22

Vaveyla Yazarı: Ay Işığı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 22

Konağın o ağır sabah sessizliği, mutfaktan gelen kızarmış ekmek ve taze demlenmiş çay kokusuyla bozulmuştu. Leyla, geceki kavganın yorgunluğunu şişmiş gözlerinden silmeye çalışarak, titreyen elleriyle kahvaltı tepsisini hazırladı. Salona geçtiğinde ise gördüğü manzara kalbinin hızla çarpmasına neden oldu.
Masa tam kadro kurulmuştu ama başköşede, sanki evin bir ferdiymiş gibi oturan Miran Şimşek duruyordu. Miran, şık gömleği ve kendinden emin tavrıyla Sultan Hanım’la şakalaşırken, gözleri bir an bile kapıdan ayrılmıyordu.
Civan ise tam karşısında, sağ elindeki beyaz sargıyı masanın altına saklamaya çalışarak oturuyordu. Yüzü kül gibiydi. Miran’ın erkenden damlamış olmasının tek bir sebebi olduğunu biliyordu: **Leyla.**
"Günaydın herkese," dedi Miran, Leyla içeri girer girmez sesini yükselterek. "Halamın kahvaltıları meşhurdur dediler, dayanamadım geldim. Ellerine sağlık Leyla, döktürmüşsün yine."
Leyla, Miran’ın adıyla hitap etmesine ve üzerindeki o incelemeci bakışlarına karşılık vermemek için başını önüne eğdi. Çayları doldururken Civan’ın yanına geldiğinde, Civan’ın elindeki sargıyı fark etti. Gece aynayı kırdığı anın hatırası ikisinin arasında elektrikli bir tel gibi gerildi.
Sultan Hanım, Miran’ın bu ilgisinden son derece memnun, Civan’ın ise öfkeden patlamak üzere olduğunu görmezden gelerek konuştu: "Afiyet olsun yeğenim. Leyla hamarattır, elinden her iş gelir."
Civan, çatalını tabağına sertçe bıraktı. "Miran, hayırdır? Senin bu saatte hastanede ya da klinikte olman gerekmiyor mu? Kahvaltı bahane, niyetin başka gibi."
Miran alaycı bir gülümsemeyle arkasına yaslandı. "Doğru dersin kuzen, niyetim başka... Bu kadar güzel hizmet edilen bir sofraya kim olsa erkenden gelirdi. Hem halamla biraz dertleşelim dedik, fena mı?"
Miran konuşurken, Leyla tam yanından geçiyordu. Miran bilerek kolunu hafifçe dışarı çıkardı ve Leyla’nın yolunu kesti. Leyla duraksamak zorunda kaldı. Miran, başını hafifçe Leyla’ya doğru eğip fısıldadı:
"Gece iyi uyuyamadın herhalde Leyla? Gözlerin pek mahmur... Yoksa konakta seni rahatsız eden bir şeyler mi var?"
Civan yerinden fırlayacak gibi oldu, masanın üzerindeki su bardağını öyle bir sıktı ki parmak boğumları bembeyaz kesildi. Leyla ise Miran’ın bu cüretkar yakınlığı karşısında bir adım geri çekildi.
"Sadece işim çok Miran Bey," dedi Leyla, sesi bir buz kütlesi kadar soğuktu. "Müsaadenizle, mutfakta yapılacaklar var."
Leyla mutfağa kaçarcasına giderken, masada kalan iki adam arasındaki sessizlik fırtınadan önceki o tekinsiz sessizliğe benziyordu. Sultan Hanım ise çayından sakin bir yudum alıp Civan’a baktı; yüzünde "Gördün mü, yerini bilmezsen böyle olur" diyen o sinsi ifade vardı.
Miran, masadakilerin koyu sohbete daldığı bir anı fırsat bilip mutfağa süzüldü. Leyla, tezgahın başında arkası dönük bir halde bulaşıkları yerleştirirken Miran’ın o ağır ve tekinsiz gölgesini ensesinde hissetti.
