ÜVEY DEĞİLİZ kitap kapağı

3. bölüm / 59

ÜVEY DEĞİLİZ

3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: ✨ valeriya ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 59Şu an: 3. Bölüm
  1. 1 1. Bölüm929 kelime
  2. 2 2. Bölüm719 kelime
  3. 3 3. Bölüm974 kelime · Okuduğun bölüm
  4. 4 4. Bölüm671 kelime
  5. 5 5. Bölüm538 kelime
  6. 6 6. Bölüm436 kelime
  7. 7 7. Bölüm821 kelime
  8. 8 8. Bölüm575 kelime
  9. 9 9. Bölüm941 kelime
  10. 10 10. Bölüm527 kelime
  11. 11 11. Bölüm1.336 kelime
  12. 12 12. Bölüm601 kelime
  13. 13 13. Bölüm1.029 kelime
  14. 14 14. Bölüm489 kelime
  15. 15 15. Bölüm1.167 kelime
  16. 16 16. Bölüm348 kelime
  17. 17 17. Bölüm1.042 kelime
  18. 18 18. Bölüm539 kelime
  19. 19 19. Bölüm844 kelime
  20. 20 20. Bölüm827 kelime
  21. 21 21. Bölüm852 kelime
  22. 22 22. Bölüm713 kelime
  23. 23 23. Bölüm1.292 kelime
  24. 24 24. Bölüm1.311 kelime
  25. 25 25. Bölüm950 kelime
  26. 26 26. Bölüm1.070 kelime
  27. 27 27. Bölüm592 kelime
  28. 28 28. Bölüm1.409 kelime
  29. 29 29. Bölüm1.228 kelime
  30. 30 30. Bölüm882 kelime
  31. 31 31. Bölüm782 kelime
  32. 32 32. Bölüm737 kelime
  33. 33 33. Bölüm541 kelime
  34. 34 34. Bölüm705 kelime
  35. 35 35. Bölüm832 kelime
  36. 36 36. Bölüm727 kelime
  37. 37 37. Bölüm894 kelime
  38. 38 38. Bölüm706 kelime
  39. 39 39. Bölüm821 kelime
  40. 40 40. Bölüm747 kelime
  41. 41 41. Bölüm835 kelime
  42. 42 42. Bölüm1.424 kelime
  43. 43 43. Bölüm690 kelime
  44. 44 44. Bölüm940 kelime
  45. 45 45. Bölüm901 kelime
  46. 46 46. Bölüm1.026 kelime
  47. 47 47. Bölüm851 kelime
  48. 48 48. Bölüm1.084 kelime
  49. 49 49. Bölüm681 kelime
  50. 50 50. Bölüm1.467 kelime
  51. 51 51. Bölüm875 kelime
  52. 52 52. Bölüm968 kelime
  53. 53 53. Bölüm1.063 kelime
  54. 54 54. Bölüm1.139 kelime
  55. 55 55. Bölüm919 kelime
  56. 56 56. Bölüm1.103 kelime
  57. 57 57. Bölüm822 kelime
  58. 58 58. Bölüm1.752 kelime
  59. 59 59. Bölüm (final )1.710 kelime

Hafta sonu olması normalde iyi bir şeydi.

Ama bu evde… pek fark etmiyordu.

Kahvaltı yeni bitmişti. Masa hâlâ toplanmamıştı, Füsun ile babam bir şey hakkında hararetli hararetli konuşuyorlardı. Tam ne hakkında tartıştıklarını anlamıyordum ama ses tonlarından önemli bir şey olduğu belliydi.

Ben salonun köşesindeki koltuğa geçmiş, kitabımı açmıştım.

En azından biraz kafam dağılsın diye.

Ama tabii ki bu evde hiçbir şey o kadar kolay olmuyordu.

Karşı koltukta Batuhan vardı.
Ve elinde telefon.

Son ses.

Gerçekten son ses.

Videodan gelen ses bütün salonu dolduruyordu. Ne izlediğini bile anlamıyordum, sadece gürültüydü.

İlk başta sabrettim.

Görmezden gelmeye çalıştım.

Bir sayfa okudum.

Sonra aynı satırı bir daha.

Sonra bir daha.

En sonunda kitabı dizlerimin üstüne kapattım.

Başımı kaldırıp ona baktım.
Hiç umursamıyordu.

