8. bölüm / 40
ALTIN KAFES (TAMAMLANDI)8
Bölümler 40Şu an: 8
- 1 11.427 kelime
- 2 21.932 kelime
- 3 31.425 kelime
- 4 41.946 kelime
- 5 51.363 kelime
- 6 61.749 kelime
- 7 71.686 kelime
- 8 81.863 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 91.624 kelime
- 10 102.323 kelime
- 11 111.869 kelime
- 12 122.370 kelime
- 13 131.698 kelime
- 14 143.127 kelime
- 15 152.506 kelime
- 16 161.899 kelime
- 17 171.791 kelime
- 18 181.884 kelime
- 19 191.664 kelime
- 20 202.432 kelime
- 21 213.390 kelime
- 22 222.746 kelime
- 23 233.136 kelime
- 24 242.356 kelime
- 25 253.188 kelime
- 26 262.327 kelime
- 27 272.703 kelime
- 28 284.124 kelime
- 29 292.649 kelime
- 30 302.249 kelime
- 31 313.942 kelime
- 32 322.083 kelime
- 33 333.138 kelime
- 34 342.554 kelime
- 35 352.511 kelime
- 36 362.793 kelime
- 37 371.993 kelime
- 38 381.746 kelime
- 39 392.059 kelime
- 40 FİNAL - 402.319 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Civan, konağa girdiğinde adımları sarhoşluktan değil, ruhundaki o devasa sarsıntıdan dolayı dengesizdi. Kimseye görünmeden odasına süzüldü ve kendini kıyafetleriyle birlikte buz gibi suyun altına attı. Soğuk su tenine değdiği an bir feryat gibi nefesini dışarı verdi ama kalbindeki o yangın sönmek yerine daha da harladı.
O öpücük... Bir savaştı o. Leyla'nın dudaklarındaki o inatçı, o gururlu tadı düşündükçe delirecek gibi oluyordu. Hem ona bu kadar yakın olduğu için kendine kızıyor, hem de o anın bir saniye daha sürmesi için her şeyini verebileceğini hissediyordu. Leyla’nın yüzünde patlayan o tokadın sızısı, şimdi yanağında değil, tam ruhunun orta yerinde zonkluyordu.
Başını fayanslara yasladı. Suyun sesi, annesi Sultan Hanım’ın o kulak tırmalayan, keskin sesini bastırmaya yetmiyordu:
"Sakın o kıza vuruldum deme, şanımıza yakışmaz... Herkes yerini bilsin... İşimiz bitti, bir daha nerede göreceğiz zaten!"
"Bitemez," diye mırıldandı Civan, gözlerini sıkıca kapatarak. "Böyle bitemez."
Kendiyle büyük bir muharebenin içindeydi. Bir yanda yüzyıllık aşiret kuralları, üzerine giydirilen o ağır "Ağa" gömleği ve annesinin aşılmaz duvarları; diğer yanda ise hayatında ilk kez ona karşı dik duran, onu parasıyla ya da gücüyle değil, sadece varlığıyla dize getiren o terzi kızı...
Civan, Leyla’yı sadece arzulamıyordu; o, Leyla’nın içinde gördüğü o derinliğe, o teslim olmayan ruha muhtaç kalmıştı. Leyla’yı o küçük mahallede, o fakir evin içinde bırakıp gelmişti ama kalbinin yarısı o jipin içinde, o tozlu sokakta kalmıştı.
Duştan çıktığında aynadaki aksine baktı. Yanağında hala o tokadın hafif kızarıklığı vardı. Kendi kendine bir yemin edercesine mırıldandı:
"Sen yerini bildin Leyla... Ama ben artık yerimde duramıyorum. O ateşi benim içime sen attın, şimdi beraber yanacağız."