"Mutfak da pek sıcakmış," dedi Miran, sesindeki o yılışık tonla Leyla’ya doğru iyice sokularak. "Ama senin yanın daha yangın yeri gibi, Leyla."
Leyla hızla arkasına döndü, elindeki bezi göğsüne siper etti. Miran, sırıtan bir ifadeyle elini cebine attı ve küçük, kadife bir kutu çıkarıp kapağını tek parmağıyla açtı. İçinde, mutfağın loş ışığında parlayan, Leyla’nın ela gözlerinin rengini andıran bal rengi bir kehribar taşı duruyordu.
"Dün gece seni gördüğümden beri aklımdan çıkmadın," dedi Miran, kutuyu Leyla’nın yüzüne doğru yaklaştırarak. "Bunu çarşıda görünce 'tam o kızın rengi' dedim. Yakışır senin o narin boynuna. Al bakalım, bir Şimşek hediyesi reddedilmez."
Leyla, kutudaki taşa değil Miran’ın o kirli niyet okunan gözlerine baktı. Midesinin bulandığını hissetti. "Alın bunu buradan Miran Bey," dedi Leyla, sesi titrese de geri adım atmadı. "Benim sizin taşınıza da, hediyenize de ihtiyacım yok. Yerimi bilin!"
Miran hafifçe güldü, Leyla’nın koluna doğru uzanmaya çalıştı. "Hadi ama naz yapma... Civan’ın korkusundan mı böyle yapıyorsun? O çocuk sana hiçbir şey veremez ama ben..."
"Sultan Hanım! Sultan Hanım, buraya bir bakar mısınız?"
Leyla’nın çığlığı mutfakta yankılanırken Sultan Hanım ve arkasından öfkeyle soluyan Civan kapıda belirdi. Sultan, Miran’ın elindeki kutuyu görünce bir an duraksadı ama yüzündeki öfke yerini hemen yapmacık, yumuşak bir gülümsemeye bıraktı. Miran’ın koluna girdi, onu nazikçe mutfaktan dışarıya doğru yönlendirdi.
"Aman Miran’ım, canım yeğenim..." dedi Sultan, sesini tatlılaştırarak. "Sen ne kadar düşünceli, ne kadar asil bir çocuksun böyle. Doktor oldun ama o Şimşek cömertliğinden hiçbir şey kaybetmemişsin. Ama oğlum, hiç yakışmaz bize böyle şeyler. Koskoca doktorsun, Şimşeklerin gururusun; bir hizmetçi kıza böyle kıymetli hediyeler fazla gelir, kadrini kıymetini bilmezler. Gel sen benimle salona, biz seninle daha mühim şeyler konuşalım."
Sultan, Miran’ı yücelterek mutfaktan çıkarırken Civan olduğu yerde çivilenmişti. Annesinin Miran’ı azarlamak yerine ona övgüler yağdırması, Leyla’yı ise bir kez daha yerin dibine sokması Civan’ın yaralı elindeki sızıyı daha da artırdı.
Miran giderken kapı eşiğinden Leyla’ya son bir kez "Gördün mü?" der gibi sırıttı. Leyla ise mutfakta yapayalnız, Sultan’ın o ağır sözlerinin altında ezilerek tezgaha tutundu
Civan, annesiyle Miran’ın yukarıdaki odada derin bir sohbete dalmasını fırsat bilip mutfağa daldı. Leyla’nın omuzlarından tutup onu kendine çevirdi. Sesi, çaresizlik ve kontrolsüz bir sahiplenme duygusuyla titriyordu.
"Leyla, bak görüyorsun... Seni koruyamam böyle! Miran rahat durmayacak, annem dersen onu el üstünde tutuyor. Dinle beni, gidelim buradan. Sana başka bir yerde ev kurayım, her şeyin en güzeli senin olsun, kimse dokunmasın sana. İkimize ait bir dünyamız olsun."
