KARABAL kitap kapağı

22. bölüm / 53

BÖLÜM 22: İSTANBUL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 53Şu an: BÖLÜM 22: İSTANBUL
  1. 1 BÖLÜM 1:İKİ EV,BİR DOSTLUK1.395 kelime
  2. 2 BÖLÜM 2:PİKNİK1.627 kelime
  3. 3 BÖLÜM 3:BİR İSİM,BİR VEDA1.176 kelime
  4. 4 BÖLÜM 4:BİR EVDE EKSİLEN SES1.075 kelime
  5. 5 BÖLÜM 5: SAKLAMBAÇ1.568 kelime
  6. 6 BÖLÜM 6: AYNI OKUL, FARKLI HAYATLAR1.198 kelime
  7. 7 BÖLÜM 7:YENİ İNSANLAR1.457 kelime
  8. 8 BÖLÜM 8:YA SANA BİR ŞEY OLSAYDI?2.114 kelime
  9. 9 BÖLÜM 9:BU SEFER CİDDEN KÜSTÜM1.682 kelime
  10. 10 BÖLÜM 10:BİR GECE,BİR SÜPRİZ1.369 kelime
  11. 11 BÖLÜM 11:HER ŞEY ORTAYA ÇIKTI1.625 kelime
  12. 12 BÖLÜM 12:LUNAPARK1.499 kelime
  13. 13 BÖLÜM 13:YENİDEN1.485 kelime
  14. 14 BÖLÜM 14:İTİRAF1.802 kelime
  15. 15 BÖLÜM 15: BU AŞK DEĞİL,ALIŞKANLIK1.210 kelime
  16. 16 BÖLÜM 16:UZAKLAŞMAK1.799 kelime
  17. 17 BÖLÜM 17 :GERİ DÖNÜŞ1.187 kelime
  18. 18 BÖLÜM 18: YANLIŞ ANLAMA1.257 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19:ESKİ PARK1.712 kelime
  20. 20 BÖLÜM 20: ÇOCUKLUKTAN KALAN1.305 kelime
  21. 21 BÖLÜM 21:BİR TELEFON KADAR YAKIN1.361 kelime
  22. 22 BÖLÜM 22: İSTANBUL1.360 kelime · Okuduğun bölüm
  23. 23 BÖLÜM 23: YILLARDIR SAKLADIĞIM1.131 kelime
  24. 24 BÖLÜM 24: EMANET DEĞİLDİ1.105 kelime
  25. 25 BÖLÜM 25: KENDİ YOLU1.115 kelime
  26. 26 BÖLÜM 26: KALDIĞIMIZ YERDEN1.137 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27: EVLİLİK TEKLİFİ1.124 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28:BENİMLE EVLENİR MİSİN?1.102 kelime
  29. 29 BÖLÜM 29:BU SEFER BEN1.316 kelime
  30. 30 BÖLÜM 30:BİR GÜN BİZ DE1.168 kelime
  31. 31 BÖLÜM 31:SON ÖĞRENEN1.060 kelime
  32. 32 BÖLÜM 32: BİZİM DÜĞÜNÜMÜZ1.399 kelime
  33. 33 BÖLÜM 33: SALINCAK1.007 kelime
  34. 34 BÖLÜM 34: BİRLİKTE1.668 kelime
  35. 35 BÖLÜM 35: BÜYÜK HABER1.229 kelime
  36. 36 BÖLÜM 36:BEN NE ZAMAN DEDE OLACAĞIM932 kelime
  37. 37 BÖLÜM 37:DAHA FAZLA BEKLEMEYECEĞİM1.098 kelime
  38. 38 BÖLÜM 38:BİR ÖMÜR1.023 kelime
  39. 39 BÖLÜM 39:VERDİM GİTTİ1.004 kelime
  40. 40 BÖLÜM 40:EVİMİZİN İLK EŞYALARI967 kelime
  41. 41 BÖLÜM 41:BİR GÜNÜN HAYALİ874 kelime
  42. 42 BÖLÜM 42: DÜĞÜNE DOĞRU1.354 kelime
  43. 43 BÖLÜM 43:EVETT!1.515 kelime
  44. 44 BÖLÜM 44:BİR HAFTA1.207 kelime
  45. 45 BÖLÜM 45:EVE DÖNÜŞ915 kelime
  46. 46 BÖLÜM 46:BİZİM MİNİK909 kelime
  47. 47 BÖLÜM 47:BİR SÜRPRİZ DAHA832 kelime
  48. 48 BÖLÜM 48:İKİ MUTLULUK993 kelime
  49. 49 BÖLÜM 49:BİR GECE VAKTİ1.526 kelime
  50. 50 BÖLÜM 50:MAVİ1.408 kelime
  51. 51 BÖLÜM 51:BİR İSİM,BİR SIR1.872 kelime
  52. 52 BÖLÜM 52:ANNEN YANIMIZA GELİCEK1.278 kelime
  53. 53 BÖLÜM 53:KARABAL - FİNAL2.020 kelime

