32

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 32

Miran, arabayı konağın kapısına yanaştırdığında motoru durdurdu ve bakışlarını bir kez daha Leyla’ya çevirdi. Sesine o sahte, korumacı tınıyı ekleyerek son bir hamle daha yaptı:
"Leyla, bak bana... Tek amacım seni korumaktı, o masada seni ezmelerine izin veremezdim. Lütfen anla beni," diyerek manipülasyonuna devam etti.
Ancak Leyla’nın içindeki o kırılma noktası çoktan aşılmıştı. Miran’ın sözleri artık kulağına boş bir gürültü gibi geliyordu; ruhu hırpalanmış, hisleri uyuşmuştu. Yüzünde buz gibi, tuhaf bir ifadeyle Miran’a baktı. Ne öfke vardı gözlerinde ne de eski güven.
"Görüşürüz," dedi fısıltı gibi bir sesle. Arabanın kapısını açıp hızla indi ve arkasına bile bakmadan konağın büyük ahşap kapısından içeri girdi.
Avludan içeri adımını atar atmaz, Sultan Hanım’ın dik ve heybetli gölgesiyle karşılaştı. Sultan Hanım, ellerini önünde birleştirmiş, keskin gözlerini Leyla’nın darmadağın yüzüne dikmişti.
"İyi, Leyla... Erken geldin," dedi Sultan Hanım, sesindeki o buyurgan tınıyı hiç değiştirmeden. "Geç hemen işlerinin başına. Ama dur bakalım... Önce seninle bir konuşalım. Gel benimle, odama geçiyoruz. Beni takip et."
Sultan Hanım arkasını dönüp ağır adımlarla merdivenlere yönelirken, Leyla’nın yüreği ağzına geldi. Yaşadığı onca şeyin üzerine bir de Sultan Hanım’ın karşısına çıkacak gücü kendinde bulamıyordu ama çaresizce peşinden yürüdü. Üst kattaki o geniş, kasvetli odaya girdiklerinde Sultan Hanım kapıyı arkalarından kapattı ve yavaşça Leyla’ya doğru döndü. Odadaki sessizlik, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.
Sultan Hanım, doğrudan konuya girdi; sesi bir bıçak kadar keskindi:
"Bak Leyla... Civan konusu ortada. Belli ki o oğlan sana kafayı takmış, ne yaptığını, ne dediğini bilmez halde dolanıyor. Ama sen... Sen uzak duruyorsun değil mi kızım? Bana sakın yalan söyleme, tek bir yalanını yakalarsam anlarım."
Leyla tam ağzını açıp kendini savunacakken, Sultan Hanım elini kaldırarak onu susturdu ve tehditlerinin dozunu en korkunç seviyeye çıkardı:
"Eğer aranızda tek bir yakınlık, tek bir gizli kapaklı iş görürsem; yemin ederim o oturduğunuz evi bile elinizden alırım! Sizi bu memlekette bir lokma ekmeğe muhtaç ederim, aileni de seni de süründürürüm."
Leyla işittiği bu ağır tehditle sarsılırken, Sultan Hanım bir adım daha yaklaştı. Bakışlarındaki o kibir ve aşağılama, Leyla’nın gururunu tamamen ayaklar altına almaya yetti:
"Sen kendini ne sanıyorsun kızım? Civan kim, sen kimsin? Aramızdaki o devasa mesafeyi, o aşılması imkansız uçurumu kendi gözlerinle gör diye seni özellikle bu konakta çalıştırıyorum! Her gün bu yerleri silerken, bizim döküntülerimizi toplarken buranın hanımı değil, sadece parayla tutulmuş bir çalışan olduğunu aklına kazı diye seni burada tutuyorum. Haddini de yerini de bileceksin. Şimdi çık dışarı ve işinin başına dön!"
Leyla, odanın ortasında uğradığı bu ağır aşağılamayla darmadağın bir halde kalakaldı. Yanaklarından süzülen yaşları gizlemek için başını öne eğdi, hıçkırığını yutkundu ve hızla odadan çıktı.
