Bölüm 3

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: Bölüm 3

Sabahın erken saatleriydi.

Güneş, gri bulutların arasından kendini göstermeye çalışıyordu.

Elif her zamanki gibi erkenden uyanmıştı.

Yüzünü yıkadıktan sonra mutfağa geçti.

Annesi çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı.

"Günaydın kızım."

"Günaydın anne."

Masaya sessizce oturdular.

İkisi de konuşmuyordu.

Annesi çayını karıştırırken derin bir nefes aldı.

"Dün olanlar için üzgünüm."

Elif başını kaldırdı.

"Senin suçun değil."

"Yine de seni böyle bir hayatın içine sürükledim."

Elif annesinin elini tuttu.

"Ben seni hiçbir zaman suçlamadım."

Kadının gözleri doldu.

"İyi ki varsın."

Elif gülümsemeye çalıştı.

"Ben işe geç kalacağım."

Çantasını alıp evden çıktı.

---

Diğer tarafta...

Mert, sabah sporunu yeni bitirmişti.

Koşudan döndüğünde telefonu çaldı.

Arayan, yakın arkadaşı ve meslektaşı Emir'di.

"Günaydın."

"Günaydın."

"Bugün izinlisin değil mi?"

"Evet."

"Kahvaltıya gelsene."

Mert kısa bir süre düşündü.

"Olur."

---

Yarım saat sonra...

Küçük ama samimi bir kafede oturuyorlardı.

Emir çayından bir yudum aldı.

"Anlat bakalım."

"Neyi?"

"Şu görücü usulü evlilik meselesini."

Mert derin bir nefes verdi.

"Anlatacak bir şey yok."

"Var."

Emir gülümsedi.

"Kızı beğendin mi?"

Mert hemen cevap verdi.

"Hayır."

"Emin misin?"

"Evet."

"O zaman neden sürekli onu düşünüyorsun?"

Mert şaşkınlıkla arkadaşına baktı.

"Ben onu düşünmüyorum."

Emir kahkaha attı.

"Daha demin beş dakikadır çayına şeker yerine tuz attığını fark ettin mi?"

Mert bardağa baktı.

Gerçekten de yanlışlıkla tuzluğu eline almıştı.

İlk kez utandı.

"Dalgınlığıma geldi."

Emir gülümsemeye devam etti.

"Tabii..."

Tam o sırada Mert'in telefonu çaldı.

Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.

"Alo?"

"Memur Bey."

Karşıdaki ses yaşlı bir adama aitti.

"Dün bana yardım etmiştiniz."

Mert hemen tanıdı.

"Meyve satan amca?"

"Evet evladım."

"Bir şey mi oldu?"

"Size bir şey vermem gerekiyor."

"Nedir?"

"Telefonda söyleyemem."

Mert'in kaşları çatıldı.

"Neredesiniz?"

"Her zamanki yerde."

"Geliyorum."

Telefon kapandı.

---

Bu sırada Elif...

Kafede yoğun bir şekilde çalışıyordu.

İçeri giren müşterilere gülümsüyor, siparişleri yetiştirmeye çalışıyordu.

Tam tepsiyi masaya bırakırken kapı açıldı.

İçeri yaşlı bir kadın girdi.

Üzerinde eski ama temiz kıyafetler vardı.

Boş masalardan birine oturdu.

Elif yanına gitti.

"Hoş geldiniz."

"Bir çay alabilir miyim kızım?"

"Tabii."

Kadın çayını içerken gözlerini sürekli Elif'ten ayırmıyordu.

Hatta birkaç kez gülümsedi.

Elif bunu fark edince yanına yaklaştı.

"Bir isteğiniz mi vardı?"

Kadın elini çantasına attı.

İçinden eski bir fotoğraf çıkardı.

"Bu adamı tanıyor musun?"

Elif fotoğrafa baktığı anda nefesi kesildi.

Fotoğraftaki kişi...

Yıllar önce onları terk eden babasıydı.

Elif'in eli titremeye başladı.

"Bu fotoğraf... Sizde ne arıyor?"

Yaşlı kadın derin bir nefes aldı.

"Çünkü babanı tanıyordum."

Elif'in kalbi hızla atmaya başladı.

Yıllardır cevap bulamadığı soruların ilk ipucu...

Belki de tam karşısında oturuyordu.

