17

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 17

Ertesi sabah, güneş Leyla’nın odasına her zamankinden daha soğuk bir ışıkla doğdu. Leyla, gözleri şiş ve ruhu yorgun bir halde yataktan kalktı. Artık bu yükü taşıyamayacağını biliyordu. Civan’ın ona o büyük aşkla, o gösterişli anlarda aldığı ne varsa; gerdanlıkları, bilezikleri, o pahalı marka elbiseleri ve ayakkabıları tek tek topladı. Her bir parçayı eline aldığında Civan’ın bir sözü, bir dokunuşu canlandı zihninde ama kalbini çelik gibi sertleştirdi. Büyük bir karton kutunun içine hepsini, sanki geçmişini gömer gibi yerleştirdi ve dolabın en üst rafına, gözünün görmeyeceği bir yere kaldırdı.
Ancak sıra telefona geldiğinde parmakları titredi. Birlikte çekildikleri o gülümseyen fotoğraflar, göl evindeki o sarmaş dolaş halleri, Civan’ın uyurken çektiği o masum kareler... "Sil" tuşuna her yaklaştığında nefesi kesildi. Yapamadı. O fotoğraflar, yaşadığı o güzel rüyanın tek kanıtıydı; onları silerse Civan’ın gerçekten hayatından çıkıp gideceğinden korktu.
Civan ise durmuyordu. Telefonu her dakika başında yeni bir mesajla aydınlanıyordu:
* "Leyla, yalvarırım aç telefonu."
* "Dün gece olanlar için canımı veririm, o kadının eteğinde seni gördüğüm an ölmek istedim."
* "Annemle konuştum, her şeyi düzelteceğim. O nişan olmayacak!"
* "Gülüm, cevap ver... Nefes alamıyorum."
Leyla mesajları okuyor, her kelimede kalbi biraz daha sızlıyor ama cevap vermiyordu. Annesinin feryatları, nenesinin o hüzünlü bakışları ve en önemlisi kendi kırılan gururu ona engel oluyordu.
O sırada kapı çaldı. Neriman kutunun kalktığını, Leyla'nın yüzündeki o sert ifadeyi görünce içeri girdi. "Topladın mı her şeyi?" dedi, gözü dolaba kayarak. "İyi etmişsin. Bak, o şimdi kapının önünde değil ama mesajlarla seni yine o tatlı diline mahkum etmeye çalışıyor. Kanma Leyla, icraat görmeden sakın kanma."
Leyla telefona bakıp fısıldadı: "Düzelteceğim diyor anne... Nişan olmayacak diyor."
Neriman hırsla güldü. "Sultan Hanım o davetiyeleri dağıtmışken mi? Göreceğiz bakalım Şimşeklerin ağasını."
Tam o sırada Civan'dan bir mesaj daha geldi: **"Aşağıya gel, sadece beş dakika. Gelmezsen bu mahalleyi bugün ayağa kaldırırım."**
Leyla, Civan’dan gelen o son mesajın öfkesiyle yerinden fırladı. Gözü hiçbir şeyi görmüyordu; ne nenesinin tembihlerini ne de annesinin planlarını... Dolabın üstünden o ağır kutuyu kaptığı gibi, ayağında terlikleriyle merdivenleri uçarcasına indi.
Sabahın o kör saati, sokakta henüz in cin top oynuyordu. Civan, jipinin önünde, gözlerinin altı morarmış, perişan bir halde bekliyordu. Leyla’yı kapıda görünce bir umutla kollarını açtı, "Gülüm..." diyecekti ki, Leyla elindeki ağır kutuyu bütün gücüyle Civan’ın göğsüne doğru fırlattı.
Kutu Civan’ın göğsüne çarpıp yere dağılırken içindeki o pahalı takılar, elbiseler tozun toprağın içine saçıldı. Leyla durmadı; Civan’ın üzerine atıldı. Elleriyle, tırnaklarıyla, var gücüyle vurmaya başladı.
"Nefret ediyorum senden!" diye haykırdı Leyla, sesi hıçkırıklarla boğulurken. "Beni o kadının önünde nasıl o hale düşürdün? Nasıl yaparsın bunu bana? Senin aşkın bu muydu? Beni o eve iğneci kız diye mi soktun?"
