24

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 24

Şimşekler konağı, tarihinin en kalabalık ve en gergin sabahlarından birine uyandı. Nişandan bir gün önce, sülalenin dört bir yanından gelen akrabalar avluyu hıncahınç doldurmuştu. Sultan Hanım, bir kraliçe edasıyla misafirlerini ağırlarken, arka planda dönen fırtınadan habersiz görünüyordu. Leyla ve Hicran ise onlarca misafire hizmet yetiştirebilmek için adeta nefes almadan koşturuyorlardı. Ancak Leyla için bu kalabalık, dün gece o karanlık ütü odasında yaşadığı yakıcı saatlerin üzerine çekilmiş ağır bir utanç perdesiydi.
Leyla, elinde gümüş tepsilerle avluda bir hayalet gibi süzülürken gözlerini yerden kaldırmıyordu. Civan’ın yüzüne bakmaya cesareti yoktu; her baktığında teninde onun ellerini, kulağında ise o boğuk inlemelerini duyuyordu. Civan ise tüm gün fabrikaya gitmek yerine konakta kaldı. İçindeki o koruyucu içgüdü, Miran’ın varlığıyla birleşince onu adeta konağın duvarlarına hapsetmişti. Civan, dün geceden beri duş bile almamıştı; Leyla’nın o eşsiz kokusunun teninden gitmesine izin vermiyordu, bu onun gizli günahı ve tek tesellisiydi.
Miran, elinde kahvesiyle avlunun en stratejik köşesine kurulmuş, bu sessiz savaşı büyük bir keyifle izliyordu. Bakışları, tepsiyi tutarken elleri titreyen Leyla ile onu bir kurt gibi uzaktan süzen Civan arasında gidip geliyordu. Miran, zeki bir adamdı; bu kadar yoğun bir gerilimin sadece "çalışan-işveren" ilişkisi olamayacağını biliyordu. "Yoksa," diye düşündü Miran, bardağını dudaklarına götürürken, "Civan bu kadını gerçekten seviyor olabilir mi?". Kliniği basacak kadar gözü kararan bir adamın ancak böyle bir sevdası olabilirdi.
Öğle sıcağı çöktüğünde, Miran bilerek Civan’ın yanına yanaştı. "Hayırdır kuzen," dedi Miran alaycı bir tavırla, "Bugün fabrikada işler durdu herhalde? Seni buralarda, özellikle de mutfak kapısına bu kadar yakın görmek şaşırtıcı."
Civan, dişlerini sıkarak Miran’a döndü. "İşimin başında duruyorum Miran. Konağın güvenliği ve düzeni bugün her şeyden önemli. Malum, her önüne gelen içeri giriyor artık."
Miran hafifçe güldü ve o an yanlarından geçen Leyla’yı süzdü. "Düzen gerçekten de kusursuz görünüyor. Özellikle hizmetçilerin seçimi... Leyla kızımız pek de maharetliymiş. Bakıyorum da, gözünü üzerinden bir saniye bile ayırmıyorsun. Yoksa o şanına leke sürülmesin diye mi bu kadar nöbettesin, yoksa başka bir şey mi?"
Civan, Miran’ın üzerine bir adım yürüdü; aralarındaki elektrik avludaki misafirleri bile susturacak cinstendi. "Haddini bil Miran! Sana daha önce söyledim, o kız benim korumam altında. Onun adını o kirli ağzına sakız yapma, yoksa bu konağın kapısını senin için sonsuza dek kapatırım."
"Kuzen, bu kadar celallenmen beni sadece daha çok şüphelendiriyor," dedi Miran, sesini alçaltarak. "Bizim hayatımızda ne kadınlar oldu biliyorsun. Hiçbirine bu denli korumacı davranmadın. Berfin bile şu an içeride senin yolunu gözlerken, sen burada bir hizmetçinin gölgesini kovalıyorsun. Eğer bu kızla aranda sandığımdan daha fazlası varsa, bu sadece senin değil, tüm Şimşeklerin sonu olur. Bir hizmetçiyi başımıza ağa mı getireceksin?"
