23

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 23

Günler geçtikçe konaktaki hava daha da ağırlaşıyor, Civan ile Leyla arasındaki o sessiz ama yakıcı savaş her sabah yeniden başlıyordu. Civan, Leyla’nın mutfaktaki o dik duruşunu, gururundan ödün vermeyen bakışlarını gördükçe daha da sertleşiyor; sanki ona ne kadar acı çektirse, kalbindeki o bastırılmış aşkı o kadar çabuk itiraf ettirebileceğini sanıyordu.
"Leyla! Buraya bak," diye seslendi Civan salondan, sesi bir emir kipi kadar keskin ve duygusuzdu. Leyla, elindeki işi bırakıp hemen yanına gitti. Civan, masanın üzerindeki birkaç kağıdı havaya kaldırıp yere fırlattı. "Şu dağınıklığı topla. Bir de çalışma odasındaki kitapların tozunu al, tek bir leke bile görmeyeceğim. Anlaşıldı mı?"
Leyla, yere saçılan kağıtlara ve Civan’ın o buz gibi gözlerine baktı. İçinde fırtınalar kopuyor, boğazına bir hıçkırık düğümleniyordu ama yüzünde tek bir kas bile oynamadı. Yavaşça diz çöktü, kağıtları tek tek toplarken Civan’ın tepesinde bir gölge gibi durup onu izlemesini umursamamaya çalıştı.
"Anlaşıldı, Civan Ağam," dedi Leyla, kelimeleri birer buz kütlesi gibi tane tane döküldü dudaklarından. Bu hitap, Civan’ı her seferinde bin parçaya bölse de Leyla geri adım atmıyordu.
Civan, Leyla’nın bu kadar ezilmesine rağmen hala başını dik tutmasına tahammül edemiyordu. Yanından geçerken bilerek omuz attı, Leyla bir an dengesini kaybedecek gibi olsa da hemen toparlandı. Civan, çalışma odasına çıktığında Leyla arkasından bakarken içinden geçirdi: *"Sen vurdukça ben daha da sertleşeceğim Civan. Beni bir hizmetçi gibi görebilirsin ama ruhumu asla esir alamayacaksın."*.
Akşam olduğunda, Civan sofrada her yemeğe bir bahane buluyor, Leyla’yı defalarca mutfakla salon arasında koşturuyordu. Sultan Hanım ise bu manzarayı, oğlunun nihayet "doğru yolu" bulduğunu sanarak büyük bir keyifle izliyordu. Ancak Civan’ın her "Leyla şunu yap!" deyişinde, aslında "Leyla ne olur bana bir kez olsun sevgiyle bak!" diye bağıran o yaralı kalbini sadece Leyla hissedebiliyordu.
Leyla ise her emri eksiksiz yerine getiriyor, her hakarete sessiz bir asaletle karşılık veriyordu. Civan onu yaralamak istedikçe, Leyla’nın gururu aralarında aşılması imkansız bir sur gibi yükseliyordu.
Sultan Hanım, konaktaki bu yeni düzenden son derece memnundu; Civan’ın Leyla’ya karşı takındığı bu mesafeli ve buyurgan tavrı, içindeki ateşin nihayet söndüğüne yoruyordu. Ancak Civan’ın derdi başkaydı; o, Leyla’nın o sarsılmaz gururunu çatlatmak ve o buz gibi "Ağam" deyişinin altındaki gerçek duyguyu söküp almak istiyordu.
Bir akşamüzeri, Civan odasından aşağıya seslendi. Sesi her zamankinden daha sert, daha tavizsizdi. "Leyla! Derhal yukarı gel, odamın hali ne böyle!"
Leyla, elindeki işi bırakıp ağır adımlarla merdivenleri çıktı. Civan’ın odasına girdiğinde, her yerin birbirine katıldığını gördü; kitaplar raflardan indirilmiş, çekmeceler boşaltılmıştı. Civan ise pencerenin önünde, yaralı elini arkasına saklamış, dışarıyı izliyordu.
