38

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 38

Odanın içindeki hava, saniyeler içinde her şeyi yakıp yıkabilecek buz gibi bir sessizlikle kaplandı. Pencereden sızan sabah güneşi, yerdeki eski halının ve Saadet nenenin dikiş makinesinin üzerine düşüyordu. Masanın üzerinde yarım kalmış bir kumaş parçası, iğnesi havada donmuş bir dikiş ipliği duruyordu. Leyla, o makinenin başından nasıl fırladıysa öylece kalakalmıştı. Sırtı duvara yaslanmıştı, kalbi göğüs kafesini yırtarcasına çarpıyordu.
Civan, sırtını kilitlediği kapıya dayamış, soluk soluğa ona bakıyordu. Üstü başı darmadağındı; gömleğinin yakası açılmış, saçları birbirine karışmıştı. Ama en korkuncu gözleriydi. Kan çanağına dönmüş o gözlerde, Leyla’nın daha önce hiç görmediği, canını acıtan, onu bir yabancı gibi süzen bir nefret ve kırgınlık vardı. Sağ elinin boğumlarından sızan taze kan, parmak uçlarından yere, eski tahta zemine damlıyordu.
“Civan…” dedi Leyla. Sesi o kadar kısık, o kadar çaresiz çıktı ki, odanın sessizliğinde kaybolup gitti. “Senin… senin ne işin var burada? Nasıl gelirsin bu eve?”
Civan yavaşça sırtını kapıdan ayırdı. Odaya doğru, Leyla’ya doğru ağır bir adım attı. Her adımında odadaki zemin gıcırdıyor, Leyla’nın içindeki korku biraz daha büyüyordu. Civan durdu, elini cebine attı ve telefonunu çıkarıp dikiş makinesinin üzerine hırsla fırlattı. Telefon ahşap masaya çarpıp Leyla’nın önüne düştü. Ekranı açıktı. Ekranda, Miran’ın dün gece gönderdiği o fotoğraflar duruyordu.
“Bu ne Leyla?” dedi Civan. Sesi bağırmıyordu ama bağırsa bu kadar can yakamazdı. Dişlerinin arasından, derinden, her kelimesi bir zehir gibi dökülüyordu. “Bana bunu açıkla. Günlerdir kendimi paraladığım, konakta duvarları yumrukladığım, annemin karşısına dikilip ‘O masum, o yapmaz’ dediğim kadın bu mu? Soruyorum sana, bu fotoğraftaki kadın kim?”
Leyla gözlerini masanın üzerindeki telefona indirdi. Gördüğü an başından aşağı kaynar sular döküldü. Dün geceye dair hayal meyal hatırladığı o bulanık anlar, arabanın arka koltuğundaki o çaresiz, baygın hali, Miran’ın sinsi gülüşü… Her şey bir film şeridi gibi gözünün önünden geçti. Miran’ın bunu yapabileceğini, onu bu denli bir tuzağa düşüreceğini hiç düşünmemişti. Dudakları titredi, gözleri anında yaşlarla doldu.
“Civan, ben… yemin ederim düşündüğün gibi değil,” diye kekeledi Leyla, adımlarını geri çekmeye çalışarak ama arkasındaki duvar zaten ona izin vermiyordu. “Miran sadece… ben çok kötüydüm, konuşmak istedi. O kadehler… ben istemedim, başım döndü, gerisini hatırlamıyorum. Yemin ederim ben bir şey yapmadım!”
“Hatırlamıyorsun öyle mi?” Civan bir adım daha attı, aralarındaki mesafe neredeyse yok denecek kadar azaldı. Leyla onun üstüne sinen o yoğun öfke ve taze kan kokusunu alabiliyordu. Civan elini kaldırıp masayı sertçe yumrukladı. “Hatırlamıyorsun! Ama o herif her şeyi çok iyi hatırlıyor! ‘Leyla dün gece kollarımda bir çocuk gibi ağlıyordu’ diyor bana! ‘O sert sandığın kadın dün gece bana sığındı, benim dizimin dibine geldi’ diyor! Doğru mu Leyla? Sen o konağın kapısından çıktığın an, benim adımı kalbinden sildiğin an o pisliğin kollarına mı koştun?”