Civan, Miran’ın yakasına yapışmamak için elindeki sargıyı o kadar sert sıktı ki, yarası yeniden sızlamaya başladı. "Benim ne yapacağımı, kimi koruyacağımı sen belirleyemezsin. Sen sadece işine bak, yarınki törende de bir pürüz çıkarma."
Miran, Civan’ın bu savunmacı halinden istediği cevabı almıştı. "Merak etme kuzen, yarınki törende orada olacağım. Ama bu gece de buradayım... Sultan Yengem kalmam için ısrar etti. Bakalım gece yarısı bu konakta daha neler öğreneceğim."
Miran’ın konakta kalacak olması Civan için en büyük kabustu. Gece çöktüğünde ve misafirler odalarına çekildiğinde, Civan’ın kulağı her bir tıkırtıdaydı. Leyla ise mutfakta Hicran’la birlikte son bulaşıkları yıkarken, arkasında hissettiği bakışların kime ait olduğunu biliyordu. Miran, karanlığın içinden onu izliyor, Civan’ın zayıf noktasını tamamen ele geçirmek için fırsat kolluyordu.
Miran’ın asıl derdi Civan’ın itibarını yerle bir etmekti. Eğer Civan’ın bir hizmetçiyle yasak bir aşk yaşadığını kanıtlarsa, çevre onu kınar ve "Şimşeklerin Ağası" sıfatı bir alay konusuna dönüşürdü. Berfin gibi kadınlar Miran’a göre sadece birer maskedeydi; o, Civan’ın Leyla’ya olan o saf ama karanlık tutkusunu kıskanıyordu.
Şimşekler Konağı’nın avlusunda gürültülü bir kalabalık vardı; Civan, büyük ortaklar ve akrabalarıyla derin bir iş sohbetine dalmış, bir yandan da göz ucuyla etrafı kolaçan ediyordu. Ancak Miran, kuzeninin bu anlık dalgınlığını fırsat bilerek sessizce mutfağa süzüldü. Mutfakta Leyla ve Hicran, yorgunluktan bitap düşmüş bir halde sandalyelerine çökmüş, kısa bir mola verip kahvelerini yudumluyorlardı.
Miran içeri girdiğinde iki genç kadın da hızla ayağa kalktı. Miran, yüzündeki o güven vermeyen ama etkileyici gülümsemesiyle elini havaya kaldırdı. "Oturun kızlar, rahatınıza bakın," dedi sesi yumuşak bir tondaydı. "Ben sadece kendime bir kahve alacağım." Kendi kahvesini hazırlarken mutfaktaki gerilimi dağıtmak ister gibi davrandı ve fincanını alıp doğrudan Hicran ile Leyla’nın oturduğu masaya yerleşti.
Birkaç dakika geçmeden Miran, "Hicran, yengem seni yukarıda çağırıyordu sanki, misafirlerin odalarındaki eksiklerle ilgili bir şeyler söylüyordu," diyerek basit bir bahane uydurdu. Hicran, Sultan Hanım’ın adını duyunca hemen toparlanıp mutfaktan çıktı. Artık Leyla ve Miran baş başaydı.

Mutfaktaki loş ışık, Miran’ın yüzündeki o hesaplı ama dışarıdan bakıldığında son derece şefkatli görünen ifadeyi gölgeliyordu. Hicran’ın gidişiyle oda sessizliğe gömüldüğünde, Miran kahvesinden ağır bir yudum aldı ve sandalyesini Leyla’ya biraz daha yaklaştırdı. Leyla, yorgunluktan bitap düşmüş parmaklarıyla fincanını sıkarken, Miran’ın o zehirli ama tatlı dili havada asılı kalan gerginliği dağıtmaya başladı.