"Buyur Civan Ağam," dedi Leyla, sesindeki o çelik gibi asaletle.
Civan ona dönmeden, parmağıyla yerdeki karışıklığı işaret etti. "Bu oda neden hala bu halde? Her yer toz içinde, eşyalar birbirine girmiş. Toparla burayı. Ama dikkat et, tek bir kağıdın yeri bile değişmeyecek."
Leyla sessizce diz çöktü ve yerdeki eşyaları düzenlemeye başladı. Civan ise bir gölge gibi tepesinde dikiliyor, her hareketini saniye saniye izliyordu. "Yavaş ol," dedi aniden, sesi Leyla’nın tam ensesinde yankılanırken. "O kitapları öyle mi diziyorsun? Alfabeye göre olacak dememiş miydim?"
Leyla duraksadı, başını hafifçe kaldırdı. "Dememiştiniz Ağam."
Civan, Leyla’nın bu sakinliğine sinirlenerek bir adım daha yaklaştı. "Şimdi diyorum o zaman. Bak, şu gömleğin kırışıklığına bak... Al bunu, yeniden ütüle. Beğenmezsem bir daha yaparsın." Gömleği Leyla’nın önüne fırlattı.
Leyla gömleği alıp kalkacakken, Civan kolunu uzatıp yolunu kesti. Aralarındaki mesafe o kadar azalmıştı ki, Leyla Civan’ın öfkeli ama bir o kadar da çaresiz nefesini teninde hissediyordu. Civan, parmağının ucuyla Leyla’nın çenesini hafifçe kaldırdı; bu bir şefkat değil, bir güç gösterisiydi.
"Neden susuyorsun Leyla?" diye fısıldadı, sesi bu sefer tatlı bir zehir gibiydi. "Neden bir kez olsun yüzüme haykırmıyorsun? Yorulmadın mı bu 'hizmetçi' rolünü oynamaktan? Bak, gözlerinin altı morarmış... Gururun karnını doyuruyor mu bari?"
Leyla, Civan’ın o yakıcı bakışlarına doğrudan karşılık verdi. "Sizin verdiğiniz emirler beni yormaz Ağam. Ama sizin bu bitmek bilmeyen öfkeniz, belli ki sizi çok yormuş. Müsaadenizle, işim çok."
Civan, Leyla’nın bileğini sıkıca kavradı, onu kendine doğru çekti. "Git demiyorum sana! Burada kalacaksın. Ben bu odadan çıkana kadar, sen de çıkmayacaksın. O tozları gerekirse tırnaklarınla kazıyacaksın ama o gururunu bir gün bu kapının eşiğinde bırakacaksın."
Leyla acı bir şekilde gülümsedi. "Siz kapıları üzerime kilitledikçe Civan Ağam, ben içimdeki o özgürlüğe daha çok sığınıyorum. Buyurun, daha ne emredersiniz?"
Civan, Leyla’nın bu sarsılmaz duruşu karşısında dişlerini sıktı. Onu incitmek isterken aslında en çok kendine zarar veriyordu. "Defol git!" dedi aniden, sesindeki o sahte sertlik kırılırken. "Git ve o gömleği kusursuz yapmadan karşıma çıkma!"
Leyla odadan çıkarken, Civan elindeki sargıyı hırsla duvara vurdu. Sultan Hanım ise aşağıda, yukarıdan gelen bu sert sesleri duydukça gülümsüyor, oğlunun "hizmetçisini terbiye ettiğini" sanıyordu. Oysa yukarıda, bir adamın aşkıyla gururu arasında verdiği o amansız savaşın en ağır raundu yaşanıyordu.
