16

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 16

Leyla odasına girer girmez kapıyı arkadan kilitledi ve kendini yatağa attı. Hıçkırıkları boğazında düğümleniyor, göğsündeki o keskin sızı nefesini kesiyordu. Dünyası sadece birkaç saat içinde, o görkemli konağın soğuk taşları arasında paramparça olmuştu.
"Nasıl yapar?" diye inledi yastığına sarılarak. "Nasıl bakabildi yüzüme hiçbir şey yokmuş gibi?"
Gözünün önüne göl evindeki o gece geldi. Civan’ın ona "Gülüm" deyişi, elleriyle yaptığı makarna, tenindeki o yakıcı sıcaklık... O gece kendini ona sadece bedeniyle değil, tüm hayalleriyle, geleceğiyle, saf bir teslimiyetle sunmuştu. Evleneceklerini, o konaktan el ele çıkacaklarını hayal etmişti. Şimdi ise o hayaller, Berfin’in lacivert saten elbisesinin eteğindeki bir iğne deliği kadar anlamsız kalmıştı.
Telefonu komodinin üzerinde titremeye başladı. Ekranın ışığı loş odada Civan’ın adını her gösterdiğinde Leyla’nın öfkesi daha da harlanıyordu. En sonunda dayanamadı, telefonu eline aldığı gibi odanın en uzak köşesine fırlatıp attı. Cihazın duvara çarpma sesi odada yankılanırken Leyla dizlerini karnına çekip küçüldü.
"Bana yalan söyledi," diye hıçkırdı. "Beni o kadına, o kibirli Berfin’e meze etti. Nişanlısı olduğunu bile bile benimle o eve gitti, bana aşk sözleri fısıldadı..."
Gururu, o tertemiz aşkının önüne dev bir duvar gibi dikilmişti. Civan’a köpek gibi aşıktı, onun kokusunu özlemeyi bile kendine yediremiyordu ama maruz kaldığı o aşağılanma—müstakbel nişanlısının eteğinde diz çökmesi—kalbine bir hançer gibi saplanmıştı.
Boynundaki o ağır altın gerdanlığı fark etti birden. Eli gerdanlığa gitti, koparıp atmak istedi ama parmakları kilitlendi. Civan’ın o "Gülüm" derkenki bakışları, annesi o bombayı patlattığında yüzünde oluşan o çaresiz ifade... Leyla bir yanı nefretle yanarken, diğer yanıyla hala o çaresiz bakışlarda bir teselli arıyordu.
Tam o sırada kapısı tıklandı. Neriman dışarıdan seslendi:
"Leyla! Aç şu kapıyı kızım! Ağlamayı kes artık, o gözyaşları sana o konağın anahtarını getirmeyecek. Kendine gel, Civan şimdi kapıya dayanır, seni böyle harabe gibi görmesin!"
Leyla cevap vermedi. Kendi sessizliğinde, yıkılan hayallerinin enkazı altında sadece Civan’ın neden sustuğunu, neden "Dur anne, bu kız benim sevdiğim!" diyemediğini düşünüyordu. Aşkı ne kadar büyükse, hayal kırıklığı da o kadar devasaydı.
Neriman, kapıyı sertçe çalarak içeri girdi ve Leyla’yı omuzlarından tutup sarsmaya başladı. "Kalk diyorum sana! O gözlerini sil, Şimşeklerin hanımı ağlak olmaz. O Berfin denilen buz parçası bugün kazandığını sanıyor ama asıl kartlar bizim elimizde!"
Leyla, gözleri kan çanağı gibi olmuş bir halde annesinin ellerinden kurtuldu. "Olmaz anne, bitti diyorum! Anlamıyor musun? Gururumla oynadı benim. Beni o eve, o kadının ayaklarının dibine, bir iğneci kız gibi soktu. Ben onun için bir eğlenceymişim, bir oyuncakmışım... Berfin’e bak; soyu belli, sopu belli, parası belli. Bir de bana bak; bir mahalle kızı, bir terzi... Civan bu saatten sonra beni ne yapsın? O davetiyeler basıldı anne, her şey bitti!"
Neriman’ın hırsla parlayan gözleri bir anlığına kısıldı. Kızının bu kadar büyük bir umutsuzluğa düşmesi, bu kadar ağır bir teslimiyet göstermesi onda başka bir şüphe uyandırdı. Leyla’nın yüzündeki o sadece "aldatılmışlık" değil, aynı zamanda "her şeyini kaybetmişlik" ifadesi Neriman’ın içindeki o eski kurdu uyandırdı.
