13. bölüm / 18
KARABALBÖLÜM 13:YENİDEN
Bölümler 18Şu an: BÖLÜM 13:YENİDEN
- 1 BÖLÜM 1:İKİ EV,BİR DOSTLUK1.395 kelime
- 2 BÖLÜM 2:PİKNİK1.627 kelime
- 3 BÖLÜM 3:BİR İSİM,BİR VEDA1.176 kelime
- 4 BÖLÜM 4:BİR EVDE EKSİLEN SES1.075 kelime
- 5 BÖLÜM 5: SAKLAMBAÇ1.568 kelime
- 6 BÖLÜM 6: AYNI OKUL, FARKLI HAYATLAR1.198 kelime
- 7 BÖLÜM 7:YENİ İNSANLAR1.457 kelime
- 8 BÖLÜM 8:YA SANA BİR ŞEY OLSAYDI?2.114 kelime
- 9 BÖLÜM 9:BU SEFER CİDDEN KÜSTÜM1.682 kelime
- 10 BÖLÜM 10:BİR GECE,BİR SÜPRİZ1.369 kelime
- 11 BÖLÜM 11:HER ŞEY ORTAYA ÇIKTI1.625 kelime
- 12 BÖLÜM 12:LUNAPARK1.499 kelime
- 13 BÖLÜM 13:YENİDEN1.485 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 BÖLÜM 14:İTİRAF1.802 kelime
- 15 BÖLÜM 15: BU AŞK DEĞİL,ALIŞKANLIK1.210 kelime
- 16 BÖLÜM 16:UZAKLAŞMAK1.799 kelime
- 17 BÖLÜM 17 :GERİ DÖNÜŞ1.187 kelime
- 18 BÖLÜM 18: YANLIŞ ANLAMA1.257 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zaman bazen fark ettirmeden ilerliyordu.
Bir gün, çocukken birlikte lunaparkta dönme dolaba binen insanların fotoğrafını çekersin...
Sonra gözünü açtığında o çocukların büyüdüğünü görürdün.
Ama bazı şeyler değişmezdi.
Aynı şehir.
Aynı sokaklar.
Aynı evler.
Aynı insanlar...
Sadece yaşları değişirdi.
Lunapark gününün üzerinden yıllar geçmişti.
Derin artık çocuk değildi.
Alp, Emre ve Efe de artık lise çağında değildi.
Hepsi büyümüş, kendi hayatlarını kurmaya başlamışlardı.
Üstelik hiçbirinin İzmir'den ayrılması gerekmemişti.
Çünkü onların hikâyesinin büyük bir kısmı zaten burada yaşanıyordu.
İzmir'de.
Çocukluklarının geçtiği sokaklarda, birlikte büyüdükleri evlerin arasında, yıllardır bildikleri o şehirde...
Alp, Emre ve Efe aynı üniversitede okumaya başlamışlardı.
Üçünün de bölümü aynıydı.
Bilgisayar mühendisliği.
İlk yıllarında derslerden çıkıp birlikte yemek yemeleri, kütüphanede saatlerce proje yapmaları, sınavlardan önce birbirlerine konu anlatmaları derken üniversite hayatları da hızlıca ilerlemişti.
Efe'nin ders çalışma konusunda pek istekli olmadığı dönemler hâlâ devam ediyordu.
Bir akşam üniversitenin çalışma salonunda üçü yan yana oturuyordu.
Emre bilgisayar ekranına dikkatle bakarken Efe sandalyesine yayılmıştı.
"Ben bu projeyi yapmayacağım."
Alp gözünü ekrandan ayırmadan cevap verdi.
"Yapacaksın."
"Yapmayacağım."
"Yapacaksın."
"Alp, bak ciddi söylüyorum. Ben bu kodu anlamıyorum."
Emre başını kaldırdı.
"Çünkü okumuyorsun."
"Okudum."
"Ne zaman?"
Efe düşündü.
"Bugün."
"Kaç dakika?"
Efe sustu.
Alp ona baktı.
"Üç?"
"Beş."
Emre gülmeye başladı.
"Beş dakikada bilgisayar mühendisliği öğrenemezsin."
"Ben yetenekliyim."
Alp kaşını kaldırdı.
"Sen sabah kahvaltıda çatalı arıyordun."
"Telefonum elimdeydi."
"Telefonunu arıyordun."
"Detay."
Üçü de gülmeye başladı.
Yıllar böyle geçti.
Sınavlar...
Projeler...
Uykusuz geceler...
Kahveler...
Bazen tartışmalar...
Bazen sabaha kadar süren çalışmalar...
Ve sonunda mezuniyet.
