9. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 9
Bölümler 47Şu an: Bölüm 9
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elif'lerden döndüğümüz gece uzun süre uyuyamadım.
Sürekli aynı sahne gözümün önüne geliyordu.
Balkondaki menekşeler...
Rüzgârın hafifçe salladığı yapraklar...
Ve Elif'in,
"Çiçeklerin acelesi olmuyor."
deyişi...
Belki de haklıydı.
Bazı şeylerin zamana ihtiyacı vardı.
Uykuya ancak gece yarısından sonra dalabildim.
---
Sabah her zamanki gibi erkenden uyandım.
Hazırlanıp mutfağa geçtim.
Annem kahvaltıyı hazırlıyordu.
"Günaydın."
"Günaydın oğlum."
Masaya oturdum.
Bir süre sessizce kahvaltı yaptık.
Sonra annem çayından bir yudum alıp bana baktı.
"Dün akşam nasıldı?"
"Güzeldi."
"Elif'in çiçeklerini gördün mü?"
Gülümsedim.
"Evet."
"Hepsiyle kendi ilgileniyormuş."
"Evet."
Annem memnun olmuş gibi başını salladı.
"Ne kadar özenli bir kız."
Bu kez cevap vermedim.
Çünkü annem haklıydı.
Elif gerçekten ince düşünceli biriydi.
---
Mesai sakin geçti.
Öğleden sonra karakola döndüğümüzde Komiser beni odasına çağırdı.
"Gel Mert."
Kapıyı çalıp içeri girdim.
"Buyurun komiserim."
Masasının üzerindeki dosyayı kapatıp bana baktı.
"Yarın izinlisin."
"Evet."
"İznini değerlendirecek misin?"
"Henüz bir plan yapmadım."
Gülümsedi.
"İyi."
"Çünkü bugün fazla mesai yazacağım."
Başımı salladım.
"Tabii komiserim."
"Büyük bir olay değil."
"Akşam saatlerinde meydandaki festival hazırlıkları için güvenlik alınacak."
"Anlaşıldı."
"O yüzden yarın rahat dinlen."
"Emredersiniz."
Odadan çıkarken saate baktım.
Daha birkaç saat vardı.
---
Akşam hava kararmaya başladığında mahalle meydanına gittik.
Belediye çalışanları hafta sonu yapılacak kültür festivali için stant kuruyordu.
Biz de çevrede güvenlik önlemi alıyorduk.
Emir yanıma yaklaştı.
"Bugün sakin."
"Evet."
"İnşallah böyle devam eder."
Tam bunu söylemişti ki telsizden bir anons geçti.
"Meydanın kuzey girişinde küçük bir kargaşa var."
Emir'le birlikte hızla o tarafa yöneldik.
Neyse ki ciddi bir şey değildi.
İki esnaf arasında yer tartışması çıkmıştı.
Kısa sürede ortamı sakinleştirdik.
Sorun çözüldükten sonra tekrar meydana döndük.
Festival alanı yavaş yavaş şekilleniyordu.
Renkli ışıklar asılıyor...
Sahne kuruluyor...
Görevliler koşturuyordu.
Tam o sırada uzaktan tanıdık bir ses duydum.
"Mert."
Arkamı döndüm.
Elif...
Elinde küçük bir karton kutuyla bize doğru yürüyordu.
Üzerinde kafenin önlüğü vardı.
Sanırım işten yeni çıkmıştı.
"Merhaba."
"Merhaba."
Kutuyu bana uzattı.
"Bizim kafe, festivalde görevli ekiplere sıcak kurabiye göndermiş."
"Patron, polis ekibine de vermemi istedi."
Kutuyu açtım.
İçinde yeni pişmiş kurabiyeler vardı.
Mis gibi tarçın kokuyordu.
"Gerek yokmuş."
"Hasan Bey özellikle tembihledi."
Tam o sırada Emir yanıma geldi.
"Oo, bize ikram mı var?"
Elif gülümseyerek başını salladı.
"Evet."
Emir kutudan bir kurabiye aldı.
"Ellerinize sağlık."
"Ben yapmadım."
"Yine de teşekkür ederim."
Elif mahcup bir gülümsemeyle başını eğdi.
Ben de kutuyu kapattım.
"Patronuna teşekkür ederiz."
