KARABAL kitap kapağı

18. bölüm / 18

KARABAL

BÖLÜM 18: YANLIŞ ANLAMA

Vaveyla Yazarı: Leydi Leydi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: BÖLÜM 18: YANLIŞ ANLAMA

Alp

“Ceyda’nın sevgilisi işte.”

Esma’nın söylediği cümle şirketin içinde yankılanmış gibi geldi.

Bir an kimse konuşmadı.

Efe’nin yüzündeki meraklı ifade bile kaybolmuştu.

Atlas önce Esma’ya, sonra bana baktı.

Derin ise başını hafifçe yana çevirmişti.

Bana bakmıyordu.

Benimse gözlerim istemsizce Atlas’a takılmıştı.

Ceyda’nın sevgilisi mi?

Demek mesele buydu.

Demek o çocuk Derin için gelmemişti.

Ama nedense içimdeki huzursuzluk tamamen geçmedi.

Efe kaşlarını kaldırdı.

“Bir dakika.”

Atlas ona döndü.

“Efendim?”

“Sen Ceyda’nın sevgilisi misin?”

Atlas kısa bir süre sustu.

Sonra gülmeye başladı.

“Henüz değil.”

Efe’nin gözleri daha da büyüdü.

“Henüz mi?”

Esma hemen:

“Ben yanlış mı biliyorum?”

Atlas başını iki yana salladı.

“Yok. Yanlış bilmiyorsun. Ben Ceyda’dan hoşlanıyorum.”

Bu kez gerçekten şaşırmıştım.

Derin sonunda bana baktı.

Göz göze geldik.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra gözlerini kaçırdı.

Atlas devam etti.

“Ceyda da biliyor. Ama şu an bazı şeyleri konuşacak durumda değildi. Derin de yalnız kalmak istemiyordu. Ben de onunla geldim.”

Efe gülümsedi.

“Vay be.”

Esma Efe’ye dirseğiyle dokundu.

“Ne vayı?”

“Hiç. Ortalık karışacak sandım.”

“Sen her yerde ortalık karıştırıyorsun zaten.”

Efe gülerek:

“Ben ne yaptım?”

Esma gözlerini devirdi.

“Daha hiçbir şey yapmadın. O yüzden söylüyorum.”

Atlas güldü.

Derin de hafifçe gülümsedi.

Ben ise hiçbir şey söylemeden onları izliyordum.

İçimde garip bir rahatlama vardı.

Ama bunu belli etmek istemiyordum.

Çünkü rahatlamam bile bana fazla şey anlatıyordu.

---

Bir süre sonra Derin ayağa kalktı.

“Ben biraz dışarı çıkacağım.”

Atlas da hemen:

“Ben geleyim.”

Derin başını salladı.

“Yok, sen burada kal.”

Atlas şaşırdı.

“Neden?”

“Biraz yalnız kalmak istiyorum.”

Bunu söylerken gözleri bana kaydı.

Sanki özellikle benim duymamı istiyordu.

Sonra kapıya doğru yürüdü.

Ben de birkaç saniye yerimde kaldım.

Efe bana baktı.

“Abi?”

“Ne?”

“Senin yüzün niye böyle?”

“Nasıl?”

“Bilmiyorum. Bir tuhaf.”

“İş var.”

Efe güldü.

“Her şeyin bahanesi iş.”

Esma:

“Efe, bırak çocuğu.”

Efe omuz silkti.

“Tamam.”

Ama yüzündeki sırıtış kaybolmadı.

Ben bilgisayarıma dönmeye çalıştım.

Ekrana baktım.

Bir dosyayı açtım.

Sonra kapattım.

Hiçbir şey okuyamıyordum.

Aklım hâlâ kapıdan çıkıp giden Derin'deydi.

---

Yaklaşık on dakika sonra dayanamadım.

“Ben çıkıyorum.”

Emre başını kaldırdı.

“Nereye?”

“Biraz hava almaya.”

Efe arkamdan:

“Şirketin içinde hava var zaten.”

Dönüp baktım.

“Efe.”

“Tamam abi.”

Kapıya yöneldim.

Koridora çıktığımda Derin'i gördüm.

Pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu.

Beni görünce yüzü değişti.

“Sen de mi hava almaya çıktın?”

“Evet.”

“Ne tesadüf.”

Sesindeki imayı duymamazlıktan geldim.

Yanına geldim.

Aramızda birkaç adım vardı.

İkimiz de dışarı bakıyorduk.

Sonunda konuşan o oldu.

“Atlas konusunda…”

Sözünü tamamlamasına izin vermedim.

“Ceyda'dan hoşlanıyor.”

Başını çevirdi.

“Evet.”

“Biliyorum artık.”

“İyi.”

Yine sessizlik.

Derin kollarını göğsünde birleştirdi.

“Dün mezarlıkta bana neden öyle davrandın?”