“Batuhan,” dedim, sesimi fazla yükseltmeden. “Sesini biraz kısar mısın?”

Bakmadı bile.

Sanki duymamış gibi.

Derin bir nefes aldım.

“Batuhan.”

Bu sefer göz ucuyla baktı.

“Ne var?”

“Elindeki şeyin sesi bütün evi inletiyor,” dedim. “Biraz kıs.”

Omzunu silkti.

“Rahatsız oluyorsan başka odaya geç.”
Kaşlarım çatıldı.

“Ben senden önce buradaydım.”

“Eee?” dedi umursamazca. “Ev ortak.”

Sinirle güldüm.

“Gerçekten mi? Ortak olan tek şey gürültün şu an.”

Bu sefer yüzünü tamamen bana çevirdi.

Gözlerinde o tanıdık ifade vardı.

Kışkırtıcı.

“Abartıyorsun.”

“Hayır abartmıyorum,” dedim. “Kıs şu sesi.”

Bana bakmaya devam etti.
Sonra…

Bilerek.

Daha da açtı sesi.

Bir an ne diyeceğimi şaşırdım.

Sonra sinir direkt yükseldi.

“Ciddi misin sen ya?” dedim.

“Ne var?” dedi sırıtır gibi. “Daha net duyuluyor şimdi.”

Elimdeki kitabı sıktım.

Gerçekten sabrımı zorluyordu.

“Kapatsana şunu,” dedim dişlerimin arasından.

Cevap vermek yerine elini uzattı.
Bir anda.

Elimdeki kitabı çekip aldı.

“Bakayım ne okuyorsun,” dedi rahat rahat.

Şok oldum.

“Batuhan ver şunu!”

Kitabı açıp sayfaları hızlı hızlı çevirmeye başladı.

“Romantik mi?” dedi alaycı bir tonla. “Tam sana göre.”

Yerimden kalktım.

“Ver dedim sana!”

Koltuğun yanına geldim, uzandım almaya çalıştım ama geri çekti.
Uzattıkça daha uzağa götürüyordu.

“Boyun yetmiyor galiba,” dedi.

“Batuhan sinirimi bozma!”

“Zaten bozuyorum,” dedi gayet sakin.

O an tamamen koptum.

Düşünmeden üzerine atladım.

Gerçekten.

Direkt.

Kitabı almak için koluna uzandım ama dengemi kaybedince ikimiz de koltuğun üzerine doğru savrulduk.

“Delirdin mi sen?” dedi gülerek.

“Ver şu kitabı!” dedim, kolunu çekmeye
çalışarak.

“Alabiliyorsan al.”

Daha da sinirlendim.

Bir elimle kitabı tutmaya çalışırken diğer elimle onu itiyordum.

O da geri itiyordu.

Tam anlamıyla çocuk gibiydik.

Ama hiç de masum değildi o an.

Çok yakındık.

Fazla yakın.

Bunu fark ettiğim an bir saniyeliğine duraksadım.

Ama o durmadı.
“Ne oldu?” dedi alçak bir sesle. “Vaz mı geçtin?”

Sinirle tekrar hamle yaptım.

“Saçmalama!”

Tam o sırada—

“YETER!”

İkimiz de irkildik.

Füsun’un sesi bütün salonu doldurdu.

Babam de ayağa kalkmıştı.

Bize bakıyorlardı.

Daha doğrusu… bize değil, halimize.

Ben neredeyse Batuhan’ın üstündeydim.

O da kitabı hâlâ tutuyordu.
Bir saniyelik sessizlik oldu.

Sonra hızlıca geri çekildim.

Saçlarımı düzelttim, nefesim hızlanmıştı.

Batuhan da doğruldu ama yüzünde hâlâ o sinir bozucu ifade vardı.

“Bu ne hal?” dedi babam sert bir sesle.

Kimse cevap vermedi.

“Çocuk musunuz siz?” dedi Füsun. “Daha iki dakika önce ne güzel kahvaltı yaptık!”

“Anne ben—” diye başladı Batuhan.

“Sus,” dedi Füsun direkt. “İkiniz de susun.”

Gözleri bir bana, bir ona kaydı.

“Bu saygısızlık başka bir şey değil.”
Başımı eğdim.

Ama hâlâ sinirliydim.

“İkiniz de odanıza çıkıyorsunuz,” dedi net bir şekilde.