"İletirim."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Elif bana baktı.
"Yarın izinli misin?"
Şaşırdım.
"Evet."
"Sen?"
"Ben de öğleden sonra izinliyim."
Bir an duraksadı.
"Festival yarın açılıyor."
"Annemler gitmeyi düşünüyor."
"Biz de."
İkimiz de aynı anda gülümsedik.
Ne sözleşmiştik...
Ne de plan yapmıştık.
Ama belli ki...
Yarın yine aynı yerde olacaktık.
Ve bu kez...
Bunu ikimiz de önceden biliyorduk.
Ertesi sabah alarm çalmadan uyandım.
İzinli olduğum günlerde bile erken kalkmaya alışmıştım.
Perdeyi araladım.
Dünkü yağmurdan eser kalmamıştı.
Gökyüzü masmaviydi.
Güneş, karşı apartmanın pencerelerine vuruyordu.
Derin bir nefes alıp pencereyi açtım.
Mahalle yeni uyanıyordu.
Fırından gelen taze ekmek kokusu rüzgârla birlikte odaya doldu.
Bugün acelem yoktu.
Uzun zamandır ilk kez, saate bakmadan hazırlanabilecektim.
---
Kahvaltıya indiğimde annem mutfakta börek pişiriyordu.
"Uyanmışsın."
"Günaydın."
"Günaydın oğlum."
Masaya oturdum.
Annem çayı doldururken yüzüme baktı.
"Bugün dinlen biraz."
"Dinlenirim."
"Festivale de uğrarız."
"Olur."
Babam gazeteyi katlayıp bize döndü.
"Öğleden sonra gideriz."
"Sabah çok kalabalık olur."
Annem de başını salladı.
"Ben de öyle düşünüyordum."
Kahvaltı sakin geçti.
Yemekten sonra salona geçtim.
Bir süredir okumaya fırsat bulamadığım polisiye romanı elime aldım.
Henüz birkaç sayfa okuyabilmiştim ki kapı çaldı.
Annem kapıyı açtı.
Kapıda apartman görevlisi vardı.
"Aysel Hanım, festival için araçları sokağın karşı tarafına çekmelerini söylüyorlar."
"Tamam, haber veririm."
Adam teşekkür edip gitti.
Anahtarları alıp aşağı indim.
Arabayı biraz ilerideki boş yere park ettim.
Geri dönerken karşı apartmanın önünde Elif'i gördüm.
Elinde küçük bir sulama kabı vardı.
Apartmanın girişindeki saksıları suluyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Günaydın."
"Günaydın."
"Bugün çalışmıyor musun?"
"Hayır."
"Sen?"
"Öğleden sonra festivale gideceğiz."
"Biz de."
Bir an sustuk.
Sonra Elif elindeki sulama kabını gösterdi.
"Annem evde temizlik yapıyor."
"Ben de çiçekleri suluyorum."
Girişteki sardunyalara dikkatle su verdi.
Yaprakların üzerindeki damlalar güneşte parlıyordu.
"Ellerine sağlık."
dedim.
"Güzel görünüyorlar."
"Teşekkür ederim."
Gülümsedi.
"Çiçeklerle uğraşınca insanın kafası dağılıyor."
"İşe yarıyor mu?"
"Bazen."
Küçük bir sessizlik oldu.
Sonra cebimdeki anahtarları çevirmeye başladım.
"Festivale kaç gibi gidersiniz?"
diye sordum.
"Sanırım üç gibi."
"Biz de o saatlerde gideriz."
Başını salladı.
"O zaman yine karşılaşırız."
Bu cümleyi söylerken sesi oldukça sakindi.
Sanki artık karşılaşmamız olağan bir şey olmuştu.
"Sanırım."
dedim.
Tam o sırada Zeynep Hanım balkondan seslendi.
"Elif!"
"Efendim anne?"
"Çay demlendi."
"Geliyorum."
Elif bana döndü.
"Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Apartmanın kapısından içeri girdi.
Ben de kendi binama yöneldim.
Merdivenleri çıkarken fark ettim.
Eskiden tesadüfen karşılaşınca ne söyleyeceğimi düşünürdüm.
Şimdi ise...
Kısa bir "Günaydın." bile günü güzelleştirmeye yetiyordu.