Konaktaki hava artık sadece ağır değil, adeta nefes alınamaz bir zehirle doluydu. Leyla, gündüzleri Civan’ın karşısında bir çelik zırh kuşanmış gibi dimdik duruyor, her emri buz gibi bir "Peki Ağam" ile karşılıyordu. Ancak güneş batıp da müştemilattaki küçük odasına çekildiğinde, o zırh un ufak oluyor, hıçkırıkları rutubetli duvarlarda yankılanıyordu. Gözyaşları, Civan’ın ona bir eşya gibi bakışının, annesinin aşağılamalarının ve en çok da kalbindeki o sönmeyen yangının bedeliydi.
Ertesi günlerde konakta nişan töreni için değil, o büyük günün hazırlıkları için devasa bir telaş başladı. Sultan Hanım, bu süreci Leyla’nın canını daha da acıtmak ve onu Civan’dan tamamen soğutmak için sinsi bir fırsata çevirdi. Leyla’yı, aslında kendi sonu olacak o törenin her bir detayında bir amele gibi çalıştırıyordu.
Sultan, sabahın köründe mutfağa girip Leyla’nın başucunda dikildi. "Kalk hadi, bugün çok işin var," dedi sesi kırbaç gibi şaklayarak. "Dağıtılacak hediyeliklerin paketlenmesi, salonun süsleri, Berfin’in elbiselerinin son rötuşları... Hepsi senin elinden geçecek. Sakın ola o asık suratını bir yerde göreyim, Şimşeklerin şanına leke sürdürmem."
Leyla, uykusuzluktan şişmiş gözlerini kaçırarak doğruldu. "Peki Sultan Hanım," dedi, sesi artık bir robotun mekanik tonuna bürünmüştü.
Salonda hummalı bir çalışma vardı. Devasa masaların üzerine gümüş tepsiler, ipek kurdelelerle bağlanacak hediyelikler ve nişan şekerleri serilmişti. Berfin, elinde nişan listeleriyle Leyla’nın peşinde geziyor, her adımda onu aşağılıyordu.
"Leyla! Şu paketlerin kurdeleleri neden bu kadar eğri?" diye bağırdı Berfin, tırnaklarını masaya vurarak. "Civan her şeyin kusursuz olmasını ister. Al şunları baştan yap. Ayrıca, nişan elbisemin taşlarını kontrol ettin mi? Bir tanesi bile düşerse hesabını sen verirsin."
Leyla, Berfin’in önüne fırlattığı kutuları sessizce aldı. Gururu paramparça oluyordu ama elleri titremesine rağmen çalışmaya devam etti. Berfin, küçümseyen bir gülümsemeyle Leyla’nın yanına sokuldu ve fısıldadı: "Yazık... Sen burada şeker paketle, ben o gece Civan’ın kolunda bu şekerleri dağıtacağım. Civan böyle şeylere çok dikkat eder biliyorsun. Neyse ki ben varım da gözü güzel bir şeyler görür".
Bu sırada Civan, fabrikadaki işlerine gömülmüştü; sabahın ilk ışıklarıyla evden çıkıyor, gece geç vakitlere kadar dönmüyordu. Leyla’yı korumak adına onu konağa hapsederken, aslında onu annesinin ve Berfin’in insafına terk ettiğinden tamamen habersizdi. Zihni o kadar meşguldü ki, Leyla’nın sadece bir çalışan olduğunu kendine kanıtlamak için ona daha sert talimatlar veriyordu. Eve yorgun argın döndüğünde ise Leyla’yı hep elinde bir bezle veya ağır bir tepsiyi taşırken buluyor, onun bu "hizmetçi" haline bakıp içindeki öfkeyi büyütüyordu.
Akşam yaklaştıkça hazırlıklar daha da ağırlaştı. Sultan Hanım, devasa bir nişan çelenginin süslenmesi için Leyla’yı bahçeye gönderdi. "Hava kararmadan şu çiçeklerin hepsini dizmiş ol," dedi. Leyla, soğuk havada titreyen elleriyle çiçekleri tek tek yerleştirirken, Civan’ın arabası bahçe kapısından içeri girdi.