Elif'in elleri titriyordu.

Fotoğrafı iki eliyle tuttu.

Yıllardır görmediği babasının yüzü, eskimiş fotoğrafın üzerinde hâlâ çok netti.

Boğazı düğümlendi.

"Bu... bu fotoğraf sizde ne arıyor?"

Yaşlı kadın derin bir nefes aldı.

"Önce otur kızım."

Elif etrafına baktı.

Kafede müşteri vardı ama o an hiçbirini görmüyordu.

Hasan Bey durumu fark edince yanına geldi.

"Elif, istersen on dakika mola ver."

Elif minnetle başını salladı.

"Teşekkür ederim."

Önlüğünü çıkarıp yaşlı kadının karşısına oturdu.

Kadın çantasını kapattı.

"Benim adım Fatma."

"Ben de Elif."

"Biliyorum."

Elif şaşkınlıkla başını kaldırdı.

"Beni tanıyor musunuz?"

"Seni bebekken birkaç kez gördüm."

Elif'in kalbi hızlandı.

"Babam nerede?"

Kadın hemen cevap vermedi.

Bardağındaki çaydan bir yudum aldı.

"Onu uzun zamandır görmedim."

"O zaman neden geldiniz?"

"Çünkü artık susmak istemedim."

Elif dikkatle dinliyordu.

Fatma Hanım yavaşça konuşmaya başladı.

"Baban kötü bir insan değildi."

Elif acı bir gülümsemeyle karşılık verdi.

"Bizi bırakıp giden biri nasıl iyi olabilir?"

"Bazen insanlar kendi yaptıkları hataların altında ezilir."

"Bu, bizi terk etmesini haklı çıkarmaz."

"Haklısın."

Kadın gözlerini yere indirdi.

"Ama bütün gerçeği de bilmiyorsun."

Elif'in nefesi kesildi.

"Nasıl yani?"

Tam o sırada Hasan Bey seslendi.

"Elif, müşteriler seni bekliyor."

Elif gözlerini Fatma Hanım'dan ayırmadı.

"Lütfen gitmeyin."

"Gitmeyeceğim."

"Size döneceğim."

Kadın gülümsedi.

"Beklerim."

---

Aynı saatlerde...

Mert, meyve satan yaşlı adamın yanına ulaşmıştı.

Adam onu görünce sevindi.

"Hoş geldin evladım."

"Telefonda önemli bir şey söyleyeceğini söyledin."

"Evet."

Yaşlı adam tezgâhın altından eski bir deri cüzdan çıkardı.

"Bu, dün kaçan adamlardan birinin yere düşürdüğü cüzdan."

Mert cüzdanı aldı.

İçini açtı.

Kimlik yoktu.

Sadece birkaç kartvizit ve katlanmış küçük bir kâğıt vardı.

Kâğıdı açınca kaşları çatıldı.

Üzerinde tek bir adres yazıyordu.

Ve bir isim...

Kemal Arslan.

Mert bu ismi daha önce duymuştu.

Mahallede tefecilik yaptığı söylenen, ancak hakkında yeterli delil bulunamadığı için bir türlü yakalanamayan biri.

Mert hemen Emir'i aradı.

"Emir."

"Söyle."

"Kemal Arslan ismi sana tanıdık geliyor mu?"

Telefondaki ses bir anda ciddileşti.

"Nereden duydun o ismi?"

"Elime bir ipucu geçti."

"Mert..."

"Karakola gel."

"Bu isim sıradan biri değil."

---

Öğleden sonra...

Elif, molası biter bitmez yeniden Fatma Hanım'ın yanına geldi.

Kadın hâlâ aynı masada oturuyordu.

"Sizi beklettim."

"Önemli değil kızım."

Elif sandalyeye oturdu.

"Şimdi bana her şeyi anlatın."

Fatma Hanım derin bir nefes aldı.

"Sana anlatacaklarım hoşuna gitmeyebilir."

"Yine de bilmek istiyorum."

Kadın çantasından bu kez eski, sararmış bir zarf çıkardı.

Zarfın üzerinde Elif'in annesinin adı yazıyordu.

"Bu mektup..."

"...yıllardır sahibine ulaşamadı."

Elif şaşkınlıkla zarfı eline aldı.

Köşesi yıpranmıştı ama hiç açılmamıştı.