“Hayır! Hayır, yalan söylüyor!” Leyla hıçkırarak başını iki yana salladı. Gözyaşları yanaklarından süzülüp dikiş diktiği sade elbisesinin üzerine düşüyordu. “Ben kimsenin kollarına koşmadım! Ben buraya, evime geldim. Sadece nefes almak istedim Civan. O konakta, senin o ailende, annenin tehditleri altında nefesim kesildi benim! Görmüyor musun? Ben bittim orada!”
“Benim yanımda da mı nefesin kesildi?” diye kükredi Civan aniden. O buz gibi sakinlik bir anda parçalandı, içindeki o yaralı canavar dışarı fırladı. Leyla’nın omuzlarından sertçe kavradı, onu kendine doğru çekti. Gözlerini Leyla’nın gözlerine öyle bir dikti ki, sanki ruhunun en derinindeki o ihanet acısını ona da akıtmak istiyordu. “Ben sana canımı vermeye hazırdım Leyla! Ben babamın karşısına dikildim senin için! Ben her şeyi, o koca konağı, soyadımı, geçmişimi yakıp yıkmayı göze aldım! Sen ne yaptın? İlk fırsatta arkana bile bakmadan kaçtın! Üstelik kime kaçtın? Benim en büyük düşmanıma! Beni can evimden vurmak için pusuda bekleyen o haysiyetsize gittin!”
“Bırak canımı acıtıyorsun…” diye fısıldadı Leyla. Civan’ın parmakları omuzlarına öyle sert batıyordu ki, yarın orada morluklar kalacağına emindi. Ama o morluklar, kalbindeki o devasa kırılmanın yanında hiçbir şeydi. “Ben kaçmadım Civan. Beni annene sor! Bana ne söylediğini, ailemle beni nasıl tehdit ettiğini git o tapındığın Sultan Hanım’a sor! ‘Eğer bir daha Civan’ın adını ağzına alırsan, seni buraya getiren o borçla aileni bitiririm’ dedi bana! Ben ne yapacaktım? Benim arkamda senin gibi koca bir aşiret mi var? Benim arkamda koruyacak kimsem var mı?”
Civan’ın elleri Leyla’nın omuzlarında hafifçe gevşedi ama öfkesi azalmadı, aksine daha da hüzünlü ve amansız bir hal aldı. Ellerini yavaşça indirdi, Leyla’nın o her zaman hayranlıkla izlediği, dikiş dikmekten yıpranmış ellerini tuttu. Kendi kanlı eli, Leyla’nın bembeyaz tenine bulaştı.
“Tehdit ettiyse bana gelseydin!” dedi Civan, sesi bu kez derinden gelen bir feryat gibiydi. “Bana deseydin ki ‘Civan, annen üzerime geliyor.’ Ben seni o konağın ortasında korumaz mıydım? Ben seni herkese karşı kanatlarımın altına almaz mıydım? Ama sen ne yaptın? Sen bana güvenmedin Leyla. Sen beni hiçbir zaman o hayatına, o kalbine layık görmedin. Sen beni sadece o konaktan kurtulmak için bir basamak sandın, işin bitince de fırlatıp attın!”
Bu cümle Leyla’nın kalbine saplanan en ağır mızrak oldu. Civan’ın ona bu kadar haksızlık etmesi, sevgisini böyle kirli bir çıkar ilişkisi gibi görmesi içindeki son sabır kırıntısını da yok etti. Leyla ellerini Civan’ın ellerinden hızla kurtardı, hırsla göğsüne vurdu onu uzaklaştırmak için.
“Sen ne diyorsun ya? Sen ne diyorsun!” diye bağırdı Leyla, sesinin dışarıdaki annesi ve nenesine gitmesini umursamayarak. “Ben seni basamak mı gördüm? Ben senin için her gün o konakta hizmetçilik yaparken, o Berfin’in aşağılamalarına katlanırken, annenin o yılan bakışları altında ezilirken her gece gizli gizli ağladım Civan! Ben seni sevmekten başka ne yaptım lan bu hayatta? Ama senin o sevgin ne biliyor musun? Senin sevgin bir kafes! Aynen o hikayelerdeki gibi, altın bir kafes! Sen beni o konağa kapatıp, kendi kurallarınla, kendi ağalığınla sevmek istedin. Benim ne hissettiğimi, ne kadar korktuğumu bir kez olsun umursadın mı? Bak şu haline! Sabahın köründe evimi basıyorsun, kapıyı kilitliyorsun, ailemi korkutuyorsun! Bu mu senin sevgin? Bu mu senin adaletin?”
