15. bölüm / 40
ALTIN KAFES (TAMAMLANDI)15
Bölümler 40Şu an: 15
- 1 11.427 kelime
- 2 21.932 kelime
- 3 31.425 kelime
- 4 41.946 kelime
- 5 51.363 kelime
- 6 61.749 kelime
- 7 71.686 kelime
- 8 81.863 kelime
- 9 91.624 kelime
- 10 102.323 kelime
- 11 111.869 kelime
- 12 122.370 kelime
- 13 131.698 kelime
- 14 143.127 kelime
- 15 152.506 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 161.899 kelime
- 17 171.791 kelime
- 18 181.884 kelime
- 19 191.664 kelime
- 20 202.432 kelime
- 21 213.390 kelime
- 22 222.746 kelime
- 23 233.136 kelime
- 24 242.356 kelime
- 25 253.188 kelime
- 26 262.327 kelime
- 27 272.703 kelime
- 28 284.124 kelime
- 29 292.649 kelime
- 30 302.249 kelime
- 31 313.942 kelime
- 32 322.083 kelime
- 33 333.138 kelime
- 34 342.554 kelime
- 35 352.511 kelime
- 36 362.793 kelime
- 37 371.993 kelime
- 38 381.746 kelime
- 39 392.059 kelime
- 40 FİNAL - 402.319 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günler, sanki Civan ve Leyla’nın bu gizli aşkını beslemek için daha hızlı dönmeye başladı. Civan, artık sadece bir sevgili değil, mahallenin o dar sokaklarına lüks jipiyle giren, elinde en ağır çiçek buketleri ve en pahalı tatlı kutularıyla kapıyı çalan "saygın bir misafir" olmuştu.
Neriman, Civan’ı her görüşünde ağzı kulaklarına varıyor, damat adayı her geldiğinde sofrayı donatıyordu. Civan’ın getirdiği o hediyeler, Leyla’nın odasına sığmayan kıyafetler ve takılar, Neriman için bu işin mührüydü. "Oldu bu iş, Leyla Şimşeklerin gelini oldu!" diye garanti gözüyle bakıyordu. Hatta bazen Civan’ın Leyla’yı alıp götürmesine, "Bizim damat kızı gezdirecek tabii," diyerek bizzat önayak oluyordu.
Leyla ise Civan’ın bu cömertliği ve ilgisi altında adeta sarhoş gibiydi. Civan, her buluşmalarında Leyla’yı o göl evine, bazen şehrin en lüks otel odalarına götürüyor; ona olan o hırçın açlığını dindirmeye çalışıyordu. Artık o ilk zamanlardaki "defteri kapatma" planları Civan için imkansız bir hayale dönüşmüştü. Leyla, Civan için bir alışkanlıktan öte, damarlarında dolaşan bir zehir gibiydi; onsuz geçirdiği her gece, Civan için uykusuz ve huzursuz bir azaba dönüşüyordu.
Göl kenarında çekilen selfieler, Civan’ın Leyla’yı kucağında taşıdığı o puslu anlar, birbirlerine bakarken yakalanmış o doğal kareler... Telefonları, gizli tutulması gereken ama her biri paha biçilemez birer hazine olan anılarla dolup taşmıştı.
**Ancak bu toz pembe bulutların üzerinde yürürken, Civan’ın "diğer" dünyasında, konakta ve Berfin’in ajandasında geri sayım başlamıştı.**
Bir akşam Civan, Leyla’yı yine eve bıraktıktan sonra konağa girdiğinde, avludaki masanın üzerinde duran o "resmi" davetiyeleri gördü. Üzerinde büyük harflerle şöyle yazıyordu:
**"BERFİN & CİVAN - Nişan Törenimize Davetlisiniz."**
Civan o an anladı ki, Leyla ile biriktirdiği o fotoğraflar ve anılar ne kadar güzelse, gerçek dünya bir o kadar acımasız ve yakındı. Leyla’yı hediyelere boğarken aslında ona en büyük yalanı hediye ettiğinin farkındaydı.
Civan, masanın üzerinde duran, altın yaldızlı harflerle basılmış o soğuk davetiyeye baktıkça nefesinin daraldığını hissediyordu. Eskiden olsa bu kağıt parçası onun için sadece bir formalite, bir güç birliği ilanı olurdu. Ama şimdi, zihninde Leyla’nın o masum gülüşü, boynunda parlayan gerdanlığı ve göl evindeki o sarsıcı gecenin hatıraları varken, Berfin ile yan yana yazılan ismi ona bir ihanet gibi geliyordu. Artık kendine yalan söyleyemiyordu; Leyla onun için geçici bir durak değil, yolun kendisi olmuştu.
