12. bölüm / 18
KARABALBÖLÜM 12:LUNAPARK
Bölümler 18Şu an: BÖLÜM 12:LUNAPARK
- 1 BÖLÜM 1:İKİ EV,BİR DOSTLUK1.395 kelime
- 2 BÖLÜM 2:PİKNİK1.627 kelime
- 3 BÖLÜM 3:BİR İSİM,BİR VEDA1.176 kelime
- 4 BÖLÜM 4:BİR EVDE EKSİLEN SES1.075 kelime
- 5 BÖLÜM 5: SAKLAMBAÇ1.568 kelime
- 6 BÖLÜM 6: AYNI OKUL, FARKLI HAYATLAR1.198 kelime
- 7 BÖLÜM 7:YENİ İNSANLAR1.457 kelime
- 8 BÖLÜM 8:YA SANA BİR ŞEY OLSAYDI?2.114 kelime
- 9 BÖLÜM 9:BU SEFER CİDDEN KÜSTÜM1.682 kelime
- 10 BÖLÜM 10:BİR GECE,BİR SÜPRİZ1.369 kelime
- 11 BÖLÜM 11:HER ŞEY ORTAYA ÇIKTI1.625 kelime
- 12 BÖLÜM 12:LUNAPARK1.499 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 BÖLÜM 13:YENİDEN1.485 kelime
- 14 BÖLÜM 14:İTİRAF1.802 kelime
- 15 BÖLÜM 15: BU AŞK DEĞİL,ALIŞKANLIK1.210 kelime
- 16 BÖLÜM 16:UZAKLAŞMAK1.799 kelime
- 17 BÖLÜM 17 :GERİ DÖNÜŞ1.187 kelime
- 18 BÖLÜM 18: YANLIŞ ANLAMA1.257 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Derin
Hafta sonunu günlerdir bekliyordum.
Cumartesi sabahı gözümü açtığım andan beri içimde garip bir heyecan vardı.
Bugün lunaparka gidecektik.
Yatakta birkaç dakika oturup ne giyeceğimi düşünmeye başladım. Sonunda dolabımdan kısa, mavi elbisemi çıkardım.
Aynanın karşısına geçip elbiseyi üzerime tuttum.
“Tamam.”
Sonra saçlarımı hazırladım, çantama telefonumu ve birkaç gerekli şeyi koydum.
Evden çıkmadan önce son kez aynaya baktım.
“Lunapark…”
Kendi kendime gülümsedim.
Bugün gerçekten eğlenecektim.
Buluşacağımız yere geldiğimde ilk gördüğüm kişi Efe oldu.
Üzerinde mavi kot pantolon ve desenli bir tişört vardı.
Beni görünce elini kaldırdı.
“Derin!”
“Ne?”
“Sonunda geldin.”
“Niye? Geç mi kaldım?”
Efe saatine baktı.
“Hayır ama senin bir saat hazırlanma ihtimalini hesaba katmıştım.”
Gözlerimi devirdim.
“Başlama yine.”
Efe güldü.
“Tamam, tamam.”
O sırada Esma ve Ceyda da geldi.
Esma şort ve crop giymişti. Ceyda ise pantolonunun üzerine sade bir tişört giymişti.
Esma beni görünce:
“Aaa, mavi!”
“Elbisemi beğendin mi?”
“Çok güzel olmuş.”
“Teşekkür ederim.”
Ceyda da gülümsedi.
“Bugün Derin'i lunaparktan çıkarmak zor olacak.”
“Niye?”
“Çünkü daha girişte bütün oyuncaklara binmek isteyecek.”
Efe hemen araya girdi.
“Ben de onu söylüyorum!”
Hepimiz güldük.
Bir süre sonra Emre ve Alp de geldi.
Emre'nin üzerinde sıfır kollu bir atletin üzerine giydiği kısa kollu siyah gömlek ve siyah pantolon vardı.
Alp ise mavi bir tişört ve kot pantolon giymişti.
Efe ikisine baktı.
“Sonunda beyler de teşrif etti.”
Alp kaşını kaldırdı.
“Başlama.”
“Daha başlamadım.”
“Senin başlaman için bir şey söylemen gerekmiyor zaten.”
Emre güldü.
“Hazır mıyız?”
Ceyda:
“Hazırız.”
Efe ellerini ovuşturdu.
“O zaman yürüyelim!”
Lunaparka kadar birlikte yürümeye başladık.
Yol boyunca herkes bir şeyler konuşuyordu.
Ben Esma ve Ceyda'nın arasında yürürken Efe sürekli arkadan sesleniyordu.
“Çabuk olun!”
Ceyda arkasını döndü.
“Efe, lunapark kaçmıyor.”
“Belli olmaz.”
“Ne demek belli olmaz?”