Civan arabadan indiğinde, Leyla’yı o devasa çiçeklerin arasında, boynu bükük ama başı dik bir şekilde çalışırken gördü. Kalbi bir an duracak gibi oldu. Onu korumak için buraya mahkum etmişti ama gördüğü manzara ruhunu yakıyordu.
"Hala bitmedi mi bu işler?" diye seslendi Civan, sesi her zamanki gibi buz gibiydi ama içinde fırtınalar kopuyordu.
Leyla başını kaldırmadan cevap verdi: "Bitecek Civan Ağam. Berfin Hanım’ın istediği gibi kusursuz olması lazım."
Civan, "Berfin Hanım" sözünü duyduğunda dişlerini sıktı. Leyla’ya doğru bir adım attı, elindeki çiçekleri çekip almak istedi ama yapamadı. Gururu ve annesine verdiği sözler bir pranga gibi ayağına dolanmıştı. "Çabuk bitir de içeri gir," dedi hırıltılı bir sesle. "Gözümün önünde bu kadar dolanma artık."
Leyla o an Civan ile göz göze geldi. O bakışta ne sevda vardı ne de öfke; sadece büyük bir bitiş, sonsuz bir vazgeçiş vardı. Leyla o an anladı ki; Civan ona her emir verişinde, onu her hizmetçi yerine koyuşunda aslında kendi aşkının cenazesini kılıyordu.
Civan eve girerken, Sultan Hanım kapıda onu karşıladı. "Bak oğlum," dedi Sultan, "Leyla bile sonunda yerini anladı, bak nasıl da uslu uslu hazırlıkları yapıyor. Artık şu çocukça sevdayı kalbinden söküp atma vaktin geldi."
Civan annesine hiçbir şey demedi ama odasına çıktığında elindeki sargıyı hırsla duvara vurdu. Aşağıda, Leyla ise karanlık çökerken bahçede yapayalnız kalmıştı. *"Beni yaralamak istedin Civan,"* diye mırıldandı rüzgara karşı. *"Beni bir hizmetçi yaparak aşkını göreceğimi sandın. Ama sen sadece bizi öldürdün. Artık ne senin ağalığın ne de benim hizmetçiliğim kalmadı. Bu hazırlıklar senin nişanına değil, bizim sonumuza yapılıyor."*
Hazırlık süreci tüm konağı bir karabasan gibi yormuştu; her köşe nişan süsleriyle, her oda sahte bir neşe vaat eden paketlerle doluydu. Leyla, müştemilattaki yatağına uzandığında artık ağlamaya bile hali kalmamıştı; gözpınarları kurumuş, ruhu çekilmişti. Tam gözlerini yumacakken telefonunun acı sesi sessizliği bıçak gibi kesti. Arayan Sultan Hanım’dı.
"Leyla, uyuma! Unutmuşuz bak, arabalara git. Civan’ın nişan takımı gelmişti, bagajda kalmış. Al o takımı, hemen ütü odasına çıkar. Yarın tek bir kırışık bile istemiyorum," dedi Sultan, emir verirken bile Leyla'nın canını yakmaktan keyif alarak.
Leyla, kalbi yerinden çıkacakmış gibi sıkışarak yerinden doğruldu. Kendi elleriyle, sevdiği adamı başka bir kadına gitmesi için damat edecekti. Avluya çıktığında gece ayazı yüzüne çarptı. O lüks arabaların arasından Civan’ın aracını buldu, arka koltuktaki o şık ve pahalı paketi aldı. Paketi göğsüne bastırırken sanki bir kefen taşıyordu.
Yukarıya, loş ütü odasına çıktı. Takım elbiseyi askısından çıkardığında, kumaşa sinmiş o tanıdık koku ciğerlerini parçaladı; Civan gibi kokuyordu, sert ve yakıcı. Ütünün buharı odayı sararken, Leyla ceketin omuzlarını büyük bir titizlikle düzeltiyordu. Tam o sırada kapı yavaşça açıldı ve Civan içeri girdi.