Sultan Hanım, oğlundaki bu ruh hali değişimini, eve geç gelişlerini ve telefonuna bakarken yüzünde oluşan o tuhaf ifadeyi fark etmeyecek kadar saf bir kadın değildi. Civan’ı kolundan tutup çalışma odasına çekti ve kapıyı arkalarından sertçe kapattı.
"Civan!" dedi Sultan Hanım, sesindeki o otoriter tonla. "Senin aklın beş karış havada. Berfin’le nişan kapıda, hazırlıklar bitti bitecek ama senin gözlerin başka yere bakıyor. Söyle bana, sen o davetiyedeki ismin yanına başka birini mi koydun? Başkasıyla mı görüşüyorsun?"
Civan, annesinin o delici bakışları karşısında bir an duraksadı. Yalan söylemek, "Hayır anne, sadece işler yoğun" demek çok kolaydı ama Leyla’ya olan o derin bağlılığı artık göğsüne sığmıyordu. Civan, başını dikleştirip annesinin gözlerinin içine baktı.
"Evet anne," dedi sesi buz gibi bir kararlılıkla. "Biri var. Öyle geçici bir heves de değil. Kalbim nerede atıyorsa, ben de oradayım."
Sultan Hanım duydukları karşısında sendeleyip masanın kenarına tutundu. "Sen ne dersin oğlum? Şimşeklerin ağasısın sen! Berfin’in ailesiyle olan anlaşmalar, fabrikalar, aşiret... Hepsi ne olacak? Kim bu kız? Hangi soydan, hangi boydan?"
Civan, Leyla’nın adını telaffuz etmedi. Onu bu konaktaki o acımasız dillerden, Berfin’in zehrinden koruması gerektiğini biliyordu. "Kim olduğu şimdilik bende kalsın anne," dedi sesini alçaltarak. "Ama şunu bil; o davetiyede yazan isim benim mecburiyetim, gönlümdeki isim ise benim gerçeğimdir. Sakın o kızı aramaya, kurcalamaya kalkma. Ona bir zarar gelirse, bu konağı kendi ellerimle başınıza yıkarım."
Civan odadan hışımla çıkarken arkasında donakalmış, öfkeden köpüren bir Sultan Hanım bıraktı. Sultan Hanım, oğlunun bu kadar gözü kara bir aşka düştüğünü anlayınca hemen planlarını değiştirdi. Eğer Civan kızı söylemiyorsa, kendisi bulacaktı.
Aynı gece Leyla, yatağında Civan’dan gelen "Seni her şeyden çok seviyorum, sakın unutma" mesajını okurken, yaklaşan o büyük fırtınadan habersiz, boynundaki gerdanlığı okşuyordu. Civan ise arabasına binip gecenin karanlığına sürerken, bir yanda "ağalık" sorumlulukları diğer yanda ise uğruna dünyayı yakacağı Leyla arasında geri dönüşü olmayan bir savaşa girdiğini biliyordu.
-Konakta sabah kahvesinin kokusu, Sultan Hanım’ın sahte ama görkemli misafirperverliğiyle birleşmişti. Berfin, üzerinde en lüks markaların amblemleri olan paketlerle içeri girdiğinde, Sultan Hanım onu kapıda karşıladı. Civan’ın dün geceki o "Kalbim başka yerde" çıkışından sonra, Berfin’e daha bir sıkı sarılıyordu; sanki onu elinde tutarsa oğlunu da o bilinmez kadından kurtarabilecekmiş gibi.
"Kızım, hoş geldin! Güneş gibi doğdun konağımıza," dedi Sultan Hanım, Berfin’i yanaklarından öperken.
Berfin, soğuk ve mesafeli bir zarafetle gülümsedi. "Size bir uğrayayım dedim Sultan Anne. Nişan hazırlıkları için alışverişe çıkmıştım, size de bu ipek şalı aldım."
Sultan Hanım, şalı boynuna dolarken mest olmuş gibiydi. Civan’ı sormak Berfin’in aklına bile gelmiyordu; onun için bu evlilik, bu konaktaki yerini sağlamlaştırmak ve Şimşeklerin gücünü arkasına almaktan ibaretti. Civan sabah erkenden, belki de o "diğer kadının" yanına gitmişti ama Berfin’in umurunda olan tek şey aldığı kıyafetlerin kusursuzluğuydu.
