24. bölüm / 59
ÜVEY DEĞİLİZ24. Bölüm
Bölümler 59Şu an: 24. Bölüm
- 1 1. Bölüm929 kelime
- 2 2. Bölüm719 kelime
- 3 3. Bölüm974 kelime
- 4 4. Bölüm671 kelime
- 5 5. Bölüm538 kelime
- 6 6. Bölüm436 kelime
- 7 7. Bölüm821 kelime
- 8 8. Bölüm575 kelime
- 9 9. Bölüm941 kelime
- 10 10. Bölüm527 kelime
- 11 11. Bölüm1.336 kelime
- 12 12. Bölüm601 kelime
- 13 13. Bölüm1.029 kelime
- 14 14. Bölüm489 kelime
- 15 15. Bölüm1.167 kelime
- 16 16. Bölüm348 kelime
- 17 17. Bölüm1.042 kelime
- 18 18. Bölüm539 kelime
- 19 19. Bölüm844 kelime
- 20 20. Bölüm827 kelime
- 21 21. Bölüm852 kelime
- 22 22. Bölüm713 kelime
- 23 23. Bölüm1.292 kelime
- 24 24. Bölüm1.311 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 25. Bölüm950 kelime
- 26 26. Bölüm1.070 kelime
- 27 27. Bölüm592 kelime
- 28 28. Bölüm1.409 kelime
- 29 29. Bölüm1.228 kelime
- 30 30. Bölüm882 kelime
- 31 31. Bölüm782 kelime
- 32 32. Bölüm737 kelime
- 33 33. Bölüm541 kelime
- 34 34. Bölüm705 kelime
- 35 35. Bölüm832 kelime
- 36 36. Bölüm727 kelime
- 37 37. Bölüm894 kelime
- 38 38. Bölüm706 kelime
- 39 39. Bölüm821 kelime
- 40 40. Bölüm747 kelime
- 41 41. Bölüm835 kelime
- 42 42. Bölüm1.424 kelime
- 43 43. Bölüm690 kelime
- 44 44. Bölüm940 kelime
- 45 45. Bölüm901 kelime
- 46 46. Bölüm1.026 kelime
- 47 47. Bölüm851 kelime
- 48 48. Bölüm1.084 kelime
- 49 49. Bölüm681 kelime
- 50 50. Bölüm1.467 kelime
- 51 51. Bölüm875 kelime
- 52 52. Bölüm968 kelime
- 53 53. Bölüm1.063 kelime
- 54 54. Bölüm1.139 kelime
- 55 55. Bölüm919 kelime
- 56 56. Bölüm1.103 kelime
- 57 57. Bölüm822 kelime
- 58 58. Bölüm1.752 kelime
- 59 59. Bölüm (final )1.710 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YASEMİN’İN AĞZINDAN…
O gece odama çıktığımda kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı yasladım ve gözlerimi kapattım çünkü aşağıda güçlü durmayı başarmış olsam bile içimde kopan şeyler artık kontrol edilemeyecek kadar büyümüştü; sanki gün boyunca tuttuğum ne varsa bir anda üzerime yıkılmıştı ve ben o ağırlığın altında eziliyordum.
Nefesim düzensizdi.
Ellerim titriyordu.
Ve en kötüsü… kendimi ilk defa bu kadar yalnız hissediyordum.
Yatağa oturmak istedim ama dizimdeki sızıyla birlikte içimdeki o kırılma hissi yeniden yükseldi, başımı ellerimin arasına aldım ve gözlerimi sıktım çünkü ağlamak istemiyordum, gerçekten istemiyordum ama olmuyordu…
Kapı tıklamadan açıldı.
“Yasemin.”
Onun sesi.
Batuhan.
Başımı kaldırmadım.
“Git…”
Dedim kısık bir sesle ama o kelimenin içinde bile ne kadar güçsüz olduğum belliydi.
Gitmedi.
Kapı kapandı.
Adımlarını duydum.
Yavaş.
Kararlı.
Yanıma kadar geldiğinde hâlâ başımı kaldırmamıştım çünkü gözlerimde biriken o yaşları onun görmesini istemiyordum ama o zaten her şeyi biliyordu… her zamanki gibi.