Leyla, Civan’ın ellerini yavaşça omuzlarından indirdi. Dudaklarında zehir gibi acı bir gülümseme belirdi. "Ev kurayım..." dedi, kelimeleri tek tek tartarak. "Bak, hala 'elinden tutup nikahı basarım, karım olarak bu kapıdan sokarım' diyemiyorsun. Sende biliyorsun... Senin o kuracağın ev, bir yuva değil; sadece dört duvarı olan altın bir kafes olur. Ben orada senin sevdan değil, gizli saklı tuttuğun günahın olurum."
Civan bir şey diyecek oldu ama Leyla elini kaldırıp onu susturdu. Şimdi gözlerinde Civan’ın gururunu un ufak edecek o buz gibi bakışlar vardı.
"Senin sevdan da, erkekliğin de bu konağın kapısına kadar Civan Şimşek. Sen dışarıda ağasın ama içeride annesinin dizinin dibinden ayrılamayan, babasının gölgesinden korkan küçük bir çocuksun. Miran en azından ne istediğini biliyor, kirli de olsa bir teklifle geliyor. Ama sen... Sen sadece vaat veriyorsun, arkasında duramadığın hayaller satıyorsun. Ben bu soluk elbiseyle, senin o korkak sevdandan daha gururluyum."
Civan, bu sözlerin ağırlığı altında sarsıldı. Leyla’nın onu Miran ile kıyaslaması, sevgisini "korkaklık" olarak damgalaması kalbindeki son merhamet kırıntısını da yakıp kül etti. Gözleri karardı, yüzündeki o yumuşak ifade yerini taşlaşmış bir öfkeye bıraktı.
"Peki..." dedi Civan, sesi artık duygu barındırmayan metalik bir soğukluktaydı. "Son kararın bu demek. Madem ben senin gözünde sadece bir korkağım, madem benim sana sunduğum hayatı hakaret sayıyorsun... Öyle olsun."
Leyla’ya doğru bir adım attı, aralarındaki o son sıcaklığı da eliyle itti. "Bundan sonra benden şefkat bekleme. Madem 'hizmetçiyim' diyorsun, madem bu rolü bu kadar sevdin; o zaman sana hak ettiğin gibi davranacağım. Bu cümlelerine inat, bundan sonra benim gözümde bu konağın tozundan, yerdeki o mermerden farkın olmayacak. Git şimdi, ağana bir kahve yap da getir!"
Civan arkasını dönüp mutfaktan bir yabancı gibi çıkarken, Leyla olduğu yerde kaldı. Kalbi kan ağlasa da başı dikti ama Civan’ın bu yeni ve acımasız haliyle nasıl başa çıkacağını o an kendisi de kestiremiyordu.
Leyla, Civan’ın o buz gibi sesindeki emri duyduğunda duraksadı. "Peki ağam," dedi, sesi titrese de geri adım atmayan bir gururla bezeliydi. Mutfaktaki en ağır ve koyu kahveyi yaptı; tıpkı aralarındaki o zehirli sessizlik gibi.
Salona geçtiğinde Miran ve Sultan Hanım hala yukarıdaydı. Civan, tekli koltukta bacak bacak üstüne atmış, yaralı elini koltuğun kenarına koymuş bekliyordu. Leyla, fincanı masaya bırakıp tam arkasını dönüp gidecekti ki, Civan’ın parmakları Leyla’nın bileğinin biraz üzerinde, havada sert bir set gibi durdu. Dokunmadı ama geçmesine de izin vermedi.
"Bitirmemi bekle," dedi Civan, bakışlarını fincandan ayırmadan. Sesi, bir yabancıya emir verir gibi donuk ve mesafeliydi. "Ben sana git dedim mi?"