"Bakın neler aldım," diyerek paketleri açmaya başladı Berfin. En son çıkardığı gece mavisi, saten elbise odadaki ışığı emiyordu resmen. "Bunu özel bir davette giyeceğim ama..." Berfin elbiseyi üzerine tutup aynaya baktığında kaşlarını çattı. "Eteği çok uzun gelmiş, Sultan Anne. Terzim de yurt dışına gitti, kim düzeltecek şimdi bunu?"
Sultan Hanım’ın gözleri parladı. Aradığı fırsat ayağına gelmişti. Hem Berfin’in işi görülecek hem de mahalledeki o "dedikoduları" toplamak için bir bahane çıkacaktı.
"Kızım sen hiç üzülme," dedi Sultan Hanım güven veren bir sesle. "Benim yıllardır çalıştığım, eli çok çabuk, ağzı sıkı bir terzim var. Hemen ararım, ayağımıza gelir. Hem de öyle tek gelmez, kızı da ona yardım eder, beraberce hallederler."
Sultan Hanım hemen telefona sarıldı ve Neriman’ı aradı. "Neriman Hanım, Sultan Şimşek ben... Acil bir tadilat işimiz var, gelinimiz Berfin Hanım’ın elbisesi yetişecek. Hemen Leyla’yı da al, konağa gelin."
Haber mahalleye ulaştığında Neriman heyecandan havaya uçtu. "Kız Leyla! Kalk çabuk!" diye bağırdı. "Sultan Hanım bizi konağa çağırdı! Şimşeklerin gelini Berfin’in elbisesi yapılacakmış. Hem belki Civan Bey’i de görürüz, hadi en güzel elbiseni giy!"
Leyla’nın ise içini tarifsiz bir korku kapladı. Civan’ın evine, o meşhur konağa gidecekti... Ama daha da kötüsü, Civan’ın "mecburiyetim" dediği o kadınla, Berfin ile yüz yüze gelecekti. Civan’ın ona aldığı o altın gerdanlığı elbisesinin içine sakladı, eli titreyerek iğnesini ipliğini çantasına koydu.
Yarım saat sonra Neriman ve Leyla, konağın o devasa kapısından içeri adım attılar. Leyla başını kaldırdığında, avluda Berfin’i ve Sultan Hanım’ı yan yana gördü. Berfin’in üzerindeki o pahalı elbise ve Sultan Hanım’ın delici bakışları, Leyla’ya bir anda göl evindeki o huzurlu makarnayı ve Civan’ın "Gülüm" deyişini unutturdu.
Otobüs sarsıla sarsıla konağın olduğu mahalleye doğru ilerlerken Leyla’nın içindeki fırtına bir türlü dinmiyordu. Neriman, kolundaki dikiş çantasına sıkıca sarılmış, heyecanla dışarıyı izliyordu.
"Bu Berfin niye bunlarda sabah sabah, ben hiç anlamadım Leyla," dedi Neriman, kaşlarını çatarak. "Akrabası mı, yeğeni mi acaba?"
Leyla, boğazındaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştı. "Bilmiyorum anne... Belki kuzenidir, belki uzaktan bir akrabadır. Misafir gelmiştir," dedi. Sesi kendi kulağına bile yabancı geliyordu. Civan ona her şeyi anlatmamıştı; Berfin ismini biliyordu ama bu kadının konakta böyle "ev sahibi" gibi karşılanacağını tahmin etmemişti.
Neriman merakla devam etti: "Valla mahallede duyduğuma göre Şimşek ailesinde büyük bir nişan olacakmış. Anlattı mı sana Civan? Kimin nişanıymış bu?"
Leyla, annesinin şüphelerini dağıtmak için hafifçe gülümsedi. "Kuzeni falandır herhalde anne, tam hatırlamıyorum ben de. Civan çok bahsetmedi, iş güç konuşuyoruz daha çok biliyorsun..."
"İyi bari," dedi Neriman, Leyla’nın yüzüne dikkatle bakarak. "Peki, Civan Sultan Hanım’a söyledi mi seni? Haberi var mı bizden?"
Leyla panikle annesinin koluna yapıştı. "Hayır anne! Sakın bak, sakın ağzından bir şey kaçırma konağa girince. Ben Civan’ı bekliyorum, o 'hazır olunca söyleyeceğim' dedi. Sakın bizi rezil etme, sus."
