağım bilmiyorum."
Civan, kafası karışmış ve çaresiz bir adam rolünü o kadar iyi oynuyordu ki, Leyla onun bu "yalnızlığı" karşısında kendi korkusunu unutup ona siper olmak istedi. Oysa Civan, Berfin gerçeğini bir sır gibi saklayarak Leyla’nın vicdanına o ince sızıyı çoktan bırakmıştı. Leyla artık sadece sevdiği adam için değil, "başka bir kadına kurban edilmek istenen" o yaralı adamı kurtarmak için de bu aşka daha sıkı sarılacaktı.
Leyla’nın gözleri korkuyla irileşmişti; kaybetme düşüncesi onu bir anda en uç kararlara itti. "Ne yapabiliriz Civan?" dedi, sesi titreyerek ama kararlı bir şekilde. "Gidip evlenelim o zaman. Gizlice kıyalım nikahı, sonra çıkalım karşılarına. 'Biz evlendik' diyelim. Seni benden almalarına izin vermeyelim."
Civan, Leyla’nın bu ani çıkışıyla içinden bir zafer çığlığı attı ama yüzündeki o hüzünlü, "kırılmış adam" maskesini bir an bile düşürmedi. Kahvesini masaya bıraktı, bakışlarını Leyla’nın gözlerinden kaçırıp uzaklara baktı.
"Keşke o kadar kolay olsa gülüm," dedi Civan, sesi buz gibi bir umutsuzlukla yankılanarak. "Ama ben sana o kadar güvenebilir miyim, onu bilmiyorum işte. Bugün 'evlenelim' dersin, yarın annem karşına dikilip seni o konakta bir lokma ekmekle terbiye etmeye kalktığında, aşiret üzerine çöktüğünde arkana bakmadan kaçmayacağından nasıl emin olayım?"
Leyla şaşkınlıkla, "Civan, ben sana aşığım diyorum! Seni asla bırakmam," diye atıldı.
Civan yavaşça ayağa kalktı, sırtını Leyla’ya döndü. Şimdi en ağır darbeyi vurma vaktiydi. "Aşk sadece sözle olmaz Leyla. Ben bugüne kadar hep sözler duydum ama kimse benim için her şeyi göze almadı. Ben senin sadece soyadımı değil, her şeyimi taşıyacağını, bana tamamen ait olacağını bilmek istiyorum. Aramızda hiçbir engel, hiçbir sır, hiçbir 'yasak' kalmamalı ki ben annemin karşısına çıktığımda 'Leyla benim helalimdir, o benim ruhumun yarısıdır' diyebileyim."
Leyla’nın yanına gelip ellerini omuzlarına koydu, onu kendine çevirdi. Sesi şimdi bir yılanın fısıltısı kadar büyüleyici ve tehlikeliydi.
"Bana öyle bir kanıt vermelisin ki, yarın kıyamet kopsa bile senin benden kopmayacağını bileyim. Ruhunu verdin ama ben senin her şeyinle bana mühürlenmeni istiyorum. Ancak o zaman inanırım senin o konakta, o törelerin karşısında benimle dimdik duracağına. Ancak birbirimizin olduğumuzda, tamamen, ruhumuzla ve tenimizle birleştiğimizde ikna olurum bu yolun sonuna gideceğimize..."
Leyla nefesinin kesildiğini hissetti. Civan’ın neyi kastettiğini anlamıştı. Bu sadece bir yakınlaşma değil, bir teslimiyet çağrısıydı. Civan onu öyle bir köşeye sıkıştırmıştı ki; ya bu teklifi kabul edip ona olan bağlılığını "ispatlayacak" ya da Civan’ın "güvenmiyorum" duvarına çarpıp onu kaybedecekti.
Civan, Leyla'nın yüzüne düşen bir saç telini okşayarak son darbeyi vurdu: "Bana güvenmiyor musun gülüm? Bu fırtınada sığınacağın tek liman ben değil miyim? Bırak aramızdaki son duvarlar da yıkılsın..."
Leyla, sevdiği adamın o "çaresiz" ve "güvence arayan" bakışları altında ezildi. İçindeki o korku, Civan'ı kaybetme korkusunun gerisinde kalmıştı. Gözlerini kapatıp başını hafifçe öne eğdiğinde, Civan zaferinin kesinleştiğini anladı. Artık Leyla sadece kalbiyle değil, her şeyiyle Civan’ın o tehlikeli labirentine hapsolmak üzereydi.