Civan, ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Bakışları, kendi nişan takımı üzerinde gezen Leyla’nın narin ellerine takıldı. Odaya adım atar atmaz Leyla’nın arkasında bir gölge gibi durdu. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, ütünün buharı ikisinin nefesini birbirine karıştırıyordu.
"Ellerin titriyor Leyla," dedi Civan, sesi fısıltıdan hallice ama bir o kadar da hırıltılıydı.
Leyla arkasını dönmedi, ütüyü kumaşın üzerinde bastırmaya devam etti. "Hava soğuk ondandır Civan Ağam," dedi buz gibi bir sesle.
Civan aniden uzanıp Leyla’nın ütüyü tutan elini kavradı. Sıcak avucu, Leyla’nın soğuk tenini yaktı. "Bana yalan söyleme!" dedi Civan, onu kendine doğru çevirerek. Leyla’yı ütü masasıyla kendi gövdesi arasına sıkıştırdı. Tensel temasın verdiği o elektrik, odadaki tüm havayı bitirmişti. Civan’ın bir eli Leyla’nın beline inerken, diğeriyle saçlarından tutup yüzünü kendine sabitledi.
"Gidiyorsun Civan," dedi Leyla, gözlerinden bir yaş süzülürken. "Kendi ellerimle seni başka birine hazırlatıyorlar. Ve sen hala burada, benim tenimde bir teselli arıyorsun. Söylesene, yarın o yüzük takıldığında bu dokunuşların hesabını kime vereceksin?"
Civan, alnını Leyla’nın alnına yasladı. Gözleri kapalıydı, acı çekiyordu ama hala o büyük "hayır" kelimesini söyleyemiyordu. "Elimden bir şey gelmiyor anlamıyor musun? Bu konak, bu soyadı... Hepsi birer pranga ayağımda. Ben bir Şimşek'im Leyla, seninle bir hayat kuracak kadar özgür değilim."
Leyla, Civan’ın göğsünü sertçe itti ama Civan onu daha sıkı kavradı. "Korkaksın!" diye haykırdı Leyla, gerçekleri yüzüne vururcasına. "Bana evler kurmaktan, beni korumaktan bahsediyordun. Ama şimdi bak, senin 'koruma' dediğin şey beni bu konağa köle etmekmiş. Sen beni sevmiyorsun Civan, sen sadece bana sahip olmak istiyorsun. Sevseydin, o takımı buraya getirtmez, o kadının elini tutmazdın."
Civan, Leyla’nın boynuna gömüldü, kokusunu son kez içine çeker gibi derin bir nefes aldı. "Beni böyle cezalandırma... Ben de yanıyorum."
"Sen yanmıyorsun Civan," dedi Leyla, onu kendinden uzaklaştırarak. "Sen sadece biraz üşüyorsun ve benim ateşimle ısınmaya çalışıyorsun. Ama unutma, yarın o nişan olduğunda, ben o ateşi tamamen söndüreceğim. Karşında sadece bir hizmetçi bulacaksın, bir sevda değil."
Civan, Leyla’nın elini tutup kalbinin üzerine koydu. "Bak, nasıl atıyor görüyorsun. Bu kalp senin için çarpıyor."
Leyla elini hırsla çekti. "O kalp benim için çarpsa da, adımların başkasına gidiyor. Beklentilerle kendimi kandırmayı bıraktım ben. Sen yarın o şık takımın içinde bir damat olacaksın, bense arkanda senin kahveni taşıyan bir gölge. İşte bizim gerçeğimiz bu."
Civan hiçbir şey diyemedi; o büyük, heybetli ağa, küçük bir odada sevdiği kadının karşısında dilsiz kalmıştı. Leyla ütüyü kapattı, askıyı Civan’ın eline tutuşturdu. "Al ağam, takımın hazır. Yarın kusursuz görüneceksin."
