1

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 1

Güneşin kavurucu sıcağı, tarihi çarşının taş duvarlarına vururken, hayatın ritmi dikiş makinesi sesleri ve bakırcıların çekiç darbeleriyle atıyordu. Leyla, kucağında annesinin diktiği kıymetli kumaş parçalarıyla, dükkanların arasından hızla geçmeye çalışıyordu. Kahverengi saçları rüzgarda savruluyor, giydiği kırmızı çiçekli fistanı her adımda bacaklarına dolanıyordu.
Tam köşeyi dönerken, ayağı o kadim taşlardan birine takıldı. Leyla dengesini kaybetti, elindeki kumaşlar birer kuş kanadı gibi havaya savrulurken kendisini yerde buldu. Mahcubiyetin verdiği sıcaklık yüzüne yayılırken, karşısında bir gölge belirdi.
Civan, siyah gömleği ve siyah pantolonuyla, o çarşının tozuna hiç ait değilmiş kadar temiz ve güçlü duruyordu. Sert bakışları bir an yumuşadı, elini Leyla’ya uzattı.
"Yavaş ol küçük hanım," dedi sesi derinden ve güven verici bir tonda.
Leyla, adamın uzattığı o güçlü eli tutarken titredi. Göz göze geldikleri o saniye, aslında her ikisinin de kaderinin mühürlendiği andı. Leyla mahcup bir şekilde elbiselerini düzeltti, adamın yardımıyla ayağa kalktı. Civan, yere saçılan kumaşları tek tek toplayıp ona uzatırken, bakışlarını kızın üzerinden çekemiyordu. Leyla’nın o masumiyeti, Civan’ın karanlık dünyasında hiç görmediği bir ışıktı.
Civan, elinde kalan son kumaş parçasını Leyla’ya uzatırken, kızın telefonun öbür ucundaki o sert ve yoksulluk kokan sese verdiği mahcup tepkiyi izledi. İçinde bir şeyler cız etti; ama bu henüz büyük bir aşk değil, alışık olmadığı o kırılganlık karşısında duyulan bir merak ve koruma içgüdüsüydü.
Leyla, kumaşları hızla kucağına toplayıp arkasına bile bakmadan gitmeye yeltenince Civan, "Dur hele," diyerek önünü kesti. Sesi emredici değil ama geri çevrilmesi zor bir otoriteyle doluydu.
"Kumaşçıları gezip yorulma boşuna. Çarşının en köklü kumaşçısı benim dostumdur. Ne arıyorsan en iyisi, en hası ondadır. Gel benimle."
Leyla, "Yok, zahmet etmeyin, ben kendim bulurum," dese de Civan çoktan yürümeye başlamıştı bile. "Zahmet değil, yolumun üstü. Hem o adam herkese en iyisini vermez, benimle gelirsen işin çabuk hallolur."
Leyla, annesinin telefondaki o baskıcı sesi ve kendi yorgunluğu arasında sıkışıp kalarak, mecburen birkaç adım arkasından Civan’ı takip etti. Civan, çarşının en gösterişli dükkanlarından birine girdiğinde dükkan sahibi onu hürmetle karşıladı. Civan, Leyla’nın elindeki soluk kumaş parçalarını işaret etti: "Bu hanımefendiye bunların en kaliteli olanından, en hasından ver. Ne kadar ihtiyacı varsa."
Dükkan sahibi en nadide ipekleri ve kadifeleri tezgahın üzerine sererken Leyla’nın gözleri parlıyordu ama bir yandan da çantasına, içindeki o kısıtlı paraya gidiyordu eli. "Bu... Bu çok fazladır, bizim paramız buna yetmez," diye fısıldadı mahcupça.
İşleri bittiğinde ve kumaşlar paketlendiğinde, Leyla elini çantasına attı. "Borcumuz ne kadar?" diye sordu dükkan sahibine.
Tam o sırada Civan, adamın eline hafifçe vurdu ve bakışlarıyla onu susturdu. "Senin borcun yok," dedi Leyla’ya dönerek. "Bunlar benim çarşıdaki ilk tanışıklığımızın hediyesi olsun."
"Asla kabul edemem!" diye itiraz etti Leyla, gözleri büyüyerek. "Ben kimseden bedava bir şey almam."
Civan, Leyla’nın bu gururlu duruşundan içten içe etkilendi ama geri adım atmadı. "O zaman şöyle yapalım; bir gün yolun düşerse buralara, bir acı kahve ısmarlarsın, ödeşiriz. Şimdi git hadi, annen beklemesin."
