KARABAL kitap kapağı

21. bölüm / 53

BÖLÜM 21:BİR TELEFON KADAR YAKIN

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 53Şu an: BÖLÜM 21:BİR TELEFON KADAR YAKIN
  1. 1 BÖLÜM 1:İKİ EV,BİR DOSTLUK1.395 kelime
  2. 2 BÖLÜM 2:PİKNİK1.627 kelime
  3. 3 BÖLÜM 3:BİR İSİM,BİR VEDA1.176 kelime
  4. 4 BÖLÜM 4:BİR EVDE EKSİLEN SES1.075 kelime
  5. 5 BÖLÜM 5: SAKLAMBAÇ1.568 kelime
  6. 6 BÖLÜM 6: AYNI OKUL, FARKLI HAYATLAR1.198 kelime
  7. 7 BÖLÜM 7:YENİ İNSANLAR1.457 kelime
  8. 8 BÖLÜM 8:YA SANA BİR ŞEY OLSAYDI?2.114 kelime
  9. 9 BÖLÜM 9:BU SEFER CİDDEN KÜSTÜM1.682 kelime
  10. 10 BÖLÜM 10:BİR GECE,BİR SÜPRİZ1.369 kelime
  11. 11 BÖLÜM 11:HER ŞEY ORTAYA ÇIKTI1.625 kelime
  12. 12 BÖLÜM 12:LUNAPARK1.499 kelime
  13. 13 BÖLÜM 13:YENİDEN1.485 kelime
  14. 14 BÖLÜM 14:İTİRAF1.802 kelime
  15. 15 BÖLÜM 15: BU AŞK DEĞİL,ALIŞKANLIK1.210 kelime
  16. 16 BÖLÜM 16:UZAKLAŞMAK1.799 kelime
  17. 17 BÖLÜM 17 :GERİ DÖNÜŞ1.187 kelime
  18. 18 BÖLÜM 18: YANLIŞ ANLAMA1.257 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19:ESKİ PARK1.712 kelime
  20. 20 BÖLÜM 20: ÇOCUKLUKTAN KALAN1.305 kelime
  21. 21 BÖLÜM 21:BİR TELEFON KADAR YAKIN1.361 kelime · Okuduğun bölüm
  22. 22 BÖLÜM 22: İSTANBUL1.360 kelime
  23. 23 BÖLÜM 23: YILLARDIR SAKLADIĞIM1.131 kelime
  24. 24 BÖLÜM 24: EMANET DEĞİLDİ1.105 kelime
  25. 25 BÖLÜM 25: KENDİ YOLU1.115 kelime
  26. 26 BÖLÜM 26: KALDIĞIMIZ YERDEN1.137 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27: EVLİLİK TEKLİFİ1.124 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28:BENİMLE EVLENİR MİSİN?1.102 kelime
  29. 29 BÖLÜM 29:BU SEFER BEN1.316 kelime
  30. 30 BÖLÜM 30:BİR GÜN BİZ DE1.168 kelime
  31. 31 BÖLÜM 31:SON ÖĞRENEN1.060 kelime
  32. 32 BÖLÜM 32: BİZİM DÜĞÜNÜMÜZ1.399 kelime
  33. 33 BÖLÜM 33: SALINCAK1.007 kelime
  34. 34 BÖLÜM 34: BİRLİKTE1.668 kelime
  35. 35 BÖLÜM 35: BÜYÜK HABER1.229 kelime
  36. 36 BÖLÜM 36:BEN NE ZAMAN DEDE OLACAĞIM932 kelime
  37. 37 BÖLÜM 37:DAHA FAZLA BEKLEMEYECEĞİM1.098 kelime
  38. 38 BÖLÜM 38:BİR ÖMÜR1.023 kelime
  39. 39 BÖLÜM 39:VERDİM GİTTİ1.004 kelime
  40. 40 BÖLÜM 40:EVİMİZİN İLK EŞYALARI967 kelime
  41. 41 BÖLÜM 41:BİR GÜNÜN HAYALİ874 kelime
  42. 42 BÖLÜM 42: DÜĞÜNE DOĞRU1.354 kelime
  43. 43 BÖLÜM 43:EVETT!1.515 kelime
  44. 44 BÖLÜM 44:BİR HAFTA1.207 kelime
  45. 45 BÖLÜM 45:EVE DÖNÜŞ915 kelime
  46. 46 BÖLÜM 46:BİZİM MİNİK909 kelime
  47. 47 BÖLÜM 47:BİR SÜRPRİZ DAHA832 kelime
  48. 48 BÖLÜM 48:İKİ MUTLULUK993 kelime
  49. 49 BÖLÜM 49:BİR GECE VAKTİ1.526 kelime
  50. 50 BÖLÜM 50:MAVİ1.408 kelime
  51. 51 BÖLÜM 51:BİR İSİM,BİR SIR1.872 kelime
  52. 52 BÖLÜM 52:ANNEN YANIMIZA GELİCEK1.278 kelime
  53. 53 BÖLÜM 53:KARABAL - FİNAL2.020 kelime

Derin

İstanbul'a dönerken yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu.