Arkasında tek bir cümle vardı.

'Eğer bir gün geri dönemezsem, bunu Zeynep'e verin.'

Elif'in gözleri doldu.

Bu, babasının el yazısıydı.

Mektubu açmak için parmaklarını uzattı.

Ama o anda elleri titremeye başladı.

Çünkü yıllardır cevap aradığı soruların ilk cevabı...

O zarfın içindeydi.

Elif, elindeki zarfı uzun süre açamadı.

Parmakları zarfın kenarında durmuştu.

İçinde ne yazdığını o kadar merak ediyordu ki...

Ama bir yandan da korkuyordu.

Ya okuyacakları, bugüne kadar bildiği her şeyi değiştirirse?

Fatma Hanım, Elif'in yüzündeki endişeyi fark etti.

"Görüyorum..."

Elif yavaşça başını kaldırdı.

"Neyi?"

"Korkuyorsun."

Elif hafifçe gülümsedi.

"Biraz."

"Bu çok normal."

Kadın çayından son yudumu aldı.

"İnsan bazen gerçeği öğrenmek ister ama aynı zamanda o gerçekten kaçmak ister."

Elif zarfı çantasına koydu.

"Bugün açmayacağım."

Fatma Hanım şaşırmadı.

"Doğru karar."

"Neden?"

"Çünkü bazı mektuplar, insan hazır olmadan okunmamalı."

Elif derin bir nefes aldı.

Belki de gerçekten hazır değildi.

Tam o sırada kafenin kapısı açıldı.

İçeri birkaç müşteri girdi.

Hasan Bey uzaktan seslendi.

"Elif, müsaitsen sipariş alabilir misin?"

"Geliyorum."

Elif ayağa kalktı.

Fatma Hanım da yavaşça ayağa kalktı.

"Ben artık gideyim."

Elif telaşlandı.

"Tekrar görüşebilir miyiz?"

Kadın gülümsedi.

"Nasip olursa."

"Cevaplamadığınız çok soru var."

"Biliyorum."

"Peki sizi nasıl bulacağım?"

Fatma Hanım çantasından küçük bir kâğıt çıkarıp Elif'e uzattı.

Üzerinde sadece bir mahalle adı ve ev numarası yazıyordu.

"Canın ne zaman isterse gel."

Elif kâğıdı dikkatlice çantasına koydu.

"Teşekkür ederim."

Kadın kapıya doğru yürüdü.

Tam çıkacakken durdu.

Arkasını dönmeden konuştu.

"Anneni üzme kızım."

Elif şaşkınlıkla sordu.

"Neden bunu söylediniz?"

Fatma Hanım sadece hafifçe gülümsedi.

Çıkıp gitti.

Elif, kapının ardından uzun süre baktı.

İçinde tuhaf bir his vardı.

Sanki o kadın sadece geçmişi değil...

Geleceği de biliyormuş gibi gelmişti.

---

Elif tekrar işinin başına döndü.

Masaları siliyor, siparişleri hazırlıyordu.

Yoğunluk biraz azalmıştı.

Hasan Bey mutfaktan çıkıp yanına geldi.

"İyi misin kızım?"

"İyiyim."

"Emin misin?"

Elif başını salladı.

"Biraz dalgınım sadece."

Hasan Bey gülümsedi.

"Bazen insanın aklını kurcalayan şeyleri hemen çözmesi gerekmez."

Elif şaşkınlıkla baktı.

"Siz de mi fark ettiniz?"

"Yüzünden belli oluyor."

Sonra cebinden küçük bir kutu çıkardı.

"Al."

Elif kutuyu açtı.

İçinde ev yapımı kurabiyeler vardı.

"Eşim sabah yaptı."

"Gerek yoktu."

"Çalışırken aç kalıyorsun."

Elif gülümseyerek kutuyu aldı.

"Çok teşekkür ederim."

Hasan Bey başını okşar gibi hafifçe omzuna dokundu.

"Kendine iyi bak."

Elif o an düşündü.

Hayat bazen çok ağırdı.

Ama küçük iyilikler...

İnsanın yükünü biraz olsun hafifletiyordu.

---

Aynı saatlerde...

Mert karakolda masasının başında evraklarla uğraşıyordu.

Emir elinde iki çayla yanına geldi.

"Belli ki bugün de öğle yemeğini unuttun."