Sorunun geleceğini biliyordum.

Ama cevap vermek kolay değildi.

“Nasıl davrandım?”

“Alp.”

Sesindeki kırgınlık açıktı.

“Beni sorguladın.”

“Endişelendim.”

“Endişelenmek başka, hesap sormak başka.”

Haklıydı.

Ama bunu söylemek istemiyordum.

“Sen de bana hiçbir şey anlatmadın.”

“Çünkü anlatmak istemedim.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse?”

Derin bana döndü.

“Öyleyse neden hâlâ bana kızıyorsun?”

Bir süre yüzüne baktım.

“Ben sana kızmıyorum.”

“Öyle davranıyorsun.”

“Belki de nasıl davranacağımı bilmiyorum.”

Bu kez sustu.

Sanki beklemediği bir cevap vermiştim.

Ben de ilk defa kendime itiraf etmiş gibi oldum.

“Sen gittin.”

Derin'in gözleri yere indi.

“Biliyorum.”

“Bir şey söylemeden.”

“Çünkü söyleseydim gitmeme izin vermeyeceğini düşündüm.”

“Belki de vermeyecektim.”

“İşte.”

Başını kaldırdı.

“Tam olarak bundan korkuyordum.”

“Benden mi?”

“Hayır.”

Bir an durdu.

“Senin yanındayken kendimden.”

Bu cümle beni susturdu.

Derin derin bir nefes aldı.

“Alp, ben iki yıldır kendimi toparlamaya çalışıyorum. Ders çalışmadım. Kendime inanmadım. Herkesin benden bir şey beklediğini düşündüm. Sonra bir gün gerçekten çalışmaya başladım.”

Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.

“Ve sonunda başardım.”

Başımı salladım.

“Biliyorum.”

“Hayır, bilmiyorsun.”

Sesi hafifçe titredi.

“Sen sadece sonucu gördün. Ben o sonuca gelene kadar kaç gece ağladığımı bilmiyorsun.”

Bir şey söylemek istedim.

Ama söyleyemedim.

“Sonra İstanbul'u seçtim.”

“Biliyorum.”

“Orada kendi hayatımı kurmak istedim.”

“Biliyorum.”

“Ve sen…”

Durdu.

“Sen benim için hâlâ çok önemliydin.”

Bu kez kalbim hızlandı.

Ama cümlesinin devamını bekledim.

“Fakat önemli olman, hayatımın her kararını sana anlatmak zorunda olduğum anlamına gelmiyordu.”

Başımı eğdim.

“Anlıyorum.”

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra Derin:

“Dün bana neden ‘Atlas senin erkek arkadaşın mı?’ diye sordun?”

Bu sorudan kaçamazdım.

“Bilmiyorum.”

“Biliyorsun.”

“Derin…”

“Biliyorsun.”

Gözlerimi ondan kaçırdım.

“Merak ettim.”

“Yalan.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne?”

“Yalan söylüyorsun.”

Bir süre birbirimize baktık.

Sonunda sessizce:

“Belki kıskandım.”

Derin'in yüzündeki ifade değişti.

Sanki bunu beklemiyordu.

“Ne?”

“Yanlış anlama.”

“Nasıl yanlış anlayacağım?”

“Ben sadece…”

Cümleyi tamamlayamadım.

Derin başını iki yana salladı.

“Alp, sen bazen çok garip davranıyorsun.”

“Biliyorum.”

“Bir gün hiçbir şey umursamıyormuşsun gibi davranıyorsun.”

“…”

“Ertesi gün bana kiminle geldiğimi soruyorsun.”

“…”

“Sonra da kıskandığını söylüyorsun.”

Bu kez ben ona baktım.

“Sen de beni arada bırakıyorsun.”

“Nasıl?”

“Bir gün ‘Alp abi’ diyorsun.”

Gözleri büyüdü.

“Sonra?”

“Sonra hiçbir şey olmamış gibi karşıma çıkıyorsun.”

Derin'in yüzündeki ifade yumuşadı.

“Çünkü ne yapacağımı bilmiyorum.”

Bu cümleyi duyunca içimdeki öfke tamamen kayboldu.

Çünkü ilk defa ikimiz de aynı şeyi söylüyorduk.

Bilmiyorduk.

---

İçeriden Efe'nin sesi geldi.

“ALP!”

İkimiz de kapıya baktık.

Efe başını uzattı.

“Toplantı var!”

“Geliyorum.”

Efe Derin'e baktı.

“Sen de gelsene.”

Derin:

“Ben Ceyda'yı arayacağım.”

Efe başını salladı.

“Tamam.”

Sonra giderken bir anda durdu.

“Bu arada…”

“Ne?”

“Atlas gerçekten Ceyda'yı seviyor.”

Derin gülümsedi.

“Biliyorum.”

Efe:

“Ben de biliyorum.”

“Efe, git.”

