36. bölüm / 40
ALTIN KAFES (TAMAMLANDI)36
Bölümler 40Şu an: 36
- 1 11.427 kelime
- 2 21.932 kelime
- 3 31.425 kelime
- 4 41.946 kelime
- 5 51.363 kelime
- 6 61.749 kelime
- 7 71.686 kelime
- 8 81.863 kelime
- 9 91.624 kelime
- 10 102.323 kelime
- 11 111.869 kelime
- 12 122.370 kelime
- 13 131.698 kelime
- 14 143.127 kelime
- 15 152.506 kelime
- 16 161.899 kelime
- 17 171.791 kelime
- 18 181.884 kelime
- 19 191.664 kelime
- 20 202.432 kelime
- 21 213.390 kelime
- 22 222.746 kelime
- 23 233.136 kelime
- 24 242.356 kelime
- 25 253.188 kelime
- 26 262.327 kelime
- 27 272.703 kelime
- 28 284.124 kelime
- 29 292.649 kelime
- 30 302.249 kelime
- 31 313.942 kelime
- 32 322.083 kelime
- 33 333.138 kelime
- 34 342.554 kelime
- 35 352.511 kelime
- 36 362.793 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 371.993 kelime
- 38 381.746 kelime
- 39 392.059 kelime
- 40 FİNAL - 402.319 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Leyla gün boyu sanki hiçbir şey olmamış gibi çalıştı.
Mutfak, koridorlar, çamaşırlar… elini attığı her işi bitirdi. Ama içi aynı değildi artık. Her adımında sanki konağın içinden biraz daha uzaklaşıyordu.
Son kez üst kata baktı.
O koridor…
Civan’ın geçtiği yerler…
Bir an durdu.
Boğazı düğümlendi ama kendini toparladı.
“Bitti…” diye fısıldadı kendi kendine.
Odasına geçtiğinde kapıyı kapatır kapatmaz nefes aldı.
Sessizlik.
Ama bu kez o sessizlik korkutucu değildi.
Toplamaya başladı eşyalarını. Azdı zaten. Birkaç kıyafet, birkaç kişisel şey… Bir de içinde biriktirdiği bütün yorgunluk.
Çantasını kapattığında bir an durdu.
Gözleri doldu.
Ama geri dönmedi.
Telefonunu eline aldı.
Miran’ın ismini buldu.
Bir süre baktı.
Sonra aradı.
Miran birkaç çalışmadan sonra açtı.
“Leyla?”
Leyla sesi titreyerek konuştu:
“Miran…”
Miran anında ses tonunu değiştirdi.
“Ne oldu? İyi misin?”
Leyla derin bir nefes aldı.
“Ben… gidiyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Miran:
“Nereye?”
Leyla gözlerini kapattı.
“Bilmiyorum… ama buradan çıkıyorum.”
Miran’ın sesi yumuşadı ama içinde gizli bir memnuniyet vardı:
“Demek sonunda…”
Leyla hemen araya girdi.
“Sen olmasan yapamazdım.” dedi hızlıca. “Gerçekten… sen bana doğru yolu gösterdin.”
Miran hafifçe iç çekti.
“Ben sadece görmeni istedim.”
Leyla devam etti, gözleri dolu dolu:
“İyi ki varsın… iyi ki konuştuk. Gerçekten… yoksa ben orada kalırdım.”
Miran kısa bir sessizlikten sonra sakin konuştu:
“Bak Leyla… bazen insanın çıkması gerekir.”
Leyla başını salladı, sanki görüyormuş gibi.
“Evet…” dedi fısıltıyla. “Ben çıkıyorum artık.”
Miran’ın sesi daha da yumuşadı:
“Doğru olanı yapıyorsun.”
Leyla gözyaşlarını sildi.
“Teşekkür ederim…” dedi. “Gerçekten.”
Miran telefonu kapatmadan önce son bir şey söyledi:
“İstersen sonra konuşuruz. Nerede güvende hissediyorsan orada kal.”
Leyla hafifçe başını salladı.
“Tamam…”
Telefon kapandı.
Leyla çantasını omzuna aldı.
Kapıya baktı.
Bir an durdu.
Sonra konağın içinde son kez yürümeye başladı.
Gece konağın üstüne çökmüştü. Işıklar çoktan sönmüş, koridorlar sessizliğe gömülmüştü. Herkes odasına çekilmişti.