Ütü odasının kapısı kilitlendiğinde, o küçük metalik ses Leyla’nın zihninde bir devrin kapanışı gibi yankılandı. Civan, fırlattığı takım elbisenin yerdeki tozlu görüntüsüne bakmadan Leyla’ya doğru yürüdü. Leyla, sırtı ütü masasına yaslı, nefes nefese kalmış bir halde karşısındaki bu karanlık adama bakıyordu.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" diye fısıldadı Leyla. Sesi, yorgunluk ve arzu arasında bir yerde titriyordu. "Yarın o elbiseyi giyip başkasına söz vereceksin. Şimdi ise yerlerde sürüklüyorsun."
Civan cevap vermedi. Aradaki mesafeyi tek bir adımda kapattı. Elleri Leyla’nın yüzünü kavradı, parmakları saçlarının arasına hırsla daldı. "Seni istiyorum," dedi Civan, sesi her zamankinden daha boğuk, daha ilkel bir tondaydı. "Günlerdir mutfakta, salonda, her yerde seni izlerken aklımı yitiriyorum Leyla. Bana 'Ağam' dediğin her an, o soğuk duvarlarını yıkıp seni kendime çekmemek için elimi sargılar içinde parçaladım."
Leyla, Civan’ın dudakları kendi dudaklarına santimler kala son bir dirençle başını yana çevirdi. "Yapma... Bizim gerçeğimiz bu değil. Sen korkaksın Civan. Sen beni sadece bu karanlık odalarda isteyecek kadar korkaksın."
Civan, Leyla’nın bu sözlerine karşılık bir aslan gibi hırladı. "Korkak ha?" dedi ve elini Leyla’nın o ince, soluk hizmetçi elbisesinin yakasına attı. Tek bir hamlede, kumaşın feryat eden sesi odayı doldurdu. Elbise, Leyla’nın omuzlarından aşağı bir utanç simgesi gibi dökülürken, Civan onu belinden kavrayıp kendine mühürledi. Tensel temasın sıcaklığı, ikisinin de aklındaki tüm mantık kırıntılarını küle çevirdi.
Civan, Leyla’yı odanın köşesindeki o dar, kadife kaplı küçük koltuğa doğru itti. Leyla koltuğa uzandığında, Civan üzerine bir kabus gibi ama en çok da bir kurtarıcı gibi çöktü. Boynuna gömüldü; dudaklarını Leyla’nın şahdamarının üzerinde gezdirdi. "Söyle," dedi Civan, nefesi Leyla’nın tenini yakarken. "Söyle, kimin helalisin sen? Kimin ismini sayıklıyorsun geceleri?"
Leyla’nın elleri Civan’ın geniş omuzlarına tırnaklarını geçirdi. "Civan..." diye inledi, sesi odanın içinde bir dua gibi yankılandı. "Ah, Civan... Yapma, canımı daha fazla yakma."
"Canın yansın Leyla," diye fısıldadı Civan, dudaklarını Leyla’nın göğsüne indirirken. "Yansın ki benim nasıl küle döndüğümü anla. Yarın o yüzük parmağıma takıldığında bu tenin kokusunu burnumdan nasıl sileceklerini bana birisi anlatsın!"
Civan’ın elleri, Leyla’nın vücudunda bir fırtına gibi geziniyordu. Her dokunuşunda, Leyla’nın "balık etli" ve kıvrımlı hatlarını, teninin yumuşaklığını adeta hafızasına kazıyordu. Leyla, Civan’ın dokunuşları altında bir yay gibi geriliyor, çıkan sesleri bastırmak için dudaklarını ısırıyordu. Civan, bir elini Leyla’nın ağzına yasladı. "Bağırma," dedi gözlerinin içine bakarak. "Sadece benim için inle. Sadece benim duyabileceğim kadar... Annem, Berfin, o koca konak... Hepsi dışarıda kalsın. Burada sadece sen ve ben varız."