“Tamam tamam.”

Kapıdan çıktı.

Derin bana baktı.

“Sen git.”

“Sen?”

“Ben birazdan gelirim.”

Başımı salladım.

Tam dönecekken arkamdan seslendi.

“Alp.”

Durdum.

“Efendim?”

“Dün için…”

Bir an sustu.

“Kolumu tuttuğun için kızgındım.”

Yüzüm düştü.

“Özür dilerim.”

Derin başını salladı.

“Bir daha yapma.”

“Yapmam.”

“Tamam.”

Sonra ilk kez hafifçe gülümsedi.

“Git şimdi.”

Ben de istemsizce gülümsedim.

“Tamam.”

---

Toplantıya döndüğümde Emre ve Efe bilgisayarların başındaydı.

Atlas da masada oturuyordu.

Efe bana baktı.

“Barıştınız mı?”

“Ne?”

“Derin'le.”

“Biz kavga etmedik.”

Efe kahkaha attı.

“Tabii abi.”

Emre başını kaldırdı.

“Bırak çocuğu.”

Efe:

“Tamam.”

Atlas sessizce bana baktı.

Sonra:

“Konuşabildiniz mi?”

“Evet.”

“İyi.”

Yanına oturdum.

Bir süre dosyalara baktık.

Sonra Atlas bana doğru eğildi.

“Bir şey söyleyebilir miyim?”

“Tabii.”

“Derin'i üzmek istemiyorum.”

Başımı salladım.

“Biliyorum.”

“Ceyda'yı seviyorum.”

Bunu söylerken yüzünde ilk defa ciddi bir ifade vardı.

“Derin benim arkadaşım. O kadar.”

“Anladım.”

Atlas arkasına yaslandı.

“Senin de onu önemsediğin belli.”

Cevap vermedim.

“Ben kimseye bir şey söylemem.”

“Gerek yok.”

“Tamam.”

Sonra gülümsedi.

“Bu arada Ceyda'ya söyleme.”

“Ne söylemeyeyim?”

“Esma'nın bizi sevgili ilan ettiğini.”

İlk defa güldüm.

“Bunu benden neden saklıyorsun?”

“Çünkü daha sevgili bile değiliz.”

“Ceyda'nın haberi var mı?”

“Var.”

“İyi.”

Atlas başını salladı.

“Bir gün olacak.”

“Ne?”

“Sevgili olacağız.”

Bu kez cevap vermedim.

Ama içimden bir şey geçti.

Belki herkesin hikâyesinde zamanı gelince doğru kişi karşısına çıkıyordu.

Belki de mesele sadece doğru zamanı beklemekti.

---

Akşam eve döndüğümüzde Derin salonda oturuyordu.

Ceyda görüntülü aramadaydı.

Derin:

“Tamam, yarın konuşuruz.”

Telefonu kapattı.

Sonra bana baktı.

“Atlas ne yaptı?”

“Hiçbir şey.”

“Ceyda'yı konuştu.”

Derin'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“Biliyordum.”

“Sen de biliyordun?”

“İlk günden beri.”

“Peki neden söylemedin?”

“Çünkü söylememi istemedi.”

Başımı salladım.

Tam o sırada Efe ile Esma da içeri girdi.

Esma'nın elinde birkaç dosya vardı.

Efe onun arkasından yürüyordu.

“Şunları yarın hallederiz.”

Esma:

“Hayır, yarın değil. Şimdi.”

Efe:

“Esma, saat kaç?”

“Fark etmez.”

“Sen hukuk okuduğuna emin misin?”

“Evet.”

“Bence gizli gizli patron olmaya çalışıyorsun.”

Esma güldü.

“Belki.”

Derin ikisine baktı.

“Bunlar da çok garip.”

Efe:

“Bizi rahat bırakın.”

Esma ona baktı.

“Sen rahat bırakılmayı hak edecek ne yaptın?”

“Hiçbir şey.”

“İşte sorun da bu.”

Herkes güldü.

Ben de.

Bir anlığına her şey eskisi gibi geldi.

Aynı ev.

Aynı insanlar.

Aynı kahkahalar.

Ama artık hiçbirimiz eskisi gibi değildik.

Büyümüştük.

Hayatlarımız farklı yönlere gitmeye başlamıştı.

Ve belki de en önemlisi…

Bazı insanların hayatımızdaki yerleri değişirken, bazıları fark etmeden daha da derine yerleşiyordu.

Gece odama çıktığımda telefonuma bir mesaj geldi.

Derin.

Sadece iki kelime yazmıştı.

“İyi geceler, Alp.”

Ekrana uzun süre baktım.

Sonra cevap yazdım.

“İyi geceler, Derin.”

Gönderdikten sonra telefonu masaya bıraktım.

Ama yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı.

Çünkü uzun zamandır ilk defa…

Aramızdaki sessizlik biraz olsun kırılmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.