Neriman kızını yatıştırdı. "Doğru kuzum, haklısın. Üstüne gitme adamın, ağa kısmının sağı solu belli olmaz. Önce bir yerimizi sağlamlaştıralım."
Otobüsten indiklerinde, konağın o devasa taş kapısı tüm ihtişamıyla karşılarındaydı. Leyla için bu kapı, sanki üzerine yıkılacakmış gibi duruyordu. İçeri girdiklerinde Sultan Hanım onları eyvandan, o meşhur otoriter bakışlarıyla karşıladı. Berfin ise elinde kahvesiyle, az önce üzerine geçirdiği o lacivert saten elbisenin içinde bir kuğu gibi ama buz gibi bir ifadeyle aynaya bakıyordu.
Sultan Hanım aşağı seslendi: "Gelin bakalım Neriman Hanım! Geç kaldınız, Berfin kızımın acelesi var, akşama yetişmesi lazım bu işin."
Leyla, Berfin’in ismini duyunca kalbinin teklemesine engel olamadı. Başını yerden kaldırmadan annesinin arkasından yürüdü. Merdivenleri çıkıp Berfin’in olduğu odaya girdiklerinde, Berfin Leyla’yı şöyle bir süzdü. O soğuk, kibirli bakışlar Leyla’nın üzerinde gezindi.
"Terzinin kızı mısın?" dedi Berfin, sesi emreder gibiydi. "Hadi, çök de şu eteği iğnele. Çok uzun, vaktim kısıtlı."
Leyla, hayatında hiç bu kadar küçüldüğünü hissetmemişti. Civan’ın "Gülüm" dediği, uğruna yalanlar sıraladığı o kadın, şimdi sevdiği adamın "kuzeni" sandığı o mağrur kadının eteklerini iğnelemek için yere, dizlerinin üzerine çökmüştü.
Tam o sırada, avluda yankılanan sert bir ayak sesi ve jipin kapanan kapı sesi duyuldu. Civan konağa girmişti. Leyla iğneyi kumaşa batırırken parmağına sapladı; kan damlası Berfin'in lacivert elbisesine sızarken, Leyla korkuyla kapıya baktı.
Civan, odanın kapı aralığından içerideki manzarayı gördüğü an dünyası başına yıkıldı. Leyla, o gururlu ve narin sevdiği kadın, Berfin’in ayaklarının dibine çökmüş, dizlerinin üzerinde bir hizmetçi gibi iğne yapıyordu. Civan’ın damarlarındaki kan öfkeden dondu; içeri girip "Bu kadın benim canım, her şeyim!" diye bağırmak istedi ama Sultan Hanım’ın orada olması ve Berfin gerçeğinin henüz patlamamış olması ellerini bağladı. Telefonu cebinden çıkarıp kulağına götürdü ve sanki çok önemli bir iş görüşmesi yapıyormuş gibi arkasını dönüp avluya, gölgelerin olduğu tarafa yöneldi.
Sultan Hanım, Berfin’in lacivert satenler içindeki duruşuna bakıp Neriman’a döndü: "Görüyorsun değil mi Neriman? Asalet başka şey. Berfin bizim ailemize, konağımıza öyle bir yakışacak ki... Şimşeklerin şanına şan katacak bir gelin geliyor."
Neriman, hayranlıkla Berfin’i süzerken "Maşallah, çok güzel hanım kızımız," diyerek Sultan’a yaranmaya çalışıyordu. Daha ortada resmileşmiş bir "nişanlı" sözü geçmediği için, Neriman hâlâ Berfin’i sadece bir akraba ya da çok yakın bir aile dostu sanıyordu.
Salonda ise Berfin, Leyla’nın parmağından damlayan o küçük kan lekesini fark edince yüzünü buruşturdu. "Dikkat etsene be kızım! Ne kadar sakarsın!" diye azarladı Leyla’yı. "Bu kumaşın metresi kaç para biliyor musun sen? Köpek gibi yerlerde sürünüp bir de elbiseyi mi mahvedeceksin? Doğru düzgün iğnele şunu!"