"Leyla, bak bana," dedi Miran, sesi bir dostun en mahrem sırrını paylaşacakmış gibi yumuşaktı. "Bu konak, bu duvarlar... İnsan bazen sadece nefes almak istiyor, değil mi? Hayat sana adil davranmıyor, görüyorum. Şimşekler sülalesi dışarıdan parıltılıdır ama içindekini sömürür."
Leyla, ilk kez Miran’dan bu denli "insanca" bir yaklaşım gördüğü için şaşkınlıkla başını kaldırdı. Miran, Leyla’nın bu savunmasız anını bir cerrah titizliğiyle değerlendirerek hayatın haksızlıklarından ve kendi 'yaralarından' bahsetmeye başladı.
"Biliyor musun, benim de bir nenem vardı," dedi Miran, bakışlarını uzaklara dikerek. "Onu çok severdim. Ama o da bu aile düzeninin, o katı kuralların kurbanı oldu. Bir rahatsızlığı vardı, herkes geçer dedi, kimse üstüne düşmedi. Kendi sülalesinin içinde, o kadar kalabalığın ortasında yalnız başına ve ilgisizce göçüp gitti. O zaman anladım ki, bu hayatta kendi ailenden başka kimseye tam anlamıyla güvenemezsin."
Leyla’nın gözleri doldu. Kendi ailesi, annesi ve evdeki yaşlı nenesinin durumu bir an gözünün önünden geçti. Miran, Leyla’nın ruhundaki o hassas noktayı tam on ikiden vurmuştu.
"Senin de nenen rahatsızmış, duydum," dedi Miran, Leyla’nın elinin üzerine kardeşçe, sakin bir güvenle dokunarak. "Bak Leyla, bu dünya sadece güçlüler için dönüyor gibi gelebilir ama biz birbirimize tutunmak zorundayız. Senin ailen, annen... Onlar burada senin verdiğin emeğin, çektiğin çilenin farkında bile değiller belki. Onlara iyi bir sağlık hizmeti sunmak, kontrol ettirmek gerek. Adresini ver bana, nerede oturduklarını söyle. Benim çok sağlam, alanında uzman doktor arkadaşlarım var. Bizzat ben giderim, ben ilgilenirim. Evde nenenin durumuna bakarım, annenin kontrollerini yaptırırım. Onların sağlığı benim teminatım olsun."
Leyla’nın kalbi bu samimi teklif karşısında yumuşadı. Civan’ın o kaba, sahiplenici ama kısıtlayıcı tavrından sonra Miran’ın bu inceliği ona bir kurtuluş yolu gibi göründü. "Gerçekten mi?" diye fısıldadı Leyla. "Bunu yapar mısınız?"
"Lafı bile olmaz," dedi Miran, cebinden telefonunu çıkarıp masanın üzerine bırakırken. "Aramızda kalsın ama... Civan bu tarz şeyleri pek anlamaz. O her şeyi parayla ya da emirle çözeceğini sanır. Ama sağlık, aile... Bunlar gönül işidir. Ver numaranı bana, ben de kendi şahsi numaramı sana kaydedeyim. Ne zaman bir şeye ihtiyacın olsa, ailenle ilgili bir pürüz çıksa, nenenin bir ilacı bitse hemen bana haber ver. Kimse bilmez, kimse duymaz. Bu bizim aramızdaki küçük, insani bir bağ olsun."
Leyla, Miran’ın anlattığı o hüzünlü nene hikayesi ve ailesine yardım etme vaadiyle tamamen teslim oldu. Civan’ın ismini bir kez bile anmadan, sadece çaresiz bir evlat ve torun olarak Miran’ın uzattığı o sahte zeytin dalına tutundu. Titreyen elleriyle Miran’ın telefonuna numarasını ve ailesinin adresini yazarken, Miran içinden zafer çığlıkları atıyordu.