Leyla vurdukça vuruyor, Civan’ın gömleğini çekiştiriyor, ellerini ve boynunu tırnaklarıyla parça parça ediyordu. Civan’ın boynunda ve kollarında derin tırnak izleri oluştu, ince ince kan sızmaya başladı ama Civan ne ellerini kaldırdı ne de kendini savundu. Sadece Leyla’nın bu öfkesini, bu acısını dindirmesine izin verdi.
"Söv bana, vur bana!" diye bağırdı Civan, Leyla’nın bileklerini en sonunda yakalayıp onu kendine çekerek. "Haklısın, ağzıma sıçsan haklısın! Ama o nişan olmayacak diyorum sana. Oraya seni aşağılamak için değil, annemin ne yapacağını bilmediğim için geldim. Leyla, dur yalvarırım!"
Leyla, Civan’ın göğsünde dermanı tükenene kadar çırpındı. Tırnaklarının arasında Civan’ın teninden kalan izler, kalbindeki yaradan daha derin değildi. Civan’ın boynu kan revan içinde kalmıştı ama o sadece Leyla’nın kokusunu içine çekip onu sıkıca sardı.
"Bırak beni... Bırak," diye inledi Leyla, hıçkırıklarının arasında gücü tükenmiş bir halde.
Civan, kanayan boynuna aldırış etmeden Leyla’nın alnından öptü. "Bırakmayacağım. Ölsem de bırakmayacağım. O kutudakiler senin hakkın, onları şimdi yerden toplayacağım ama sen benim kalbimden hiçbir şeyi atamayacaksın."
Leyla, saçılan takıları ve elbiseleri hırsla, elleri titreyerek kutunun içine geri tıkıştırdı. Civan, Leyla’nın bu hareketini bir yumuşama belirtisi sandı; az önce tırnaklarıyla parçaladığı boynundan sızan kanın acısını bile hissetmiyordu. İçinde bir umut yeşerdi, Leyla’nın onunla jipe binip gideceğini, her şeyi arkalarında bırakacaklarını sandı.
"Gidelim Leyla," diye fısıldadı Civan, sesi umut doluydu. "Her şeyi halledeceğiz, söz veriyorum."
Leyla, kutuyu kucağına sıkıca bastırarak ayağa kalktı. O sabah rüzgarı, Leyla’nın dalgalı uzun saçlarını yüzüne doğru savururken; o, rüzgarda uçuşan saçlarının arasından Civan’a son kez baktı. Gözlerinde artık o eski hayranlık ya da teslimiyet yoktu; sadece buz gibi bir veda ve kırgınlık vardı.
"Bitti Civan Ağa," dedi Leyla, sesi rüzgarın uğultusu kadar keskin ve netti. "Seninle hiçbir yere gelmiyorum. O konak senin, bu gurur benim olsun. Hadi, yolun açık olsun."
Civan "Leyla, dur!" diye hamle yapacak oldu ama Leyla’nın o kararlı duruşu onu olduğu yere çiviledi. Leyla arkasına bile bakmadan, saçları rüzgarda bir bayrak gibi dalgalanarak apartman kapısından içeri süzüldü.
Civan, sabahın o ıssızlığında, boynu ve elleri kan içinde, yerdeki tozun toprağın ortasında yapayalnız kaldı. Şimşeklerin ağasıydı, gücü her şeye yeterdi ama rüzgarda saçları uçuşarak giden o kızı durdurmaya ne sözü ne de gücü yetti. Leyla, sadece bir aşkı değil, Civan’ın dünyasını da o kapının arkasında bırakıp gitmişti.
Civan, jipi konağın avlusuna hırsla sürdüğünde, tekerleklerin çıkardığı gürültü sessiz sabahı bıçak gibi kesti. Kapıyı açıp aşağı indiğinde, elinde Leyla'nın fırlattığı o kutu, boynunda ve ellerinde ise tırnak izlerinden sızan kurumuş kanlarla bir enkazı andırıyordu.
Sultan Hanım, gürültüye balkona fırlamış, oğlunun o perişan halini görünce bir çığlık atarak merdivenlerden aşağı koştu.
"Civan! Oğlum, aslanım bu ne hal?!" diye feryat etti Sultan, elleriyle Civan’ın yüzünü yakalamaya çalışarak. "Kimin eli kalktı sana? Bu kanlar ne? Elindeki o kutu da neyin nesi?"