“Belki bütün oyuncaklar bugün erken kapanır.”
Alp:
“Efe, daha sabah.”
“Ben tedbirimi alıyorum.”
Esma güldü.
“Senin enerjin bitmiyor mu?”
“Hayır.”
“Birazdan göreceğiz.”
“Ben zaten enerjik bir insanım.”
Alp başını iki yana salladı.
“Allah sabır versin.”
“Duydum!”
“Duyman için söyledim.”
Ben istemeden güldüm.
Bir süre sonra lunaparkın renkli ışıkları görünmeye başladı.
Gözlerim büyüdü.
“Geldik!”
Efe:
“İşte şimdi başlıyoruz!”
🎡
İçeri girdiğimizde her yer rengârenkti.
Müzik sesleri, oyuncakların ışıkları ve insanların konuşmaları birbirine karışıyordu.
Ben etrafa bakarken Esma koluma girdi.
“İlk neye bineceğiz?”
“Bilmiyorum.”
Efe hemen:
“Ben biliyorum.”
Hepimiz ona döndük.
“Ne?”
“Çarpışan arabalar.”
Ceyda güldü.
“Tabii ki.”
“Niye?”
“Çünkü millete çarpıp durabileceğin bir oyuncak.”
“Evet.”
Alp:
“En azından dürüst.”
İlk olarak çarpışan arabalara bindik.
Ben Esma'yla aynı arabaya geçtim.
Efe daha oturur oturmaz bağırdı:
“DERİN!”
“Ne?”
“Bana çarpma!”
“Niye?”
“Çünkü ben sana çarpacağım.”
“Sen önce beni yakala.”
“Bu meydan okumayı kabul ediyorum.”
Oyun başladı.
Efe peşime düşmüştü.
“Kaçamazsın!”
“Yaklaşma!”
“Geliyorum!”
Esma kahkahalarla gülüyordu.
“Derin sağa!”
“Ne?”
“Sağa!”
Direksiyonu çevirdim.
Efe tam bize çarpacakken başka bir arabaya çarptı.
“Of!”
Ben kahkaha attım.
“Efe!”
“Bu planlıydı.”
“Tabii.”
Bir süre sonra oyundan çıktığımızda hepimiz gülüyorduk.
Efe:
“Şimdi sıradaki!”
Alp:
“Daha nefes almadık.”
“Sonra nefes alırsınız.”
“Sen yorulmuyor musun?”
“Hayır.”
“Ben yoruldum.”
“Daha hiçbir şey yapmadık.”
Efe bana döndü.
“Derin, hadi!”
“Nereye?”
“Şuna!”
Gösterdiği oyuncakta insanların havaya yükselip döndüğünü görünce gözlerim parladı.
“Ben binerim.”
Alp:
“Şaşırtmadı.”
“Sen binmeyecek misin?”
“Bakarız.”
Efe hemen:
“Bakmak yok. Bineceksin.”
“Niye?”
“Çünkü arkadaş grubuyuz.”
Alp iç çekti.
“Tamam.”
Sonraki oyuncaklara da sırayla bindik.
Her birinde Efe'nin aynı cümleyi söylemesi artık alışkanlık olmuştu.
“Buna da binelim!”
“Efe, yeter.”
“Şuna da!”
“Hayır.”
“Buna?”
“Efe!”
“Son bir tane.”
“Bunu dün de söyledin.”
“Bugün de söylüyorum.”
Bir süre sonra hepimiz yorulduk.
“Bir şeyler yiyelim mi?” dedi Esma.
Ben hemen:
“Evet.”
Atıştırmalıkların olduğu bölüme geçtik.
Patlamış mısır, pamuk şeker ve çeşitli atıştırmalıklar aldık.
Efe elindeki mısırı gösterdi.
“Kimse benimkine dokunmasın.”
Ceyda:
“Kimse seninkini istemiyor.”
“İyi.”
Esma benim pamuk şekerime baktı.
“Biraz alabilir miyim?”
“Tabii.”
Efe hemen:
“Ben de alabilir miyim?”
“Sen kendine al.”
“Benimki bitti.”
“Daha yeni almıştın.”
“Çok güzelmiş.”
Alp:
“Sen gerçekten…”
“Ne?”
“Hiçbir şeyi paylaşmıyorsun ama herkesinkinden istiyorsun.”
Efe ciddi bir ifadeyle:
“Bu bir yetenek.”
Hepimiz güldük.
Tam o sırada birkaç metre ileride üç kızın Alp'e doğru geldiğini gördüm.
Kızlardan biri:
“Merhaba.”
Alp başını kaldırdı.
“Merhaba.”
Kızlar onunla bir şeyler konuşmaya başladı.
Ben olduğum yerde birkaç saniye kaldım.
