KARABAL kitap kapağı

16. bölüm / 18

KARABAL

BÖLÜM 16:UZAKLAŞMAK

Vaveyla Yazarı: Leydi Leydi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: BÖLÜM 16:UZAKLAŞMAK

Sabah olduğunda Alp, gece boyunca neredeyse hiç uyumamıştı.

Gözlerini açtığı anda aklına yine aynı cümle geldi.

“Ben sanırım sana aşığım.”

Alp tavana baktı.

Dün söylediklerini düşündü.

Derin'in gözlerindeki kırgınlığı...

Sesinin titremesini...

Ve kapıdan çıkarken söylediği son cümleyi.

“Abime ben anlatırım.”

Alp yüzünü ellerinin arasına aldı.

Ne yapmıştı?

Neden öyle konuşmuştu?

Cevabını aslında biliyordu.

Kendini korumaya çalışmıştı.

Derin'i de koruduğunu sanmıştı.

Ama şimdi düşündükçe, söylediklerinin Derin'i korumakla hiçbir ilgisi olmadığını fark ediyordu.

Onu kırmıştı.

Hem de belki de hayatında ilk kez, Derin'in gerçekten kendisinden uzaklaşmasına sebep olacak kadar.

Yataktan kalktı.

Aynanın karşısına geçti.

Yüzü yorgundu.

Kendi kendine baktı.

“Toparla kendini.”

Sesini yalnızca kendisi duydu.

Bugün evdekilere hiçbir şey belli etmeyecekti.

Annesi sorarsa iyiydi.

Babası sorarsa iyiydi.

Efe, Emre...

Hiçbirine bir şey anlatmayacaktı.

Ama bir yandan da Derin'le konuşmanın bir yolunu bulacaktı.

Telefonunu eline aldı.

Mesaj ekranını açtı.

Derin'in adı hâlâ oradaydı.

Yazdı.

“Konuşabilir miyiz?”

Gönderemedi.

Engelliydi.

Bir süre ekrana baktı.

Sonra başka bir uygulamadan yazmayı düşündü.

Vazgeçti.

Onu daha fazla sıkıştırmak istemiyordu.

Ama vazgeçmek de istemiyordu.

---

Kahvaltıda Aylin oğluna dikkatlice baktı.

“Alp?”

“Efendim anne?”

“İyi misin?”

“İyiyim.”

“Çok sessizsin.”

“Uykusuzum sadece.”

Murat gazeteden başını kaldırdı.

“Bugün planın var mı?”

“Üniversiteye geçerim.”

Aylin:

“Derinler de bugün evde olacakmış.”

Alp'in eli bir an durdu.

“Öyle mi?”

Aylin bunu fark etmedi.

“Cemre söyledi.”

Alp başını salladı.

“Tamam.”

Sadece bu kadar.

Ne fazla sordu.

Ne de belli etti.

Ama aklının bir köşesine çoktan yerleşmişti.

Derin.

---

Öğlene doğru Murat'ın aklına bir fikir geldi.

“Hakan.”

Hakan telefonda konuşurken ona döndü.

“Efendim?”

“Biz eski günlerdeki gibi pikniğe gitsek nasıl olur?”

Hakan'ın yüzünde gülümseme oluştu.

“Piknik mi?”

“Evet. Çocuklar da gelsin. Uzun zamandır hepimiz beraber bir yere gitmedik.”

Cemre de duyup başını salladı.

“Olur.”

Hakan telefonu kapattı.

“Tamam. Hafta sonu gidelim.”

Murat gülümsedi.

“İki araba çıkarız.”

Böylece hafta sonu için plan yapıldı.

Derin de gelecekti.

Alp de.

İkisi de biliyordu ki karşılaşacaklardı.

Ama hiçbiri diğerine bunu belli etmedi.

---

Cumartesi sabahı iki araba yola çıktı.

Birinci arabada Hakan, Cemre ve Derin vardı.

Diğerinde Murat, Aylin ve Alp.