Leyla’nın gözleri doldu, boğazına bir yumru oturdu ama sesini çıkarmadı. Civan’ın akrabası olduğunu düşündüğü bu kadına karşı saygısızlık edip de Civan’ı zor durumda bırakmak istemiyordu. *"Sabret Leyla,"* diyordu içinden saf bir saflıkla, *"Civan’ın akrabası bu, yarın öbür gün yüz yüze bakacağız, arayı bozmayayım."* Civan ise avluda, telefon kulağında ama aslında tüm ruhuyla salonu dinliyordu. Berfin’in "köpek gibi" deyişini, Leyla’yı o aşağılayıcı azarlamalarını duydukça dişlerini birbirine öyle bir sıktı ki, çene kemikleri çatırdadı. Kendi dünyasında elmas gibi parlattığı kadının, Berfin’in ayak ucunda böyle örselenmesi Civan’ın içindeki o şelaleyi artık barajlardan taşıracak noktaya getirmişti.
Tam o sırada Berfin, "Sultan Anne, bu kız çok yavaş! Başka birini mi çağırsak?" diyerek kapıya doğru seslendiğinde, Civan telefonu kapatıp sert adımlarla salonun eşiğine dikildi. Bakışları Berfin’de değil, doğrudan yerdeki Leyla’nın yaşlı gözlerindeydi.
Civan, öfkeden deliye dönmüş bir halde, bu manzaraya daha fazla şahitlik etmemek için görünmeden merdivenlere yöneldi. Ancak Sultan Hanım’ın keskin gözlerinden kaçış yoktu. Sultan, planının son halkasını tamamlamak için tam o an seslendi:
"Civanım! Aslan oğlum, gel... Bak kimler burada. Neriman ablanlar elbiseyi yetiştirmeye çalışıyor."
Civan taş kesildi. Merdivenlerin ilk basamağında sırtı odaya dönük halde durdu. Leyla, elindeki iğneyle öylece donup kalmış, Civan’ın sesini duyunca yüreği ağzına gelmişti. "Şimdi," dedi içinden Leyla, "Şimdi Civan beni bu kadının elinden alacak."
Ama Sultan Hanım, odanın ortasına doğru bir adım atıp asıl bombayı patlattı:
"Aaa, Neriman Hanım, ben heyecandan size asıl müjdeyi vermeyi unuttum! Bakın, bu güzel kız bizim müstakbel gelinimiz, Berfin. Nasipse yakında nişanlarını yapıyoruz, Civanımın nişanlısı olacak kendisi."
O an, odadaki zaman durdu. Leyla’nın elindeki iğne parmaklarının arasından kayıp yere düştü. Kulaklarında bir uğultu başladı, sanki tavan üzerine çökmüştü. "Nişanlısı mı?" diye fısıldadı kendi kendine, ama sesi çıkmadı. Bakışları yerdeki lacivert saten kumaştan yavaşça yukarı, az önce ona hakaretler yağdıran Berfin’e kaydı. Berfin, zafer kazanmış bir edayla, Leyla’nın bu şokunu "beceriksizlik" sanarak hırsla koltuğa çöktü.
"Ah, yeter ya! Tamam!" dedi Berfin, Leyla’yı elinin tersiyle iter gibi yaparak. "Ne beceriksiz, ne uyuşuk kız bu böyle! Sultan Anne, valla sinirlerim bozuldu, bırak kalsın elbise falan!"
Leyla duyduklarını sindiremiyordu. "Nişanlı... Berfin... Civan..." Kelimeler zihninde anlamsızca dönüyordu. Boynundaki o gerdanlık bir anda kor bir ateş gibi tenini yakmaya başladı. Civan’ın ona attığı "Seni her şeyden çok seviyorum" mesajları, göl evindeki o mahrem sözler, hepsi birer cam kırığı gibi kalbine saplandı. Leyla, dizlerinin üzerindeyken yavaşça başını kaldırdı ve merdivenlerin başında, kendisine bakmaya cesaret edemeyen Civan’ın sırtına baktı.
Neriman ise olduğu yerde donup kalmıştı. Elindeki makas yere düştü. Bakışları bir Sultan Hanım’a, bir Berfin’e, en sonunda da diz çökmüş, dünyası başına yıkılmış kızına kaydı. Neriman’ın o hırslı, umutlu gözleri bir anda büyük bir dehşetle kaplandı. Kızının bir "ağa gelini" olacağını sanırken, aslında bir "nişanlılık oyununun" mezesi olduğunu anlamanın utancı ve sancısı tüm yüzüne yayıldı.