Leyla, elinde hayatında görmediği kalitedeki kumaşlarla dükkandan çıkarken, Civan kapının eşiğinde durup onun gidişini izledi. Leyla’nın o mahcup ama asil duruşu, Civan’ın zihninde bir görüntü olarak kazınmıştı. Henüz aşık değildi belki ama bu kızın hayatındaki o "en uygununu bul" diyen fakirliği silip atma isteği, içinde uyanan en güçlü dürtü olmuştu.
Leyla köşeyi dönüp gözden kaybolurken, Civan dükkan sahibine dönüp parayı fazlasıyla masaya bıraktı ve siyah gömleğinin kollarını düzelterek kendi karanlık ve görkemli dünyasına doğru ilk adımını attı.
Leyla, tepedeki güneşin yakıcı sıcağı altında, elindeki ağır kumaş paketleriyle terden sırılsıklam bir halde avluya girdi. Yorgunluktan soluğu kesilmişti. Tam o sırada Neriman, elinde çamaşır leğeniyle avlunun ortasında belirdi ve kızını görür görmez söylenmeye başladı.
"Kızım nerede kaldın sen? Kaç saat oldu, meraktan öldüm burada! Bakayım şunlara, çok para harcamadın değil mi? En uygununu bul dedik sana, kuruşu kuruşuna hesaplı bizim paramız!"
Leyla, kucağındakileri tahta masanın üzerine bırakıp derin bir nefes aldı. "Anne, dur bir soluklanayım... Öyle bir şey oldu ki, sorma."
Leyla, çarşıda ayağının takılıp düşüşünü, o kara gömlekli adamın yardım edişini ve sonra dükkanda yaşananları bir çırpıda anlattı. "Ödeme yapmama asla izin vermedi anne. 'Bir kahve borcun olsun' dedi, susturdu beni. Ne yaptıysam kabul etmedi."
Neriman’ın elleri belinde kaldı, kaşları hayretle yukarı kalktı. "Ne demek izin vermedi? Kimin nesiymiş bu adam? Bedava kumaş mı verilir bu devirde? Adı neymiş, sormadın mı?"
Leyla mahcup bir tavırla başını öne eğdi. "Adı... Civan dedi anne. Sadece Civan."
Neriman durup bir an düşündü, zihninde o bölgenin hatırlı isimlerini tarttı. "Civan mı? Civan... Tanıdık, köklü bir ailenin oğlu olmalı bu. Öyle herkesin harcı değil bir dükkana girip hesap kapatmak. Herhalde hayırsever birine denk geldin."
Neriman başta çok garipsedi, içinde bir şüphe uyanır gibi oldu ama masanın üzerindeki o kaliteli, parıl parıl ipeklere bakınca hırsı mantığının önüne geçti. Kumaşların dokusuna eliyle dokunup gülümsedi. "Neyse... Çok da sorgulamayalım madem. Allah razı olsun ondan ne diyelim. Sayesinde en iyi kumaşlar bizim oldu. Hadi geç içeri de elini yüzünü yıka, rengin solmuş iyice."
Leyla içeri geçerken, Civan’ın o çarşının tozuna meydan okuyan sert ama korumacı bakışları hala gözünün önündeydi. Neriman ise dışarıda kumaşları okşarken, bu "Civan" isminin hayatlarına getireceği fırtınadan habersiz, sadece gelen zenginliğin hayalini kuruyordu.
Leyla, lise diplomasını büyük umutlarla almıştı ama hayatın gerçekleri o diplomanın üzerine çoktan toz kondurmuştu. Ne kadar kapı aşındırsa da iş bulamamış, sonunda çaresizce evde annesinin yanına, dikiş makinesinin o bitmek bilmeyen tıkırtısına sığınmıştı. Neriman, mahallenin en maharetli terzisiydi; şehrin ileri gelen ailelerine, o heybetli konakların hanım ağalarına kaftanlar, ipekli fistanlar dikerdi. Leyla da hem annesine yardım ediyor hem de o gösterişli kumaşların arasında kendi renksiz hayatına renk aramaya çalışıyordu.
O akşamüstü, avludaki çınar ağacının altında Saadet Nene ve Neriman yine o kaçınılmaz konuyu açtılar. Leyla, mutfakta çayları koyarken seslerini duymamaya çalışsa da duvarlar bile bu sohbetten nasibini alıyordu.
Saadet Nene, elindeki tespihi yavaşça çekerken Neriman’a doğru eğildi: "Neriman, kızım... Leyla çiçek gibi açtı, maşallahı var. Şöyle huyu huyuna, suyu suyuna birini bulsak da evlendirsek mi artık ne dersin? Vakti gelmedi mi?"