Civan, annesinin ellerini sertçe ama incitmeden itti. Bakışları o kadar karanlık ve kararlıydı ki, Sultan Hanım bir adım geri çekilmek zorunda kaldı. O sırada gürültüye Civan’ın babası Haşim Ağa da avluya çıkmıştı. Ağır adımlarla oğluna yaklaştı, Civan’ın kanlar içindeki boynuna ve yerdeki kutuya baktı.
"Anlat Civan," dedi Haşim Ağa, sesi gür ve otoriterdi. "Bu konaktan bir ağa gibi çıktın, buraya darmadağın döndün. Kim yaptı bunu?"
Civan, elindeki kutuyu avlunun ortasındaki taşların üzerine "güm" diye bıraktı. Kutunun kapağı açıldı, içindeki o pahalı mücevherler ve elbiseler Sultan Hanım’ın ayaklarının dibine saçıldı.
"Bunu bana bir kadın yaptı baba," dedi Civan, sesi titreyerek ama gururla. "Canımdan çok sevdiğim, uğruna dünyayı yakacağım o kadın yaptı! Sizin 'terzi kızı' deyip aşağıladığınız, annemin dün bir hizmetçi gibi nişanlımın önüne attığı Leyla yaptı!"
Sultan Hanım dehşetle ağzını kapattı. "O kız mı... O fukara kızı mı bu hale getirdi seni? Civan sen ne dersin, Berfin varken..."
"Berfin yok anne!" diye kükredi Civan. "Hiçbir zaman da olmadı! Siz o davetiyeleri bastınız ama benim kalbimde sadece Leyla yazılı. Ben o kıza aşığım baba. Öyle bir heves, bir oyun değil bu. O benim namusum, o benim her şeyim oldu. Sizin o sahte nişan planlarınız, aşiret kurallarınız umurumda değil artık."
Haşim Ağa kaşlarını çatarak oğluna doğru bir adım attı. "Sen ne dediğinin farkında mısın? Şimşeklerin adını bir mahalle kızı için mi yere düşüreceksin?"
"Benim adımı asıl siz yere düşürdünüz!" dedi Civan, babasının gözlerinin içine dimdik bakarak. "Onu bu konağa getirip o kadının eteğini iğnelettiniz ya... İşte o an ben kendimden utandım. Ama artık bitti. Ya bu konaktan o nişanlılık masalı silinir, Leyla bu kapıdan hanım olarak girer; ya da ben bu soyadını da, bu ağalığı da burada bırakır, bir daha bu kapıdan içeri girmem!"
Avluda bir ölüm sessizliği oldu. Sultan Hanım hıçkıra hıçkıra ağlıyor, Haşim Ağa ise oğlunun gözlerindeki o geri dönülmez ateşi ilk kez görüyordu. Civan, kanayan yaralarına aldırmadan arkasını dönüp odasına doğru yürürken, arkasında dağılmış mücevherler ve sarsılmış bir konak bıraktı.

Haşim Ağa, oğlunun bu isyan dolu sözlerini dinledikçe yüzü bir mermer gibi sertleşti. Civan’ın boynundaki kanlar ve yerdeki o dağınık kutu, onun için bir "aşk" nişanesi değil, aile şerefine sürülmüş bir lekeydi. Adımlarını ağır ağır atarak Civan’ın tam karşısında durdu.
"Yeter!" dedi Haşim Ağa, sesi avluda yankılanırken. "Senin aşk dediğin şey, gözünü kör etmiş bir duman sadece. Sanıyorsun ki bu dünya sadece senin duygularından ibaret. Şimşeklerin ağasısın sen; gönül eğlendirmek başka, soyadını bir terzi kızına yamamak başka! Bu sevda geçer Civan, ama itibarın sarsılırsa bir daha ayağa kalkamazsın."
Sultan Hanım ise o ilk andaki şaşkınlığını ve korkusunu bir kenara bırakmış, yerdeki mücevherlere tiksinerek bakıyordu. Oğlu için en iyisini bildiğine olan inancı, her zamankinden daha keskindi. Civan’a doğru yaklaştı, sesi bu sefer ağlamaklı değil, buz gibi ve tehditkârdı.
"Bak bana Civan," dedi Sultan Hanım, parmağını yerdeki kutuya doğru sallayarak. "Sen şimdi bizi anlamıyorsun. Sanıyorsun ki biz senin mutluluğuna düşmanız. Ama yanılıyorsun. O kızla senin aranda bir uçurum var ve sen o uçurumu görmemek için gözlerini kapamışsın. O kızın dünyası başka, bizimki başka. O sana ancak bu kanı ve bu rezilliği verir."