Leyla, olduğu yerde çivilenmiş gibi kaldı. "İşim var yukarıda, odaları bitirmem lazım," diye cevap verdi, sesindeki o kırgınlığı gizlemeye çalışarak.
Civan, kahvesinden ağır bir yudum aldı, yüzünü ekşitmeden Leyla’nın gözlerinin içine baktı. "İşin, ben ne zaman bitti dersem o zaman biter. Şimdi şurada, kapının eşiğinde dur ve ben kahvemi bitirene kadar kımıldama. Efendinle nasıl konuşulur, nasıl beklenir öğreneceksin madem bu yolu seçtin."
Leyla’nın yanakları utançtan ve öfkeden yanmaya başladı. Civan onu sadece bir hizmetçi gibi değil, bir ceza mahkumu gibi kapı eşiğinde bekletiyordu. Bu, Miran’ın o çirkin teklifinden bile daha çok yakmıştı canını. Çünkü bu acıyı ona, "senin için dünyayı yakarım" diyen adam veriyordu.
Leyla başını dik tuttu, gözlerini odanın boş bir köşesine dikti. İki aşığın gurur savaşı artık sessiz bir işkenceye dönüşmüştü. Civan her yudumu bilerek uzatıyor, Leyla ise her saniye kalbinin biraz daha taşlaştığını hissediyordu.
O sırada yukarıdan Sultan Hanım ve Miran’ın kahkaha sesleri duyuldu. Merdivenlerden inerken Miran, kapı eşiğinde bir heykel gibi duran Leyla’yı görünce duraksadı, yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.
"Hayırdır Civan?" dedi Miran, merdivenlerin son basamağında durarak. "Kızı kapı nöbetçisi mi yaptın? Doktorlukta böyle tedavi görmedik biz."
Civan, fincanı tabağına yavaşça bıraktı. "Herkesin bir terbiyesi var Miran. Leyla da burada kendi yerini öğreniyor. Değil mi Leyla?"
"Evet... **Civan Ağam**," dedi Leyla, kelimenin üzerine basarak. Sesi ne bir boyun eğme ne de bir sadakat barındırıyordu; sadece saf, buz gibi bir nefret ve kırılmış bir gururun yankısıydı. Bu iki kelime, Civan’ın kalbine, dün gece kırdığı aynanın cam parçalarından daha keskin batmıştı.
Sultan Hanım, Miran’ı bir şekilde yatıştırmış, kulağına birkaç telkin fısıldayarak kapıya kadar uğurlamıştı. Miran, giderken Leyla’ya son bir kez "henüz bitmedi" der gibi bakmış olsa da Sultan’ın otoritesine karşı gelmeye cesaret edemedi.
Sultan, kapıyı kapattıktan sonra salona döndü. Civan’ın hala koltukta, Leyla’yı kapı eşiğinde bir suçlu gibi bekletişini izledi. "Oğlum," dedi Sultan, sesinde gizli bir memnuniyet ama sahte bir sitemle. "Bırak kızı, gitsin işini yapsın. Konağın düzeni aksamasın senin bu çocukça inatların yüzünden."
Civan, kahve fincanını masaya sertçe bıraktı. Leyla’nın o dik ama ruhu çekilmiş duruşuna son bir kez baktı. "Yapsın bakalım..." dedi, sesi hırıltılı bir öfkeyle doluydu. "Yapsın ki işinin, yerinin ne olduğunu bir an bile unutmasın."
Civan, hiçbir şey demeden merdivenlere yöneldi. Odasına çıktığında kapıyı öyle bir çarptı ki konak sallandı. Üzerini hırsla değiştirip, yaralı elini sarsarak ceketini aldı ve konaktan hızla ayrılıp işine, fabrikaya doğru yola çıktı.
Leyla, o meşhur sessizlikte yine yapayalnız kalmıştı. Sultan Hanım, zafer kazanmış bir edayla mutfağa geçerken Leyla ellerine baktı; titriyordu. Civan’ın ona "ağalık" taslaması, Miran’ın arsızlığından daha ağırdı.