Göl evinin içine süzülen akşamüstü güneşi, ahşap duvarlarda turuncu ve kızıl gölgeler oluştururken dışarıdaki dünyanın uğultusu tamamen kesilmişti. Leyla için zaman durmuştu; sadece Civan’ın keskin nefesi ve kalbinin kaburgalarını döven o hırçın atışı vardı. Civan, Leyla’yı kucağına alıp odaya taşıdığında, hareketlerinde bir fırtınanın kopmadan önceki o ağır ve tehlikeli sessizliği vardı.
Onu yatağa bıraktığında Civan’ın bakışları, avını köşeye sıkıştırmış bir aslanınki kadar vahşi ama bir o kadar da taparcasınaydı. Leyla’nın çiçekli elbisesinin düğmeleri Civan’ın titreyen ama güçlü parmakları arasında birer birer çözülürken, Civan’ın dudakları Leyla’nın boynunda bir mühür gibi geziniyordu.
"Benimsin," diye fısıldadı Civan, sesi hırıltılı ve derin bir arzunun pençesinde boğulur gibiydi. "Artık kaçış yok, artık dönüş yok."
Civan’ın teni Leyla’nınkine değdiği an, aralarındaki o aylardır bastırılan elektrik büyük bir patlamaya dönüştü. Civan’ın dokunuşları sertti; bir ağanın hükmeden, sahip olan gücüyle hareket ediyordu ama bu sertliğin altında Leyla’yı paramparça etmekten korkan tuhaf bir kırılganlık da gizliydi. Leyla, Civan’ın geniş omuzlarına tutunurken, onun kaslı göğsünde parmaklarını gezdirdikçe içindeki o korku, yerini yakıcı bir teslimiyete bırakıyordu.
İlk birleşme, bir savaşın en çetin anı gibi hem can yakıcı hem de muazzam bir kurtuluş gibiydi. Leyla, acıyla karışık bir iniltiyle başını geriye attığında, Civan onun yüzünü ellerinin arasına alıp gözlerinin içine baktı. Bakışları çakmak çakmaktı. Civan, bir yandan ona hükmederken bir yandan da onun ruhunun derinliklerine sızıyordu. Hareketleri ritmik ve sertleşirken, her darbede Leyla’nın ismini bir yemin gibi fısıldıyordu.
Leyla için bu sadece bir ten uyumu değildi; Civan’ın her dokunuşunda, ona daha çok saplandığını hissediyordu. Civan’ın elleri belini sıkıca kavrayıp onu kendine daha çok mühürlediğinde, Leyla onun içinde eridiğini, artık bir "terzi kızı" değil, sadece "Civan’ın kadını" olduğunu damarlarında hissetti. Civan’ın arzu patlamaları, odanın sessizliğini bozan derin nefesleri ve tenlerinin birbirine çarparken çıkardığı o ilkel ses, Leyla’yı geri dönüşü olmayan bir yola sokmuştu.
Civan, zevkin doruklarındayken bile kontrolü elden bırakmıyor, Leyla’yı adeta kendi ateşinde kavuruyordu. Leyla, Civan’ın sırtına tırnaklarını geçirirken hissettiği o yoğun tutkuyla, ona sadece bedenini değil, tüm geleceğini de emanet ettiğini biliyordu. Civan, en sert anında bile Leyla’nın alnına terli bir öpücük kondurup "Vazgeçilmezimsin," dediğinde, Leyla bu bataklığın en derininde, sevdiği adamın kollarında yok olmanın o karanlık hazzıyla sarsıldı.
Her şey bittiğinde, oda loş bir karanlığa bürünmüştü. Civan, kan ter içinde Leyla’nın yanına uzandı ve onu göğsüne çekti. Leyla, Civan’ın terli teninin kokusunu içine çekerken, artık ona canından daha çok bağlı olduğunu, bu bağın onu ya kurtaracağını ya da tamamen mahvedeceğini anladı. Civan ise zafer kazanmıştı..
Leyla, odanın içine sızan akşam karanlığında yatağın kenarına bırakılmış olan Civan’ın beyaz gömleğini aceleyle üzerine geçirdi. Düğmelerini bile iliklemeden, titreyen elleriyle komodinin üzerinde duran ve sessizliği yırtan telefonuna uzandı. Ekranda "Annem" yazısını görünce yüreği ağzına geldi.
Civan, yatakta doğrulmuş, yarı çıplak ve mağrur bir ifadeyle Leyla’nın bu telaşlı halini izliyordu. Leyla, derin bir nefes alıp telefonu açtı.
"Efendim anne?" dedi, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak.