Civan "Benim dünyam da, canım da o!" diyecek oldu ama Sultan Hanım elini kaldırıp onu susturdu.
"Merak etme oğlum," dedi Sultan Hanım, dudaklarında sinsi bir kararlılıkla. "Ben bir yol bulacağım. O kızın gerçek yüzünü, o açlığını ve aranızdaki o aşılmaz uçurumu sana kendi gözlerinle göstereceğim. O zaman anlayacaksın anan seni korumak için neler yapmış. Şimdi çık yukarı, o boynundaki rezilliği temizle. Bu nişan yapılacak, o kız da unutulacak!"
Civan, annesinin gözlerindeki o tehlikeli parıltıyı gördüğünde içini bir ürperti kapladı. Annesinin "bir yol bulacağım" demesi, Leyla için yeni bir fırtınanın başladığının habercisiydi. Haşim Ağa ise oğluna sırtını dönüp çalışma odasına doğru yürürken, bu işin sadece lafla kapanmayacağını, daha sert önlemler alması gerektiğini düşünüyordu.
Leyla, merdivenleri ruhu çekilmiş bir hayalet gibi çıktı. İçeri girdiğinde Neriman kapının ağzında, nefesini tutmuş onu bekliyordu. Leyla’nın boş ellerini, rüzgarda karışmış saçlarını ve o buz gibi ifadesini görünce hemen atıldı.
"Ne yaptın? Verdin mi kutuyu? Ne dedi o ağa bozuntusu?" diye sordu Neriman, gözleri hırsla parlayarak.
Leyla, annesinin yüzüne bakmadan odasına doğru yürüdü. Sesi, derinden gelen bir uğultu gibiydi. "Yol almalıydı anne... Aldı ve gitti. Her şeyi verdim, hesabımızı kapattım."
"Ne demek hesabı kapattım? Öylece bırakıp mı geldin adamı?"
"Ağlamıyordu Leyla." İçindeki yangın her saniye daha da harlanıyor, Civan’ın o kan revan içindeki boynu ve çaresiz bakışları gözünün önünden gitmiyordu. Ona hâlâ deliler gibi aşıktı, kalbi "koş git arkasından" diye feryat ediyordu ama gururu, bir zırh gibi tüm duygularının önünü kesmişti. Bir daha o konakta diz çökmeyecek, bir daha "terzi kızı" diye küçümsenmeyecekti.
Neriman hâlâ kendi dünyasındaydı, ellerini hırsla birbirine sürttü. "Bak gör, o şimdi kahrından ölecek. Sultan cadısı engel olamayacak, Civan yine kapımıza gelecek. Ben biliyorum, o nişan bozulacak!"
Saadet nene, oturduğu köşeden başını kaldırıp Neriman’a acı acı baktı. Sesi bu sefer bir tokat gibi indi odaya. "Yeter Neriman! Yeter! Hâlâ konak, hâlâ nişan diyorsun. Görmüyor musun kızın halini? Canı yanıyor, canı! Sen hayal peşinde koşarken, elin ağası nişan davetiyesini mahalleye dağıttı bile."
"Sus anne, sen anlamazsın!" diye çıkıştı Neriman.
"Asıl sen anlamıyorsun!" dedi Saadet nene, ayağa kalkıp Neriman’ın karşısına dikilerek. "Uyan artık şu uykudan. Sultan Şimşek o kızı o kapıdan içeri sokmaz. Civan bugün var, yarın aşiretinin sözünden çıkamaz. Sen kızını o ateşe kendi ellerinle attın, şimdi de 'külü altın olsun' diye bekliyorsun. Bitti bu iş, anla artık. Leyla’nın kırılan gururu o konaktan daha büyük!"
Leyla, odasının kapısını kapatırken nenesinin sözleri bir mühür gibi üzerine indi. Eski hayatlarına dönmek istiyordu ama artık ne o eski Leyla’ydı ne de hayatı eskisi gibiydi. Bir kutuya sığdırıp verdiği altınlar gitmişti ama Civan’ın kalbine bıraktığı o ağır yara, ikisinin de peşini kolay kolay bırakmayacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

97okunma 10beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.