Yol boyunca herkes konuştu.

Eski anılar anlatıldı.

Murat sürekli çocukluk hikâyeleri anlatıyor, Hakan da onun bazı yerlerini düzeltiyordu.

Derin arka koltukta camdan dışarı bakıyordu.

Alp ise diğer arabada sessizce yolu izliyordu.

Piknik alanına vardıklarında herkes eşyaları indirmeye başladı.

Derin de yardım etti.

Alp'le göz göze geldiklerinde ikisi de sadece kısa bir baş hareketi yaptı.

Sanki dün hiçbir şey yaşanmamıştı.

Sanki o itiraf hiç yapılmamıştı.

Sanki Derin'in gözlerinden süzülen yaşları Alp hiç görmemişti.

Derin:

“Alp abi, şunu nereye koyalım?”

Alp'in eli durdu.

Alp abi.

İki kelime.

Ama Alp'in içinde beklemediği kadar büyük bir yankı oluşturdu.

“Masaya koy.”

Derin başını salladı.

“Tamam.”

Sonra arkasını dönüp gitti.

Alp onu birkaç saniye izledi.

Dün bana Alp diyordu.

Şimdi ise...

Alp abi.

Aralarına görünmez bir mesafe koymuştu.

Ve Alp, o mesafenin kendi sözleriyle oluştuğunu biliyordu.

---

Bir süre sonra Alp:

“Ben tuvalete gidiyorum.”

Murat:

“Tamam oğlum.”

Alp piknik alanından uzaklaştı.

Derin birkaç dakika sonra arabaların yanına gitti.

Anahtarı aldı.

“Biraz uyusam mı?”

Kimse cevap vermeden arabaya bindi.

Arka koltuğa geçti.

Kapıları içeriden kilitledi.

Camı biraz açtı.

Sonra başını koltuğa yasladı.

Gözlerini kapattı.

Belki sadece birkaç dakika uyuyacaktı.

Ama yorgunluktan kısa sürede uykuya daldı.

---

Alp geri döndüğünde Derin'i göremedi.

İlk işi etrafa bakmak oldu.

“Derin nerede?”

Hakan elindeki poşetleri taşırken cevap verdi.

“Uyumaya gitti oğlum. Sen gel, şunları taşıyalım.”

Alp'in kaşları çatıldı.

“Nereye gitti?”

“Arabaya.”

Alp başını salladı.

“Tamam.”

Bir saat sonra yemekler hazırlandı.

Aylin:

“Alp, git Derin'i çağır oğlum.”

Alp istemeden arabaya doğru yürüdü.

Arabanın yanına geldiğinde iki genç oğlanın aracın önünde durduğunu gördü.

İkisi de arabanın içine bakıyordu.

Alp'in yüzü anında değişti.

“Ne oluyor burada?”

Oğlanlar ona döndü.

Alp cevap alamayınca tekrar konuştu.

“Cevap alamadım.”

Oğlanlardan biri:

“Siz burada ne yapıyorsunuz?”

Alp kaşını kaldırdı.

“Arabama geldim. Siz ne yapıyorsunuz?”

Oğlan diğerine baktı.

Sonra arabanın içini işaret etti.

“İçerideki kızı tanıyorsunuz o zaman?”

Alp'in bakışları arabaya kaydı.

Derin arka koltukta uyuyordu.

Gri şortlu bir takım ve gri kısa bir üst giymişti. Camın açık olmasından içeri hafifçe hava giriyordu.

Alp tekrar oğlana baktı.

“Ne istiyorsun?”

“Numarasını alabilir miyim?”

Alp'in kaşları havaya kalktı.

“Ne?”

“Numarasını.”

Alp bir adım yaklaştı.

“Oğlum, sen belanı mı arıyorsun kendine?”

Tam o sırada içeriden bir ses geldi.

“Ne oluyor ya?”

Derin uyanmıştı.

Gözlerini ovuşturarak kapıyı açtı ve dışarı indi.