*"Demek öyle Civan Ağam,"* diye mırıldandı Leyla boşluğa doğru. *"Seninle bu gurur savaşını biz başlatmadık ama bitiren ben olacağım."*
Leyla, Sultan Hanım’ın karşısında ellerini önünde birleştirmiş, başı hafifçe eğik bir halde bekliyordu. Konağın o boğucu havası üzerine çökmüşken tek bir nefeslik özgürlüğe ihtiyacı vardı.
"Sultan Hanım," dedi sesi titreyerek, "Bugün annemleri görmeye gidebilir miyim?"
Sultan, elindeki dergiyi yavaşça sehpaya bıraktı, Leyla’yı tepeden tırnağa süzdü. Miran ve Civan arasındaki gerginlikten sonra Leyla’nın konaktan bir süre uzaklaşması aslında onun da işine geliyordu. "İyi git bakalım," dedi ruhsuz bir sesle. "Çok geç kalma ama. Akşam sofrasına yetişeceksin, Civan ve baban aç kalmasın. Hadi, oyalanma."
Leyla, aldığı bu izinle sanki üzerindeki ağır zincirler bir anlığına gevşemiş gibi hissetti. Hemen odasına inip o soluk hizmetçi elbisesini üzerinden attı. En temiz, en sade kıyafetlerini giydi. Konaktan dışarı adımını attığında, Mersin’in o nemli ama özgür havasını ciğerlerine çekti.
Yol boyunca sadece nenesini ve annesini düşündü. O gösterişli kapıdan her uzaklaştığında, "hizmetçi Leyla" geride kalıyor, yerine "Neriman’ın kızı Leyla" geliyordu. Kendi mahallesine, o dar ve tanıdık sokağa girdiğinde gözleri doldu. Nihayet, o özlem duyduğu ailesinin ziyaretine gelmişti.
Küçük evlerinin kapısını açtığında nenesinin o bitkin ama sevgi dolu bakışlarıyla karşılaştı. Leyla, nenesinin dizlerine kapandı; orada, o rutubetli ama huzurlu odada Şimşekler Konağı'na dair ne varsa unutmak istiyordu. Annesi Neriman, kızının yüzündeki solgunluğu, göz altlarındaki morlukları fark etse de Leyla "Çok iyiyim anne, her şey yolunda" diyerek içindeki yangını sakladı. Nenesinin ilaçları aksamasın diye ödediği bu bedeli onlara hissettirmeyecekti.
Ancak zaman su gibi akıp geçmişti. Güneş batmaya yüz tutarken, Leyla’nın içine bir korku düştü. Dönmesi gerekiyordu.
Leyla konağın devasa demir kapısından içeri girdiğinde, bahçede Civan’ın arabasını gördü. Civan, fabrikadan her zamankinden erken dönmüştü. Bütün gün Leyla’nın yokluğuyla, Miran’ın attığı o iğrenç mesajlarla ve kendi içindeki öfkeyle boğuşmuş, eve geldiğinde Leyla’yı bulamayınca adeta çıldırmıştı.
Civan, salonda bir ileri bir geri yürüyor, elindeki sargıyı hırsla sıkıyordu. Sultan Hanım ise köşedeki koltuğunda sakin bir şekilde çayını yudumlarken, Civan’ın bu halini keyifle izliyordu.
"Nerede anne bu kız?" diye kükredi Civan. "Hangi hakla, kime sormadan çekip gider?"
Sultan, bardağını tabağına usulca bıraktı. "Ben izin verdim oğlum," dedi sesi yapay bir sakinlikle. "Ailesini özlemiş... Ama bak, hava karardı hala yok. Demek ki konağın düzeni, senin kuralların onun pek de umurunda değil. O serbestliğe alışmış bir kere, burası ona dar geliyor."
