61. bölüm · Rüyalarda Benim Yerime Geçen
58. Zindanın İçindeki Ev
Bölüm 58 – Zindanın İçindeki Ev
O akşam eve döndüğümde üzerimde garip bir ağırlık vardı.Yemek bile yemeden odama çıktım.Çantamı yere bıraktım.Kitabımı kitaplığın en üst rafına koydum.Üzerimi bile değiştirmeden yatağa uzandım.“Gözlerimi sadece beş dakika kapatayım…”diye mırıldandım.Sonra…Her şey karardı.Gözlerimi açtığımda yabancı bir tavana bakıyordum.İpek perdeler…Eski ahşap dolaplar…Duvarlarda gümüş çerçeveli aynalar…Bir an nerede olduğumu anlayamadım.Sonra yatağın diğer tarafına baktım.Kamela…Derin bir uykudaydı.Saçları yastığın üzerine dağılmış, nefesi düzenliydi.Demek…Onun odasındaydım.Sessizce ayağa kalktım.Tam çıkacakken Kamela kıpırdandı.Gözlerini yavaşça açtı.Beni görünce hafifçe gülümsedi.“Gelmişsin.”Şaşkınlıkla ona baktım.“Nasıl bildin?”“Çünkü bu odada senden başka kimse beni uyandıramaz.”Yatağın kenarına oturdum.“Ben…”“Aslında geleceğimi bilmiyordum.”Kamela doğruldu.“Artık geçit seni seçiyor.”“Sen değil.”Bu cümle içimde yankılandı.“Uzun zamandır gelemiyordum.”“Biliyorum.”“Seni bekledim.”Bir süre sessiz kaldık.Sonra aklıma ilk gelen soruyu sordum.“Aras nerede?”Kamela’nın gülümsemesi silikleşti.“Onu görmek mi istiyorsun?”“Evet.”Başını salladı.“O zaman gel.”Şatonun bahçesinden çıktık.Ay ışığı taş yollara vuruyordu.Bir süre yürüdükten sonra şehrin sessiz sokaklarını geçtik.En sonunda, diğer evlerden çok uzakta duran eski bir yapının önünde durduk.Nefesim kesildi.Burası…Bir eve hiç benzemiyordu.Yüksek taş duvarlar…Pas tutmuş demir kapılar…Dar pencereler…Sanki eski bir kale…Ya da…Bir zindan.“Burada mı yaşıyor?”diye fısıldadım.Kamela başını salladı.“Evet.”“Ama…”“Ben onu hep şatoda sanıyordum.”“Hayır.”“Şato benim.”“Orası onun evi.”Demir kapı ağır bir sesle açıldı.İçeri girdik.Taş koridorlar…Eski meşaleler…Nem kokusu…İçeri girdikçe buranın ne kadar kasvetli olduğunu hissediyordum.Tam o sırada üst kattan ayak sesleri duyuldu.Rüyadaki Aras merdivenlerden indi.Beni görünce yüzü aydınlandı.“Amelya.”Sonra bakışları Kamela’ya kaydı.“Getirdin demek.”Kamela hiçbir şey söylemeden geri çekildi.Bizi yalnız bıraktı.“Evin…”diye etrafıma bakındım.“…hiç sana benzemiyor.”Aras hafifçe güldü.“Herkes öyle söylüyor.”“Sen hep sakin…”“…nazik…”“…huzurlu görünüyorsun.”“Ama burada…”“…insan nefes almakta zorlanıyor.”Aras duvardaki eski taşlara baktı.“Ben seçmedim.”“Peki neden gitmiyorsun?”Bir süre sustu.Sonra ilk kez yüzündeki gülümseme tamamen kayboldu.“Babam.”“Ne olmuş?”“Bu ev onun.”“Öldükten sonra…”“…bana kaldı.”“Satabilirsin.”“İstersem.”“Ama bırakamıyorum.”“Neden?”Çünkü burası sadece bir ev değil.”“Bir zincir.”Sesinde öyle derin bir kırgınlık vardı ki…Devam etmesini bekledim.“Babam hayattayken…”“…buradan çıkmama izin vermezdi.”“Şimdi öldü.”“Ama ben hâlâ çıkamıyorum.”İlk kez onun da kendi görünmeyen kafesinde yaşadığını fark ettim.Tam konuşacakken Aras bana dikkatlice baktı.“Gerçek dünyadaki Aras…”“…nasıl?”Soruyu beklemiyordum.“İyi.”Başımı eğdim.“Sanırım.”Aras acı bir tebessüm etti.“Sevgili olmuşsunuz.”Ne cevap vereceğimi bilemedim.Sessizliğim her şeyi anlatmış olmalıydı.Başını hafifçe çevirdi.“Güzel.”dedi.Ama sesi…Hiç de güzel olduğunu söylemiyordu.İlk kez gözlerinde kıskançlığı bu kadar açık görüyordum.O an anladım.İki Aras birbirine benzese de…Canlarını acıtan şey aynıydı.İkisi de…Beni kaybetmekten korkuyordu.