Leyla, sabahın ilk ışıkları odasına dolarken gözlerini araladığında, göz kapaklarının birbirine yapıştığını ve feci şekilde acıdığını hissetti. Tüm gece boyunca sessiz hıçkırıklarla yastığını ıslatmıştı; hem Civan’a olan öfkesi hem de kendi kalbine söz geçirememenin verdiği o çaresizlik ruhunu yormuştu.
Yatağının içinde doğrulup komodinin üzerindeki telefonuna elini uzattı. Ekranı açtığında kalbi ağzına geldi. Ekranda tek bir bildirim, tek bir isim ve kısa ama sarsıcı bir mesaj vardı:
**Gönderen: Civan**
> *"Böyle bitemez."*
>
Leyla, mesajı okurken nefesinin kesildiğini hissetti. "Böyle bitemez" ne demekti? Daha ne yapacaktı bu adam? Gururunu ayaklar altına almış, mahallesine kadar gelip onu zor durumda bırakmış, yetmezmiş gibi o öpücüklü kavgayla dünyasını altüst etmişti.
Leyla'nın içindeki öfke yeniden alevlendi ama bu kez öfkesine eşlik eden tuhaf bir sızı vardı. Mesajı silmek istedi, parmağı "sil" tuşunun üzerinde gidip geldi ama yapamadı. O üç kelime, Civan’ın geri adım atmayacağının, o karanlık ve yakıcı ateşin sönmeyeceğinin kanıtıydı.
Tam o sırada kapı tıklandı ve Neriman’ın sesi duyuldu:
"Leyla, uyanmadın mı kızım? Hadi kalk, bugün teslim edilecek başka işler var. Gözlerin mi şiş senin, ne bu halin?"
Leyla panikle telefonu yastığının altına sakladı. "Geliyorum anne, uykumu alamadım herhalde, yüzümü yıkayıp çıkarım!" diye seslendi.
Aynanın karşısına geçtiğinde, şişmiş gözlerine ve solgun yüzüne baktı. Civan’ın attığı o tokat gibi mesaj zihninde yankılanıyordu. Civan durmayacaktı, Leyla ise kaçacak yerinin kalmadığını hissediyordu. Artık sadece bir terzi kızı ve bir ağa değil, birbirinin canını yakmadan duramayan iki yaralı ruh vardı bu savaşın içinde.
Leyla, Civan’dan gelen o "**Böyle bitemez.**" mesajını gördüğünde kalbi yerinden çıkacak gibi olsa da tek bir kelime bile yazmadı. Onu yok saymak, kendine verebileceği en büyük cevaptı. Telefonu yastığının altına itip odasından çıktı. Mutfağa geçtiğinde annesi Neriman çoktan işe koyulmuş, bir yandan dikiş dikiyor bir yandan da bir şeyler atıştırıyordu.
"Uyanabildin mi güzelim?" dedi Neriman, başını dikişten kaldırmadan. "Bak bugün Sermin Hanım’ın oğlunun kumaş dükkanı var, hani şu büyük mağaza... Az önce aradı, kumaş ayırtmış. Şu ipeklerden birkaç parça bir şey diktirmek istiyor. Git getir de hemen başlayalım işe. Adresi buraya yazdım."
Annesi kağıdı uzatırken Leyla iç çekerek aldı. Hazırlanıp sokağa çıktığında güneş tepedeydi. O yakıcı sıcaklık tenini kavururken yürümek ona aslında iyi geliyordu; dünkü o boktan durumu, Civan’ın o sarsıcı etkisini ve o aşağılık tehditlerini zihninden atmaya çalışıyordu. Ama ne kadar kaçarsa kaçsın, Civan bir zehir gibi kalbine sızmaya başlamıştı bir kere.
Adresteki dükkanın önüne geldiğinde Leyla duraksadı. Buraya dükkan demek imkansızdı; burası resmen bir saraydı. Dev camlar, gösterişli tabelalar ve içerideki o muazzam lüks... Leyla kapının önünde durup içeri bakarken içinden geçirdi: *"Ah be... Keşke benim de ailem böyle zengin olsaydı. Her şey ne kadar kolay olurdu o zaman."*
Daha fazla dışarıda dikilip hayal kurmanın manası yoktu. Derin bir nefes alıp içeri girdi. İçerisi buz gibi serindi ve her yer rulo rulo ipeklerle, satenlerle doluydu. Çalışanlar hemen yanına geldi, Leyla durumu sakince anlattı.