Leyla merdivenlerin basamaklarını birer birer inerken, Sultan Hanım’ın zehirli sözleri kulaklarında çınlıyor, ağlamaktan bulanmış görüşünü netleştirmeye çalışıyordu. Attığı her adımda kalbine batan o ağır aşağılanmanın acısıyla hıçkırığını içine gömmüştü.
Tam o sırada dış kapı hırsla açıldı ve içeri Civan girdi. Üstü başı darmadağındı, yüzündeki o gerginlik ve Berfin’den yediği tokadın izi hala teninde yanıyordu. Başını kaldırdığı an merdivenlerin ortasındaki Leyla’yı gördü. İkisinin de adımları aynı saniyede, sanki yere çakılmış gibi durdu. Avlunun ortasında zaman tamamen durdu.
Civan, Leyla’nın ağlamaktan kızarmış gözlerini, titreyen omuzlarını ve yüzündeki o derin kırgınlığı görünce içindeki o kor ateş dalgası bir anda yön değiştirdi. Miran’la ne olduğunu sormak, göl kenarında yarım kalan o hesabı kapatmak, belki de sadece "iyi misin" demek için dudakları aralandı. Bir adım öne çıktı, bir şeyler söyleyecek gibi oldu.
Ama Leyla, gözlerindeki o çaresizlikle karışık kesinlikle doğrudan Civan’ın gözlerinin içine baktı. Bakışlarıyla adeta *"Sakın..."* dedi ona. *"Tek bir kelime bile etme, bir cümleyi daha kaldıracak gücüm kalmadı."*
Civan, o dilsiz haykırışı kelimelerden çok daha iyi anladı ve atacağı o adımı havada asılı bırakarak olduğu yerde kaskatı kesildi.
Bugün ikisi de hunharca hırpalanmıştı. Berfin’in kibri, Miran’ın sinsi oyunları ve Sultan’ın acımasız tehditleri arasında ikisi de parça parça olmuştu. Bu koca konağın, etraflarını saran bu düşman kalabalığın ve mecburiyetlerin içinde, aslında birbirlerinin acısından başka sığınacak hiçbir şeyleri kalmamıştı. Kelimeler olmadan, sadece o kırık bakışlarla birbirlerinin darmadağın ruhuna dokundular. Kader onları ayırmak için her şeyi yaparken, canları her yandığında sığınmak istedikleri tek limanın yine birbirleri olduğunu o ağır sessizlikte ikisi de çok derinden hissetti.
Berfin konağa döndüğünde içindeki öfke artık taşacak hale gelmişti. Göl kenarında yaşanan o rezillik, Civan’ın herkesin içinde kendisine bağırması, Leyla’ya edilen tek bir laf için delirmesi… hepsi gururunu lime lime etmişti. Üstelik en çok canını yakan şey, Civan’ın Leyla’ya bakarken gözlerinde gördüğü o korkunç sahiplenmeydi. Bir erkek ancak sevdiği kadına öyle bakardı. Berfin bunu kadınlığının verdiği o keskin hisle iliklerine kadar anlamıştı.
Üzerini bile değiştirmeden odasına geçti. Boynundaki ağır altın kolyeyi öfkeyle çıkarıp yatağın üzerine fırlattı. Elleri titriyordu. Bir süre odanın içinde volta attıktan sonra telefonu eline aldı. Artık susmaya niyeti yoktu. Bu mesele büyümeden Sultan Hanım’ın da gerçekleri görmesi gerekiyordu.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Sultan Hanım açtı. Sesi her zamanki gibi kontrollü ve sertti.
“Hayırdır kızım?”
Berfin birkaç saniye konuşmadı. İçindeki öfkeyi bastırmaya çalışırken gözleri doldu ama ağlamadı. Ardından alçak, zehir gibi bir sesle konuştu:
“Sultan Hanım… Bugün olanlardan haberiniz var mı?”
Sultan Hanım’ın kaşları çatıldı.
“Ne olmuş bugün?”
Berfin acı bir kahkaha attı.
“Demek haberiniz yok…” dedi. “Miran geldi bugün konağa. Leyla’yı aldı götürdü. Göl kenarına.”
Sultan Hanım’ın yüzü bir anda gerildi. Bunu biliyordu aslında. Miran’ın Leyla’yı götürmesine kendi eliyle izin vermişti. Ama Berfin’in bunu öğrenmiş olması hoşuna gitmemişti.