Leyla çantasını hazırlamış, kapının yanında bekliyordu. Sanki bir an daha kalırsa geri dönemeyecekmiş gibi…
Tam o sırada kapı yavaşça açıldı.
Sultan Hanım içeri girdi.
Leyla irkildi. Çantasını hemen arkasına saklamaya çalıştı ama çok geçti.
Sultan Hanım’ın gözleri direkt çantaya kaydı.
Bir an hiçbir şey demedi.
Sadece odayı süzdü. Boş raflara, toplanmış yatağa, kapatılmış hayata…
Sonra bakışları Leyla’ya döndü.
“Demek gidiyorsun.”
Leyla yutkundu.
“Ben…”
Sultan Hanım elini kaldırdı, sözünü kesti.
“Konuşmana gerek yok.”
Bir adım attı içeri.
Odanın içinde hava daraldı sanki.
“Ben sana gün içinde ne söylediysem hâlâ geçerli.” dedi soğuk bir sesle. “Bu konakta olan şey bu konakta kalır.”
Leyla başını salladı.
“Ben kimseye bir şey anlatmayacağım.”
Sultan Hanım bir an onu dikkatle izledi. Sanki inanıp inanmamaya karar veriyordu.
Sonra sesi daha da keskinleşti:
“Dinle beni iyi.”
Leyla gözlerini kaldırdı.
“Bu iş büyürse…” dedi Sultan Hanım, kelimeleri ağır ağır seçerek, “sadece sen değil, ailende zarar görür.”
Leyla’nın yüzü bir anda gerildi.
“Ben kimseye zarar vermedim…”
“Ben de onu söylüyorum zaten.” diye kesti Sultan Hanım. “O yüzden usulünce gideceksin.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Ve bir daha bu konakla, Civan’la, benimle hiçbir bağın olmayacak.”
Leyla gözlerini yere indirdi.
Sultan Hanım’ın sesi bu kez daha düşük ama daha tehditkâr çıktı:
“Eğer bir gün geri dönmeye kalkarsan… ya da ağzından tek kelime çıkarsa… seni buraya getiren borcu hatırlatırım sana.”
Leyla’nın boğazı düğümlendi.
Sultan Hanım çantasına baktı bir kez daha.
“Şimdi git.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Leyla nefes aldı.
Gözleri doluydu ama ağlamadı.
Sadece başını eğdi.
“Tamam…” dedi kısık bir sesle.
Kapıya yürüdü.
Sultan Hanım arkasından baktı.
Yüzünde ne rahatlama vardı ne de zafer.
Sadece kontrolü elinde tutma zorunluluğu.
Kapı kapanırken konağın içinde çok ağır bir sessizlik kaldı.
Leyla uzun bir yolculuktan sonra eski mahallesine vardığında hava iyice serinlemişti. Elindeki küçük bavul, yaşadığı her şeyi sırtında taşıyormuş gibi ağır geliyordu. Bir süre kapının önünde durdu, nefesini toparlamaya çalıştı.
Sonra zili çaldı.
Kapı hemen açıldı.
Neriman ana bir anda karşısında kızını görünce dondu kaldı. Gözleri Leyla’nın yüzüne, sonra elindeki bavula kaydı.
“Leyla…” dedi sesi titreyerek. “Kızım…”
Bir an durdu, sonra Leyla’yı kollarına aldı. Sıkı sıkı sarıldı. Leyla o an kendini tutamadı; bütün gün, bütün hafta, hatta bütün ay biriken yorgunluk o sarılışta çözüldü.
“Anne…” dedi boğazı düğümlenerek.
Neriman geri çekildi, kızının yüzünü tuttu.
“Ne oldu sana?” dedi endişeyle. “Nereden geldin sen böyle?”
Leyla gözlerini kaçırdı.
“Bitti…” dedi kısık bir sesle.
İçeri geçtiler. Kapı kapanınca Leyla çantasını yere bıraktı ve yavaşça oturdu. Ellerini dizlerine koydu, bir süre sessiz kaldı.
Sonra anlatmaya başladı.
Sultan Hanım’ı…
Konağı…
Civan’ı…
O evin içinde geçen her şeyi…
Sesi zaman zaman kırılıyor, bazen susuyor, bazen yeniden başlıyordu. Neriman ana onu hiç bölmedi, sadece dinledi. Yüzü gittikçe soldu.