Sonra nedenini tam olarak anlamadan ayağa kalktım.
“Ben…”
Emre bana döndü.
“Derin?”
“Ne?”
“Bir yere mi gidiyorsun?”
“Şey…”
Alp'in olduğu tarafa baktım.
“Alp'in yanına.”
Emre kısa bir an sustu.
Sonra:
“Tamam.”
Ben yürümeye başladım.
Alp ise kızların söylediklerine cevap vermek yerine uzaktan beni fark etti.
Başını çevirip bana baktı.
Kızlardan biri hâlâ konuşuyordu.
Alp:
“Pardon.”
Kız:
“Ne oldu?”
Alp tekrar Derin'e baktı.
“Arkadaşım geliyor.”
Sonra kızlara kibarca başıyla selam verip yanlarından ayrıldı.
Ben yanına geldiğimde:
“Ne konuşuyordunuz?”
Alp kaşlarını kaldırdı.
“Ne oldu?”
“Bir şey olmadı.”
“Bayağı hızlı geldin ama.”
“Yanına gelecektim.”
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
Alp hafifçe güldü.
“Sen de tuhafsın.”
“Sen de.”
“Tamam.”
Birlikte grubun yanına döndük.
Efe bizi görünce:
“Ooo, ikili geri döndü.”
“Efe.”
“Tamam sustum.”
Emre bana baktı ama bir şey söylemedi.
Bir süre sonra taç satan küçük bir standa geldik.
Esma hemen:
“Aaa, şunlara bakın!”
Hepimiz standa yaklaştık.
Çeşit çeşit renkli taçlar vardı.
Efe kafasına komik bir taç geçirdi.
“Nasıl?”
Ceyda kahkaha attı.
“Berbat.”
“Ben beğendim.”
Esma kendine başka bir tane seçti.
Ben de küçük, parlak bir taç aldım.
Alp elindeki taçlara baktı.
“Ben takmayacağım.”
Efe:
“Takacaksın.”
“Hayır.”
“Takacaksın.”
“Hayır.”
“Tak.”
“Efe.”
“Al.”
Alp sonunda bir tane aldı.
“Tamam.”
Ben gülmeye başladım.
“Sen gerçekten takacak mısın?”
“Bir kere.”
“Fotoğraf çekelim.”
Efe hemen:
“Fotoğraf!”
Hepimiz yan yana geldik.
Bir sürü fotoğraf çektik.
Sonra yeniden oyuncaklara geçtik.
Efe yine bağırdı:
“Şuna da bineceğiz!”
Alp:
“Senin başka cümlen yok mu?”
“Var.”
“Ne?”
“Buna da binelim.”
“…”
Hepimiz kahkaha attık.
Akşamüstüne doğru güneş biraz alçalmaya başlamıştı.
Bir süre sonra dönme dolabın önüne geldik.
Hepimiz yukarı baktık.
Esma:
“Buna binelim mi?”
Ceyda:
“Ben varım.”
Efe:
“Ben de.”
Emre:
“Olur.”
Ben:
“Kesinlikle.”
Alp:
“Tamam.”
Efe bir anda:
“Kim kiminle binecek?”
Herkes birbirine baktı.
Ceyda:
“Taş, kâğıt, makas?”
“Olur.”
Hepimiz ikili şekilde eşleşmeye başladık.
Sonunda Alp ve ben karşı karşıya kaldık.
Efe hemen:
“Haydi!”
“Taş, kâğıt, makas!”
Ben makas yaptım.
Alp taş yaptı.
“Hayır!”
Efe kahkaha attı.
“Alp kazandı!”
Alp bana baktı.
“Ben seçiyorum.”
“Tamam.”
“Sen gel.”
Bir an sustum.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Tamam.”
Emre uzaktan bizi izliyordu.
Efe:
“Tamam, diğerleri de dağılsın.”
Dönme dolaba bindik.
Kapı kapandığında içeride sadece ikimiz vardık.
Kabinin yavaşça yukarı çıkmaya başlamasıyla lunaparkın ışıkları aşağıda küçülmeye başladı.
Bir süre ikimiz de sessiz kaldık.
Sonra Alp konuştu.
“Derin.”
“Efendim?”
“Geçen gün için…”
Sustu.
“Ne?”
“Özür dilerim.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne için?”
“Seninle konuşmadığım için.”
Gözlerimi aşağıya çevirdim.
“Ben de konuşmadım.”
“Biliyorum.”
“Sen de bana kızmıştın.”
“Evet.”
“Ben de sana.”
Alp hafifçe başını salladı.
“Biliyorum.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra:
“Çocukken böyle değildik.”
“Çocukken her şey daha kolaydı.”
“Belki yine kolay olabilir.”
Ona baktım.
“Nasıl?”