Üniversite bittiğinde yollarının ayrılacağını düşünmediler bile.
Zaten yıllardır beraberlerdi.
Üstelik İzmir'de güzel bir iş fırsatı bulmuşlardı.
Üçü de aynı şirkette çalışmaya başlamıştı.
Artık öğrencilik bitmişti.
Sabahları ders yerine işe gidiyor, akşamları eve dönüyorlardı.
Maaşlarını almaya başlamışlar, kendi harcamalarını kendileri karşılıyorlardı.
Bir de ortak bir planları vardı.
Gezmek.
Uzun zamandır bunun için para biriktiriyorlardı.
Bir gün birkaç hafta izin alıp şehir şehir dolaşmak, belki birkaç farklı ülke görmek istiyorlardı.
Şirketin geniş ofisinde Efe bilgisayar ekranındaki rakamlara bakarken iç çekti.
"Bu ay da para biriktirdim."
Emre kahvesinden bir yudum aldı.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Alp sandalyesinde oturmuş bilgisayarındaki kodlara bakıyordu.
"Geçen ay da öyle demiştin."
"Geçen ay da biriktirdim."
Emre güldü.
"Sonra?"
Efe sustu.
Alp başını kaldırdı.
"Yemek."
"İnsan yemek yemek zorunda."
"Senin bütçen için fazla yemek zorunda."
Efe suratını astı.
"Bu ay dikkat edeceğim."
Emre bilgisayarını kapattı.
"Gerçekten biriktirelim. Birkaç ay sonra izin alıp gideriz."
Alp başını salladı.
"Olur."
Tam o sırada Alp'in telefonu titredi.
Ekrana baktı.
Derin.
Mesajı açtı.
"Neredesiniz?"
Alp kısa bir cevap yazdı.
"Şirketteyiz."
Cevap hemen geldi.
"Ben de gelebilir miyim?"
Alp:
"Gel."
Telefonu masaya bıraktı.
Efe hemen merakla sordu.
"Derin mi?"
Alp başını salladı.
"Evet."
"Ne zaman geliyor?"
"Bilmem."
Emre gülümsedi.
"Gelir birazdan."
---
Derin o sırada okuldan çıkmış, şirketin bulunduğu binaya doğru yürüyordu.
Lise son sınıfa geçmesine çok az kalmıştı.
Aslında hâlâ bunu tam olarak kabullenemiyordu.
On ikinci sınıf.
YKS.
Tercihler.
Üniversite.
Bunların hepsi sanki çok uzak şeylerdi.
Ama artık değildi.
Çünkü çocuklukla gençlik arasındaki o sınırın tam ortasındaydı.
Çantasını omzuna takıp binanın girişine geldi.
İçeri girmek için kapıya yöneldiğinde güvenlik görevlisi onu durdurdu.
"Merhaba."
"Merhaba."
"Kimi aramıştınız?"
"Alp'i, Emre'yi ve Efe'yi."
Görevli bilgisayardaki ekrana baktı.
"Randevunuz var mı?"
"Hayır."
"Çalışan mısınız?"
"Hayır ama..."
Görevli nazikçe başını salladı.
"Üzgünüm, tanımadığımız kişileri içeri alamıyoruz."
Derin şaşkınlıkla etrafa baktı.
"Ben tanımadığınız biri değilim."
Görevli gülümsedi.
"Onları tanıyor musunuz?"
"Çocukluğumuzdan beri."
Tam o sırada koridorun diğer tarafından Emre göründü.
Derin'i fark edince durdu.
"Derin?"
Derin hemen ona döndü.
"Emre!"
Emre yanlarına geldi.
"Ne oldu?"
Görevli durumu anlattı.
Emre gülümseyerek Derin'i gösterdi.
"Bu benim arkadaşım."
Görevli başını salladı.
"Tamamdır."
Derin içeri girerken Emre yanında yürümeye başladı.
"Niye önceden haber vermedin?"
"Alp'e yazdım."
"Tabii."
Emre başını salladı.
"Alp'e yazınca haberimiz oluyor zaten."
Derin güldü.
"Ne yapayım?"
"Hiç."
Birlikte koridorda yürümeye devam ettiler.
Derin etrafına baktı.
"Şirket bayağı büyümüş."
"Evet."
"İlk geldiğimden çok farklı."
"Sen de değiştin."
Derin ona baktı.
"Ben mi?"
"Evet."
"Nasıl?"
Emre hafifçe gülümsedi.
"Eskiden buraya geldiğinde her şeyi merak edip sorardın."
"Şimdi de soruyorum."
"Doğru."
Derin tam cevap verecekken lavaboya gitmesi gerektiğini söyledi.