“Ee?” dedi soğuk bir tonla. “Ne var bunda?”
Berfin artık kendini tutamıyordu.
“Ne mi var?” diye patladı. “Siz hâlâ farkında değil misiniz Sultan Hanım? Civan onların peşinden geldi! Hem de kıskançlıktan delirmiş gibi!”
Sultan Hanım’ın bakışları sertleşti ama ses tonunu bozmadı.
“Berfin, haddini aşma.”
Ama Berfin duracak gibi değildi artık. İçinde biriken bütün hırs ağzından zehir gibi akıyordu.
“Ben bugün orada her şeyi gördüm!” dedi. “Civan’ın o kıza nasıl baktığını gördüm! Benim yanımda, benim nişanlımken… o kız için bana bağırdı Sultan Hanım! Herkesin içinde beni rezil etti!”
Sultan Hanım derin bir nefes aldı. İçten içe öfkelenmişti ama bunu belli etmiyordu. Çünkü bu meselede en büyük korkusu oğlunun zaafının dışarıdan fark edilmesiydi.
“Sakin ol,” dedi sertçe. “Civan’ın yaptığı şey sadece erkeklik gururu. Geçici bir heves. O kız Miran’la yakınlaşınca sinirine dokunmuştur, mesele bundan ibaret.”
Berfin gözlerini büyüttü.
“Heves mi?” dedi inanamayarak. “Bir erkek nişanlısını herkesin içinde ezip bir çalışanı savunuyorsa buna heves mi diyorsunuz?”
Sultan Hanım’ın sesi bu kez daha keskin çıktı.
“Evet!” dedi. “Çünkü benim oğlum kim olduğunu bilir. Bir hizmetçi parçası için soyunu sopunu karşısına alacak adam değildir Civan!”
Berfin hırsla ayağa kalktı. Odanın içinde dönmeye başladı.
“Siz görmek istemiyorsunuz!” dedi. “Bugün o masada ben nişanlısı değildim sanki! Kendimi fazlalık gibi hissettim! Leyla’ya edilen tek bir laf için delirdi adam!”
Sultan Hanım artık kontrolü tamamen eline almak istiyordu. Sesini alçalttı ama bu hali daha korkutucuydu.
“Bak Berfin,” dedi ağır ağır. “Ben o kızın da yerini biliyorum, haddini de. Bu akşam gerekli konuşmayı yaptım zaten. Bir daha oğlumun etrafında dolanamayacak kadar korkuttum onu.”
Berfin bir an durdu.
“Ne dediniz ona?”
Sultan Hanım’ın dudaklarında soğuk bir tebessüm oluştu.
“Kendisine kim olduğunu hatırlattım,” dedi. “Bu konağın hanımı değil, maaşla çalışan biri olduğunu. Eğer oğluma yaklaşmaya kalkarsa ailesiyle birlikte bu memlekette aç kalacağını da söyledim.”
Berfin’in içi bir nebze olsun rahatlayacak gibi oldu ama sonra göl kenarında gördüğü o bakışlar yeniden gözünün önüne geldi. Başını iki yana salladı.
“Hayır…” dedi fısıltıyla. “Hayır Sultan Hanım… mesele sadece Leyla değil.”
Sultan Hanım’ın gözleri kısıldı.
“Ne demek istiyorsun?”
Berfin derin bir nefes aldı. Sonra korkutucu bir sakinlikle konuştu:
“Mesele Civan. Çünkü ben bugün ilk kez bir erkeğin gerçekten kıskandığını gördüm.”
O cümle odanın içine taş gibi düştü.
Sultan Hanım’ın parmakları telefonda kasıldı ama yine de oğlunu savunmaktan vazgeçmedi.
“Ben oğlumu senden iyi tanırım,” dedi sertçe. “Civan aklını bir hizmetçiye kaptıracak kadar aciz değildir.”
Berfin bu kez sinirle güldü.
“Öyle sanın siz,” dedi. “Ama bugün o göl kenarında ben başka bir şey gördüm. Miran o kıza yaklaşınca Civan’ın gözleri değişti Sultan Hanım… Sanki gidip ikisini de öldürecek gibiydi.”