Camdan dışarı bakıyordum. Şehirler geride kalıyor, yollar uzuyor, gökyüzünün rengi yavaş yavaş değişiyordu.

Ama benim aklım hâlâ İzmir'deydi.

Daha doğrusu bir kişinin yanında.

Alp.

Sabah evden çıkarken söylediği son cümle sürekli aklımda dönüp duruyordu.

“Bu sefer telefonu aç. Özletme kendini.”

Ne kadar basit bir cümleydi.

Ama neden bu kadar içime işlemişti?

Telefonumu elime aldım.

Ekrana baktım.

Hiçbir bildirim yoktu.

Telefonu tekrar kapattım.

Atlas yan koltukta sessizce oturuyordu. Birkaç dakika boyunca bana baktıktan sonra dayanamadı.

— Sen iyi misin?

Gözlerimi camdan ayırmadan cevap verdim.

— İyiyim.

— Emin misin?

— Evet.

Atlas kaşını kaldırdı.

— Beş dakikada bir telefonuna bakıyorsun.

— Bakamaz mıyım?

— Bakabilirsin.

Bir saniye durdu.

— Ama mesaj bekleyen biri gibi bakıyorsun.

Başımı ona çevirdim.

— Ne alaka?

Atlas güldü.

— Hiç.

— Atlas.

— Tamam, tamam.

Telefonumu tekrar elime aldım.

Bu kez ekranı açmadım bile.

Atlas gülümseyerek başını koltuğa yasladı.

— Bir şey söyleyeceğim.

— Söyle.

— Ceyda seni merak ediyor.

Yüzüm biraz aydınlandı.

— Ona söyle birazdan arayacağım.

— Bana değil, kendisine söyle.

— Sen söyle.

— Ben niye söyleyeyim?

— Çünkü sen onun sevgilisisin.

Atlas hemen bana baktı.

— Daha değilim.

Gülmeye başladım.

— Ne demek daha değilim?

— Yani…

Omuzlarını silkti.

— Ceyda'nın ne düşündüğünü anlamaya çalışıyorum.

— Senin işin zor.

— Biliyorum.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Atlas telefonunu çıkarıp bir mesaja baktı.

— Bak.

— Ne?

Telefonu bana uzattı.

Ceyda'dan mesaj gelmişti.

“Neredesiniz?”

Altında Atlas'ın cevabı vardı:

“Geliyoruz.”

Ceyda tekrar yazmıştı.

“Derin iyi mi?”

Atlas bana baktı.

— Bak, seni benden daha çok merak ediyor.

Gülümsedim.

— Çünkü arkadaşım.

— Ben de arkadaşınım.

— Sen farklısın.

— Neyim?

— Bilmiyorum.

Atlas güldü.

— Neyse. İstanbul'a varalım da.

Başımı tekrar cama yasladım.

Gözlerimi kapattım.

Ve yine aynı cümle aklıma geldi.

Özletme kendini.

İlk defa birinin benden gitmememi istemesinden değil…

Benim bir yerde kalmak istememden korkuyordum.

---

İstanbul

Akşamüstü şehre girdiğimizde hava kararmaya başlamıştı.

Atlas arabayı park ederken ben çantamı aldım.

Daha kapıyı açmadan Ceyda'nın uzaktan el salladığını gördüm.

— DERİİİN!

Gülümsedim.

Arabadan iner inmez Ceyda bana sarıldı.

— Sonunda geldin!

— Özledin mi?

— Hem de çok.

Sonra beni baştan aşağı süzdü.

— Ama sen bir garipsin.

— Ne var?

— Bilmiyorum. Yüzünde bir şey var.

Atlas araya girdi.

— İzmir'de kaldı.

Ceyda ona baktı.

— Ne kaldı?

Atlas sırıttı.

— Hiç.

Ceyda gözlerini kıstı.

— Siz kesin bir şey konuşuyorsunuz.

— Hayır.

— Derin?

Ben çantamı düzelttim.

— Ben bir şey konuşmadım.

Ceyda'nın bakışları daha da şüpheli hâle geldi.