"Ben lavaboya gideceğim."
"Tamam. Ben Alp'in yanına geçiyorum."
Derin başını sallayıp koridorun diğer tarafına yöneldi.
Lavabonun kapısına geldiğinde içeriden konuşma sesleri duydu.
İki kız konuşuyordu.
"Alp bugün yine toplantıda."
"Ben zaten onunla konuşmaya çalışıyorum ama sürekli işi çıkıyor."
"Sen hâlâ Alp'i mi düşünüyorsun?"
"Ne yapayım? Hoşlanıyorum."
Diğer kız güldü.
"Sen yalnız değilsin ki."
"Nasıl yani?"
"En az iki kişi Alp'ten hoşlanıyor."
Derin olduğu yerde kaldı.
Bir an için içeri girmeyi unuttu.
Sadece duyduğu cümle kafasının içinde dönüp duruyordu.
En az iki kişi Alp'ten hoşlanıyor.
Derin birkaç saniye sonra kapıyı açıp içeri girdi.
Kızlar konuşmayı kesti.
Derin hiçbir şey olmamış gibi aynanın karşısına geçti.
Ellerini yıkadı.
Aynaya baktı.
Sonra kendi kendine sessizce:
"Ne alaka?"
dedi.
Ama nedenini kendisi de bilmiyordu.
---
Emre'nin yanına döndüğünde onu bilgisayarının başında buldu.
"Alp nerede?"
"Toplantıda."
"Ne zaman çıkar?"
"Bilmem."
Derin karşısındaki sandalyeye oturdu.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra:
"Emre?"
"Hı?"
"Sence zeki olmak ne demek?"
Emre başını kaldırdı.
"Bir anda nereden çıktı bu?"
"Bilmem."
Emre sandalyesini ona doğru çevirdi.
"Anlat."
Derin ellerini birleştirdi.
"Mesela bir insanın zeki olduğunu nasıl anlarsın?"
"Notlarından mı?"
"Bilmem."
Emre birkaç saniye düşündü.
"Notlar bunun bir parçası olabilir ama tek başına değil."
"Başka?"
"Çalışabilmek."
Derin dikkatle dinledi.
"Bir şeyi anlamadığında tekrar denemek. Kendi başına karar verebilmek. Sorun çıktığında çözüm aramak."
Derin başını salladı.
Emre devam etti.
"Bir de kendi ayaklarının üzerinde durabilmek."
Derin'in bakışları bir noktaya sabitlendi.
"Kendi ayaklarının üzerinde durmak..."
"Evet."
"Anladım."
Emre kaşlarını hafifçe çattı.
"Sen bunu neden sordun?"
Derin omuzlarını kaldırdı.
"Hiç."
"Birdenbire sordun."
"Ben de fark ettim."
"On ikinci sınıfa geçiyorsun diye mi?"
Derin bir süre sustu.
Sonra başını salladı.
"Belki."
"YKS'yi düşünmeye başladın yani?"
Derin derin bir nefes aldı.
"Başlamam gerekiyor."
"Ne yapacaksın?"
"Dershaneye gidebilirim."
Emre şaşırdı.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Sen ders çalışmayı sevmiyordun."
"Sevmiyorum."
Emre güldü.
"En azından dürüstsün."
Derin de hafifçe güldü.
"Ama iki yıldır doğru düzgün çalışmadım."
Emre'nin yüzündeki gülümseme biraz kayboldu.
"İki yıl?"
"Evet."
"Hiç mi?"
"Çok az."
Derin ellerine baktı.
"Bir türlü başlayamadım."
Emre birkaç saniye düşündü.
"Ben bir dershane biliyorum."
Derin başını kaldırdı.
"Gerçekten mi?"
"Evet. İstersen adresini atarım."
"Olur."
"Ama önce annenle babanla konuş."
"Konuşacağım."
Derin ayağa kalktı.
"Ben Alp'in yanına gideyim."
Emre başını salladı.
"Git."
---
Alp'in ofisinin önüne geldiğinde kapıyı çaldı.
İçeriden:
"Gel."
Derin kapıyı açtı.
Alp bilgisayarının başındaydı.
Başını kaldırınca Derin'i gördü.
"Ne işin var burada?"
Derin kaşlarını çattı.
"İnsan arkadaşını görmeye gelemez mi?"
"Geçebilir."
Alp tekrar bilgisayarına baktı.
"Niye geldin?"
"Sizi görmeye."
"Tamam."
Derin karşısındaki sandalyeye oturdu.
Bir süre Alp'in bilgisayar ekranına baktı.
"Ne yapıyorsun?"