Leyla son cümlesini söylediğinde evin içinde ağır bir sessizlik oldu.
“Ben orada kalamazdım artık…” dedi fısıltıyla.
Neriman ana derin bir nefes aldı.
“Borç?” dedi sonunda.
Leyla başını eğdi.
“Ödeyeceğiz anne…”
O sırada arka odadan Saadet nene yavaş yavaş çıktı. Bastonuna yaslanarak geldi. Her zamanki gibi sakin ama gözleri çok şey görmüş bir kadının dikkatindeydi.
Leyla’yı baştan aşağı süzdü.
Sonra yavaşça başını salladı.
“Demek Sultan Hanım bildiğini yapmış…” dedi kendi kendine mırıldanır gibi. “Korkmuş demek ki.”
Leyla başını kaldırdı.
Saadet nene gözlerini kıstı.
“Bu Civan meselesi bitti o zaman.” dedi net bir sesle.
Bu cümle Leyla’nın içine bir taş gibi oturdu ama hiçbir şey demedi.
Neriman ana hemen araya girdi.
“Tamam…” dedi yumuşakça. “Artık buradasın ya… önemli olan o.”
Leyla gözlerini yere indirdi.
Neriman kızının saçlarını okşadı.
“Bak kızım…” dedi sakin ama kesin bir tonla. “Bir süre çıkma bir yere olur mu?”
Leyla başını hafifçe salladı.
Neriman devam etti:
“Dinlen. Kendine gel. Biz buradayız.”
Leyla gözlerini kapattı.
İlk kez günler sonra…
Biraz olsun nefes aldığını hissetti.
Günler geçmişti.
Leyla artık konağın soğuk koridorlarında değil, kendi evlerinin dar ama sıcak salonundaydı. Sabahları erken kalkıyor, annesine yardım ediyor, sonra Saadet nenenin eski terzi makinesinin başına geçiyordu.
Makinenin sesi…
Evdeki en düzenli şey olmuştu.
İğne kumaşa her battığında Leyla sanki kendi hayatını da yeniden dikiyordu. Yavaş, dikkatli, sessiz…
Kazandığı her kuruşu küçük bir kutuya koyuyordu. Üstüne bile bakmadan. Sadece biriktiriyordu. Özgürlüğü gibi görüyordu o parayı.
Ama geceleri…
En zor anlar gecelerdi.
Telefonu birkaç kez çalmıştı.
Miran.
İlk aramada açmamıştı. İkincide de. Sonra telefon artık sessiz kalmıştı.
Ama Leyla bir kez bile geri dönmedi.
İçinde garip bir boşluk vardı; sanki biri onu yönlendirmişti ve şimdi o yönsüz kalmıştı.
________________________________________
Konağın tarafında ise durum hiç sakin değildi.
Civan günlerdir kontrolsüzdü.
Bir gün çalışma odasında bardak kırdı, bir gün kapıları yumrukladı, bir gün Berfin’le kavga etti. En sonunda sesler öyle yükselmişti ki bütün konak susmuştu.
“Onu bulacağım!” diye bağırmıştı bir gece.
“Bu iş burada bitmedi!”
Ama her defasında karşısında aynı duvar vardı.
Sultan Hanım.
Kadın ilk günlerde susmuştu. Sadece izlemişti. Ama sonra Leyla’nın gidişini açıklamak zorunda kalınca, iş büyümüştü.
Ve sonunda gerçeği Haşmet Ağa duymuştu.
Civan babasının karşısına çıkıp ilk kez sesini yükselttiğinde, evdeki herkes nefesini tutmuştu.
“Ben ne yaptığımı biliyorum!”
Ama Haşmet Ağa’nın cevabı tek cümleydi.
“Biliyorsan bu hale getirmezdin.”
O cümle konağı susturmuştu.
Civan o günden sonra bağırmayı bırakmadı…
Ama daha sessiz bir öfkeye dönüştü.
Bakışları sertleşti.
Konuşmaz oldu.
Yemeklere bile inmiyordu bazen.
Ve en kötüsü…
Leyla’nın yokluğu artık bir eksiklik değil, bir takıntı haline gelmişti.
Sultan Hanım bunu görüyordu.
Ama artık geri dönüş yoktu.