— Tamam. Sonra anlatırsın.

— Anlatacak bir şey yok.

— Tabii.

Üçümüz birlikte yürümeye başladık.

Ceyda bir yandan Atlas'la uğraşıyor, Atlas da ona cevap veriyordu.

Ben ise birkaç adım geriden onları izliyordum.

İçimde garip bir boşluk vardı.

İzmir'den ayrılmıştım.

Ama sanki bir parçam orada kalmıştı.

---

O gece ders çalışmak için masama oturdum.

Kitaplarımı açtım.

Kalemimi elime aldım.

Bir soru okudum.

Sonra tekrar okudum.

Hiçbir şey anlamıyordum.

Telefonum masanın üzerindeydi.

Ekran kapalıydı.

Ama gözüm sürekli oraya gidiyordu.

Sonunda telefonu elime aldım.

Mesajlar kısmını açtım.

Alp'in konuşmasına girdim.

En son yazdığı mesaj hâlâ duruyordu.

“Özletme kendini.”

Mesajın üzerine uzun süre baktım.

Sonra yazmaya başladım.

“Sen de.”

Bir süre ekrana baktım.

Göndermedim.

Sildim.

Tekrar yazdım.

“İzmir nasıl?”

Onu da sildim.

Sonunda telefonu yatağın üzerine fırlattım.

— Ben ne yapıyorum ya?

Tam o sırada telefonum çaldı.

Ekranda bir isim vardı.

Alp.

Kalbim bir anlığına hızlandı.

Telefonu birkaç saniye sadece izledim.

Sonra aklıma sabah söylediği cümle geldi.

“Bu sefer telefonu aç.”

Aramayı açtım.

— Alo?

Karşıdan birkaç saniye ses gelmedi.

Sonra Alp'in sesi duyuldu.

— Vardınız mı?

İstemeden gülümsedim.

— Vardık.

— İyi.

Bir sessizlik oldu.

Kaşlarımı çattım.

— Sadece iyi mi?

Alp hafifçe güldü.

— Ne dememi bekliyorsun?

— Bilmiyorum.

— O zaman ne diyeyim?

— Mesela…

Duraksadım.

— Özledim diyebilirsin.

Karşı taraf sustu.

Ne söylediğime ben de şaşırmıştım.

— Şaka yaptım.

Alp'in sesi geldi.

— Ben şaka yapmadım.

Kalbim hızlandı.

— Ne?

— Özledim.

Bir süre konuşamadım.

Alp devam etti.

— Daha bugün gittin.

— Biliyorum.

— Ama ev sessiz geldi.

Gözlerimi kapattım.

— Evde herkes var ama.

— Biliyorum.

— O zaman?

— Sen yoksun.

Bu kez hiçbir şey söyleyemedim.

Alp de sustu.

Aramızdaki sessizlik uzun sürdü.

Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.

Sanki ikimiz de söylemek istediğimiz şeyleri söylemeden birbirimizi anlıyorduk.

— Ders çalışıyordum, dedim sonunda.

— Çalışıyor muydun gerçekten?

— Evet.

— Kaç soru çözdün?

— Daha başlamadım.

Alp güldü.

— Derin…

— Ne?

— Sen hiç değişmemişsin.

— Sen de.

— Ben değiştim.

— Hayır.

— Nereden biliyorsun?

— Çünkü sesinden belli.

Alp birkaç saniye sustu.

— Çocukken de böyle konuşurdun.

Gülümsedim.

— Çocukken ben çok konuşurdum.

— Hâlâ çok konuşuyorsun.

— Sen de çok susuyorsun.

— Birimizin susması lazım.

— Neden?

— Yoksa ikimiz de aynı anda konuşuruz.

Kahkaha attım.

— Haklısın.

Sonra yine sessizlik oldu.

Bu kez ben sordum.

— Bugün ne yaptın?

— Şirketteydim.

— Çok mu çalıştınız?

— Biraz.

— Emre?

— O da oradaydı.

— Efe?

— O zaten her yerde.

Gülmeye başladım.

— Doğru.

— Esma da uğradı.

— Esma bana mesaj attı zaten.

— Ne yazdı?

— “İstanbul'a gidince bizi unutma.”

Alp'in sesi yumuşadı.

— Unutmazsın.

— Bilmiyorum.

— Sen unutmazsın.

Bu cümle içimde bir yere dokundu.

Çünkü Alp beni benden daha iyi tanıyor gibiydi.

— Alp…

— Efendim?

— Sence ben çok değiştim mi?

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

— Değiştin.

İçim biraz burkuldu.

Ama Alp devam etti.