İki oğlan Derin'e bakıp gülümsedi.

Derin uykulu gözlerle Alp'e baktı.

“Ne oldu?”

Alp hemen ona döndü.

“Ne olacak? Seni izliyorlardı.”

Derin şaşkınlıkla etrafına baktı.

“Beni mi?”

“Evet.”

“Camı açık bıraktım diye insanlara sapık deme. Belki yanlış anladın.”

Alp cevap vermeden önce oğlanlardan biri konuştu.

“Yok, yanlış anlamadı. Numaranızı alabilir miyim?”

Telefonunu çıkardı.

Derin bir an durdu.

Sonra oğlanın uzattığı telefona baktı.

Telefonu eline aldı.

Numarasını yazdı.

Telefonu geri verdi.

“Teşekkürler.”

Derin kendi arabasının kapısını kapattı.

Sonra yürümeye başladı.

Alp birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Ardından peşinden gitti.

Aklında tek bir düşünce vardı.

Numarayı verdi.

“Derin.”

Cevap yok.

“Derin.”

Yine cevap yok.

Tek başlarına kaldıklarında Derin onunla konuşmadı.

Alp de daha fazla zorlamadı.

Ama içinden geçenleri susturamıyordu.

Benden kaçıyor.

Ve ben bunu kendim yaptım.

---

Piknik alanına döndüklerinde Hakan gülümsedi.

“İyi uyudun mu kızım?”

“Evet baba.”

Sonra sanki aklına yeni gelmiş gibi ekledi:

“Bu arada biri numaramı istedi. Seninkini verdim, haberin olsun.”

Hakan'ın kaşları çatıldı.

“Kim lan o lavuk?”

Derin omuz silkti.

“Tanımıyorum.”

“Tanıma zaten.”

Murat gülmeye başladı.

“Aferin kızım. Hep erkeklere böyle ol.”

Sonra Alp'e baktı.

“Bir daha olursa Alpin numarasını ver.”

Hakan hemen araya girdi.

“Benimkini verir lan, karışma.”

Murat güldü.

Derin'in yüzünde ilk kez küçük bir gülümseme oluştu.

Hakan bunu görünce:

“Gel kızım, ye. Kanatlarını sana ayırdım.”

Derin babasının yanına oturdu.

Alp biraz uzaktan onları izledi.

Uzun zaman sonra Derin'in gülüşünü görmüştü.

Ve farkında olmadan o gülüşe bakıp kaldı.

---

Yemekten sonra Murat ayağa kalktı.

“Hadi bakalım, yakar top oynayalım.”

Hakan güldü.

“Çocuk muyuz?”

Cemre:

“Ben oynarım.”

Hakan hemen:

“Sen ne dersen o zaman.”

Takımlar belirlendi.

Bir tarafta Murat, Hakan ve Derin.

Diğer tarafta Aylin, Cemre ve Alp.

Oyun başladı.

İlk başta Hakan ile Murat birbirlerine top atarken bilerek yavaş davranıyordu.

Derin sonunda dayanamadı.

“Haksızlık!”

Topu eline aldı.

“Böyle oynanmaz.”

Babası gülerek:

“Ne yapayım kızım?”

Derin topu ona verdi.

“Baba, eğer onlardan birini bile kaçırırsan sonu hiç iyi olmaz.”

Hakan'ın yüzündeki gülümseme bir anda değişti.

“Öyle mi?”

Bir sonraki topu eline aldı.

Ve hızlandı.

Topu bütün gücüyle Alp'e doğru attı.

Alp yandı.

Murat bağırdı.

“Düşmanımı lan o?”

Hakan kahkaha attı.

“Karşı takımda. Hem sen kimdendin?”

Murat sustu.

“Vur.”

Sıra Derin'e geldi.

Derin topu aldı.

Cemre'ye doğru attı.

Cemre son anda bacağına deydi.

Derin gülmeye başladı.

Sonra tekrar topu aldı.