Çünkü bu mesele kontrol edilebilecek bir şey olmaktan çıkmıştı.
Ve herkes biliyordu:
Civan sustuysa, bu bitmiş olduğu anlamına gelmiyordu.
Sadece bekliyordu.
Leyla günlerini artık iki şey arasında yaşıyordu: ev ve terzi makinesinin başı.
Sabahları erken kalkıyor, annesine mutfakta yardım ediyor, sonra Saadet neneyle birlikte küçük odaya geçiyordu. O oda evin en sakin yeriydi. Pencereden giren solgun ışık, eski kumaşların üzerine düşüyor; makinenin sesi bütün evi dolduruyordu.
Tak… tak… tak…
Her iğne sesi Leyla’nın içindeki düşünceleri biraz daha bastırıyordu.
Kazandığı parayı bir kutuya koyuyordu. Açıp bakmıyordu bile. Sanki o para onun değil de başka bir hayatın parçasıydı. Sadece biriktiriyordu. Günü geldiğinde “kaçabilmek” için mi, yoksa “borcunu kapatabilmek” için mi… kendisi bile bilmiyordu.
Ama geceleri…
Her şey değişiyordu.
Ev sustuğunda Leyla da susamıyordu.
Yatağa uzandığında gözleri tavanda uzun süre açık kalıyor, sonra yavaş yavaş doluyordu. Bazen dayanamayıp sessizce ağlıyordu. Ne annesi duysun istiyordu ne Saadet nene.
Çünkü Leyla artık güçlü görünmeyi öğrenmişti.
Ama yalnız kalınca hiçbir gücü kalmıyordu.
Telefonu hâlâ engelliydi.
Miran’ı tamamen hayatının dışına koymuştu. Ama bu, onu düşünmediği anlamına gelmiyordu.
Bazen farkında olmadan telefonunu eline alıyor, eski aramalara bakıyor, sonra hemen bırakıyordu. Sanki kendi kendine yasak koymuş gibiydi.
“Ararsam geri dönerim.”
Bunu biliyordu.
Ve dönmek istemiyordu.
Ama en zor anlar… gece değildi aslında.
En zor anlar, sessiz anlarda geliyordu.
Bir fincan çay içerken…
Ya da terzilik yaparken elinin bir an durduğu anda…
O boşlukta Civan giriyordu zihnine.
İstemeden.
Kontrolsüzce.
Bir gün Leyla yine dikiş makinesinin başındayken, nenesi sessizce odadan çıktı. Kapıyı kapatırken ona bakıp bir şey demedi ama gözleri her şeyi söylüyordu: “Kızım çok yoruluyorsun.”
Leyla başını kaldırıp gülümsedi.
“İyiyim nene.”
Ama iyi değildi.
Geceleri ise en ağır olan şey…
kendine yaptığı işkenceydi.
Bazen engellediği telefona rağmen, Miran’ın eski mesajlarına bakıyordu. Sanki geçmişte bir yerde bir çıkış yolu varmış gibi.
Bazen de farkında olmadan Berfin’in sosyal medya hesabına giriyordu.
Gözleri orada kalıyordu.
Parlak bir hayat…
Gösterişli kıyafetler…
Civan’ın yanında duran bir kadın…
İkisi yan yana, güçlü, eksiksiz, herkesin kabul ettiği bir düzen.
Leyla ekrana bakarken nefesi daralıyordu.
Bir yandan “bana ait değil” diyordu içinden…
Ama bir yandan da kalbi acıyordu.
Çünkü o görüntüde bir şey çok netti:
Civan geri dönmüş gibi değildi.
Hayatı devam ediyordu.
Ve Leyla, o hayatın dışında kalmayı seçmişti.
Ama bu seçim, her gün biraz daha ağırlaşıyordu.
Bazen telefonu kapatıp karanlığa baktığında tek bir şey fısıldıyordu:
“Doğru olan buydu…”
Ama sesinde bile inanç yoktu.
Sadece alışma çabası vardı.
Ve en kötüsü…
Leyla her geçen gün, doğru olanla acı olanın aynı şey olmadığını daha iyi öğreniyordu.
Telefon bir akşamüstü, Leyla tam dikiş makinesinin başındayken çaldı.
Eli iğnenin üzerinde bir an durdu.
Ekrana baktı.
Miran.