Sultan Hanım ilk kez sessiz kaldı.
Çünkü Berfin’in anlattığı şey… onun da son zamanlarda oğlunda gördüğü karanlık değişime fazlasıyla benziyordu.
Berfin son darbeyi indirirken sesi buz gibiydi:
“Ben size söyleyeyim Sultan Hanım… Siz bugün Leyla’yı korkutmuş olabilirsiniz ama oğlunuzu durduramayacaksınız. Çünkü mesele artık o kız değil… mesele Civan’ın ona saplantı haline gelmesi.”
Sultan Hanım, Berfin’in telefonu kapatmasının ardından birkaç saniye boyunca elindeki telefonu öylece tuttu. Odanın içindeki ağır sessizlik, Berfin’in ağzından çıkan o son cümleyle daha da kasvetli bir hale bürünmüştü.
“Mesele artık o kız değil… mesele Civan’ın ona saplantı haline gelmesi.”
Bu söz Sultan Hanım’ın içine bir diken gibi batmıştı.
Ama bunu kabul etmeye niyeti yoktu.
Derin bir nefes aldı. Parmaklarını şakaklarına bastırdı. Hayatı boyunca bu konağı, bu aileyi, bu soyadını ayakta tutmak için kimleri ezmiş, kimleri susturmuştu. Şimdi ise kendi oğlu çıkmış, bütün düzeni bir hizmetçi uğruna tehlikeye atıyordu.
“Geçici…” diye mırıldandı kendi kendine. “Bu sadece geçici bir heves…”
Sanki bunu kendine tekrar tekrar söylemezse gerçek değişecekmiş gibi.
Sonra ağır hareketlerle ayağa kalktı.
Gözlerindeki o anne şefkati tamamen çekilmiş, yerini konağın hanımına ait o sert, acımasız ifade almıştı.
Doğrudan Civan’ın odasına yöneldi.
Koridorda yankılanan adımları bile öfkesini belli ediyordu.
Kapının önüne geldiğinde hiç beklemeden kapıyı sertçe açtı.
Civan odadaydı.
Ceketini bile çıkarmamıştı. Gömleğinin düğmeleri dağılmış, saçları bozulmuştu. Yüzünde günün bütün yorgunluğu ve öfkesi vardı. Pencerenin önünde durmuş, karanlığa bakıyordu.
Kapının açılma sesiyle arkasını döndü.
Annesinin yüzündeki ifadeyi görünce çene kasları gerildi.
Sultan Hanım kapıyı arkasından sertçe kapattı.
“Bugün ne rezillik çıkardın sen?” dedi doğrudan.
Civan tek kelime etmedi.
Bu sessizlik Sultan Hanım’ı daha da öfkelendirdi.
“Ben sana bir şey soruyorum Civan!”
Civan yavaşça başını kaldırdı.
“Ne duydun yine?” dedi yorgun ama sert bir sesle.
Sultan Hanım sinirle güldü.
“Ne duyduğumun artık bir önemi mi kaldı?” dedi. “Bütün memlekete rezil olmamıza ramak kaldı sen hâlâ bana hesap soruyorsun!”
Civan gözlerini kıstı.
“Berfin aradı demek.”
“Aramasına gerek mi vardı?!” diye patladı Sultan Hanım. “Senin o kız için nişanlını herkesin içinde ezdiğini öğrenmek için birilerinin anlatmasına ihtiyacım mı var sanıyorsun?!”
Civan’ın yüzü bir anda sertleşti.
“O kıza herkesin içinde orospu muamelesi yaptı!” dedi öfkeyle. “Ben de sustururum tabii!”
Sultan Hanım bir anda bağırdı:
“O kız dediğin kişi bir çalışan!”
Odanın içi buz gibi oldu.
Civan’ın gözleri karardı.
Sultan Hanım hiç durmadan devam etti:
“Sen kim olduğunu unutuyorsun Civan! Sen bu konağın oğlusun! Yarın aşiretin başına geçeceksin! İnsanlar seni örnek alacak! Ama sen ne yapıyorsun? Bir hizmetçinin peşinden sürünüp bütün düzeni rezil ediyorsun!”
