19

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 19

Sultan Hanım, elindeki kağıtta yazan hastane bilgilerine son bir kez baktı. Şoförüne yolu tarif ederken sesi buz gibiydi: "Kimseye tek kelime etmeyeceksin, Civanın kulağına bir şey giderse kendini kapının önünde bulursun."
Hastanenin o ağır, ilaç kokulu koridorlarından geçip danışmadan aldıkları tarifle kantine doğru ilerledi. Sultan, vakur ve kendinden emin adımlarla kantine girdiğinde, o büyük "uçurumu" gözleriyle gördü. Bir köşede, plastik sandalyelere sığınmış; saçları dağılmış, omuzları çökmüş iki kadın... Neriman ve Leyla. Dün konakta fırtınalar koparan o gururlu hallerinden eser kalmamış, evlat ve can acısıyla boyunları bükülmüştü.
Sultan Hanım’ın taşlaşmış kalbi bir anlığına sızladı; annelik içgüdüsüyle onlara acıyacak gibi oldu ama Civan’ın odadaki o perişan hali aklına gelince hemen kendini topladı. Yüzüne sahte bir şaşkınlık maskesi takarak onlara doğru yürüdü. Topuklu ayakkabılarının sesi fayanslarda yankılanırken tam masalarının başında durdu.
"Neriman Hanım? Leyla? Hayırdır, bu ne hal?" dedi Sultan, sanki onları orada tesadüfen görmüş gibi.
Neriman ve Leyla, başlarını kaldırdıklarında karşılarında tüm ihtişamıyla duran Sultan Hanım’ı görünce donup kaldılar. Leyla, yorgunluktan kızarmış gözlerini Sultan’a dikti.
Neriman, boğazındaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştı. "Sultan Hanım... Siz?"
"Bir tanıdık için gelmiştim, sizi böyle perişan görünce inanamadım," dedi Sultan, masadaki boş sandalyeye yavaşça otururken. "Ne oldu, neden buradasınız? Telefonda annem dedin ama..."
Leyla, gururunu bir kenara bırakıp sadece nenesini düşünerek fısıldadı: "Ninem... Kalp krizi geçirdi Sultan Hanım. Ameliyat dediler ama biz... biz ne yapacağımızı şaşırdık."
Sultan, büyük bir "üzüntüyle" iç geçirdi. "Vah vah... Saadet annemiz ha? Çok üzüldüm. Doktorlar ne diyor peki? Maddiyat mı engel yoksa başka bir şey mi?"
Leyla ve Neriman birbirlerine baktılar. O an, karşılarında duran bu kadının ellerinde nenesinin hayatını kurtaracak bir anahtar olduğunu ikisi de hissediyordu. Sultan ise avını köşeye sıkıştıran bir avcı gibi, onların bu çaresiz bakışlarından beslenerek asıl darbesini vurmak için doğru anı bekliyordu.
Sultan Hanım, her zamanki mesafeli tavrının aksine, Leyla’nın koluna sanki bir şefkat gösteriyormuş gibi yumuşakça girdi. Onu kantinin gürültüsünden biraz uzaklaştırıp, hastanenin daha sessiz bir koridoruna doğru yürüttü. Leyla, kolundaki bu elin ağırlığıyla bir an için umutlandı; içinden, *"Belki Civan ikna etti, belki insafa geldi"* diye hayal kuruyordu ama bu sadece saniyeler sürecek bir rüyaydı.
"Çok mu seviyorsun sen bakalım neneni?" diye sordu Sultan, gözlerini Leyla’nın yüzüne dikerek.
Leyla, yaşlı gözlerini sildi, sesi titreyerek cevap verdi: "Elbette Sultan Hanım... O benim canım, ikinci annem gibi. Benim kanım o, nasıl sevmem? O olmasa biz ne yaparız?"
Sultan, sanki cevabı zaten biliyormuş gibi başını salladı. "Peki, madem bu kadar kıymetli... Niye hala burada bekliyorsunuz? Niye ameliyat olmuyor bu kadın?"