“Konuşarak.”
Bir an düşündüm.
Sonra gülümsedim.
“Tamam.”
Alp de hafifçe gülümsedi.
“Tamam.”
Dönme dolap yükseldikçe aşağıdaki ışıklar daha güzel görünmeye başladı.
Ben camdan dışarı baktım.
“Çok güzel.”
“Evet.”
“İyi ki geldik.”
“Evet.”
Bir süre sonra:
“Barıştık mı?”
Alp bana baktı.
“Barıştık.”
Gülümsedim.
“Tamam.”
Dönme dolap yeniden aşağı doğru inmeye başladı.
Kabinden çıktığımızda Efe hemen yanımıza koştu.
“Ne yaptınız?”
Ben:
“Hiç.”
Alp:
“Konuşup barıştık.”
Efe'nin yüzü aydınlandı.
“Sonunda!”
Ceyda:
“Ne sonunda?”
“Bunlar günlerdir birbirleriyle doğru düzgün konuşmuyordu.”
Esma:
“Gerçekten mi?”
Ben:
“Artık konuşuyoruz.”
Alp:
“Evet.”
Emre uzaktan bizi izliyordu.
Sonra yanımıza geldi.
“İyi olmuş.”
Ben gülümsedim.
“Evet.”
Tam o sırada iki ortaokullu kız yanımıza yaklaştı.
Kızlardan biri gülümseyerek:
“Abi, abla…”
Alp:
“Efendim?”
Kız bana sonra Alp'e baktı.
“Siz çok yakışıyorsunuz.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Ne?”
Diğer kız da gülmeye başladı.
“Gerçekten.”
Ben iyice şaşırdım.
“Şey…”
Alp ise sadece hafifçe gülümsedi.
Ama kimse fark etmedi.
Ya da ben öyle sandım.
Çünkü Emre o gülümsemeyi görmüştü.
Kızlar teşekkür edip yanımızdan uzaklaştı.
Ben hâlâ ne diyeceğimi bilmiyordum.
“Alp…”
“Ne?”
“Onlar…”
“Biliyorum.”
“Çok garipti.”
Alp omuz silkti.
“Çocuklar işte.”
“Evet.”
Emre hiçbir şey söylemeden yanımızda duruyordu.
Ben ona baktım.
“Emre, iyi misin?”
“İyiyim.”
Sesi sakindi.
“Emin misin?”
“Evet.”
Sonra Efe bağırdı:
“Hadi ama! Daha bir sürü şey var!”
Alp:
“Efe, lunapark kapanacak.”
“Daha zaman var!”
Ceyda:
“Sen gerçekten yorulmuyor musun?”
“Hayır!”
Esma:
“Ben yoruldum.”
Ben güldüm.
“Ben de.”
Efe ellerini iki yana açtı.
“Tamam, son bir şey!”
Alp:
“Senin son bir şeylerin bitmiyor.”
Efe:
“Bu gerçekten son.”
“Ne?”
“Pamuk şeker.”
Hepimiz aynı anda güldük.
Ben yürürken dönüp lunaparka baktım.
Bugün düşündüğümden çok daha güzel geçmişti.
Alp'le de barışmıştık.
Arkadaşlarımla da uzun zamandır olmadığı kadar eğlenmiştim.
Ama o günün sonunda fark etmediğim bir şey vardı.
Emre'nin sessizliği…
Ve az önce dönme dolabın önünde gördüğü o küçücük gülümseme, onun aklında diğerlerinden biraz daha uzun kalmıştı.
Emre'nin gözünden
Derin ve Alp önden yürüyordu.
Efe yine bir şeyler anlatıyor, Ceyda ve Esma ona cevap veriyordu.
Ben ise birkaç adım gerideydim.
Az önceki sahneyi düşünüyordum.
İki küçük kız gelip Derin'le Alp'in birbirlerine yakıştığını söylemişti.
Derin şaşırmıştı.
Alp ise…
Sadece kısa bir an gülümsemişti.
Belki de bunun hiçbir anlamı yoktu.
Belki de sadece söylenen şeye verdiği sıradan bir tepkiydi.
Ama nedense gözüm o ana takılmıştı.
Sonra Derin arkasına dönüp bana baktı.
“Emre, geliyor musun?”
Kendime geldim.
“Geliyorum.”
Yanlarına doğru yürüdüm.
Efe uzaktan bağırdı:
“Emre! Çabuk!”
“Tamam.”
Hep birlikte yürümeye devam ettik.
Lunaparkın ışıkları arkamızda kalırken herkes bugünü konuşuyordu.
Ben de gülümsedim.
Belki gerçekten güzel bir gündü.
Ama bazı şeyleri anlamak için…
Biraz daha zamana ihtiyaç vardı.
Bölüm etkileşimi