Murat'a doğru baktı.

“Murat amca, sen atmıyorsun ama birazdan görürüm ben Aylin teyze sana nasıl vuruyor.”

Murat:

“Ben—”

“Sen derdin kaybetmek seçenek bile olmaz diye.”

Murat'ın yüzündeki ifade değişti.

“Haklısın.”

Aylin topu aldı.

Murat:

“Aman!”

Murat gülerek topu attı.

Aylin kaçamadı.

“Yandın!”

Herkes güldü. Sonra Deringil içeri geçti.

Bir süre sonra top Alp'e geldi.

Derin fark etmeden iki kez topun geldiği yerde durup ona avantaj sağlamıştı.Ve ek can aldı.

Aylin oğluna baktı.

“Oğlum sen atma.”

Murat güldü.

“Oğluma laf yok. Kıyamıyor.”

Hakan hemen:

“Ne kıyamaması? Beceriksiz bu çocuk.”

Alp başını kaldırdı.

“Öyle mi Hakan amca?”

Hakan güldü.

“Öyle.”

Alp'in yüzünde küçük bir ifade oluştu.

“Tamam.”

Bu kez topu hızla attı.

Murat eğildi.

Top onun üzerinden geçti.

Bir kez daha attı.

Murat yine kaçtı.

Sonra Alp topu Murat'a atmak için bütün gücüyle fırlattı.

Murat son anda kenara çekildi.

Top yön değiştirdi.

Derin'e geldi.

Derin ne olduğunu anlamadan yere düştü.

Hakan'ın sesi yükseldi.

“Oğlum! Şeytan mı taşlıyorsun?”

Herkes bir anda Derin'in başına toplandı.

Alp'in yüzü bembeyaz oldu.

“Derin!”

Yanına eğildi.

“Özür dilerim. İyi misin?”

Derin elini burnuna götürdü.

“İyiyim abi.”

Alp'in yüzü düştü.

Abi.

Derin ayağa kalktı.

“Önemli değil.”

Peçete almak için masaya doğru yürüdü.

“Devam edin.”

Hakan:

“Sen otur.”

“İyiyim baba.”

Bir peçete aldı.

“Birazdan gelirim.”

Ama oyuna geri dönmedi.

---

Bir süre sonra herkes toparlanmaya başladı.

Eşyalar arabalara yerleştirildi.

Murat'ın getirdiği bazı şeyler arabaya sığmayınca arka koltuğa konuldu.

Alp'e yer kalmadı.

Hakan:

“Alp, sen bizim arabaya geç oğlum.”

Alp başını salladı.

“Tamam.”

Derin de diğer taraftan arabaya bindi.

Arka koltukta yan yana oturdular.

İlk birkaç dakika ikisi de camdan dışarı baktı.

Hiç konuşmadılar.

Sonra Derin'in başı yavaşça yana düştü.

Uyuyakalmıştı.

Bir süre sonra başı Alp'in omzuna geldi.

Alp kımıldamadı.

Hakan dikiz aynasından ikisini gördü.

“Oğlum, kolun ağrıyorsa uyandırayım.”

Alp gözlerini Derin'den ayırmadan cevap verdi.

“Sıkıntı yok.”

Bir süre sustu.

“Uyusun.”

Hakan hiçbir şey söylemedi.

Araba sessizce ilerledi.

---

Eve geldiklerinde Derin hâlâ uyuyordu.

Hakan arka kapıyı açtı.

Kızının uyanmadığını görünce onu kucağına aldı.

“Ben götürürüm.”

Cemre kapıyı açtı.

Hakan kızını odasına götürüp yatağına yatırdı.

Alp ise uzaktan onları izledi.

Derin'in yüzü sakindi.

Bir an için o eski günler geldi aklına.

Küçükken de Derin böyle uyurdu.

Ve Alp hep yanında olurdu.

Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.

---

Bir hafta sonra tercih dönemi geldi.

Derin kararını çoktan vermişti.