Leyla utancından yerin dibine girmek istedi. Başını öne eğdi, parmaklarıyla oynamaya başladı. "Para..." dedi fısıltıyla. "Ameliyat çok pahalı Sultan Hanım. Bizim gücümüz yetmiyor, ödeyemiyoruz."
"Anlıyorum..." dedi Sultan, sesini iyice yumuşatarak. "Para dediğin bugün el kiridir ama giden can geri gelmez. Benim gönlüm razı gelmez Saadet annenin o masada kalmasına."
Leyla bir an umutla başını kaldırdı. "Gerçekten mi? Yardım eder misiniz bize?" Sonra bir an duraksadı, gururu ve gerçekler ağır bastı. "Ama Sultan Hanım... Ben bunu nasıl kabul ederim? Biz o kadar parayı size hayat boyu ödeyemeyiz. Bizim neyimiz var ki? Bu yükün altından kalkamam ben, ödeyemem size geri..."
Sultan Hanım’ın dudaklarında, avını köşeye sıkıştıran bir avcının o sinsi gülümsemesi belirdi. "Ödersin be kızım, ödersin... Kim dedi sana nakit ödeyeceksin diye?"
Leyla şaşkınlıkla baktı. "Nasıl yani?"
Sultan, Leyla’nın kolunu biraz daha sıkı tutarak yüzüne eğildi; sesi şimdi bir yılan gibi tıslıyordu. "Madem nenenin canı her şeyden önemli, madem parayı ödeyemem diyorsun... O zaman bedelini hizmetinle ödeyeceksin. Gel bizim konağa, hizmetçim ol. Temizliğimi yap, yemeğimi pişir, konaktakilere uşaklık et. Öyle dışarıdan terzi kızıyken Civan’ı kandırmak kolaydı; gel bir de mutfaktan, en aşağıdan bak o aşka. Civan seni her gün mutfakta bulaşık yıkarken, yerleri silerken görsün. Görsün ki bu sevdadan kendi elleriyle vazgeçsin."
Leyla duydukları karşısında dehşete düştü. "Hizmetçi mi? Sizin konağınızda mı?"
"Evet," dedi Sultan, haince bir tavırla. "Hem nenen kurtulsun hem de sen borcunu namusunla çalışarak öde. Ama bir şartla; Civan’a bu parayı benim verdiğimi asla söylemeyeceksin. 'Ben buldum, bir yerden borç aldım' diyeceksin. Civan seni mutfakta gördüğünde de 'Para için, zenginlik için buraya kapak attım' diyeceksin. Eğer kabul edersen, şu saniye parayı yatırtırım. Karar senin; ya nenen kara toprak altına girecek ya da sen benim konağıma hizmetçi..."
Leyla olduğu yere çivilendi. Bir yanda canından çok sevdiği nenesinin nefesi, diğer yanda sevdiği adamın gözü önünde her gün aşağılanmayı göze almak... Sultan, zaferinden emin bir şekilde Leyla’nın yıkılışını izliyordu.
Leyla, duyduklarının ağırlığıyla sarsılırken boğazına bir düğüm oturdu. "Peki," dedi sesi titreyerek, "Ben... ben size haber vereceğim."
Sultan Hanım, kazandığı zaferin mağrur edasıyla yerinden kalktı. Üstündeki pahalı kürkü düzelterek Leyla’ya son bir bakış attı. "Çabuk karar ver, vaktin daralıyor kızım. Numaram annende var, eğer nenen yaşasın istiyorsan teklifi kabul ettiğine dair bir mesaj atarsın, ben de parayı gönderirim. Ama kuralı unutma; o konağa adım attığın andan itibaren Civan sana ne derse desin, nasıl yalvarırsa yalvarsın geri adım atmayacaksın. Sen onun altında çalışan bir hizmetçisin, hepsi bu. Aranızdaki o uçurumu her gün, her saniye ikiniz de hissedeceksiniz."
Sultan, gitmeden önce Leyla’nın yüzüne doğru eğilip sesini daha da alçalttı; bu seferki bir teklif değil, açık bir tehditti: "Bu iyiliğimi sakın unutma leyla. Eğer olur da nenen iyileştikten sonra verdiğin sözden döner, Civan’a uymaya kalkarsan... kendine ölümlerden ölüm beğen. Şimşeklerin gazabı dikiş dikmeye benzemez."