“Bana bak.”
Dedi.
Yumuşak ama karşı konulamaz bir tonla.
Başımı hafifçe salladım.
“Hayır.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra dizlerinin üzerine çöktüğünü hissettim.
Elini çenemin altına koydu.
Nazikçe.
Ama kaçamayacağım kadar da kararlı.
Başımı kaldırmak zorunda kaldım.
Göz göze geldiğimiz an…
İçimde tuttuğum her şey çözüldü.
Gözlerim doldu.
Bir damla süzüldü.
Sonra bir tane daha.
“Ben… böyle olmasını istemedim…”
Dedim, sesim titriyordu, kelimeler birbirine karışıyordu.
“Ben sadece… güçlü olmak istedim…”
Cümlem yarım kaldı çünkü sesim tamamen dağıldı.
Batuhan’ın bakışları değişti.
Daha yumuşak.
Daha… içten.
Elini yanağıma koydu.
Baş parmağıyla gözyaşımı sildi.
Yavaşça.
“Yeter artık.”
Dedi.
Fısıltı gibi ama öyle bir tonla ki…
İçimde bir şey durdu.
“Her şeyi tek başına taşımak zorunda değilsin.”
Bu cümle…
Bir yerime dokundu.
Çok derine.
Başımı salladım.
“Alışkınım…”
Dedim.
“Kimseye yük olmamaya.”
Bir saniye bile düşünmeden cevap verdi:
“Bana olabilirsin.”
Kalbim…
Gerçekten o an ne yapacağını şaşırdı.
Gözlerim tekrar doldu.
Bu sefer durdurmadım.
Çünkü ilk defa biri bana güçlü olmak zorunda olmadığımı söylüyordu.
Ve o kişi…
Batuhan’dı.
Beni kendine çekti.
Hiç acele etmeden.
Sanki kırılacak bir şeymişim gibi dikkatli.
Başım göğsüne yaslandığında kalp atışlarını duydum.
Düzenli.
Sakin.
Benim tam tersim.
Kollarını etrafıma sardı.
Sıkıca.
Ama boğmadan.
Korur gibi.
Parmakları saçlarımda gezinirken gözlerimi kapattım çünkü o an düşündüğüm tek şey şuydu:
Ben… gerçekten ilk defa güvendeyim.
Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum ama kapının tekrar tıklanmasıyla irkildim.
Batuhan hemen geri çekilmedi.
Sadece kolunu omzumda bıraktı.
“Gel.”
Babamın sesi.
Derindi.
Ciddiydi.
Kalbim yeniden hızlandı.
Batuhan bana baktı.
“İstersen gelmem.”
Dedi alçak sesle.
Bir an düşündüm.
Sonra başımı hafifçe salladım.
“Kal.”
Dedim.
Çünkü o an yalnız gitmek istemiyordum.
Aşağı indiğimizde babam salonda tek başına oturuyordu, ışıklar daha loştu ve yüzündeki ifade… alıştığım o güçlü, net ifadeden biraz daha yorgundu.
Karşısına oturdum.
Batuhan yanımdaydı.
Çok yakın.
Babam bize baktı.
Önce bana.
Sonra Batuhan’a.
Ama hiçbir şey demedi.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra derin bir nefes aldı.
“Bugün zor bir gündü.”
Dedi.
Başımı eğdim.
“Özür dilerim…”
Dedim hemen.
“Öyle bağırmamalıydım.”
“Elbette bağıracaktın.”
Dedi.
Başımı kaldırdım.
Şaşırmıştım.
“İnsan kırıldığı yerde susamaz Yasemin.”
Sesi sakindi.
Ama çok netti.
“Ben de zamanında susmadım.”
Bu cümle…
Dikkatimi çekti.
Babam arkasına yaslandı.
Gözlerini bir noktaya sabitledi.
“Annen gittiğinde… ben de senin gibiydim.”
Kalbim sıkıştı.
“Öfkeliydim. Kırgındım. Ve en çok da… yetmemiş gibi hissediyordum.”
Gözlerim doldu.
“Sen yeterince iyisin.”
Dedi aniden.
Direkt bana bakarak.
“Onun seçimi… senin eksikliğin değil.”
Bu cümle…
İçimde bir yere oturdu.