"Kod."
"Ne kodu?"
"İş."
"Çok açıklayıcı."
Alp istemsizce gülümsedi.
"Başka soru?"
"Yok."
Derin birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
"Annen beni sormuş."
Alp başını kaldırdı.
"Evet."
"Niye?"
"Sen birkaç gündür eve gitmiyorsun."
"Okul vardı."
"Okul her gün var."
Derin gözlerini devirdi.
"Tamam, giderim."
"Git."
"Sen de gel."
"İşler yoğun."
"Ne kadar yoğun?"
Alp bilgisayarını gösterdi.
"Gördüğün gibi."
Derin ekrana baktı.
"Bir sürü kod."
"Evet."
"Başka bir şey yapmıyor musun?"
"Uyuyorum."
Derin güldü.
"Çok sıkıcı bir hayatın var."
"Seninki nasıl?"
Derin bir an durdu.
Sonra:
"Değişecek."
Alp ona baktı.
"Nasıl?"
"Henüz bilmiyorum."
Bu cevap Alp'in dikkatini çekti.
Ama daha fazla sormadı.
Derin ayağa kalktı.
"Ben eve gideyim."
Alp başını salladı.
"Annemlere uğra."
"Uğrarım."
"Seni özlediler."
Derin gülümsedi.
"Ben de onları özledim."
---
Akşam eve geldiğinde Hakan salonda oturuyordu.
Cemre mutfaktan çıkınca kızına baktı.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
Hakan:
"Bugün neredeydin?"
"Şirkete gittim."
"Alp'lerin yanına?"
"Evet."
Cemre gülümsedi.
"Nasılmış çocuklar?"
"İyiler."
Derin çantasını koltuğun yanına bıraktı.
Sonra bir süre sessiz kaldı.
Hakan kızına baktı.
"Bir şey söyleyeceksin."
Derin başını kaldırdı.
"Ben dershaneye gitmeyi düşünüyorum."
Hakan'ın elindeki kumanda havada kaldı.
"Sen?"
Derin kaşlarını kaldırdı.
"Evet, ben."
Cemre şaşkınlıkla gülümsedi.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Hakan birkaç saniye kızına baktı.
"Sen ders çalışmayı sevmiyorsun."
"Sevmiyorum."
"Ee?"
"Yine de çalışmam gerekiyor."
Hakan'ın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"Bir anda ne oldu?"
"Bir şey olmadı."
"Bir karar mı verdin?"
Derin başını salladı.
"Belki."
Hakan kumandayı masaya bıraktı.
"Nereye gitmek istiyorsan oraya bakarız."
Derin şaşkınlıkla ona baktı.
"Gerçekten mi?"
"Tabii."
"Ama ya yapamazsam?"
Hakan'ın yüzü ciddileşti.
"Önce denersin."
Derin sustu.
Hakan devam etti.
"Ben senden kusursuz olmanı istemiyorum. Sadece gerçekten istediğin bir şey varsa onun için uğraşmanı istiyorum."
Derin gözlerini babasından ayırmadı.
"Ben sana güveniyorum."
Hakan gülümsedi.
"Ben de sana."
Derin'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Emre bir dershane biliyor."
"Tamam."
"Adresini isteyeceğim."
"İsteyelim."
Derin odasına çıktı.
Telefonunu eline aldı.
Emre'nin sohbetini açtı.
"Emre, bugün bahsettiğin dershanenin adresini atar mısın?"
Cevap kısa sürede geldi.
"Tabii. Bir dakika."
Ardından adres geldi.
Derin ekrana baktı.
Bir süre hiçbir şey yapmadı.
Sonra telefonunu masaya bıraktı.
Çantasından bir defter çıkardı.
Defteri açtı.
Bembeyaz bir sayfa.
Kalemi eline aldı.
Sayfanın en üstüne üç kelime yazdı.
YENİDEN BAŞLIYORUM.
Kalemi bıraktı.
Uzun uzun o yazıya baktı.
Belki geç kalmıştı.
Belki iki yılını boş geçirmişti.
Belki önünde onu bekleyen çok fazla konu vardı.
Ama bunların hiçbirini artık değiştiremezdi.
Değiştirebileceği tek şey bundan sonrasıyı nasıl geçireceğiydi.
Defteri kapattı.
O gece henüz bilmiyordu.
Bu üç kelimenin hayatında açacağı kapıyı da...
Bir yıl sonra eline geçecek sonuç belgesini de...
Ve hayatının yönünü değiştirecek bazı konuşmaları da...
Şimdilik bildiği tek şey vardı.
Derin yeniden başlıyordu.
Bölüm etkileşimi