Arzu, ütü odasının o rutubetli ve buharlı havasında bir kor gibi büyüdü. Leyla, Civan’ın ismini bir sayıkhama gibi tekrarlarken, Civan onun her inlemesinde daha da sertleşiyordu. "Civan... Lütfen... Çok istiyorum seni," diye hıçkırdı Leyla. Artık gurur, sınıf farkı ya da yarınki nişan töreni umurunda değildi. O an, o karanlık romantizmin tam ortasında, sadece birbirlerinin nefesine aç iki ruh vardı.
Civan, Leyla’nın bacaklarını iki yana açıp arasına girdiğinde, odadaki dünya tamamen durdu. Birbirlerine her kenetlendiklerinde, dökülen terler ve hızlanan nefesler, aralarındaki o imkansız aşkın en somut kanıtıydı. Civan, Leyla’nın kulağına eğilip, "Sen benimsin Leyla," dedi, sesi bir hüküm gibiydi. "Hangi takımı giyersem giyeyim, hangi imzayı atarsam atayım; senin bu kokun benim ciğerimde kaldıkça ben kimseye yar olamam."
Leyla, Civan’ın sırtına sarıldı, başını geriye atarak tavandaki o loş ışığa baktı. Gözlerinden yaşlar süzülürken, Civan’ın vücudundaki o sert hareketler ona hem büyük bir acı hem de tarif edilemez bir haz veriyordu. Birbirlerinin ağızlarını kapatarak o amansız şehvetin seslerini bastırmaya çalıştılar. Her darbe, yarınki ayrılığa vurulan bir mühür gibiydi.
Dakikalar saatler gibi geçti o küçük koltukta. Civan, Leyla’nın her zerresini mülkiyeti altına almak istercesine hareket ediyordu. Leyla ise, "Son kez," diye fısıldıyordu içinden. "Son kez bu sıcaklığı hissedeyim, sonra varsın dünya başıma yıkılsın."
Sessizlik çöktüğünde, sadece birbirlerinin kalp atışlarını duyuyorlardı. Civan, Leyla’nın üzerine yığıldı, başını göğsüne yasladı. İkisi de bir süre tek kelime edemedi. Ütü odasındaki o buhar dağılmış, geriye sadece birbirine karışmış ter kokuları ve yerdeki yırtık elbise kalmıştı.
Civan yavaşça doğruldu, Leyla’nın yüzüne düşen saçları titreyen eliyle düzeltti. "Yarın..." dedi, sesi hıçkırık gibi boğuktu. "Yarın o salona girdiğinde yüzüme bakma Leyla. Çünkü bakarsan, ben o yüzüğü takamam. Ben bu konaktan çıkamam."
Leyla, Civan’ın elini kalbinin üzerinden çekti. "Sen çoktan taktın o yüzüğü Civan," dedi buz gibi bir sesle. "Şimdi kalk, o yerdeki takımı al. Ben onu tekrar ütüleyeceğim. Kendi ellerimle seni o kadına hazırlayacağım. Çünkü biz, bu geceden sonra birbirimiz için sadece birer hayaletiz."
Ütü odasının ağır, buharlı havası yerini ter ve arzunun keskin kokusuna bırakmıştı. Civan, o küçük koltukta Leyla’nın üzerine yığılmış, başını onun göğsüne yaslamış halde nefes nefese bekliyordu. Zaman durmuş, dışarıdaki o devasa konak ve yarınki o şatafatlı nişan hazırlıkları bu odanın kapısında asılı kalmıştı.
Civan yavaşça doğrulup Leyla’nın yanına uzandı. O daracık koltukta çırılçıplak, birbirlerine kenetlenmiş haldeydiler. Civan, bir kolunu Leyla’nın başının altına geçirdi, diğer eliyle onun nemli teninde gelişigüzel daireler çizmeye başladı. Leyla ise bakışlarını tavanın çatlaklarına dikmiş, sessizce akıtan gözyaşlarının kulağına süzülmesine izin veriyordu.