Sessizce.
Derin.
Babam devam etti:
“Bazı insanlar ne kadar iyi bir hayatı olursa olsun… daha fazlasını ister. Ama o ‘fazla’ dediği şey çoğu zaman… en değersiz olandır.”
Annem gözümün önüne geldi.
O adam.
O yer.
Dişlerimi sıktım.
“Ben seninle gurur duyuyorum.”
Dedi.
Ve o an…
Gerçekten tutamadım.
Gözyaşlarım sessizce aktı.
Babam bunu görmezden gelmedi ama büyütmedi de.
Her zamanki gibi.
Dengeli.
Sonra Batuhan’a baktı.
“Yanında olduğun için teşekkür ederim.”
Dedi.
Batuhan hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
“Olmam gereken yerdeyim.”
Kalbim…
Yine hızlandı.
Çünkü bu sadece bir cevap değildi.
Bu…
Bir kabullenişti.
Babam başını hafifçe salladı.
Ve o an anladım ki…
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Çünkü ben…
Yavaş yavaş değişiyordum.
Ve bu değişimin merkezinde…
Batuhan vardı.
Ertesi gün okula gittiğimde içimde hâlâ dün gecenin ağırlığı vardı ama buna rağmen garip bir şekilde daha dengeliydim; sanki parçalarım hâlâ eksikti ama en azından dağılmıyordum çünkü artık tutunduğum bir şey vardı… ya da biri.
Batuhan.
Onu düşünmemeye çalıştım.
Gerçekten çalıştım.
Ama olmuyordu.
Çünkü ne zaman gözlerimi kapatsam aklıma o an geliyordu; saçlarımı okşayışı, beni kendine çekişi, “bana olabilirsin” deyişi…
Kalbim yine hızlandı.
“Saçmalama Yasemin…”
Diye mırıldandım kendi kendime.
Tam o sırada okul kapısından içeri girdim.
Ve…
Efe.
Onu görmemle birlikte içimdeki her şey bir anlığına duraksadı; alışkanlık mıydı, yarım kalmış bir şey mi bilmiyorum ama gözlerim istemsizce ona kaydı.
Yanındaydı.
Lale.
İçimde bir şey hafifçe sızladı ama bu sefer dünkü kadar yakıcı değildi… daha çok, kapanmaya çalışan bir yaranın son acısı gibi.
Tam geçip gidecektim ki…
“Yasemin.”
Efe’nin sesi.
Adımlarım durdu.
İstemeden.
Yavaşça döndüm.
“Konuşabilir miyiz?”
Dedi.
Bir an tereddüt ettim çünkü artık onunla konuşmanın bana iyi gelmeyeceğini biliyordum ama yine de içimdeki o eski alışkanlık… beni yerimde tuttu.
“Burada söyle.”
Dedim.
Sesim düşündüğümden daha sakindi.
Efe bir adım yaklaştı.
“Dün… sana söylediğim şey için—”
“Gerek yok.”
Diye kestim.
Gözlerinin içine bakarak.
“Ne hissettiğin beni ilgilendirmiyor artık.”
Bu cümleyi kurarken içimde bir şey koptu mu, yoksa tam tersine bir şey yerine mi oturdu bilmiyorum ama ilk defa bu kadar net konuşmuştum.
Efe şaşırdı.
Bu belliydi.
“Yasemin ben sadece—”
“Lale seni bekliyor.”
Dedim.
Kafamla arkasını işaret ederek.
Bu sefer gerçekten durmadım.
Yürüdüm.
Arkamda ne kaldıysa… bırakarak.
Ama tam o an…
Omzumda bir el hissettim.
Refleksle döndüm.
Batuhan.
Ne zaman geldiğini fark etmemiştim bile.
Ama yüzündeki ifade…
Dün geceden farklıydı.
Daha sertti.
Daha kapalı.
Ve gözleri…
Direkt Efe’deydi.
“Bir sorun mu var?”
Dedi.
Sesi sakindi ama o sakinliğin altında buz gibi bir şey vardı.
“Yok.”
Dedim hemen.
Ama o bana değil, hâlâ Efe’ye bakıyordu.
Efe kaşlarını çattı.