Mert dosyadan başını kaldırmadan gülümsedi.

"Sanırım."

Emir çayı masaya bıraktı.

"Aklın başka yerde."

"Biraz."

"Elif mi?"

Mert bu kez dosyayı kapattı.

"Hayır."

"Emin misin?"

"Evet."

Emir kahkaha attı.

"Tamam, o zaman ismini duyunca neden yüzün kızardı?"

Mert istemsizce gülümsedi.

"Saçmalama."

Emir omzuna vurdu.

"Merak etme."

"Ben sadece arkadaşını tanıyorum."

Mert camdan dışarı baktı.

Dışarıda insanlar kendi telaşlarıyla yürüyordu.

O ise son birkaç gündür hayatının neden bu kadar değiştiğini anlamaya çalışıyordu.

Elif'i düşünmek istemiyordu.

Ama ne zaman sessiz kalsa...

Aklına hep onun mahcup gülümsemesi geliyordu.

Ve bu durum, onu kendi kendine bile itiraf edemeyeceği kadar şaşırtıyordu.

Elif, elindeki zarfı uzun süre açamadı.

Parmakları zarfın kenarında durmuştu.

İçinde ne yazdığını o kadar merak ediyordu ki...

Ama bir yandan da korkuyordu.

Ya okuyacakları, bugüne kadar bildiği her şeyi değiştirirse?

Fatma Hanım, Elif'in yüzündeki endişeyi fark etti.

"Görüyorum..."

Elif yavaşça başını kaldırdı.

"Neyi?"

"Korkuyorsun."

Elif hafifçe gülümsedi.

"Biraz."

"Bu çok normal."

Kadın çayından son yudumu aldı.

"İnsan bazen gerçeği öğrenmek ister ama aynı zamanda o gerçekten kaçmak ister."

Elif zarfı çantasına koydu.

"Bugün açmayacağım."

Fatma Hanım şaşırmadı.

"Doğru karar."

"Neden?"

"Çünkü bazı mektuplar, insan hazır olmadan okunmamalı."

Elif derin bir nefes aldı.

Belki de gerçekten hazır değildi.

Tam o sırada kafenin kapısı açıldı.

İçeri birkaç müşteri girdi.

Hasan Bey uzaktan seslendi.

"Elif, müsaitsen sipariş alabilir misin?"

"Geliyorum."

Elif ayağa kalktı.

Fatma Hanım da yavaşça ayağa kalktı.

"Ben artık gideyim."

Elif telaşlandı.

"Tekrar görüşebilir miyiz?"

Kadın gülümsedi.

"Nasip olursa."

"Cevaplamadığınız çok soru var."

"Biliyorum."

"Peki sizi nasıl bulacağım?"

Fatma Hanım çantasından küçük bir kâğıt çıkarıp Elif'e uzattı.

Üzerinde sadece bir mahalle adı ve ev numarası yazıyordu.

"Canın ne zaman isterse gel."

Elif kâğıdı dikkatlice çantasına koydu.

"Teşekkür ederim."

Kadın kapıya doğru yürüdü.

Tam çıkacakken durdu.

Arkasını dönmeden konuştu.

"Anneni üzme kızım."

Elif şaşkınlıkla sordu.

"Neden bunu söylediniz?"

Fatma Hanım sadece hafifçe gülümsedi.

Çıkıp gitti.

Elif, kapının ardından uzun süre baktı.

İçinde tuhaf bir his vardı.

Sanki o kadın sadece geçmişi değil...

Geleceği de biliyormuş gibi gelmişti.

---

Elif tekrar işinin başına döndü.

Masaları siliyor, siparişleri hazırlıyordu.

Yoğunluk biraz azalmıştı.

Hasan Bey mutfaktan çıkıp yanına geldi.

"İyi misin kızım?"

"İyiyim."

"Emin misin?"

Elif başını salladı.

"Biraz dalgınım sadece."

Hasan Bey gülümsedi.

"Bazen insanın aklını kurcalayan şeyleri hemen çözmesi gerekmez."

Elif şaşkınlıkla baktı.

"Siz de mi fark ettiniz?"

"Yüzünden belli oluyor."

Sonra cebinden küçük bir kutu çıkardı.

"Al."

Elif kutuyu açtı.

İçinde ev yapımı kurabiyeler vardı.