"Ağlama artık," diye fısıldadı Civan. Sesi, az önceki o hayvansi hırstan arınmış, sadece derin bir çaresizlikle sarmalanmıştı. "Böyle yaparsan gidemem Leyla. Bu kapıyı açıp o merdivenlerden inemem."
Leyla, hıçkırığını bastırmak için dişlerini sıktı. "Gideceksin Civan," dedi, sesi bir fısıltıdan halliceydi. "Sen hep gidersin. Ben burada, bu mermerlerin soğuğunda kalırım, sen o şık takımların içinde gidersin. Şimdi burada böyle çırılçıplak olmamız neyi değiştirir? Gün doğunca sen yine 'Ağa' olacaksın, ben yine o yerleri silen 'hizmetçi'."
Civan, Leyla’yı daha sıkı sarıp boynuna derin bir öpücük bıraktı. "Keşke..." diye mırıldandı. "Keşke sadece ikimiz olsaydık. Bu soyadı, bu konak, bu beklentiler olmasaydı. Seni alıp o dediğim eve götürebilseydim. Kimsenin bizi bulamadığı, sadece senin ve benim olduğum o yere..."
Leyla acı bir gülümsemeyle Civan’ın göğsüne elini koydu. Kalp atışlarını hissedebiliyordu. "O ev hiçbir zaman kurulmayacak Civan. Sen o evi kuracak kadar özgür değilsin, ben de o eve sığınacak kadar gurursuz değilim artık. Biz bu gece burada, bu tozlu odada sadece birbirimizin cenazesini kaldırdık."
Güneşin ilk ışıkları odanın küçük penceresinden sızmaya, toz bulutlarını aydınlatmaya başladığında Leyla tekrar sessizce ağlamaya başladı. Bu, sonun başlangıcıydı. Civan, Leyla’nın gözyaşlarını parmak uçlarıyla sildi, yüzünün her santimini son kez ezberlemek ister gibi dokundu ona.
"Güneş doğuyor," dedi Leyla, doğrulmaya çalışarak. "Gitmen lazım. Annem uyanmadan, konak halkı ayaklanmadan git. Yerdeki o takımı da al... Onu tekrar ütüleyeceğim. Yarın o kadının yanında dururken kokumun o kumaşın her zerresine işlediğini bilerek yürü."
Civan, Leyla’nın çıplak omuzlarını kavrayıp onu kendine çekti, alnını alnına yasladı. "Seni seviyorum," dedi ilk kez bu kadar net ve korkusuzca. "Bunu sakın unutma. Yarın o yüzük takılırken, ben aslında senin bu odadaki hayaline söz veriyor olacağım."
Leyla, Civan’ın gözlerinin içine baktı; o bakışta hem büyük bir aşk hem de sonsuz bir kırgınlık vardı. "Sevgi yetmiyor Civan. Bize yetmedi."
Civan, yerdeki yırtık elbiseye ve tozlu takıma baktı. Yavaşça giyindi, her bir parçayı üzerine geçirirken sanki üzerine ağır bir zırh kuşanıyordu. Kapının kilidini sessizce açtı, dışarıdaki koridoru kontrol etti. Arkasına dönüp Leyla’ya son bir kez baktı. Leyla, koltuğun üzerinde o yırtık elbiseye sarılmış, cenin pozisyonunda tekrar ağlamaya başlamıştı.
Civan, hiçbir şey diyemeden odadan çıktı. Leyla ise doğan güneşin altında, az önce tenini yakan o adamın artık tamamen ulaşılamaz olduğunu bilerek, sessiz hıçkırıklarını boşluğa bıraktı. Yarın, Şimşekler konağı için bir bayram günüydü ama bu odada bir aşk sessizce can vermişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

73okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.