"Tamamdır güzel kız," dedi Miran, telefonunu geri alırken. "Şimdi sil o gözyaşlarını. Sen bu konağın en temiz kalpli insanısın. Yarın o şatafatlı nişan telaşında ben yine buralarda olacağım. Aklın evinde kalmasın, ben arkadaşlarımı şimdiden organize ediyorum."
Miran mutfaktan çıktığında, Civan koridorun diğer ucunda belirdi. Miran, kuzeninin yanından geçerken yüzüne o sinsi ve muzaffer gülümsemeyi yerleştirdi. Civan, Miran’ın neden mutfaktan geldiğini sorgularcasına ona bakarken, Miran sadece omuz silkti. Cebindeki telefonda artık Civan’ın en kıymetli hazinesinin anahtarı vardı. Leyla ise mutfakta, elinde boş kahve fincanıyla kalakalmıştı; Miran’ın onu bir zehir gibi nasıl yavaş yavaş kendi tarafına çektiğinden habersiz, ailesi için bir umut ışığı bulduğunu sanıyordu.
Civan, Miran’ın mutfaktan o sinsi gülümsemesiyle çıkışını gördüğü an damarlarındaki kanın çekildiğini hissetti. Adımlarını mutfağa yönelttiğinde öfkesi her saniyede daha da bileniyordu. İçeri girdiğinde masadaki o iki boş kahve fincanını, karşılıklı oturulmuş sandalyeleri gördü; baş başa, diz dize bir sohbetin tüm kalıntıları oradaydı. Kıskançlıktan gözü dönmüş bir halde önce salona baktı; herkes avluda sohbete dalmış, kimse mutfakta neler bittiğinin farkında değildi.
Hemen Leyla’nın üzerine yürüdü ve onu mutfak tezgahıyla kendi gövdesi arasına, o dar köşeye sertçe sıkıştırdı. Civan’ın nefesi, öfkeden dolayı kesik kesik geliyordu. "Ne işi vardı onun burada?" diye kükredi, sesini alçak tutmaya çalışsa da içindeki fırtına her kelimesinden okunuyordu. "Ne konuştunuz o yılanla dakikalarca? Neden o masada karşılıklı kahve içiyorsunuz!"
Leyla, Civan’ın bu yakıcı kıskançlık krizi karşısında başını dik tuttu; ancak içindeki suçluluk duygusu bir ağırlık gibi çökmüştü. Miran’a numarasını verdiğini, nenesinin ve ailesinin adresini paylaştığını asla anlatamazdı. Eğer Civan, Miran’ın ailesine kadar sızdığını öğrenirse konağı kana bulayacağını biliyordu.
"Sadece kahve içti Civan Ağam," dedi Leyla, sesindeki titremeyi gizleyerek. "Misafirdi, 'hayır' mı deseydim? İnsan gibi geldi, dertleşti gitti. Senin gibi her fırsatta üstüme yürümüyor o."
"Dertleşti mi?" diye bağırdı Civan, elini Leyla’nın başının yanındaki duvara sertçe vurarak. "Senin derdin benim, dermanın da benim! Miran’ın derdi ise sadece yıkmak, yok etmek. O adamın ağzından çıkan her kelime zehirdir Leyla, anlamıyor musun? Sana bakarken gözlerindeki o iştahı görmüyor musun!"
Civan, Leyla’nın omuzlarını sarsarken aslında ona değil, onu kaybetme ihtimaline bağırıyordu. Yarınki nişan, annesinin baskısı ve çevresindeki binlerce göz arasında tek sığınağı bu mutfaktaki kadındı. Leyla’yı başka bir erkeğin, hele ki can düşmanı Miran’ın yanında düşünmek ruhunu parçalıyordu. Korkusu öfkesinden büyüktü; Leyla’nın gönlünün bir anlık bir "insanlık" vaadiyle Miran’a kayması demek, Civan için her şeyin sonu demekti.