Bir süre açmadı. Sanki açarsa yine eski düzenin içine çekilecekmiş gibi hissetti.
Ama telefon susmayınca istemsizce cevap verdi.
“Efendim…”
Miran’ın sesi her zamanki gibi sakindi. Fazla sakindi.
“Leyla…” dedi. “Nasılsın?”
Leyla gözlerini kumaştan ayırmadan konuştu.
“İyiyim.”
Miran hemen o yumuşak tonunu takındı.
“Annen nasıl? Neneni soruyorum hep aklıma geliyor.”
Leyla bir an durdu.
Bu cümle… gereğinden fazla “ilgili”ydi.
“İyiler.” dedi kısa.
Miran devam etti:
“Evde her şey yolunda mı?”
Leyla’nın içi hafif gerildi.
“Evet.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Miran, asıl yere girdi:
“Civan ne yapıyor?”
Leyla’nın eli makinede durdu.
Bir an nefes aldı.
“Konuşmuyoruz.” dedi. “Engelliyim zaten. Sultan Hanım’a söz verdim.”
Miran telefonda hafif bir “hmm” sesi çıkardı.
Ama bu bir onay değildi. Bir ölçme biçmeydi.
Sonra sesi değişti.
“İyi yapmışsın.”
Leyla kaşlarını hafifçe çattı.
Miran devam etti:
“Bak…” dedi. “Bu akşam bir yere çıkmaya ne dersin?”
Leyla hemen başını salladı, sanki karşısında görüyormuş gibi.
“Hayır.”
“Neden?”
“Durumum müsait değil.”
Miran kısa bir kahkaha attı.
“Ne demek müsait değil?”
Leyla ciddiyetle konuştu:
“Param yok Miran. Biliyorsun.”
Telefonun diğer ucunda bir sessizlik oldu.
Sonra Miran’ın sesi hafifçe alaycılaştı.
“Fakir edebiyatı yapma lütfen.”
Leyla’nın yüzü gerildi.
“Ben ciddiyim.”
Miran anında tonunu değiştirdi. Daha rahat, daha kendinden emin:
“Saçmalama.” dedi. “Sana hesap mı ödetiyorum ben?”
Leyla bir şey demek istedi ama Miran izin vermedi.
“Hadi.” dedi. “Hazır ol. Gelip alacağım seni.”
Leyla bir an sustu.
İçinde bir şey kıpırdadı.
Refleks gibi.
“Gerek yok…”
Ama Miran çoktan kararını vermişti.
“Leyla.” dedi net bir sesle. “Evde oturup kendini yiyip bitirmenin ne anlamı var?”
Leyla gözlerini kapattı.
Miran devam etti:
“Bir akşam sadece çıkıyoruz. Konuşuyoruz. Kafanı dağıtıyorsun.”
Leyla hâlâ tereddütteydi.
Ama Miran’ın sesi bu kez daha yumuşadı.
“Bak…” dedi. “Sana hiçbir şey dayatmıyorum. Sadece nefes almanı istiyorum.”
O cümle…
Leyla’nın içindeki yorgun noktaya dokundu.
Nefes almak.
Gerçekten.
Bir an gözleri doldu ama belli etmedi.
“Tamam…” dedi çok kısık bir sesle.
Miran hemen toparlandı.
“Güzel.” dedi. “Yarım saate oradayım.”
Telefon kapandı.
Leyla bir süre öylece kaldı.
Elindeki iğne düşmüş gibiydi.
Dışarıda hayat durmuş değildi.
Ama Leyla, farkında olmadan yeniden bir seçimin eşiğine gelmişti.
Leyla hazırlanıp dışarı çıktığında akşam serinliği yüzüne çarptı. Üzerindeki kıyafetler basitti; yıllardır alıştığı sade, eski ama temiz parçalar… Aynaya son kez bakmadı bile. Sanki süslenmek, bu buluşmaya fazla anlam yüklemek olurdu.
Kapının önünde siyah bir araba duruyordu.
Miran camı hafif indirip gülümsedi.
“Geç kalmadın.”
Leyla sessizce yaklaştı, kapıyı açıp bindi.
Arabanın içine oturur oturmaz Miran kısa bir bakış attı ona. Üstten aşağı süzdü.
Bir anlık memnuniyetsizlik geçti yüzünden ama hemen gizledi.
“Çok güzel olmuşsun.” dedi.