Başımı kaldırdım.

“Ne?”

“Duydun,” dedi. “Birbirinizi görmeden duramıyorsanız o zaman hiç görmeyeceksiniz.”

Batuhan hafifçe güldü.

“Cezaya bak…”

“Batuhan!” dedi Füsun sertçe.

O da sustu.

Füsun tekrar konuştu:
“İkiniz de odanıza. Şimdi.”

Bir an Batuhan’la göz göze geldik.

Yine o aynı şey.

Gerginlik.

Ama bu sefer içinde başka bir şey daha vardı.

Adını koyamadığım bir şey.

Hiçbir şey demeden arkamı dönüp merdivenlere yöneldim.

Adımlarım hızlıydı.

Sinirliydim.

Ama…

Kalbim sadece sinirden atmıyordu.

Bu daha kötüydü.

"Senin yüzünden ceza aldık" diye bütün öfkemi haykırdım.

"Benim yüzümden mi sen kafayı yemişsin üzerime atlıyan kimdi?"

"Kitabımı almasaydın elbette ki üstüne atlamazdım senin suçun"

"Yicek halim yoktu herhalde bakıp geri cevircektim"

"Verseydin o zaman"

"Senin gibi ergen bir kızla uğraşamicam rahat bırak beni"

"Asıl sen beni rahat bırak"

Diye odama girip kapıyı sertçe kapattım. Sinirden dişlerimi gıcırdattım. Tam o sırada telefonum çaldı şaka mı bu ne istiyor benden odasına geçip bir de beni arıyor.

"Ne var!" Diye öfkeyle açtım telefonu. Telefonun ucunda o tanıdık kahkaha sesi benimle dalga geçiyor resmen sırf ne kadar sinirli olduğumu anlayabilmek için aradı bunu biliyorum.

Daha fazla dayanamadım telefonu yatağın üstüne fırlatıp odasına gittim yatağını uzanmış durmadan bana gülüyordu.

"Senin derdin ne manyak mısın sen?"

Gülmekten konuşamıyordu bile Allah'ım sen sabır ver diye geçirdiğim içimden.

"Bu tür basit oyunlar senin gibi basit insanların yapacağı işler ne kadar ucuzsun"

"Bu dediklerin zerre umurumda değil biliyor musun"

"Umrunda değilse beni sakın bir daha rahatsız etme"

Diyerek orada bulunan kırlenti suratına doğru fırlattım ani bir refleks ile ilgili havaya kaldırdı kırlent önce eline değdi sonra da yere düştü hiçbir şey demeden odasından çıktım.

Sabaha kadar sinirden yatağımda döndüm durdum.

Okulda olanları defne'ye anlatırken O da Batuhan gibi sinir bozucu bir şekilde bana gülüyordu.

"Siz delisiniz"

"Komik değil Defne lütfen susar mısın"

"Bak şimdi şu üvey abini iyice merak ettim fotoğrafı falan yok mu?"

"Oldu Bir de o yürüyen egonun fotoğrafı olsun benim telefonumda"

"Sosyal medyası falan var mı bakayım oradan"

"Vardır herhalde bilmiyorum"

Elbette ki var daha birkaç gün önce sosyal medyasına baktım ama bunu defne'ye söyleyemezdim.

"Soyadı neydi onun?"

"Batuhan Karayel"

Hesabı açıp baktı birkaç saniyeliğine ufak çaplı bir şok yaşadı.

"Oha kızım çok yakışıklı şimdi sen bu Yunan tanrısı gibi çocukla aynı katta mı yaşıyorsun aynı evde mi yaşıyorsun inanamıyorum"

"İstediği kadar yakışıklı olsun yürüyen ego başka bir şey değil çok kibirli"

"Bence sana öyle geliyor O kadar da egolu birine benzemiyor"

"Tatlım dış görünüşe bakıp yargılasaydık hiç kimseyle konuşmazdık öyle değil mi?"

"Haklısın ama ne alıp veremediğinizi anlamadım aranızda kaç yaş var neden seninle uğraşıp duruyor ki?"

"Ay bir bilsem derdi ne onu da anlamadım ki"

Sahiden derdi ne sadece beni kızdırmak için mi yapıyor yoksa başka bir amacı mı var tabii ki de başka bir amacı yok benim sinirlerimi bozmak onun hoşuna gidiyor.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2.688okunma 71beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.