Tam o sırada Leyla, elinde annesinin verdiği bir kap yemekle salona girdi. Civan’ı öfkeden köpürmüş halde karşısında görünce duraksadı.
Civan, Leyla’ya doğru öyle bir hızla yürüdü ki Leyla elindeki kabı düşürmemek için sıkıca kavradı.
"Neredesin sen!" diye bağırdı Civan, sesi konağın tavanlarında yankılanarak. "Sana bu kapıdan dışarı çıkmayacaksın demedim mi ben? Kimden izin aldın?"
Leyla, Sultan Hanım’a baktı ama Sultan sadece omuz silkmekle yetindi. Leyla, başını dik tutarak Civan’ın gözlerinin içine baktı. "Sultan Hanım’dan izin aldım Civan Ağam. Annemleri görmeye gittim, bu da mı suç?"
"Benim evimde, benden habersiz kuş uçmayacak!" dedi Civan, Leyla’nın kolunu hırsla kavrayarak. "Hele ki dışarıda Miran gibi kurtlar gezerken... Sen kiminle buluştun doğruyu söyle! Ailen miydi niyetin, yoksa başkası mı?"
Leyla’nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama sesi hala gururluydu. "Sen beni ne sanıyorsun Civan? Ben senin o 'dengin' gördüğün, yalanlarla beslediğin kadınlardan değilim. Ben sadece nenesini özleyen bir kızım. Bırak kolumu, canım yanıyor!"
Civan, Leyla’nın gözlerindeki o saf acıyı görünce duraksadı ama geri adım atmadı. "Bundan sonra," dedi dişlerinin arasından, "bu kapıdan dışarı adımını attığında yanında ben olacağım. Yok öyle kafana göre gitmeler."
Sultan Hanım, koltuğundan ağır bir vakarla kalkıp oğlunun yanına geldi. Civan’ın Leyla’nın kolunu sıkan eline, sonra da Leyla’nın korku dolu gözlerine buz gibi bir bakış attı. Sultan’ın derdi ne Miran’dı ne de konağın düzeni; tek amacı, Civan’ın kalbindeki o ateşi söndürüp onu Leyla’dan tamamen soğutmaktı.
"Civan, saçmalama oğlum!" dedi Sultan, sesindeki küçümseme salonun her köşesine yayılarak. "Bırak ne yapıyorsa yapsın. Sanıyor musun ki Miran’ın derdi bu kızla evlenmek? En fazla bir iki gün eğlenirler, hevesi geçince de ayrılırlar. Bırak gitsin, kiminle istiyorsa onunla olsun. Bir hizmetçi parçası için bu kadar nefes tüketmeye değer mi?"
Bu sözler, Leyla’nın kalbine saplanan zehirli birer ok gibiydi ama Sultan’ın asıl hedefi Civan’ın gururuydu. Onu, sevdiği kadının "herkes için sıradan biri" olduğuna ikna etmeye çalışıyordu.
**"YETER!"**
Civan öyle bir kükredi ki, salonun taş duvarları sarsıldı, asılı duran avizeler titredi. Sultan Hanım, oğlundan gelen bu şiddetli patlama karşısında bir adım geri çekildi. Civan’ın gözleri artık sadece öfke değil, annesinin Leyla’yı böyle basitleştirmesine duyduğu derin bir isyanla yanıyordu.
"Bir daha!" diye gürledi Civan, parmağını annesine doğru uyarıyla sallayarak. "Onun adını böyle aşağılık cümlelerin içinde geçirmeyeceksin anne! Miran kim, başkası kim? Kimse onun hakkında 'gönül eğlendirilecek kız' iması yapamaz, hele sen asla!"