Derin

Alp İzmir’den İstanbul’a değil…

Benim olduğum yere geliyordu.

Bu düşünceyle uyumaya çalışmak sandığımdan daha zordu.

Telefonu yatağımın kenarına bırakmıştım ama gözlerimi kapattığım anda yine aynı şey aklıma geliyordu.

“Yarın geliyoruz.”

Alt tarafı birkaç gün önce telefonda konuşmuştuk.

Alt tarafı beni görmek istediğini söylemişti.

Ama nedense içimde, bunun sıradan bir görüşme olmayacağına dair garip bir his vardı.

Yorganı üzerime biraz daha çektim.

“Abartıyorsun Derin,” diye fısıldadım kendi kendime.

Sonra telefonum yeniden titredi.

Elimi uzatıp ekrana baktım.

Alp:

Uyudun mu?

Dudaklarım istemsizce kıvrıldı.

Hemen cevap yazmadım.

Birkaç saniye bekledim.

Sonra:

Hayır.

Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra cevap geldi.

Ben de.

Yarın kaçta geliyorsunuz?

Sabah.

İşiniz uzun sürer mi?

Bilmiyorum.

Bir süre ekrana baktım.

Sonra onun yeni bir mesaj yazdığını gördüm.

Ama fırsat bulursam seni göreceğim.

Kalbim hızlandı.

Telefonu göğsüme bastırıp gözlerimi kapattım.

Bir süre öylece kaldım.

Sonra yazdım:

Ben de seni görmek istiyorum.

Mesajı gönderdikten sonra telefonu yüzüstü bıraktım.

Ne yaptığımı düşününce yüzüm ısındı.

“Ben bunu gerçekten yazdım mı?”

Telefonu tekrar çevirdim.

Alp mesajımı görmüştü.

Ama cevap vermemişti.

Bir dakika…

İki dakika…

Beş dakika…

Sonunda ekran aydınlandı.

İyi.

Sadece bu.

“İyi mi?”

Yastığı yüzüme bastırdım.

“Bu çocuk beni çıldırtacak.”

Ama gülüyordum.

Hem de uzun zamandır olmadığım kadar.

---

Ertesi sabah erkenden uyandım.

Normalde alarmımı üç kez ertelerken o gün ilk alarmda yataktan kalkmıştım.

Ceyda odanın kapısından içeri baktığında beni çoktan hazırlanmış görünce şaşırdı.

“Sen hasta mısın?”

Kaşlarımı çattım.

“Niye?”

“Sen sabah yedide gönüllü olarak uyanmışsın.”

“Dersim var.”

“Bugün dersin öğleden sonra.”

Bir an sustum.

“Biliyorum.”

Ceyda gözlerini kıstı.

“Alp geliyor.”

“Ne alakası var?”

“Çok alakası var.”

Çantamı yatağın üzerine koyup içindekileri düzenlemeye başladım.

“Bugün sadece İstanbul’a geliyor.”

“İstanbul’a mı?”

“İş için.”

“Tabii.”

Ceyda gülmeye başladı.

“Senin şu ‘iş için’ cümlen var ya…”

“Ne olmuş?”