Leyla’nın gözlerinden sessizce bir damla yaş süzüldü. O an sadece hayalleri değil, Civan’a olan o sonsuz güveni, onuru ve tertemiz aşkı da o görkemli konağın soğuk taşlarına gömüldü. Civan ise hala arkası dönük, yumruklarını sıkmış, kendi yalanlarının yarattığı bu enkazın altında kalmış bir suçlu gibi kıpırdayamıyordu.
Leyla, yerdeki o lacivert elbiseye bakarken sadece bir kumaş parçası değil, kendi kefenini iğnelediğini hissetti. Dünyası artık o çiçekli elbiselerdeki gibi renkli değildi; her yer lacivert bir karanlığa bürünmüştü. Neriman, Sultan Hanım’ın uzattığı yaldızlı davetiyeyi sanki avucunun içinde yanan bir közü tutuyormuş gibi aldı. Yüzündeki ifadeyi bir an bile bozmadan, o eski kurnaz ve ağırbaşlı tavrıyla, "Hayırlı uğurlu olsun Sultan Hanım... Allah tamamına erdirsin. Nasipte varsa geliriz elbet, Şimşeklerin şanı mahallemizin gururudur," dedi.
O sırada Leyla’nın koluna öyle bir asıldı ki, genç kızı adeta yerdeki o lacivert satenlerin arasından söküp aldı. Leyla, bir robot gibi ayağa kalktı; ayakları yere basmıyor, kulaklarında sadece "Civan’ın nişanlısı" cümlesi yankılanıyordu. Merdivenlerin başındaki Civan’a bakmak istedi ama başını kaldıramadı; bakarsa orada öleceğini hissediyordu.
Konağın o ağır kapısından dışarı çıktıkları an, Leyla’nın dizlerinin bağı çözüldü. Sokağın köşesindeki taş duvara tutunarak hıçkırıklara boğuldu.
"Anne... Duydun mu?" dedi Leyla, sesi hıçkırıklar arasında kaybolurken. "Nişanlısıymış... Beni oraya o kadının eteklerini iğnelemeye çağırdılar. Civan... Civan bana yalan söyledi. Beni bir heves uğruna kapılarında köpek etti anne! Boynumdaki bu altınlar, o göl evi... Hepsi yalanmış!"
Leyla elleriyle yüzünü kapatmış, sarsıla sarsıla ağlarken; Neriman kızının omuzlarından tutup onu sertçe sarstı. Az önceki mahcup terzi gitmiş, yerine hırslı ve gözü kara bir kadın gelmişti.
"Sil o gözünün yaşını Leyla! Kendine gel!" diye bağırdı Neriman. "Sen o adamın gözlerini görmedin mi? Sultan o kızın adını ağzına aldığında Civan’ın yüzü kireç gibi oldu. Odanın havası değişti Leyla! Adam seni gördüğünde sanki canı bedeninden çekildi. O Berfin denen buz parçasına bir bakışı bile yoktu!"
"Ne önemi var anne?" dedi Leyla feryat ederek. "Davetiyesi basılmış, annesi ilan etti! O kız Şimşeklerin gelini olacak, ben ise sadece yamacıları..."
"Sus dedim sana!" Neriman kızının çenesini tutup kendine bakmaya zorladı. "O davetiyedeki isimler değişecek Leyla. Ben seni o konağa bir ömür boyu eğilip dikiş dikmeye göndermeyeceğim. Sen oraya hanım olmaya gideceksin. Civan’ın bakışındaki o aşkı, o acıyı ben gördüm. Adam sana bağımlı olmuş, onsuz nefes alamıyor. Sultan Hanım oyununu kurdu ama asıl hamleyi biz yapacağız."
Neriman, Leyla’nın gözyaşlarını başparmağıyla sildi, bakışları hırsla parlıyordu. "Şimdi eve gidiyoruz. O boynundaki gerdanlığı sakın çıkarmayacaksın. Daha da güzelleşeceksin, daha da dik duracaksın. Civan’ın kapımıza gelmesi yakındır. O geldiğinde karşısında yıkılmış bir Leyla değil, elinden kayıp giden bir kraliçe bulacak. Bu savaşta pes etmek yok, anladın mı beni?"
Leyla, annesinin bu sarsılmaz kararlılığı karşısında yutkundu. Kalbindeki o derin sızı geçmemişti ama annesinin "Civan sana bağımlı" sözleri, yıkılan dünyasının enkazında küçük bir umut ışığı yaktı.
Bölüm etkileşimi