Sultan Hanım, topuk sesleri koridorda yankılanarak uzaklaşırken Leyla olduğu yere çöktü. Bir yanda ameliyat masasında yatan nenesinin hayatı, diğer yanda sevdiği adamın gözleri önünde her gün aşağılanacağı, ruhunun her gün parça parça edileceği o konak...
Neriman uzaktan kızının bu halini görüp yanına koştu. "Ne dedi? Ne konuştunuz Leyla?" diye sordu telaşla. Leyla annesine bakamadı. Sadece "Ninnem kurtulacak anne... Ama ben bittim," diyebildi içinden.
Neriman, kızının dudaklarından dökülen o korkunç şartı duyunca sanki hastane koridoru üzerine yıkıldı. "Nasıl yani?" dedi, sesi titreyerek. "Hizmetçi mi? Bizim kızımızı, benim Leyla’mı o konağa uşak mı yapacakmış o kadın?"
Leyla, başını nenesinin yattığı odaya doğru çevirdi. Gözleri yaşlıydı ama bakışlarında karanlık bir kabulleniş vardı. "Öyle dedi anne... 'Borcunu namusunla çalışarak öde' dedi. Civan’ın gözü önünde yerleri sileceğim, bulaşık yıkayacağım. Aradaki uçurumu böyle gösterecekmiş bize."
Neriman uzun uzun düşündü. O hırslı, kızını o konağa gelinlikle sokma hayalleri kuran kadının gururu bin parça olmuştu. Kızını o görkemli kapıdan hanım ağa olarak sokmak isterken, şimdi mutfak kapısından bir hizmetçi olarak girmesine onay vermek zorundaydı. Ama başka yolları yoktu; Saadet nenenin kalbi her geçen saniye biraz daha yoruluyordu.
"Ne kadar süre çalışacaksın?" diye sordu Neriman, sesi boğuklaşarak. "Yani o kadar paranın sonu gelir mi hiç?"
"Ne bileyim anne..." dedi Leyla, umutsuzca. "Parayı tamamlayana kadar herhalde. Belki aylar, belki yıllar... Ama ninnem yaşasın da, ben her şeye razıyım."
Neriman, kızının bu fedakarlığı karşısında daha fazla dayanamadı. Kendi hırslarının onları getirdiği bu noktada, kızının hayatının sönmesine sebep olduğu için vicdanı sızladı. Leyla’nın omuzlarından tutup onu kendine çekti.
"Kabul ettik o zaman..." dedi Neriman, hıçkırarak. "Mecburuz leylam, mecburuz. O parayı başka türlü bulamayız. Ben seni o konağa gelin diye hayal ettim ama kader seni oraya uşak etti. El pençe divan duracağız, kabul edeceğiz yavrum. Yeter ki nenen o masadan kalksın."
Neriman kızına sıkı sıkı sarıldı, ikisi de hastane koridorunda birbirlerine tutunup sessizce ağladılar. Bu sarılma, bir veda gibiydi; Leyla’nın özgürlüğüne, aşkına ve hayallerine veda...
Hemen ardından Neriman, titreyen elleriyle telefonunu çıkardı. Sultan Hanım’ın numarasına o kara haberi veren mesajı yazdı: **"Sultan Hanım, teklifinizi kabul ediyoruz. Parayı yatırın, Leyla yarın konakta işe başlayacak."**
Mesajın "görüldü" olmasıyla birlikte, dakikalar içinde telefona bir banka bildirimi düştü. Para yatmıştı. Saadet nene ameliyata alınırken, Leyla için de o karanlık konak hayatının kapıları aralanmış oldu.
Sultan Hanım, telefonun ucundaki o soğuk ve üstten bakan sesiyle son darbesini vurdu: "Ha, bu arada bir şartım daha var Neriman... Leyla konakta yatılı kalacak. Öyle akşam olunca eve dönmek yok. Hizmet dediğin gece gündüz olur. Sadece hafta sonları, o da ben izin verirsem yanınıza gelir."