"Aa evet, Sermin Hanım’ın ayırttığı kumaşlar..." dedi çalışanlardan biri nezaketle. "Buyurun, siz şöyle geçip oturun, biz size bir su getirelim. Kumaşları hemen hazırlıyoruz."
Leyla, o gösterişli deri koltuklardan birine ilişti. Beklerken etrafındaki ihtişamı izliyordu. Tam o sırada mağazanın arka tarafındaki ofis bölümünden bir kapı açıldı. O tanıdık, ağır adım sesleri mermer zeminde yankılanmaya başladı. Leyla başını çevirdiğinde kanının çekildiğini hissetti.
Civan, elinde bir dosya ile ofisten çıkmış, çalışanlardan biriyle konuşuyordu. Üzerinde bembeyaz, jilet gibi bir gömlek vardı; kollarını hafifçe katlamıştı. Leyla'yı o koltukta, öylece beklerken gördüğü an Civan da olduğu yerde çakılıp kaldı. İkisinin de zihninde dün geceki o tokatın sesi ve o sarsıcı öpücüğün izi bir kez daha patladı.
Civan, bakışlarını Leyla’nın üzerinden çekemeden ona doğru yürümeye başladı. Mağazadaki tüm o ipekler, o pırıltılı avizeler bir anda silindi; sadece Civan’ın o koyu bakışları ve Leyla’nın hızla çarpan kalbi kaldı.
Civan, tam Leyla’ya doğru bir adım atmışken mağazanın sahibi Haşim, geniş bir gülümsemeyle araya girerek Civan’ın yolunu kesti.
"Oo, Civan Ağam! Siz de mi buradaydınız?" dedi Haşim, Civan'ın elini sıkmak için uzanırken.
Civan, bakışlarını zorla Leyla’nın üzerinden çekip Haşim’e döndü. Sesi her zamanki gibi mesafeli ama sarsılmazdı. "Evet Haşim," dedi, göz ucuyla Leyla’nın omuz silkip önüne bakışını izleyerek. "Önünden geçiyordum, sana da bir selam vereyim dedim."
"İyi yapmışsın ağam, başım üstüne!" diyen Haşim, o sırada koltukta oturan Leyla’yı fark etti. Bakışları Leyla’nın üzerinde uzunca konakladı; genç kızın duru güzelliği ve o gururlu oturuşu Haşim’in hemen dikkatini çekmişti. Leyla ve Civan, o an sanki hayatlarında birbirlerini hiç görmemişler gibi, buz gibi bir yabancılıkla birbirlerini yok sayıyorlardı.
Haşim, Civan’ın yanında durduğunu unutmuş gibi bir hayranlıkla Leyla’ya yöneldi. Leyla’nın karşısına geçip onu baştan aşağı süzmeye başladı. Bu bakışlar, Civan’ın yumruklarını sıkmasına ve içindeki o karanlık kıskançlığın bir anda uyanmasına yetti ama sustu; aralarındaki durumu kimse bilmemeliydi.
"Ee, demek annemin kumaşları için siz geldiniz," dedi Haşim, sesine flörtöz bir ton yerleştirerek. "Neriman Hanım’ın kızı mısınız? Maşallah... Küçükken sanki buralara gelmiştiniz ama böyle güzelleştiğinizi, boy atıp serpildiğinizi fark etmemişim. Kumaşları eve götürüp siz mi dikeceksiniz?"
Leyla, Haşim’in bu aşırı ilgisinden rahatsız olsa da işi gereği nazik kalmaya çalıştı. "Annemle birlikte dikiyoruz Haşim Bey. Sadece kumaşları teslim almaya geldim," dedi kısaca.