“Sen karışmak zorunda mısın?”
Dedi.
Hata.
Büyük hata.
Batuhan hafifçe başını yana eğdi.
Gülümsedi.
Ama bu gülümseme…
Hiç iyi bir şeyin habercisi değildi.
“Zorunda değilim.”
Dedi yavaşça.
“İstiyorum.”
Kalbim sıkıştı.
Çünkü bu ton…
Daha önce duymadığım bir şeydi.
Efe bir adım öne çıktı.
“Yasemin’le konuşuyordum.”
Batuhan da bir adım yaklaştı.
Aralarındaki mesafe tehlikeli şekilde azaldı.
“Fark ettim.”
Dedi.
Sonra çok hafif bir şekilde bana doğru yaklaştı.
Elini belime koydu.
Aniden.
Hiç beklemediğim bir şekilde.
Nefesim kesildi.
Çünkü bu sadece bir dokunuş değildi.
Bu…
Bir mesajdı.
“Artık gerek yok.”
Diye devam etti.
Sesi hâlâ sakindi ama her kelimesi netti.
“Konuşmanız bitti.”
Efe’nin bakışları önce Batuhan’ın eline, sonra bana kaydı.
“Bu ne demek şimdi?”
Dedi.
Ben cevap veremedim.
Çünkü Batuhan’ın eli hâlâ belimdeydi.
Ve… çekmiyordu.
Aksine…
Beni biraz daha kendine yaklaştırdı.
“Şu demek.”
Dedi.
Gözlerini Efe’den ayırmadan.
“Onu rahatsız etmeyeceksin.”
Kalbim deli gibi atıyordu.
Bu kadar açık…
Bu kadar sahiplenici…
Batuhan bu muydu gerçekten?
Efe sinirlendi.
“Yasemin kendi konuşur, sen onun yerine karar veremezsin.”
Bu cümle havada asılı kaldı.
Çünkü…
Haklıydı.
Ama Batuhan hiç geri adım atmadı.
Yavaşça başını bana çevirdi.
Gözlerimin içine baktı.
“Rahatsız oluyor musun?”
Dedi.
Sesi bu sefer daha yumuşaktı.
Ama içindeki yoğunluk…
Aynıydı.
Nefesim düzensizdi.
Bir an duraksadım.
Sonra…
“Evet.”
Dedim.
Kısık ama net bir sesle.
O an Batuhan’ın bakışları değişti.
Daha da sertleşti.
Tekrar Efe’ye döndü.
“Duydun.”
Dedi.
Bu sefer tartışmaya açık bir ton yoktu.
Bu…
Son noktayı koymaktı.
Efe birkaç saniye daha baktı.
Sonra geri çekildi.
Hiçbir şey demeden.
Gitti.
Orada öylece kaldım.
Batuhan’ın kolu hâlâ belimdeydi.
Kalbim hâlâ kontrolsüz atıyordu.
Yavaşça ona döndüm.
“Bu neydi?”
Dedim.
Sesimde hem şaşkınlık hem de… başka bir şey vardı.
Batuhan bana baktı.
Uzun uzun.
Sonra elini çekmedi.
Aksine…
Baş parmağıyla belimde küçük bir hareket yaptı.
Nefesim yine takıldı.
“Hoşuma gitmedi.”
Dedi.
Kısa.
Net.
“Ne?”
“Onun sana öyle yaklaşması.”
Kalbim…
Bu sefer bambaşka bir şekilde attı.
“Batuhan—”
Sözümü kesti.
“Sevmiyorum.”
Dedi.
Gözlerini benden ayırmadan.
“Başkasının sana bakmasını bile.”
Bu cümle…
İçimde yankılandı.
Derin.
Tehlikeli.
Ama aynı zamanda…
Tarif edilemeyecek kadar etkileyici.
Yutkundum.
“Bu… normal değil.”
Dedim.
Ama sesim eskisi kadar kararlı çıkmadı.
Batuhan hafifçe eğildi.
Yüzü bana yaklaştı.
Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmadı.
“Farkındayım.”
Dedi alçak bir sesle.
“Zaten normal olmak gibi bir derdim yok.”
Kalbim…
Artık tamamen onun kontrolündeydi.
Bölüm etkileşimi