“Bence yakında o şirketin bütün işleri İstanbul’a taşınacak.”

Gülerek ona bir yastık fırlattım.

“Sus.”

Ceyda yastığı yakaladı.

“Tamam tamam.”

Telefonuma baktım.

Mesaj yoktu.

İçimdeki heyecan biraz azaldı.

Sonra kendi kendime kızdım.

“Derin, sakin ol.”

---

Alp

İstanbul’a girdiğimizde saat henüz erkendi.

Emre yanımda oturuyor, Efe arka koltukta telefonuyla uğraşıyordu.

“Toplantı saat kaçtaydı?” diye sordum.

“On bir,” dedi Emre.

Saatime baktım.

“Yetişiriz.”

Efe arka koltuktan öne doğru uzandı.

“Toplantıdan sonra?”

“Ne?”

“Derin.”

Başımı ona çevirmedim.

“Bilmiyorum.”

“Görüşeceksin.”

“Evet.”

“Kesin.”

“Evet.”

Efe gülümsedi.

“Bakın, bugün tarihi bir gün.”

Emre güldü.

“Nesi tarihi?”

“Alp kendi isteğiyle bir kız görmek için İstanbul’a geliyor.”

Başımı çevirip Efe'ye baktım.

“Bir daha söylersen seni burada indiririm.”

“Tamam.”

İki saniye sustu.

Sonra tekrar konuştu.

“Gülüyorsun ama.”

Elimi direksiyondan çekmeden cevap verdim.

“Gülmüyorum.”

“Gözlerin gülüyor.”

“Efe.”

“Tamam sustum.”

Ama sustuğu hâlde yüzündeki sırıtış kaybolmadı.

Ben tekrar yola baktım.

İstanbul kalabalıktı.

Ama nedense bugün bütün bu kalabalığın içinde yalnızca bir kişiyi görmeyi düşünüyordum.

Derin.

Onu son gördüğümde İzmir’den ayrılıyordu.

Bu kez ben onun olduğu şehre geliyordum.

Belki de bazı mesafeleri kapatmak için gerçekten kilometrelerin hiçbir anlamı yoktu.

---

Derin

Öğleden sonra Ceyda'yla üniversiteden çıkmıştık.

Atlas da yanımızdaydı.

Ceyda'nın uğraması gereken bir yer vardı.

“Ben yarım saate dönerim,” dedi.

Atlas başını salladı.

“Tamam.”

Ben çantamı omzuma takıp kaldırımın kenarında beklemeye başladım.

Tam o sırada telefonum titredi.

Alp:

Toplantı bitti.

Mesajı görünce istemsizce gülümsedim.

İyi geçti mi?

Evet.

Ardından ikinci mesaj geldi.

Sen neredesin?

Bulunduğum yeri yazdım.

Yakındayız.

Birkaç dakika sonra tekrar mesaj geldi.

Dönme.

Kaşlarımı çattım.

Neden?

Geliyorum.

Kalbim hızlandı.

Telefonu kapattım.

Atlas bana baktı.

“Bir şey mi oldu?”

“Alp geliyor.”

Atlas'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“Sonunda.”

“Ne sonunda?”

“Hiç.”

“Atlas.”

“Bir şey demedim.”

Tam o sırada karşı taraftan üç kişinin bize doğru yürüdüğünü gördüm.

Emre'yi hemen tanıdım.

Efe'yi de.

Ve onların birkaç adım arkasında…

Alp vardı.

Bir an olduğum yerde kaldım.

O da beni gördü.

Bakışlarımız buluştu.

Kalabalığın ortasında sanki birkaç saniyeliğine yalnızca ikimiz kalmıştık.

Alp yanımıza geldi.

“Merhaba.”

Sesini duyduğumda gülümsedim.

“Merhaba.”

Emre ve Efe de bizimle selamlaştı.

Efe hemen konuşmaya başladı.

“İstanbul nasıl gidiyor?”

“İyi.”

“Dersler?”

“Yoğun.”

“Bizi özledin mi?”

“Biraz.”

Efe eliyle kalbine dokundu.