Neriman sesini alçalttı, odadaki hava bir anda buz kesti. Leyla’nın yanına yatağa oturdu ve kızının titreyen ellerini sıkıca tuttu. Gözlerini Leyla’nın gözlerine dikti, adeta ruhunun derinliklerini okumaya çalışıyordu.
"Leyla..." dedi Neriman, sesi hem bir ana şefkati hem de korkunç bir sorgulama barındırıyordu. "Sen bu adama neden bu kadar 'vazgeçilmezim' gibi bakıyorsun? Sadece gönlünü mü verdin sen ona? Yoksa..."
Neriman, kızının kaçırdığı bakışlarından ve omuzlarının çöküşünden havada asılı duran gerçeği hissetti. Odanın içindeki hava bir anda ağırlaştı. Neriman, Leyla’nın yanına yatağa oturdu; sesi bu sefer bağırmaktan ziyade, insanın içini titreten bir soğuklukla çıkıyordu.
"Leyla, bak bana," dedi Neriman, kızının çenesini zorla kendine çevirerek. "O sustuğun yer, uçurumun kenarıdır. Doğruyu söyle bana... O göl evlerinde, o gizli buluşmalarda sadece el ele mi tutuştunuz? Yattın mı o adamla? Birlikte mi oldunuz?"
Leyla’nın gözlerinden iki damla yaş süzüldü, hıçkırığı boğazında düğümlendi. Sessizliği, odada patlayan bir bomba gibi yankılandı.
Neriman’ın yüzü kireç gibi oldu. Elini hırsla dizine vurdu. "Yazıklar olsun!" dedi fısıltıyla karışık bir öfkeyle. "Sen ne yaptın Leyla? Hiç mi düşünmedin sonunu? Elin ağası geldi, seni en zayıf yerinden yakaladı, gönlünü çaldı... Sonra da seni götürüp o kadının, o nişanlısının ayaklarının dibine bir iğneci kız gibi attı! Sen kendini ona sundun, o ise seni o konakta bir yabancı gibi izledi!"
"Anne, seviyorum dedi... Evleneceğiz dedi," diye inledi Leyla, sesi hıçkırıklar arasında kaybolurken.
"Sevmek bu mu Leyla?" diye çıkıştı Neriman. "Sevmek, sevdiğin kadını o aşağılanmanın içine sokmak mı? Bak, adamın nişan davetiyesi cebimde! O Berfin denilen kızla el ele tutuşup davetlilere gülücük atacak, sen ise burada 'yattık ama beni seviyor' diye avunacak mısın? Sen Şimşeklerin hanımı olacaktın, bir gecelik hevesi değil!"
Neriman ayağa kalktı, odanın içinde bir aslan gibi dönmeye başladı. "Gururum diyorsun... Hangi gurur kaldı kızım? Civan Şimşek seni bir heves uğruna harcamış, üstüne bir de mühür vurmuş! Şimdi o kız o konakta kraliçe gibi otururken, sen bu mahallede nasıl başını dik tutacaksın? Kimin yüzüne bakacaksın?"
Leyla, annesinin bu ağır ama haklı sözleri altında ezildikçe ezildi. Her bir kelime, Civan’ın sessizliğinden daha çok canını yakıyordu. "Ölmek istiyorum anne... Sadece ölmek," diye mırıldandı.
"Ölmeyeceksin!" dedi Neriman, bir anda durup kızına dönerek. Gözlerinde yeniden o hırslı pırıltı belirdi. "Aksine, daha dik duracaksın. Madem bu yola girdin, madem o haltı yedin; şimdi o ağayı kapımıza getireceğiz. Civan Şimşek o nişanı bozacak Leyla! Başka yolu yok. Ya seni o konaktan gelinlikle çıkaracak ya da ben bu şehri ona dar ederim!"
Tam o sırada, sokakta sert bir fren sesi yankılandı. Civan’ın jipi, kapının önünde durmuştu. Neriman camdan dışarı baktı, Civan’ın hırsla arabadan inişini gördü.
Neriman, sokağın başında jipin farlarını gördüğü an içindeki o kurnaz tilki uyandı. Bu, Leyla’yı o konağa hanım olarak sokmak için eline geçen en büyük kozdu. Civan’ın vicdanını, aşkını ve o korumacı erkeklik gururunu tetiklemesi gerekiyordu.
Civan merdivenleri ikişer üçer çıkarken, Neriman odanın içinde tiyatrosuna başladı. Leyla’yı kollarından tutup sarsıyor, sesini sokağa taşıracak kadar yükseltiyordu.
"Yazıklar olsun sana! Biz seni ne hayallerle büyüttük! Elin adamına oyuncak ol diye mi, kapılarda nişanlısının eteğini dik diye mi yetiştirdik? Çıkar o boynundaki altınları, hiçbirinin kıymeti yok artık! Onurun kalmadıktan sonra altını ne yapayım ben!"