Ve bunun nedenini sorgulamıyordum artık.
Bazı hislerin cevabı hemen bulunmazdı.
Tıpkı Elif'in balkondaki menekşeleri gibi...
Önce kök salar,
Sonra yavaş yavaş çiçek açardı.
Öğleden sonra saat üçe doğru evden çıktık.
Annem hazırlanması en uzun süren kişiydi.
Babam her zamanki gibi bizi kapının önünde bekliyordu.
"Hadi."
dedi.
"Geç kalmadan gidelim."
Annem çantasını omzuna taktı.
"Hazırım."
Üçümüz birlikte apartmandan çıktık.
Mahalle meydanına yaklaştıkça kalabalık artıyordu.
Renkli bayraklar sokak boyunca asılmıştı.
Sahnenin önünde sandalyeler dizilmiş, çocuklar ellerindeki balonlarla koşuşturuyordu.
Hoparlörden hafif bir müzik yükseliyordu.
Festival yeni başlamasına rağmen meydan oldukça hareketliydi.
Annem etrafına hayranlıkla baktı.
"Geçen haftaki kermesten bile kalabalık."
Babam başını salladı.
"Bu yıl iyi hazırlık yapmışlar."
Önce yöresel ürünlerin satıldığı stantları dolaştık.
Annem ev yapımı erişteleri inceliyor, satıcı kadınla tarif üzerine sohbet ediyordu.
Ben ise birkaç adım geride bekliyordum.
Tam o sırada uzaktan tanıdık bir kahkaha duydum.
Başımı çevirdim.
Elif...
Annesiyle birlikte kitap standının önündeydi.
Elinde ince kapaklı bir roman vardı.
Satıcıyla konuşurken yüzünde samimi bir gülümseme vardı.
Beni fark edince hafifçe el salladı.
Ben de başımla selam verdim.
Annem bunu görünce gülümsedi.
"Bak, Elif'ler de gelmiş."
"Evet."
"İstersen yanlarına gidelim."
Omuz silktim.
"Olur."
Birlikte kitap standına doğru yürüdük.
Zeynep Hanım bizi görünce içtenlikle karşıladı.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk."
İki anne hemen sohbete başladı.
Babam da standaki kitaplara göz gezdiriyordu.
Ben ise Elif'in elindeki kitaba baktım.
"Ne aldın?"
Kitabın kapağını bana gösterdi.
"Henüz almadım."
"Sadece bakıyorum."
"Güzel mi?"
"Okuyanlar çok önermiş."
Sayfalarını dikkatlice çevirdi.
"Ben kitabı almadan önce ilk birkaç sayfasını okumayı severim."
"Neden?"
"Yazarın dili bana hitap ediyor mu, anlamaya çalışıyorum."
Gülümsedim.
"Demek seçicisin."
"Biraz."
Sonra raftaki başka bir kitaba uzandı.
"Peki sen en son ne okudun?"
"Bir polisiye roman."
"Beğendin mi?"
"Sonunu tahmin etmiştim."
Elif hafifçe güldü.
"O zaman yazar seni şaşırtamamış."
"Sanırım."
İkimiz de kitaplara bakmaya devam ettik.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sessizliği yine kitapların sayfalarını çeviren sesler doldurdu.
Tam o sırada sahneden bir anons yapıldı.
"On dakika sonra bilgi yarışmamız başlayacaktır. Yarışmaya katılmak isteyenler sahnenin önüne bekleniyor."
Çocuklar heyecanla koşmaya başladı.
Sunucunun neşeli sesi meydanın her yerine yayılmıştı.
Annem bana döndü.
"Mert."
"Efendim?"
"Biz Zeynep Hanım'la el işi standına geçeceğiz."
Babam da,
"Ben de biraz şu fotoğraf sergisine bakayım."
dedi.
Bir anda herkes farklı bir yöne dağılmıştı.
Ben ve Elif ise kitap standının önünde kaldık.
Elif sessizce bana baktı.
"İstersen..."
diye başladı.
"Şu sergiye birlikte bakalım mı?"
Teklif beklemediğim kadar doğaldı.
Ne çekingenlik vardı...
Ne de zorlama.
Sadece birlikte birkaç adım yürümek isteyen iki insan gibiydik.
Gülümsedim.