Civan bir anda yürüyüp annesinin karşısında durdu.
“Ben kimsenin peşinden sürünmüyorum.”
Sultan Hanım alaycı şekilde güldü.
“Öyle mi?” dedi. “Miran kızı göl kenarına götürüyor diye kudurmuş gibi peşlerinden gitmek ne oluyor o zaman?!”
Civan’ın bakışları bir an değişti.
Demek annesi bunu da biliyordu.
Sultan Hanım bunu fark edince darbeyi daha sert vurdu.
“Ne sandın?” dedi. “Ben görmüyor muyum seni? Günlerdir o kızın geçtiği yerlere bakışını, bir laf edilince delirişini, Berfin’i nasıl hiçe saydığını?”
Civan dişlerini sıktı.
“Berfin haddini aştı.”
Sultan Hanım sertçe yaklaştı.
“Hayır!” dedi. “Haddini aşan sensin!”
Odanın içindeki gerilim artık nefes kesiyordu.
Sultan Hanım’ın sesi gittikçe daha sertleşti:
“Senin yüzünden insanlar konuşmaya başlayacak! ‘Ağanın oğlu hizmetçiye tutuldu’ diyecekler! Bunu mu istiyorsun?!”
Civan artık kendini tutamıyordu.
“İnsanlar ne der diye diye herkesi boğdunuz siz!” diye kükredi. “Hayatım boyunca sizin düzeniniz, sizin itibarınız, sizin korkularınız için yaşadım ben!”
Sultan Hanım’ın yüzü buz kesti.
“Bak nasıl konuşuyorsun bana.”
Ama Civan durmuş değildi artık.
İçinde aylardır biriken her şey taşmıştı.
“Leyla’ya yaptıklarınızı görüyorum ben!” dedi. “Kadının nefes almasına bile izin vermiyorsunuz! Her gün aşağılıyorsunuz onu!”
Sultan Hanım öfkeyle parmağını Civan’a doğrulttu.
“Çünkü yerini bilmesi gerekiyor!”
Civan yumruğunu sıktı.
“Belki de bu konakta yerini bilmeyen tek kişiler sizsiniz!”
O cümleyle birlikte odadaki hava tamamen değişti.
Sultan Hanım’ın gözlerinde artık sadece öfke vardı.
Bir anne gibi değil… bir düşman gibi bakıyordu oğluna.
“Demek mesele bu kadar büyüdü…” dedi alçak ve tehlikeli bir sesle. “Sen gerçekten o kız için karşımda duruyorsun.”
Civan birkaç saniye sustu.
Sonra ilk kez korkmadan, saklamadan annesinin gözlerinin içine baktı.
Ve çok net bir sesle konuştu:
“Kimsenin ona bu şekilde davranmasına izin vermeyeceğim.”
Sultan Hanım’ın nefesi ağırlaştı.
İşte duymaktan korktuğu şey buydu.
Oğlunun sesindeki o sahiplenme.
O kararlılık.
Bir anlık sessizlikten sonra Sultan Hanım son darbeyi vurdu:
“O zaman beni iyi dinle Civan,” dedi. “Eğer o kız yüzünden bu ailenin düzeni bozulursa… önce o kızın hayatını karartırım.”
Civan’ın gözleri bir anda karardı.
“Ana…”
“Hayır!” diye kesti Sultan Hanım. “Sen benim oğlumsun diye bugüne kadar sustum! Ama bir hizmetçi parçası için beni karşına almaya devam edersen… o kız bu konakta bir gün bile duramaz!”
Civan bir adım atacak gibi oldu ama Sultan Hanım daha baskın çıktı.
Kapıya yönelirken son kez arkasını döndü.
“Ve şunu sakın unutma,” dedi buz gibi bir sesle. “Senin heveslerin geçer… ama ben bu konağın hanımı olmaktan vazgeçmem.”
Kapıyı sertçe çarpıp çıktı.
Civan ise odanın ortasında, nefesi göğsünü parçalarcasına inip kalkarken öylece kaldı.
Çünkü ilk kez annesiyle arasında geri dönüşü olmayan bir savaş başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.