Haşim ise geri adım atmaya niyetli değildi; bir adım daha yaklaştı Leyla’ya. "Bu kumaşlar en iyi sizin üzerinizde dururdu aslında... Sermin Hanım’ın zevki iyidir ama bu güzelliğin karşısında ipeklerin hükmü kalmaz."
Civan’ın çene kemikleri gerildi, bakışları Haşim’in üzerine bir balyoz gibi indi. Bir yandan Haşim’in Leyla’ya böyle pervasızca asılması onu deli ediyor, diğer yandan Leyla’nın hiçbir şey yokmuş gibi sessiz kalması içindeki o "Böyle bitemez" diyen ateşi körüklüyordu.
Haşim, Leyla’nın önündeki sehpaya hafifçe eğilerek devam etti: "Eee, sizi buralarda daha çok görmek isteriz. Belki kumaşları teslim ederken bizzat ben uğrarım atölyenize, ne dersiniz?"
Civan artık dayanamayacağını hissetti. Sesi, dükkanın o serin havasını bir bıçak gibi kesti: **"Haşim! Kumaşları hazırla da kız gitsin, bekletme insanları işinden gücünden."**
Haşim, Civan’ın sert çıkışını umursamadığı gibi, bir de elini Leyla’nın oturduğu koltuğun kenarına koyarak o gevşek gülümsemesiyle Civan’a döndü.
"Ya Civanım, senin işin gücün vardır şimdi, seni tutmayalım," dedi Haşim, gözlerini Leyla’nın üzerinden çekmeden. "Ben şöyle yapayım; ipekleri pakete koydurayım, Leyla’yı da kendi arabamla evine kadar bırakayım. Hem yol üstü atölyeyi de görmüş olurum, fena mı olur?"
Haşim’in bu teklifi ve Leyla’ya bakarkenki o iştahlı, sapkın tavrı Civan’ın tepesinin tasını attırdı. Gözleri kararan Civan, Haşim’e öyle bir baktı ki dükkandaki çalışanlar bile bir adım geri çekildi. Sesi, emretmeye alışık o mutlak otoriteyle buz gibi çıktı:
"Gerek yok Haşim. Benim tam da o tarafa bir işim çıktı az önce. Sen ver kumaşları, kızı ben bırakırım. Boşuna vaktini harcama."
Haşim bozulsa da Civan Ağa’ya itiraz edecek cesareti kendinde bulamadı. "Peki madem ağam, sen bilirsin," diyerek kumaşların olduğu paketi Leyla’ya uzattı.
Leyla ise bir yanda kendisine yiyecek gibi bakan Haşim, diğer yanda dün geceki o öpücüğün ve tokatın sahibi Civan arasında kalmıştı. Anında dikleşti. "Hiç gerek yok! Ben kendim giderim, yürümeye alışığım," dedi sertçe.
Ancak Haşim’in, "Olur mu öyle şey, bu sıcakta... Ben bırakayım o zaman?" diyerek üzerine doğru bir adım daha atması ve o rahatsız edici bakışları Leyla’yı dehşete düşürdü. Haşim’in bu tekinsiz tavırları, Civan’ın öfkesinden daha korkutucu gelmişti o an. Çaresizce, istemeye istemeye Civan’ın o koyu bakışlarına sığındı.
"Tamam," dedi Leyla, sesi titreyerek. "Civan Ağa bıraksın madem yolu üzerindeyse."
Civan, zafer kazanmış bir komutan edasıyla ama içindeki o kıskançlık krizini bastırmaya çalışarak önden kapıya yürüdü. "Düş önüme," dedi sadece.
Dükkandan çıktıklarında güneş hala yakıcıydı ama arabanın yanına vardıklarında aralarındaki o sessiz savaş, sıcaktan daha boğucuydu. Civan kapıyı hırsla açtı. Leyla, ipek paketine sımsıkı sarılarak jipe bindi. Kapı kapandığı an, dünkü o alkol kokusunun yerini Civan’ın o ağır, etkileyici parfümü ve bitmek bilmeyen o gerilimi almıştı.