Leyla başını çevirmeden:
“Teşekkür ederim.”
Miran direksiyonu çevirirken konuşmaya devam etti.
“Bugün kafanı dağıtacağız, tamam mı? Hiç düşünmek yok.”
Leyla cevap vermedi.
Mekân kalabalıktı. Gürültü, kahkahalar, müzik… Her şey birbirine karışıyordu. Leyla içeri girer girmez hafifçe gerildi.
“Burası çok sesli…” dedi.
Miran gülümseyerek:
“Alışırsın.”
Bir masaya oturdular. Garson hemen geldi.
Miran hiç düşünmeden sipariş verdi.
“İki kadeh şarap.”
Leyla hemen başını kaldırdı.
“Ben içmem.”
Miran kaşını hafif kaldırdı.
“Bir kadehten bir şey olmaz.”
Leyla tereddüt etti.
“Ben daha önce…”
Miran sözünü kesti.
“Bugün ‘daha önce’ yok.” dedi yumuşak ama yönlendirici bir sesle. “Sadece bugün.”
Leyla bakışlarını kaçırdı.
Garson uzaklaşınca sessizlik oldu.
Miran öne eğildi.
“Bak…” dedi. “Sen hep kendini sıkıyorsun. Hep kontrol, hep korku.”
Leyla:
“Korktuğum için değil…”
Miran gülümsedi.
“Evet, korktuğun için.” dedi sakinçe.
İlk kadeh geldi.
Leyla dokunmadı bile.
Miran kendi kadehini aldı.
“Şerefe diyelim mi?”
Leyla istemsizce baktı.
“Ne için?”
Miran hafifçe omuz silkti.
“Yeni başlangıçlara.”
Kadehini kaldırdı.
Leyla bir süre baktı… sonra yavaşça dokundu.
İkinci kadehten sonra Miran daha rahatlamıştı.
“Bak görüyor musun?” dedi. “Bir şey olmadı.”
Leyla hafifçe nefes verdi.
“Zaten olacağını düşünmemiştim.”
Miran gülümsedi ama gözleri farklıydı artık. Daha yakın, daha dikkatli.
“Sen çok sert durmuşsun hayata karşı.”
Leyla:
“Hayat sert.”
Miran:
“Ben de onu yumuşatıyorum işte.”
Leyla bu cümleye karşılık vermedi.
Bir süre sonra Miran biraz daha yaklaştı masada.
“Civan…” dedi.
Leyla’nın yüzü anında değişti.
“Onu konuşmak istemiyorum.”
Miran başını salladı.
“Tamam tamam.” dedi. “Sadece… merak ediyorum. Hiç mi aklında yok?”
Leyla gözlerini kaçırdı.
“Hayır.”
Ama sesi hiç inandırıcı değildi.
Üçüncü kadeh geldiğinde Leyla’nın bakışları yumuşamıştı.
Daha az dirençliydi.
Daha sessizdi.
Miran bunu fark etti.
“İşte bu.” dedi içinden.
Yüksek sesle ise:
“Biraz rahatladın mı?”
Leyla başını hafif salladı.
“Biraz…”
Miran gülümsedi.
“Güzel.”
Bir süre sonra Leyla konuşurken cümleleri yavaşlamaya başladı.
“Ben… hiç böyle yerlerde…” dedi. “Çok olmuyorum…”
Miran hafifçe eğildi.
“Artık olursun.”
Leyla gözlerini kapatıp açtı.
“Başım dönüyor…”
Miran hemen fırsatı kaçırmadı.
“Biraz hava alalım mı?”
Leyla cevap veremeden sandalyesinden yavaşça kalktı.
Miran koluna dokundu.
Normalde mesafeli olması gereken bir dokunuştu ama o bırakmadı.
“Gel.”
Dışarı çıktıklarında hava daha serindi. Leyla bir an sendeledi.
Miran hemen yanına geçti.
“Dikkat et.”
Ama eli Leyla’nın kolunda biraz fazla uzun kaldı.
Leyla fark etti ama tepki veremedi.
“Bana… biraz su lazım…” dedi.
Miran gülümsedi.
“Gel.”
Onu arabaya değil, mekânın yanındaki daha sakin bir köşeye yönlendirdi.
Bank gibi bir yere oturdular.
Leyla başını hafifçe eğdi.