— Ama bazı şeylerin hiç değişmediğini de gördüm.

— Mesela?

— Beni hâlâ kızdırıyorsun.

Güldüm.

— Sen de hâlâ beni kızdırıyorsun.

— Demek ki sorun yok.

— Belki.

— Belki mi?

— Belki.

Alp güldü.

Sonra sesi biraz daha ciddi hâle geldi.

— Derin…

— Efendim?

— Bu sefer gerçekten konuşalım.

Ne diyeceğimi bilemedim.

— Ne hakkında?

— Her şey hakkında.

— Geçmiş hakkında mı?

— Geçmiş hakkında da.

— Korkuyorum.

— Neden?

— Çünkü bazı şeyleri konuşunca eskisi gibi olmayabilir.

Alp'in sesi yavaşladı.

— Zaten eskisi gibi değiliz.

Bu cümle içimde yankılandı.

Haklıydı.

Artık çocuk değildik.

Artık aynı bahçede oyun oynayan iki çocuk değildik.

Ama belki de aramızdaki şeyin değişmiş olması, tamamen kaybolduğu anlamına gelmiyordu.

— Uyumam lazım, dedim.

— Ders çalışacaktın.

— Yarın çalışırım.

— Derin.

— Ne?

— Sınavların var.

— Biliyorum.

— O zaman çalış.

— Sen de git uyu.

— Tamam.

Bir an ikimiz de kapatmadık.

Sonunda Alp:

— İyi geceler.

— İyi geceler.

Telefon kapandı.

Ekrana birkaç saniye baktım.

Sonra telefonu göğsümün üzerine koyup tavana baktım.

İlk defa uzun zamandır…

İçimdeki sessizlik bu kadar ağır gelmiyordu.

---

Birkaç Gün Sonra

Günler hızla geçmeye başladı.

Dersler, sınavlar, ödevler…

İstanbul'un koşuşturması yeniden hayatıma girmişti.

Ama her akşam telefonum çaldığında artık kimin aradığını tahmin edebiliyordum.

Alp.

Bazen sadece beş dakika konuşuyorduk.

Bazen yarım saat.

Bazen de aramızda birkaç cümleden fazlası geçmiyordu.

Ama yine de arıyordu.

Ben de açıyordum.

Bir akşam Ceyda yanımda otururken telefonum çaldı.

Ekrana baktım.

Alp.

Ceyda hemen sırıttı.

— Açsana.

— Sus.

— Niye?

— Dalga geçeceksin.

— Geçmeyeceğim.

— Geçeceksin.

— Aç.

Aramayı açtım.

— Alo?

Alp:

— Müsait misin?

— Evet.

Ceyda hemen kulağıma eğilip fısıldadı:

— Çok tatlı konuşuyor.

Dirseğimle onu ittim.

— Ceyda!

Alp karşıdan:

— Ceyda mı?

— Evet.

— Selam söyle.

Ceyda yüksek sesle:

— ALEYKÜM SELAM!

Alp güldü.

— Hâlâ aynı.

Ceyda:

— Sen de hâlâ arıyorsun.

Bir sessizlik oldu.

Ceyda bana baktı.

Ben ona.

Sonra Ceyda gülümseyip ayağa kalktı.

— Ben sizi yalnız bırakayım.

— Ceyda!

— Ne var?

Gülerek odadan çıktı.

Telefonu kulağımda tutmaya devam ettim.

— Kusura bakma.

— Sorun değil.

— Ne diyecektin?

Alp'in sesi biraz değişti.

— Yarın İstanbul'a geliyoruz.

Şaşırdım.

— Ne?

— Bir iş için.

— Kim?

— Ben, Emre ve Efe.

Bir an hiçbir şey söylemedim.

— Ne zaman?

— Sabah.

Kalbim hızlandı.

— Sabah mı?

— Evet.

— Ne kadar kalacaksınız?

— Bilmiyorum.

Sonra kısa bir sessizlik oldu.

— Ama istersen seni görmeye gelirim.

Dudaklarımda istemsiz bir gülümseme oluştu.

— İsterim.

Alp'in sesi yumuşadı.

— Tamam.

O gece telefonu kapattığımda uzun süre uyuyamadım.

Ertesi sabah Atlas'la birlikte dışarı çıkacaktık.

Ama artık aklımda başka bir şey vardı.

Alp İzmir'den İstanbul'a değil…

Benim olduğum yere geliyordu.

Belki de aramızdaki mesafe düşündüğüm kadar büyük değildi.

Çünkü bazen insanın birine ulaşması için kilometreler değil…

Sadece bir telefon yeterdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…