Kapı hırsla çalındı. Saadet nene, gözyaşları içinde kapıyı açtığında karşısında yüzü kireç gibi olmuş, nefes nefese bir Civan buldu. Saadet nene, elindeki tülbentiyle gözünü silerken Civan’ın göğsüne vurdu hafifçe. "Girme evladım, girme... Yıktın geçtin kızı, daha ne istiyorsun? Annesi içeride parça parça ediyor yavruyu!"
Civan hiçbir şey demeden, Saadet neneyi hafifçe kenara çekip doğrudan Leyla’nın odasına daldı. İçerideki manzara canını yaktı: Neriman, Leyla’yı hırpalıyor; Leyla ise yatağın kenarına çökmüş, sadece hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Neriman, Civan’ın odaya daldığını gördüğü an içindeki öfke ve kurnazlık devasa bir patlamaya dönüştü. Civan, Leyla’yı o halde görünce üzerine atılıp onu korumaya çalıştı ama Neriman bir aslan gibi araya girdi. Civan’ı göğsünden iterek odanın ortasına savurdu.
"Dokunma ona! Sakın dokunma!" diye kükredi Neriman. Sesi sokaktaki binalardan yankılanıyordu. "Hangi yüzle geliyorsun bu eve? Hangi hakla benim kızımı korumaya kalkıyorsun?"
Civan nefes nefese kalmıştı, gözleri Leyla’daydı. "Neriman Hanım, sakin olun... Leyla’yı böyle hırpalayamazsınız, o benim..."
"O senin neyin Civan Efendi?" diye sözünü kesti Neriman, elindeki o buruşmuş davetiyeyi Civan’ın yüzüne fırlatarak. "Senin hiçbir şeyin değil! Sen bugün o konakta bizi sadece aşağılamadın, sen benim kızımı diri diri mezara gömdün! Nişanlına elbise iğneletmek ne demek? Bizi kapında uşak mı sandın sen?"
Saadet nene kapı eşiğinde hıçkırarak ağlıyor, Civan’a "Git evladım, yıktın geçtin buraları," diye işaret ediyordu. Civan, Leyla’ya doğru bir adım daha atmak istedi ama Neriman bir kez daha önüne geçti, parmağını Civan’ın göğsüne bastırarak onu geri itti.
"Defol git bu evden! Hemen şimdi! Bir de gelmiş Leyla’yı sahipleniyor... Sen ancak kapındaki ite, ahırındaki ata sahip çıkarsın Civan Şimşek! Benim kızım senin oyuncağın değil! Git o zengin nişanlına, git o şanlı konağına! Bizim senin altınlarına da, yalanlarına da karnımız tok!"
Civan’ın gururu paramparça olmuştu ama suçluluğu gururundan büyüktü. "Leyla... Gülüm, bir dinle beni..." diye seslendi yatağın üzerinde büzülmüş ağlayan kıza.
Neriman, Civan’ın yakasından tutup kapıya doğru sürüklemeye başladı. "Gülüm deme ona! Ağzına alma adını! Sen bugün o davetiyeyi basarak Leyla’nın adını cümle alemin ağzına sakız ettin! Defol git, bir daha bu sokağa girdiğini görmeyeceğim. Eğer bir daha bu kapıya gelirsen, yeminim olsun mahalleyi ayağa kaldırır, seni de o aşiretini de herkese rezil ederim!"
Neriman, Civan’ı kapıdan dışarı hırsla itti. Civan sokağın ortasında, komşuların meraklı bakışları altında öylece kalakaldı. Neriman kapıyı Civan’ın suratına "bam" diye kapattı ve sürgüyü çekti.
İçeride, Leyla’nın hıçkırıkları kesilmezken Neriman sırtını kapıya yaslayıp nefes nefese kaldı. Planının en sert kısmını uygulamıştı. Civan’ı rezil edip kovmuştu çünkü biliyordu ki; Civan Şimşek gibi bir adam, böyle bir aşağılanmayı ve kaybı asla kabullenemezdi. Şimdi Civan dışarıda, o kapının arkasında kalan "canını" almak için dünyayı yakacak noktaya gelmişti.
Neriman odasına dönüp Leyla’nın yanına oturdu, sesi bir anda buz gibi bir kararlılığa büründü. "Bak..." dedi fısıltıyla. "Şimdi o jipin sesini duyuyor musun? Gidemez. O kapının önünden gidemez. Seni gerçekten istiyorsa, o nişanı bozup buraya bir 'hiç' olarak değil, senin kocan olarak gelecek. Ağlamayı kes, o şimdi kapının önünde kendi cehennemini yaşıyor."