"Bir daha," dedi Civan, alnını Leyla’nın alnına dayayarak, sesi bu sefer bir tehditten çok bir yalvarışa dönmüştü. "Bir daha onu bu kapıdan içeri almayacaksın. Onunla konuşmayacaksın. Ben senin için dünyayı karşıma alırken, sen beni o adamın eline bırakma Leyla. Eğer gidersen... eğer seni kaybedersem, ben bu konaktan sağ çıkamam."
Leyla, Civan’ın gözlerindeki o derin korkuyu gördü. Dün gece tenini yakan o dev adam, şimdi karşısında bir çocuk gibi titriyordu. Ama cebindeki telefonda Miran’ın numarası bir saatli bomba gibi bekliyordu. Leyla sustu; ne numarayı anlattı ne de Miran’ın ailesi üzerinden kurduğu o sinsi bağı. Sadece Civan’ın göğsüne başını yaslayıp bu fırtınanın dinmesini bekledi, oysa asıl büyük yıkımın Miran’ın bir mesajıyla başlayacağını henüz hayal bile edemiyordu.
Civan’ın o baskıcı, sahiplenici ve yakıcı yakınlığı karşısında Leyla’nın nefesi kesilmişti. Elleriyle Civan’ın sert göğsünü var gücüyle itti, ancak Civan bir santim bile kımıldamadı. Leyla’nın gözlerindeki o hüzünlü pırıltı yerini bir anda keskin bir öfkeye ve hayal kırıklığına bıraktı. Sesi, mutfağın taş duvarlarında yankılanan bir kırbaç gibi şakladı.
"Kendinize gelin Civan Ağa!" diye haykırdı Leyla, sesi titrese de kelimeleri birer mermi kadar ağırdı. "Siz yarın bu konakta, tüm sülalenizin ve bu şehrin gözü önünde başkasına söz vereceksiniz. O yüzük parmağınıza takılacak! Yarın nişanlanıyorsunuz, sonra da zaten evleneceksiniz. Bunu sakın unutmayın. Ben sizin sadece çalışanınızım, yerleri silen, kahvenizi getiren hizmetçinizim. Ötesi yok, hiç olmadı!"
Bu kelimeler, Civan’ın zaten yaralı olan gururunda derin yaralar açtı. Miran’ın mutfaktan çıkarken attığı o sinsi gülüş, annesinin bitmek bilmeyen baskıları ve Leyla’nın onu iten elleri birleşince Civan’ın gözü tamamen karardı. Leyla’nın bileklerini öyle bir kavradı ki, parmaklarının izi Leyla’nın ince tenine çıktı. Onu kendine öyle sert çekti ki, nefesleri birbirine karıştı.
"Öyle mi Leyla?" dedi Civan, sesi zehirli bir hançer gibi boğuk ve karanlık çıkarak. "Dün gece o odada, kollarımın arasında can verircesine inlerken böyle demiyordun ama! O zaman Ağa değildim, o zaman sadece bendim. O zaman nişan, düğün, el alem aklında mıydı? Şimdi mi kıymetli oldu o hizmetçi gururun?"
Leyla duyduğu bu ağır cümleyle adeta sarsıldı. Dün geceki o en mahrem, en savunmasız ve en saf anının, sevdiği adam tarafından bir silah gibi yüzüne vurulması ruhunu paramparça etti. Kalbindeki o son sevgi kırıntısı, Civan’ın bu cümlesiyle küle döndü. Hiç düşünmeden, tüm öfkesini ve kırgınlığını avucuna toplayıp Civan’ın suratına sert bir tokat indirdi.
Mutfakta tokatın sesi yankılanırken zaman durdu. Civan’ın başı yana savruldu, yüzündeki o sıcak sızı kalbindeki yangından daha hafifti. Tokadın şiddetiyle Civan’ın yanağı kızarmaya başlarken, Leyla’nın gözlerinden ilk yaş süzüldü. Civan, söylediği cümlenin ne kadar alçakça olduğunu o an anladı; pişmanlık boğazına bir düğüm gibi oturdu ama artık çok geçti.