“Biraz mı?”

Güldüm.

Ama o sırada Alp'in bakışlarının Atlas'a kaydığını fark ettim.

Atlas elini uzattı.

“Hoş geldiniz.”

Alp elini sıktı.

“Hoş bulduk.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Atlas bana dönüp,

“Bir şey içelim mi?” diye sordu.

“Olur.”

Alp'in bakışları yeniden Atlas'a döndü.

“Biz de gelebiliriz,” dedi Emre.

Efe hemen,

“Ben kahve istiyorum,” dedi.

Hep birlikte kafeye doğru yürümeye başladık.

Ben Alp'in yanında yürüyordum.

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonunda ona baktım.

“Nasıl geçti yol?”

“Uzundu.”

“Yoruldun mu?”

“Biraz.”

“E niye geldin?”

Alp bana baktı.

“İş için.”

Gözlerimi kıstım.

“Yalnızca iş için mi?”

Birkaç saniye cevap vermedi.

Sonra çok hafif gülümsedi.

“Hayır.”

Kalbim hızlandı.

Ama tam o sırada Atlas arkadan seslendi.

“Derin, yarın kütüphaneye gidecektik ya…”

“Evet.”

“Öğleden sonra uygun musun?”

“Uygunum.”

Alp'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

Bir şey söylemedi.

Ama sessizliği bu kez farklıydı.

---

Kafeye oturduğumuzda herkes bir şeyler sipariş etti.

Ben Atlas'ın karşısına, Alp ise yan tarafıma oturdu.

Atlas okuldan bahsediyordu.

Ben de onu dinliyordum.

Bir ara güldüm.

Tam o sırada yanımdaki Alp'in sandalyesinin hafifçe geriye çekildiğini hissettim.

Ona baktım.

“Sen iyi misin?”

“İyiyim.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Atlas konuşmaya devam etti.

“Yarın Derin'le kütüphaneye gideceğiz. Bir proje için birkaç kaynak bulmamız gerekiyor.”

Alp'in bakışları Atlas'a döndü.

“Proje mi?”

“Evet.”

“Beraber mi çalışıyorsunuz?”

Atlas başını salladı.

“Evet.”

Alp birkaç saniye sustu.

“Anladım.”

Ben kaşlarımı çattım.

“Bir sorun mu var?”

“Yok.”

Yine aynı cevap.

Yok.

İçimde bir şey sıkıştı.

Çünkü bu kelimeyi artık duymak istemiyordum.

---

Akşamüstü Ceyda yanımıza geldiğinde herkes hâlâ kafedeydi.

Ceyda Atlas'ı görünce gülümsedi.

“Sen hâlâ buradasın.”

Atlas da gülümsedi.

“Derin'i yalnız bırakmadım.”

Alp'in yüzüne baktım.

İfadesi değişmişti.

Ceyda bunu fark etmedi.

Ama ben ettim.

Hem de fazlasıyla.

Bir süre sonra Emre ve Efe şirketle ilgili başka bir görüşmeye gitmeleri gerektiğini söyledi.

Ceyda da Atlas'la birlikte başka tarafa gidecekti.

Ben çantamı toplarken Alp yanıma geldi.

“Sen de geliyor musun?”

“Nereye?”

“Biraz yürüyelim.”

Birkaç saniye ona baktım.

Sonra başımı salladım.

“Olur.”

Birlikte kafeden çıktık.

İstanbul'un akşam kalabalığı arasında yan yana yürümeye başladık.

İlk birkaç dakika sessizdik.

Sonunda dayanamadım.

“Bugün bütün gün gariptin.”

“Garip değildim.”

“Gariptin.”

“Nasıl?”

“Atlas'a bakışından belli.”

Alp durdu.

Ben de durdum.

“Ne olmuş Atlas'a?”

“Hiç.”

“Alp.”

“Derin.”

“Bana yine ‘hiç’ deme.”

Bir süre yüzüme baktı.

Sonra derin bir nefes aldı.

“Rahatsız oldum.”

“Neden?”

“Bilmiyorum.”

Gözlerimi kapatıp başımı iki yana salladım.