Neriman, elindeki iğneyi sertçe kumaşa batırıp kaşlarını çattı. "İyi dersin, hoş dersin de ana... Bakmıyor musun gelen görücülere? Hepsi bizden beter, hepsi ekmeği aslanın ağzından almaya çalışan adamlar. Leyla’nın şu güzelliğine bak, bir de onlara bak. Ben kızımın bu güzelliğini, fidan gibi boyunu parasızlık içinde solduracak bir adamla evlendirmem! Gelip istiyorlar ama sofrasına koyacak katığı yok. Leyla en iyisine layık."
Leyla, mutfak tezgahına yaslanmış, elinde çay bardağıyla dışarıyı izliyordu. Annesinin "en iyisine layık" sözü kulağına bir vaat gibi değil, bir yük gibi geliyordu. "En iyisi" kimdi? Ya da o "en iyi" denilen şeyin içinde aşk mı vardı yoksa sadece altınlar mı?
Canı sıkılıyordu. Bu evin içinde, dikiş iğneleri ve yoksulluk kokan bu sohbetlerin arasında boğuluyordu. Zihni bir anda o çarşıdaki siyah gömlekli adama, Civan’a kaydı. Onun o mesafeli ama korumacı tavrını, paranın lafını bile ettirmeyen o sarsılmaz özgüvenini düşündü. Annesinin bahsettiği o "zengin ve güçlü" adam imgesi, bir an için Civan’ın yüzüyle birleşti.
"Leyla! Çaylar nerede kaldı kızım?" diye seslendi Neriman.
Leyla, daldığı düşüncelerden sıyrılarak tepsiyi eline aldı. İçindeki o isimsiz huzursuzlukla avluya çıktı. Annesi ve nenesinin ona görücü gelmiş bakan gözlerinden kaçarak çayları dağıttı. O akşam, yastığa başını koyduğunda kulağında sadece dikiş makinesinin sesi değil, Civan'ın *"Bir gün yolun düşerse, bir acı kahve ısmarlarsın"* diyen sesi yankılanıyordu.
Neriman’ın telefonu, çay bardağını tam dudaklarına götürdüğü sırada avluda yankılandı. Ekrandaki ismi görünce kadın adeta ayağa fırladı, üzerindeki dikiş ipliklerini aceleyle silkeleyip heyecanla açtı.
"Buyrun Sultan Hanımım! Tabi, tabi... Baş üstüne! Yarın hemen sabahın seherinde geliriz, siz hiç sıkıntı yapmayın. En güzelini, şanınıza en yaraşanı dikeriz. Kumaştan nasıl anladığımı bilirsiniz, elimizden en hası çıkar evvelallah."
Neriman telefonu kapattığında yüzünde güller açıyordu. Yerinde duramayıp Leyla’nın omuzlarını tuttu. "Kızım! Duydun mu? Şimşeklerin hanım ağası, Sultan Şimşek aradı! Yarın konağa gidiyoruz. O devasa sandıklardaki pahalı kumaşlardan ona kaftanlar biçeceğiz. Şükürler olsun, elimize sağlam bir para geçecek."
Leyla, annesinin bu aşırı heyecanına hafif bir gülümsemeyle bakarken Neriman asıl niyetini diline doladı: "Hem Leyla kızım, sende en güzel fistanını giy, benimle gel. O konakta kimler vardır, kimler gelir gider... Belki orada sana zengin, şanlı bir kısmet çıkar. Belli mi olur, kaderin kapısı bir kere açılır!"
Saadet Nene, elindeki tespihi sertçe kenara bırakıp kaşlarını çattı. "Neriman! Yine başladın boş konuşmaya," dedi sesi iğneleyici bir tonda. "Kızın aklına şöyle süslü, ulaşılamaz hayaller sokup durma. Onlar kim, biz kimiz? Şimşekler gibi koca bir aşiret bizim gibi garibanın kapısından kız mı alır hiç? Dengi dengine yakışır her şey."
Neriman hiç oralı olmadı, bir yandan iğnelerini kutusuna dizerken bir yandan da annesine cevap yetiştirdi: "Aman anne! Hayal kurmak bedava değil mi? Leyla’nın bu güzelliği varken kim bilir hangi ağanın gözü kalır üzerinde. Sen dualarını eksik etme yeter."
Leyla ise başını öne eğdi. İçinde garip bir his vardı. O heybetli konağın kapısından içeri girmek onu korkutsa da, çarşıdaki o adamın, Civan’ın da oralarda bir yerlerde olma ihtimali kalbini istemsizce hızlandırıyordu. Yarın o kapıdan girdiklerinde, hayatının bir daha asla eskisi gibi olmayacağını henüz kimse bilmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

424okunma 25beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.