Neriman’ın telefonu tutan elleri kaskatı kesildi. Dişlerini birbirine o kadar sert bastırdı ki çenesi ağrıdı. İçindeki o asabi kadın haykırmak, Sultan’a en ağır sözleri söylemek istiyordu; ama Saadet nenenin ameliyathaneye giren sedyesi gözünün önünden gitmiyordu. Eli mahkumdu, dili bağlıydı.
"Yatılı mı?" diye fıstıldadı Neriman, sesi titreyerek. "Kızımı yanımdan da mı ayıracaksın Sultan Hanım?"
Sultan istifini bozmadı. "İşine gelirse Neriman... Ben borcumu sağlama alırım. Yarın sabah erkenden eşyalarıyla kapıda olsun," dedi ve telefonu kapattı.
Neriman telefonu çantasına fırlatırken Leyla’ya döndü. Gözleri hırs ve çaresizlikten kıpkırmızı olmuştu. "Yatılı diyor Leyla... Seni benden tamamen koparacak o yılan. 'Gece gündüz hizmet edecek' diyor."
Leyla’nın yüzünde artık hiçbir duygu kırıntısı kalmamıştı; bir robot gibi ruhsuzlaşmıştı. "Fark etmez anne," dedi boşluğa bakarak. "Ninem yaşasın da, ben gerekirse o konağın zindanında yaşarım. Yarın sabah giderim."
Saadet nene, ameliyatın ardından toparlanmış, o her zamanki şefkatli ama yorgun bakışlarıyla evinin başköşesine kurulmuştu. Leyla’nın odasından gelen tıkırtıları duyunca merakla seslendi: "Kızım... Gel yavrum, Leyla’m. Nereye böyle hayırdır, neyi toplarsın?"
Leyla, elinde küçük bir valizle içeri girdi. Gözleri şişmişti ama yüzünde bir kabulleniş vardı. Nenesinin dizinin dibine çöktü, ellerini avuçlarının içine aldı. "Nene... Ben yatılı bir işe başlıyorum. Bundan sonra hafta içleri orada kalacağım," dedi ve her şeyi; Sultan Hanım’ın teklifini, ameliyat parasının bedelini ve o konağa neden gitmesi gerektiğini bir bir anlattı.
Saadet nene duydukları karşısında derin bir iç çekti. Gözleri doldu ama ne itiraz edebildi ne de Neriman gibi Sultan’a beddua etti. Kendi canı için torununun böyle bir ateşe atılması canını yakıyordu ama Sultan’ın bu hamlesindeki o sert haklılığı da seziyordu.
"Demek öyle..." dedi Saadet nene, sesi titreyerek. "Sultan Hanım borcuna karşılık seni yanına ister ha? Haklıdır... Şimşeklerin parası kıymetlidir ama namusu daha kıymetlidir. O kadın seninle Civan’ın arasına koca bir duvar örmek istiyor kızım. Seni mutfağına sokup, uşağı yapıp o oğlanın gözünden düşürecek."
Leyla sessizce ağlamaya başladı. "Mecburum nene... Sen yaşa diye ben her şeyi yaparım."
Saadet nene, Leyla’nın yüzünü ellerinin arasına aldı, alnından uzun uzun öptü. "Git o zaman yavrum... Git ki borcumuz kalmasın. Ama sakın unutma; sen o kapıdan içeri hizmetçi olarak girsen de, senin ruhun hiçbir zaman uşak olmadı. Sen kendine mukayyet ol Leyla. O konak kurttur, adamı yer bitirir. Civan’ın sana bakan gözlerine karşı kalbini mühürle. Sultan’ın her lafını yut ama onurunu yedirme."
Leyla nenesine son bir kez sıkıca sarıldı, helallik aldı ve kapıdan çıkarken arkasında bıraktığı o sıcak yuvaya son kez baktı. Şimdi onu Şimşeklerin soğuk duvarları ve Civan’ın hayal kırıklığıyla dolu bakışları bekliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

77okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.