“Yine bilmiyorum.”

“Derin…”

“Hayır. Cidden. Yine aynı şey.”

“Ne yapayım?”

“Konuş.”

“Ne söyleyeyim?”

“Gerçeği.”

Alp birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini benden kaçırmadan konuştu.

“Atlas'ın senin yanında olmasını kıskandım.”

Kalbim bir an duracak gibi oldu.

“Ne?”

“Kıskandım.”

Bu kez sesinde kaçacak bir yer yoktu.

“Niye?”

Alp cevap vermedi.

“Alp.”

“Çünkü…”

Sustu.

“Çünkü ne?”

“Çünkü senin hayatında benim yerime başka birinin geçmesinden korkuyorum.”

O cümleden sonra ikimiz de sustuk.

Ben ne söyleyeceğimi bilemedim.

Çünkü yıllardır ondan duymak istediğim şeylerin arasında belki de en çok bu vardı.

Ama hâlâ yetmiyordu.

“Benim hayatımdaki yerini sen belirleyemezsin,” dedim.

Alp başını kaldırdı.

“Biliyorum.”

“Ben de artık senin ne düşündüğünü tahmin etmek istemiyorum.”

“Tamam.”

“Bana kızıyorsan söyle.”

“Söylerim.”

“Kıskanıyorsan söyle.”

Bir an sustu.

Sonra:

“Söylerim.”

“Özlediysen…”

Alp gözlerimin içine baktı.

“Onu zaten söyledim.”

Kalbim hızlandı.

Evet.

Söylemişti.

Hem de telefonda.

Özledim.

O kelimeyi hatırlayınca bakışlarımı kaçırdım.

Alp birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra yanımda yürümeye devam etti.

“Derin.”

“Efendim?”

“Atlas konusunda yanlış düşündüğümü biliyorum.”

“Biliyorsun.”

“Ceyda'dan hoşlandığını bilmiyordum.”

Gülümsedim.

“Bilmiyorsun çünkü kimseye sormuyorsun.”

“Bundan sonra sorarım.”

“Emin misin?”

“Eminim.”

Bir süre daha yürüdük.

Sonra Alp telefonunu cebinden çıkardı.

“Yarın da burada olacağım.”

“İşiniz yok mu?”

“Var.”

“E?”

“İşim bitince seni görmek istiyorum.”

Gülümsedim.

“Peki.”

Alp başını salladı.

“Peki.”

İlk kez uzun zamandır aramızdaki sessizlik ağır gelmedi.

Çünkü bu kez sessizliğin içinde saklanan bir şey yoktu.

En azından biraz olsun konuşmuştuk.

---

Gece eve döndüğümde yatağıma uzandım.

Telefonum titredi.

Alp:

Bugün seni görmek iyi geldi.

Mesaja baktım.

Gülümsedim.

Cevap yazdım.

Bana da.

Bir süre sonra:

Yarın görüşürüz.

Görüşürüz.

Telefonu kapatacakken yeni bir mesaj geldi.

Derin?

Efendim?

Uzun süre yazıyor göründü.

Sonra mesaj geldi.

Bugün sana söyleyemediğim bir şey daha vardı.

Kalbim hızlandı.

Ekrana baktım.

Üç nokta kayboldu.

Sonra yeniden belirdi.

Bir süre bekledim.

Ama mesaj gelmedi.

Telefonu elimde tutarak yatağa uzandım.

Tam ekranı kapatacakken son bir mesaj düştü.

Yarın söylerim.

Telefonu göğsüme bıraktım.

Gözlerimi kapattım.

Yarın…

Bu kez gerçekten merak ediyordum.

Çünkü Alp ilk defa kaçmak yerine bir şeyleri söylemeye hazırlanıyordu.

Ve ben de ilk defa…

Onun söyleyeceklerinden korktuğum kadar, duymayı da istiyordum.

Belki bazı hikâyeler yeniden başlamak için geçmişe dönmek zorunda değildi.

Belki sadece iki insanın aynı anda…

birbirinden kaçmayı bırakması gerekiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…