“Başım dönüyor…”
Miran onun yanına biraz daha yaklaştı.
“Geçecek.”
Leyla gözlerini kırpıştırdı.
Sesler uzaklaşmış gibiydi.
“Ben… çok içmemeliydim…”
Miran hafifçe güldü.
“Biliyorum.”
Bir süre sustu.
Sonra daha da yaklaştı.
Leyla farkında değildi artık.
Yorulmuştu.
Kafası bulanıktı.
Miran yavaşça onun yanına oturdu.
“Bak Leyla…” dedi alçak bir sesle. “Seni en iyi ben anlıyorum.”
Leyla gözlerini kapattı.
Cevap vermedi.
Miran hafifçe ona baktı.
“En azından şu an…” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. “Hiçbir şey düşünmek zorunda değilsin.”
Leyla başını hafif yana eğdi.
Sessizdi.
Ve Miran o sessizlikte, çok küçük bir adım daha attı.
Ama bu adım, Leyla’nın fark edemeyeceği kadar sessizdi… ve geri dönüşü olmayan kadar bilinçlydi
Miran hesabı ödedikten sonra Leyla’yı dışarı çıkardı. Leyla ayakta durmakta zorlanıyordu; başı ağırlaşıyor, gözleri bulanıyordu.
“Tamam…” dedi Miran sakin bir sesle. “Arabaya geçiyoruz.”
Leyla itiraz edemedi bile.
Miran onu dikkatlice arabaya bindirdi, arka koltuğa yatırdı. Kapıyı kapatırken etrafa kısa bir bakış attı. Kimse yoktu.
Telefonunu çıkardı.
Bir an durdu.
Sonra Leyla’nın o anki halini gösteren birkaç fotoğraf çekti — masum ama yanlış anlaşılabilecek açılardan.
Amaç belliydi.
Civan’ın gözünde her şeyin yanması.
Telefonu kilitledi.
Yüzü ifadesizdi.
Leyla hâlâ yarı bilinçsizdi.
Miran bir an ona baktı.
Sonra gömleğini düzeltip ön koltuğa geçti.
Aracı çalıştırdı.
Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi yola çıktı.
Leyla arabada gözlerini kırpıştırarak kendine gelmeye çalışıyordu. Başının içinde hafif bir uğultu vardı; mekândaki sesler, ışıklar ve kadehler birbirine karışmış gibiydi.
Arka koltukta olduğunu fark edince kaşlarını çattı.
“Niye arkadayım?” dedi kısık bir sesle.
Miran aynadan ona baktı, sesi sakin ve doğal çıktı.
“Çok içtin.” dedi. “Yaramadı sana. Biraz ayılayım diye arkaya aldım seni.”
Leyla birkaç saniye boş boş baktı, sonra yavaşça doğruldu.
“İyiyim…” dedi. “İyiyim ben.”
Miran hemen yumuşak bir gülümseme koydu sesine.
“Tamam, iyisin.” dedi. “Seni eve bırakıyorum.”
Leyla başını camdan çevirdi, dışarıdaki ışıklar bulanık geçiyordu.
“Beni bıraktığın için teşekkür ederim…” dedi zorlanarak. “Güzel bir akşamdı.”
Miran direksiyondayken kısa bir bakış attı.
“Ne demek.” dedi. “Her zaman buradayım.”
Sesi fazla sakindi.
Fazla hazırdı.
Kısa süre sonra Leyla evin önünde indi. Bir an kapıya tutunmak zorunda kaldı ama sonra kendini toparladı.
Miran camı biraz indirdi.
“İyi misin?”
Leyla hafifçe gülümsedi.
“İyiyim.”
“Dinlen.”
“Tamam…”
Leyla kapıyı kapattı.
Araba uzaklaşırken Miran aynadan onun siluetine baktı.
Ve yüzündeki ifade değişti.
Bir süre sonra arabayı yol kenarında durdurdu.
Telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
Leyla’nın o geceki birkaç karesi…
Yanlış anlaşılmaya açık, kırılgan, savunmasız.
Miran bir an bekledi.
Sonra tek bir kişiye gönderdi:
Civan.
Mesaj yoktu.
Sadece fotoğraflar.
Ve altına tek bir kelime bile eklemedi.
Ama bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu.
Telefonu kilitledi.
Ve yola devam etti.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Bölüm etkileşimi