"Olur."
Yan yana yürümeye başladık.
Kalabalığın arasında ilk kez...
Kimsenin yönlendirmesi olmadan.
Fotoğraf sergisinin kurulduğu alana doğru yürümeye başladık.
Kalabalık meydanın ortasında yoğunlaşmıştı.
Biz ise biraz daha sakin olan köşeye geçtik.
Ahşap panoların üzerine eski mahalle fotoğrafları asılmıştı.
Siyah beyaz kareler...
Yıllar önce çekilmiş sokaklar...
Çocukların top oynadığı boş arsalar...
Eski dükkânlar...
İlk fotoğrafın önünde durduk.
Fotoğrafta, yıllar önceki mahalle meydanı vardı.
Şimdiki hâlinden çok farklı görünüyordu.
"İnanamıyorum."
dedi Elif.
"Burası gerçekten bizim mahalle mi?"
"Evet."
"Babam anlatmıştı."
"Eskiden burada büyük bir çeşme varmış."
Fotoğrafa biraz daha yaklaştı.
"İnsan aynı yere bakıp yılların geçtiğini hissediyor."
Başımı salladım.
"Evet."
"Her şey değişiyor."
"Her şey değil."
Söz ağzımdan düşünmeden çıkmıştı.
Elif bana döndü.
"Ne mesela?"
Bir an düşündüm.
"İnsanların bazı alışkanlıkları."
"Mahalle kültürü."
"Komşuluk."
"Eğer koruyabilirsek."
Elif gülümsedi.
"Annem de hep bunu söyler."
Bir sonraki panoya geçtik.
Bu kez çocukların uçurtma uçurduğu eski bir festival fotoğrafı vardı.
Elif dikkatlice baktı.
"Keşke o günleri görebilseydik."
"Belki bugünü de yıllar sonra biri böyle hatırlayacak."
dedim.
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Olabilir."
"O zaman biz de bu fotoğraflardaki insanlar gibi olacağız."
İkimiz de güldük.
---
Tam o sırada yaşlı bir amca elinde fotoğraf makinesiyle yanımıza geldi.
"Evlatlar."
İkimiz de dönüp baktık.
"Festival için hatıra fotoğrafı çekiyorum."
"Gönüllü çalışıyorum."
"İsterseniz sizi de çekebilirim."
Ben ve Elif aynı anda birbirimize baktık.
İkimiz de ne diyeceğimizi bilemedik.
Amca yanlış anlamış olacak ki gülümseyerek devam etti.
"Merak etmeyin."
"Festival arşivine koyacağız."
Elif hafifçe bana döndü.
"Olur mu?"
diye fısıldadı.
"Olur."
dedim.
Yan yana durduk.
Aramızda yine küçük bir mesafe vardı.
Yaşlı amca objektifi ayarladı.
"Biraz yaklaşın."
İkimiz de istemsizce yarım adım yaklaştık.
"Gülümseyin bakalım."
Klik...
Makinenin sesi duyuldu.
"Hepsi bu kadar."
dedi amca.
"Çok teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Fotoğraf makinesini omzuna asıp başka ziyaretçilere doğru yürüdü.
Ben ve Elif birkaç saniye sessiz kaldık.
Sonra Elif hafifçe güldü.
"Hayatımda ilk kez..."
"Bir festivalde fotoğraf çektirdim."
"Ben de."
dedim.
"Umarım kötü çıkmamışımdır."
"O kadar da kötü görünmüyordun."
Sözümü bitirince ikimiz de güldük.
"Sen de."
diye karşılık verdi.
İlk kez birbirimize bu kadar rahat takılabiliyorduk.
Bu küçük şakalaşma...
Aramızdaki çekingenliği biraz daha azaltmıştı.
Uzaktan annemin sesi duyuldu.
"Mert!"
Başımı çevirdim.
Aysel Hanım el sallıyordu.
"Buradayım."
Elif de annesini gördü.
"Sanırım bizi arıyorlar."
"Galiba."
Birlikte ailelerimizin yanına doğru yürümeye başladık.
Adımlarımız yavaştı.
Çünkü ikimiz de biliyorduk...
Bugün henüz bitmemişti.
Ve birlikte geçireceğimiz daha uzun bir öğleden sonra vardı.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