İstanbul.

Hukuk.

Ceyda da aynı üniversitede psikoloji okuyacaktı.

İki arkadaş günlerce hazırlık yaptı.

Ev bakmadılar henüz.

Önce üniversiteye yerleşmeyi bekleyeceklerdi.

Sonra alışverişe çıktılar.

Yeni kıyafetler.

Çanta.

Defterler.

Ev için küçük eşyalar.

Her şey yeni bir hayatın hazırlığı gibiydi.

Derin bazen bir mağazanın ortasında durup etrafına bakıyordu.

“Gerçekten gidiyoruz.”

Ceyda gülümsüyordu.

“Evet.”

“İstanbul'a.”

“Evet.”

Derin derin nefes alıyordu.

İçinde hem heyecan hem de burukluk vardı.

Ama kararından vazgeçmiyordu.

Alp'e ise hiçbir şey söylemedi.

Ne bölümünü...

Ne şehrini...

Ne de ne zaman gideceğini.

---

Son gece evde herkes erkenden uyudu.

Derin odasında valizinin son eşyalarını yerleştirdi.

Sonra odasına baktı.

Duvarlara.

Masasına.

Çocukluğundan kalan birkaç eşyaya.

Pencereden dışarı baktı.

Karşı dairenin ışığı yanıyordu.

Alp oradaydı.

Bir an telefonunu eline aldı.

Onun numarasına baktı.

Sonra telefonu bıraktı.

Hayır.

Söylemeyecekti.

Çünkü söylerse gitmek daha zor olacaktı.

---

Sabah havaalanına ailesiyle birlikte geldi.

Hakan kızını uzun süre sarılarak uğurladı.

“Her zaman ara.”

“Ararım baba.”

Cemre'nin gözleri dolmuştu.

“Kendine dikkat et.”

“Ederim anne.”

Derin hepsine tek tek sarıldı.

Sonra valizini aldı.

Hakan:

“Ceyda seni bekliyor mu?”

“Evet.”

“Varınca haber ver.”

“Tamam.”

Derin son kez ailesine baktı.

Sonra güvenlik kapısına doğru yürüdü.

Arkasına dönüp bir kez daha baktı.

Ve içeri girdi.

Alp'e veda etmeden.

Ona nereye gittiğini bile söylemeden.

İzmir'den ayrılıyordu.

---

Güvenlikten geçtikten sonra Esma ile Ceyda'yı gördü.

Ceyda hemen ona sarıldı.

“Geldin!”

Derin gülümsedi.

“Geldim.”

Esma da yanlarına geldi.

Üçü bir süre sarıldılar.

Esma'nın gözleri dolmuştu.

“Beni unutmayın.”

Ceyda güldü.

“Saçmalama.”

Derin Esma'ya sarıldı.

“Sen de kendine dikkat et.”

“Sen de.”

Bir süre sonra anons yapıldı.

Uçuşları için kapıya geçmeleri gerekiyordu.

Derin son kez Esma'ya baktı.

“Hoşça kal.”

Esma el salladı.

“Güle güle.”

Derin ve Ceyda kapıya doğru yürüdü.

Uçağa bindiler.

Derin cam kenarına oturdu.

Uçak hareket etmeye başladığında İzmir yavaş yavaş geride kaldı.

Derin başını cama yasladı.

Gözlerini kapattı.

Aklına ailesi geldi.

Ceyda'nın heyecanı geldi.

Yeni hayatı geldi.

Sonra istemeden...

Alp geldi.

Bir an gözlerini açtı.

Ama hiçbir şey söylemedi.

Çünkü bu kez gitmek istiyordu.

Uçak havalandı.

İzmir aşağıda küçülürken Derin, hayatının bir bölümünü de orada bıraktığını düşündü.

Alp ise o sırada hiçbir şeyden habersizdi.

Ve Derin'in artık aynı şehirde olmadığını öğrendiğinde...

Her şey çoktan değişmiş olacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.