Civan aldığı bu darbelerle sarsıldı. Gözlerindeki öfkenin yerini yavaş yavaş derin bir hüsran, iyileşmesi imkansız bir kırgınlık alıyordu. Geriye doğru bir adım attı. Odanın ortasında, sanki dünyanın en ağır yükünü taşıyormuş gibi omuzları çöktü. Yerdeki kan damlalarına baktı, sonra kendi yaralı eline.
“Benim sevgim kafesti öyle mi…” dedi yavaşça, sesi fısıltıya dönmüştü. Başını kaldırıp Leyla’ya baktı. “Eğer benim sevgim kafesse, Miran’ınki ne Leyla? Özgürlük mü? Adam seni dün gece sarhoş edip o arabanın arkasına fırlatmış, fotoğraflarını çekip bana nispet yapar gibi gönderiyor! Senin o çok özlediğin, uğruna benden kaçtığın özgürlük bu mu? O sinsi herifin oyuncağı olmak mı?”
“Ben oyuncağı falan olmadım!” diye haykırdı Leyla, gözyaşları sel gibi akarken. “Miran bana oyun oynadı diyorum sana, anlamıyor musun? Beni buraya getirdikten sonra o fotoğrafları çekmiş! Ben o sırada kendimde bile değildim! Neden bana inanmıyorsun Civan? Neden her zaman başkalarının yalanları benim doğrularımdan daha değerli senin için?”
“Çünkü kanıt gözümün önünde Leyla!” Civan masanın üzerindeki telefonu işaret etti, parmağı titriyordu. “Gözümün önünde! Ben dün gece uyumadım. Sabahı zor ettim. Telefonum elimde, sana yüzlerce mesaj attım, defalarca aradım. Ama ne oldu biliyor musun? Her defasında o lanet teleset sesi çıktı karşıma! Beni engellemiştin. Beni hayatından, telefonundan, her şeyinden silip atmıştın. Ama Miran’ı aradığımda o herif bana senin yanında olduğunu, dün gece seninle ne kadar eğlendiğini anlatıyordu! Ben kime inanayım Leyla? Beni engelleyen, benden kaçan sana mı, yoksa karşıma dikilip gerçeği yüzüme vuran düşmanıma mı?”
Leyla durdu. Civan’ın bütün gece onu aradığını, mesajlar attığını o an fark etmişti. Telefonunu eline aldı, engellenenler listesine, gelen aramalara baktı. Haklıydı. Civan’ın aramaları düşmemişti bile. Ama Leyla bunu Civan’dan kaçmak için değil, Sultan Hanım’ın tehditlerinden ailesini korumak, bu sevdadan kendi canını kurtararak vazgeçmek için yapmıştı. Doğru olanın bu olduğunu sanmıştı. Ama şimdi görüyordu ki, o doğru dediği şey ikisini de uçurumun kenarına sürüklemişti.
“Ben seni korumak için yaptım…” dedi Leyla, sesi tamamen kırılmıştı artık, hırsı bitmiş, geriye sadece büyük bir enkaz kalmıştı. Yere doğru diz çöktü, eski halının üzerine yığılır gibi oturdu. Başını dizlerine koydu. “Annene söz verdim Civan. Eğer seninle konuşmaya devam edersem, o borç yüzünden annemi, nenemi sokağa atacaktı. Benim başka çarem yoktu. Senden vazgeçmek benim canımı yakmadı mı sanıyorsun? Her gün bu dikiş makinesinin başında iğne elime her battığında ben senin adını fısıldadım içimden. Kazandığım her kuruşu o lanet borç bitsin, sana olan bağım temizlensin diye bir kutuya koydum. Ben seni unutmak için değil, sana tertemiz gelebilmek için kaçtım buradan…”
Civan, Leyla’nın yerdeki o çaresiz, darmadağın halini izledi. İçindeki o sert ağa, o öfkeli adam yavaş yavaş eridi. Leyla’nın hıçkırıkları odanın duvarlarında yankılanırken, Civan’ın da kalbinden bir şeyler koptu. Yavaşça Leyla’nın yanına doğru çömeldi. Dizlerinin üzerine oturdu. Elini uzattı, Leyla’nın yüzünü kapatan o saçları nazikçe geriye doğru itti. Parmakları Leyla’nın sıcak gözyaşlarına dokundu.