Civan vitesi hırsla takarken dişlerinin arasından konuştu: **"O herif sana öyle bakarken neden ağzını açıp tek kelime etmedin Leyla? Hoşuna mı gitti yoksa?"**
Civan, Leyla’nın o dik başlı cevabıyla direksiyonu öyle bir sıktı ki parmak boğumları bembeyaz kesildi. İçindeki kıskançlık ve dün geceden kalan o bastırılmış öfke, bu cümleyle birlikte bir patlama noktasına ulaştı.
"Bak benimle doğru konuş Civan!" dedi Leyla, sesi titrese de geri adım atmayarak. "Ayrıca kimi alakadar eder, kimi etmez bu seni hiç ilgilendirmez!"
**"EDER!"** diye kükredi Civan. Sesi arabanın dar alanında bir bomba gibi patladı. Leyla, bu ani ve şiddetli tepkiyle yerinden sıçradı, sırtı koltuğa yapıştı. Civan’ın daha önce hiç duymadığı kadar vahşi çıkan bu sesi onu gerçekten korkutmuştu.
Civan, hiçbir şey demeden direksiyonu aniden sağa kırdı ve jipi toz kaldırarak yolun kenarındaki boşluğa, ağaçların gölgesine sertçe çekti. Lastiklerin gıcırtısı kesilir kesilmez kemerini çözüp Leyla’ya doğru döndü. Leyla tam kapıya hamle yapacaktı ki, Civan’ın güçlü eli onun çenesini sertçe kavrayıp kendine çevirdi.
"Bırak beni!" diye fısıldadı Leyla ama Civan’ın gözlerindeki o karanlık, onu olduğu yere mıhladı.
"Sakın Leyla..." dedi Civan, sesi bu kez fısıltı halindeydi ama bağırmasından çok daha tehlikeli, çok daha yakıcıydı. Parmakları Leyla’nın narin çenesini sıkıca tutarken, yüzünü onun yüzüne yaklaştırdı. "Sakın benimle böyle oynama. O herifin sana yiyecek gibi bakmasına, senin de buna sessiz kalmana müsaade etmem."
"Sen kimsin?" dedi Leyla, gözleri yaşarırken. "Neyimsin benim? Dün gece bana acıdığını söyleyen adam değil misin sen? Şimdi ne hakla hesap soruyorsun?"
"Neyin olduğumu dün gece o dudakların mühürlendiğinde anladın sen!" diye soludu Civan. Bakışları Leyla’nın titreyen dudaklarına indi. "Sen benim uykumu çaldın, huzurumu kaçırdın. Şimdi 'beni ilgilendirmez' diyerek kenara çekilemezsin. O herif bir daha sana dokunmayı aklından geçirse bile dünyayı başına yıkarım. Anladın mı beni?"
Leyla, Civan’ın parmaklarının altındaki sıcaklığı ve onun gözlerindeki o çaresiz sahiplenmeyi hissettikçe kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı. Bu adam bir canavardı ama Leyla, o canavarın içindeki ateşe çekilmekten kendini alamıyordu.
"Canımı yakıyorsun..." dedi Leyla, sesi bu kez bir yalvarış gibi çıktı.
Civan, Leyla’nın bu savunmasız halini görünce parmaklarını hafifçe gevşetti ama elini çekmedi. Başparmağıyla Leyla’nın alt dudağını yavaşça, sanki dün gecenin izini sürer gibi okşadı.
"Benim de canım yanıyor Leyla," dedi sesi titreyerek. "Hem de senin hayal bile edemeyeceğin kadar çok yanıyor. Şimdi otur yerine ve ben seni eve bırakana kadar tek bir kelime bile etme. Yoksa bu kez o tokat da kurtaramaz seni benden."
Bölüm etkileşimi