Civan, kolunu hala sıkıca tuttuğu Leyla’ya döndü. Bakışları sertleşti, sesindeki sahiplenme bir emre dönüştü. "İzin mizin yok artık! Bundan sonra benden habersiz, benden izinsiz bu kapıdan dışarı tek bir adım bile atmayacaksın, bitti! Çalışmak mı istiyorsun? Para mı lazım? Oturacaksın bu evin içinde, ne işin varsa burada göreceksin. Ama sadece burada!"
Leyla’nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü, Civan’ın bu kısıtlayıcı ama hırçın korumacılığı karşısında nefesi kesildi. Civan, Leyla’yı mutfağa doğru sertçe yönlendirdi. "Şimdi geç mutfağa, yemeğini yap! Herkes işine baksın, bu konu da burada kapansın!"
Sultan Hanım olduğu yerde donup kalmıştı. Civan onu kontrol etmeye çalışırken, aslında Leyla’yı konağın içine, kendi görüş alanına tamamen hapsetmişti. Leyla ise mutfağa girerken, ocağın altını açarken içindeki yangının bu dört duvar arasında daha da büyüyeceğini biliyordu. Civan dış kapıya yöneldiğinde, Sultan’ın kalbindeki ateşi söndürme çabası, Civan’ın mülkiyet hırsını körüklemekten başka bir işe yaramamıştı.

Miran’ın kliniğinin kapısı büyük bir gürültüyle açıldığında, içerideki personel bir anlık sessizliğe gömüldü. Civan, gözü dönmüş bir halde, masasının başında oturan kuzenine doğru yürüdü. Miran, şaşkın ama yüzündeki o sinir bozucu gülümsemeyi kaybetmeden arkasına yaslandı.
"Gel kuzen," dedi Civan, sesi bir fırtına öncesi sessizliği gibi derinden ve tehditkardı. "Gel, şöyle seninle erkek erkeğe bir konuşalım."
Miran kapıyı kapatıp Civan’ın karşısına dikildi. "Hayırdır Civan? Bu hiddetin yine o mutfaktaki kız için mi?"
Civan, aralarındaki mesafeyi sıfıra indirip Miran’ın yakasını kavramamak için kendini zor tuttu. "Bak Miran, sana son kez söylüyorum," dedi dişlerinin arasından. "Haddini bileceksin. Benim evimde, benim ekmeğimi yiyen çalışanım için senden uzak durmanı istiyorum. Git kendine başka eğlenceler bul, etraf senin gibilerle dolu."
Civan, sesini biraz daha yükselterek devam etti: "Benim bir şanım, bir adım var. Yarın öbür gün 'Kendi evindeki çalışanını bile koruyamadı' demesinler. O kızın onuru, bu konağın onurudur. Artık çocuk değiliz Miran, oyun oynamıyoruz. Bu işlerin şakasının olmadığını en iyi senin bilmen lazım."
Miran, Civan’ın bu sözlerine karşılık bir kahkaha patlattı; alaycı bir kahkahaydı bu. "Civan, abartma Allah aşkına!" dedi ellerini iki yana açarak. "Bizim hayatımızda ne kadınlar, ne maceralar oldu; hiçbirine bu denli kafa yormadık. Bir hizmetçi için bu neyin tantanası?"
Civan’ın gözleri karardı. Miran’ın hala durumu bir oyun gibi görmesi sabrını son raddesine getirmişti.
"O konu kapandı!" diye kükredi Civan. "Sana mesafeni korumanı söylüyorum, o kadar. Bir daha onun etrafında, ailesinin evinde ya da o kehribar taşınla mutfakta seni görmeyeceğim Miran. Eğer görürsem, bu sefer doktorluğun da, akrabalığın da beni durdurmaya yetmez. Haddini aşma, sabrımı da sınama!"
Civan, Miran’ı kendi kliniğinin ortasında buz gibi bir sessizlikle bırakıp kapıyı çarparak çıktı. Miran ise arkasından bakarken sırıttı; Civan’ın bu denli ciddiye alması, sadece iştahını kabartmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

83okunma 7beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.