“Leyla…” dedi, sesi artık tamamen pürüzsüz, kırık ve hüzün doluydu. “Neden bana söylemedin? Neden ikimizi de bu cehenneme attın?”
Leyla başını kaldırdı, Civan’ın gözlerinin içine baktı. İki yaralı insan, o daracık mahalle odasında, geçmişin ve geleceğin tüm yüküyle birbirlerine bakıyorlardı.
“Çünkü korktum Civan,” dedi Leyla, hıçkırıklarının arasından. “Senin o dünyan çok büyük, çok sert. Ben o dünyada ezilmekten, ailemin zarar görmesinden korktum. Miran’a gelince… O sadece benim bu çaresizliğimi kullandı. Dün gece beni aradığında gerçekten sadece dertleşmek istemiştim. Ama o beni bitirmek, seni delirtmek için bu tuzağı kurmuş. Bana inanmıyorsan, şu an beni buracıkta öldür Civan. Ama ne olur bana o gözlerle, o nefretle bakma. Benim kalbim bu bakışı kaldıracak kadar güçlü değil artık.”
Civan derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı, alnını Leyla’nın alnına dayadı. İkisinin de nefesi birbirine karışıyordu. O an, dışarıdaki dünyanın, Miran’ın oyunlarının, Sultan Hanım’ın tehditlerinin hiçbir önmü kalmamıştı. Sadece o odada, o an yaşanan o büyük hüzün vardı.
“İnandım…” dedi Civan fısıltıyla. “Sana inandım Leyla. Ama bu iş burada bitmeyecek. Miran’ın ofisine gittim sabah. Onu kanlar içinde bıraktım. Ama o pislik durmayacak, biliyorum. Bu fotoğrafları sadece bana göndermemiştir.”
Leyla irkildi, başını geri çekti. “Ne demek başka kime göndermiştir?”
Civan’ın yüzü yeniden ciddileşti, gözlerindeki o sertlik geri geldi ama bu kez Leyla’ya karşı değildi. “Berfin’e… ya da anneme. O herif bizi tamamen bitirmek istiyor Leyla. Bizim bu sevdada yanıp kül olmamızı istiyor.”
Leyla masanın üzerindeki dikiş makinesine, yarım kalan kumaşına baktı. Kendi hayatını tamir etmeye çalışırken, kumaşın her yerinden söküldüğünü hissediyordu.
“Biz ne yapacağız Civan?” dedi çaresizce. “Bu kafesten nasıl çıkacağız?”
Civan yavaşça ayağa kalktı, Leyla’yı da ellerinden tutarak kaldırdı. Onun o kanlı eliyle birleşen eli, artık bir ayrılığın değil, yaklaşan büyük fırtınanın ortaklığı gibiydi. Civan kapının kilidine doğru yürüdü, anahtarı çevirdi.
Kapı açıldığında, dışarıda gözleri şişmiş, korkuyla bekleyen Neriman ana ve Saadet nene onlara baktı. Civan arkasına döndü, Leyla’ya son kez baktı.
“Bu kez kaçmak yok Leyla,” dedi Civan, sesi tüm mahallede yankılanacak kadar kesin ve netti. “Bu kez o kafesi ya tamamen kıracağız ya da ikimiz de içinde yanacağız. Ben konağa dönüyorum. O herifin ve annemin hesabını kesmeye. Sen burada bekle. Ve sakın… sakın bir daha o telefonu kapatma.”
Civan arkasını dönüp koridordan hızla çıkarken, Leyla odanın ortasında, elinde Civan’ın kanının bulaştığı kumaşla öylece kalakaldı. Fırtına kopmuştu ve artık geri dönüş yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.