"Leyla! Neredesin sen kızım?" diye gürledi Neriman’ın sesi ahizeden. "Güneş çoktan battı, sokak lambaları yandı! El âlem ne der, mahalleli ne konuşur hiç düşünmüyor musun? Eve gelme saatin çoktan geçti, çabuk cevap ver bana!"
Leyla, Civan’ın gözlerinin içine bakarken yalanına sığındı: "Anne, bağırma ne olur... Civan’la beraberiz. Bir şeyler yiyoruz, sohbet uzadı sadece. Şehrin biraz dışındayız, trafik de vardır şimdi. Geliyorum hemen, merak etme."
"Yemek mi?" dedi Neriman, sesi biraz durulsa da hala öfkeliydi. "Kızım, vaktinde haber versene! Saadet nenen burada 'başına bir iş mi geldi' diye dokuz doğurdu. Tamam, madem Civan Bey’lesin... Ama çok gecikme, mahallelinin ağzına sakız etme bizi. Hadi, bekliyoruz."
Leyla telefonu kapattığında omuzları çöktü. Civan’ın gömleği üzerinde dökümlü duruyor, az önceki tutkunun sıcaklığı hala teninde hissediliyordu. Civan, Leyla’yı belinden tutup tekrar kendine çekti.
"Korkma," dedi Civan, sesi güven verircesine. "Annen bana güveniyor, yalanın da yerini buldu. Biraz daha kal benimle."
Leyla, annesine söylediği bu ilk büyük yalanın ve az önce yaşadığı o geri dönüşü olmayan teslimiyetin ağırlığıyla Civan’ın kollarında hüzünlü bir sessizliğe gömüldü. Artık her şey çok daha zordu.
Civan, yatağın üzerinde arkasına yaslanmış, elinde içkisiyle Leyla’yı izliyordu. "Git bir duş al önce," dedi sesi emir kipiyle ama tonu yumuşaktı. Leyla, utangaç bir tavırla banyoya süzüldüğünde Civan derin bir nefes aldı. Zihninde o meşhur "defteri kapatma" planı dönüp duruyordu. Ona sahip olmuştu, onu en zayıf anında yakalamış ve kendine mühürlemişti. Artık o büyük arzu sönmüş olmalıydı, değil mi? Berfin’le evlenip güç birliği yaparken, Leyla’yı da kenarda bir yerlerde tutabilir ya da zamanla hayatından tamamen çıkarabilirdi. Öyle sanıyordu.
Leyla banyodan çıktığında, nemli teni loş ışıkta bir elmas gibi parlıyordu. Çiçekli elbisesini üzerine geçirirken, ıslak saçlarının boynuna bıraktığı damlalar Civan’ın bakışlarını hapsetti. Leyla, az önceki o sert ve tutkulu adamın kadını olmanın verdiği yeni bir mahcubiyetle aynada kendine bakıyordu. Civan onu izlerken, içindeki o "avcı" doymuştu ama tuhaf bir sızı kalbinin kenarını tırmalamaya başladı.
"Hazırsan gidelim," dedi Civan, sesindeki o alışıldık otoriteyi korumaya çalışarak. Ama gözleri Leyla’nın o saf, huzurlu yüzünden bir türlü kopamıyordu.
Civan, bu işin burada bittiğine, duygularını kontrol altına aldığına kendini ikna etmeye çalışsa da yanılıyordu. İnsan duygularını bir barajın arkasına hapsederse, o barajın kapakları bir kez aralandığında artık hiçbir güç o şelaleyi durduramazdı. Civan, Leyla’nın sadece tenine dokunduğunu sanırken, aslında ruhunun kapılarını sonuna kadar açmıştı.
Yolda, arabanın içindeki sessizlik Leyla için bir "huzur" iken, Civan için bir "itiraftı". Leyla'yı mahallesine bıraktığında, ona kartını ve cüzdanındaki bir deste parayı uzatmak istedi ama eli gitmedi. Leyla’nın o elmas gibi parlayan onuruna bir kez daha leke sürmeye cesaret edemedi.
"Yarın görüşürüz," dedi Civan, arabadan inen Leyla’nın arkasından bakarken.
Leyla el sallayıp apartmana girdiğinde Civan direksiyonu hırsla sıktı. Defteri kapatmak yerine, yeni bir sayfanın en ağır cümlesini yazmıştı aslında. İçindeki o bastırılmış sevda, çok yakında Berfin’i de, Sultan Hanım’ı da, o koca aşireti de yutup geçecek bir fırtınaya dönüşmek üzere pusuda bekliyordu.
Bölüm etkileşimi