Leyla, hıçkırıkları arasından annesine bakarken umutsuzca başını salladı. "Anne, sen Sultan Hanım’ı tanımıyorsun. O kadın asla izin vermez, beni o konağa adım bile attırmaz. Civan’ın nişanlısı Berfin varken beni ne yapsınlar? Bizimki imkansız bir hayaldi, bugün o odada bitti her şey..."
Dışarıda, gecenin sessizliğinde Civan hala gitmemişti. Jipinin farlarını söndürmüş, avlunun ortasında öylece duruyordu. Kalbi yerinden sökülmüş gibiydi. Titreyen elleriyle telefonuna sarıldı ve Neriman’ı aradı. Telefonu açan Neriman, daha Civan’ın bir şey söylemesine fırsat vermeden gök gürültüsü gibi gürledi:
"Hala hangi yüzle arıyorsun Civan Efendi? Kapımın önünde ne bekliyorsun? Git o şanlı konaklarına, git o çok sevdiğin itibarının yanına! Benim kızımın adını bir daha ağzına alırsan, yeminim olsun mahalleyi başına toplarım. O davetiyeyi basan elinle şimdi git nişanlına çiçek topla! Bir daha ne bu numarayı ara, ne de bu sokağa adım at. Bitti diyorum sana, bitti!"
Neriman telefonu Civan’ın suratına kapattığında, Civan karanlık avluda sadece telefonun meşgul sesiyle baş başa kaldı. İçeride Leyla’nın ağlayışını duymak onu bitiriyordu ama Neriman’ın bu sert duvarı karşısında eli kolu bağlanmıştı.
Neriman, Leyla’nın yanına ilişip saçlarını okşamaya başladı, sesi bir anda o gürleyen halinden sıyrılıp zehirli bir şefkate büründü. "Leyla, ağlama annem... Ağlama kurban olduğum. Anan halledecek bu işi. Ben farkındayım sizin birbirinize nasıl yandığınızın. O Sultan cadısı oyununu kurdu ama ben o oyunu bozmasını bilirim. Sen merak etme, o konak senin olacak."
Saadet nene daha fazla dayanamadı, elindeki tülbenti hırsla dizine vurup yerinden doğruldu. "Yeter Neriman! Yeter artık!" diye bağırdı, sesi titriyordu. "Kızın kulağına daha neler fısıldıyorsun sen? Bitti diyorum sana, bitti! Görmüyor musun çocuğun halini? Nişanlısı olan adamdan, kapısında bizi uşak edenlerden hayır mı gelir? Sen hala 'konak' diyorsun, 'Sultan' diyorsun!"
Saadet nene, Leyla’nın yanına gidip onu Neriman’ın kollarından çekip kendi göğsüne bastırdı. "Leyla, güzel torunum... Ağlama artık yavrum. Cahillikten, saflıktan ne olduysa oldu bir kere. Kader dedik, kaza dedik... Biz yine eski hayatımıza döneriz. Ben sana bakarım, biz bize yeteriz. Kimselere muhtaç değiliz biz."
Leyla, nenesinin o güven veren, sabun kokulu göğsüne sığındı. Gözyaşları nenesinin tülbendini ıslatırken, kısık ve titrek bir sesle sordu: "Ederiz değil mi nene? Yine eskisi gibi, huzurlu olur muyuz? Kimse yüzümüze vurmaz mı olanları? Unutur muyuz o konağı da, Civan’ı da?"
Saadet nene, Leyla’nın saçlarını öpüp "Ederiz kuzum, ederiz elbet. Zaman her şeyin ilacıdır," diyerek onu teselli etmeye çalıştı.
Neriman ise bir köşeye çekilmiş, hiçbir şey demeden onları izliyordu. Yüzünde ne bir pişmanlık ne de bir yumuşama vardı. Saadet nenenin "eski hayatımıza döneriz" sözlerini duydukça içindeki hırs daha da bileniyordu. O, eski hayatın yoksulluğuna, o mahalle arasına sıkışıp kalmaya niyetli değildi. Leyla’nın nenesine sığınan o zayıf halini izlerken zihninde çoktan bir sonraki hamlesini planlamaya başlamıştı. Civan hala dışarıda, sessizce bekliyordu ve Neriman, o bekleyişin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu.
Sessizlik odaya çökerken, dışarıda Civan'ın jipinin motoru tekrar çalıştı ama uzaklaşmadı; sadece olduğu yerde, karanlığın içinde bir canavar gibi hırıldamaya devam ediyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

98okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.