Civan, Leyla’nın o yaşlı ve nefret dolu bakışlarına daha fazla dayanamadı. Hiçbir şey demeden, arkasına bile bakmadan mutfaktan fırtına gibi çıktı. Avludaki kalabalığa, sahte gülüşlere ve nişan telaşına karışırken aslında her adımıyla Leyla’dan biraz daha uzaklaşıyordu. Leyla ise mutfakta, mermer tezgahın dibine çöktü. Elleriyle yüzünü kapatıp dün geceye, bugüne ve yarınki o kaçınılmaz sona hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. İkisi de aynı ateşin içinde yanıyordu ama bu ateş artık onları birleştirmiyor, sadece küle çeviriyordu.
Miran, mutfağın hemen dışındaki loş koridorda, gölgelerin arasına sinmiş bir yılan gibi bekliyordu. İçeriden gelen her feryadı, her hıçkırığı ve Civan’ın o zehirli itirafını en ince ayrıntısına kadar duymuştu. Yüzünde, karanlıkta bile parlayan o şeytani ve muzaffer gülümseme yayıldı. Civan’ın Leyla’yı dün gece kollarında hırpalarcasına sevdiğini, o dokunulmaz "Ağa" maskesinin ardındaki en büyük günahı artık biliyordu.
Miran, Civan’ın mutfaktan bir hışımla çıkışını izlerken yerinden kıpırdamadı. Civan’ın yüzündeki o tokat izi ve gözlerindeki pişmanlık, Miran için paha biçilemez bir manzaraydı. "Demek dün gece o odadaydınız..." diye fısıldadı Miran kendi kendine, sesi adeta bir yılan ıslığı gibiydi. "Demek o tertemiz sandığın gururun, bir hizmetçinin teninde can verdi ha kuzen?"
Miran, Civan’ın avludaki kalabalığa karışıp sahte tebrikleri kabul etmeye gitmesini fırsat bilerek tekrar mutfak kapısına yaklaştı. İçeriden gelen Leyla’nın hıçkırıkları artık sönmeye yüz tutmuş, yerini derin ve kimsesiz bir sessizliğe bırakmıştı. Miran cebindeki telefonu çıkardı; Leyla’nın az önce kendi elleriyle verdiği o numara, şimdi Civan’ın krallığını yerle bir edecek en güçlü silahtı.
Kendi kendine düşündü; Civan’ın bu kıza olan tutkusu sadece bir "heves" değildi, bu bir yıkımdı. Ve Miran, bu yıkımı hızlandırmak için elinden geleni yapacaktı. Yarınki nişan töreni, Şimşekler sülalesi için bir şan gösterisi olacaktı belki ama Miran için bu, Civan’ın infaz saatiydi.
Miran, Leyla’ya bir mesaj atmak için parmaklarını ekranda gezdirdi. Ona ailesiyle, nenesinin sağlığıyla ilgili sahte bir umut daha verecek, onu Civan’ın o kaba saba dünyasından koparıp kendi zehirli şefkatine hapsedecekti. Leyla, Civan’dan yediği o son darbeyle zaten paramparça olmuştu; Miran için tek yapması gereken, o parçaları kendi çıkarları doğrultusunda birleştirmekti.
"Sıra bende Civan," dedi Miran sessizce. "Sen o parıltılı yüzükleri takarken, ben senin ruhunu bu mutfağın soğuk mermerlerine gömeceğim."
Miran, sanki hiçbir şey duymamış gibi, yüzüne en masum maskesini takarak avluya, kalabalığın arasına geri döndü. Civan ile göz göze geldiğinde, kuzeninin yüzündeki o kızarıklığa bakıp alaycı bir selam verdi. Civan ise başına geleceklerden habersiz, vicdan azabıyla boğuşurken, Miran çoktan bir sonraki hamlesini planlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

67okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.