"Eşim sabah yaptı."

"Gerek yoktu."

"Çalışırken aç kalıyorsun."

Elif gülümseyerek kutuyu aldı.

"Çok teşekkür ederim."

Hasan Bey başını okşar gibi hafifçe omzuna dokundu.

"Kendine iyi bak."

Elif o an düşündü.

Hayat bazen çok ağırdı.

Ama küçük iyilikler...

İnsanın yükünü biraz olsun hafifletiyordu.

---

Aynı saatlerde...

Mert karakolda masasının başında evraklarla uğraşıyordu.

Emir elinde iki çayla yanına geldi.

"Belli ki bugün de öğle yemeğini unuttun."

Mert dosyadan başını kaldırmadan gülümsedi.

"Sanırım."

Emir çayı masaya bıraktı.

"Aklın başka yerde."

"Biraz."

"Elif mi?"

Mert bu kez dosyayı kapattı.

"Hayır."

"Emin misin?"

"Evet."

Emir kahkaha attı.

"Tamam, o zaman ismini duyunca neden yüzün kızardı?"

Mert istemsizce gülümsedi.

"Saçmalama."

Emir omzuna vurdu.

"Merak etme."

"Ben sadece arkadaşını tanıyorum."

Mert camdan dışarı baktı.

Dışarıda insanlar kendi telaşlarıyla yürüyordu.

O ise son birkaç gündür hayatının neden bu kadar değiştiğini anlamaya çalışıyordu.

Elif'i düşünmek istemiyordu.

Ama ne zaman sessiz kalsa...

Aklına hep onun mahcup gülümsemesi geliyordu.

Ve bu durum, onu kendi kendine bile itiraf edemeyeceği kadar şaşırtıyordu.

Kafedeki yoğunluk öğleden sonra yavaş yavaş azalmıştı.

Elif, son masadaki boş bardakları tepsiye dizdi.

Bir an durup camdan dışarı baktı.

Gökyüzü sabahki kadar kapalı değildi.

İnce ince esen rüzgâr, ağaçların yapraklarını sallıyordu.

Derin bir nefes aldı.

"Her şey üst üste geliyor..." diye düşündü.

Tam o sırada Hasan Bey mutfaktan seslendi.

"Elif."

"Efendim?"

"Şu koliyi depodan getirir misin?"

"Tabii."

Elif depoya doğru yürüdü.

Kafe eski bir binaydı.

Depo ise arka taraftaydı.

Kapıyı açınca hafif bir toz kokusu yayıldı.

Raflarda çay kutuları, kahve paketleri ve temizlik malzemeleri diziliydi.

Hasan Bey'in istediği koliyi aldı.

Tam geri dönecekken telefonu titreşti.

Ekranda annesi yazıyordu.

"Alo anne."

"Kızım, rahatsız etmiyorum ya?"

"Hayır anne, söyle."

"Eve gelirken ekmek alabilir misin?"

"Tabii alırım."

Bir an sessizlik oldu.

Sonra annesi çekinerek konuştu.

"Bir de..."

"Evet?"

"Bugün Mert'in annesi aradı."

Elif olduğu yerde durdu.

"Ne dedi?"

"Sadece hâlini hatırını sordu."

"Başka?"

"Başka bir şey demedi."

Elif şaşırmıştı.

Mert'in annesinin onu aramasını beklemiyordu.

"Tamam anne."

"İşini bitirince gel."

"Gelirim."

Telefon kapandı.

Elif düşünceli bir şekilde depodan çıktı.

---

Aynı saatlerde...

Mert de karakoldan çıkmıştı.

Bugün izinli değildi ama evrak işleri erken bitmişti.

Arabasına bineceği sırada Emir seslendi.

"Akşam halı sahaya geliyorsun, değil mi?"

Mert gülümsedi.

"Uzun zamandır futbol oynamadım."

"O zaman tam zamanı."

"Bakarım."

"Bakarım değil, geliyorsun."

Mert başını salladı.

"Tamam."

Emir uzaklaşınca Mert arabasına bindi.

Motoru çalıştırdı.

Tam hareket edecekti ki telefonu yine çaldı.

Bu kez arayan annesiydi.

"Oğlum."

"Efendim anne?"

"Müsait misin?"

"Evet."

"Ben şehir merkezindeyim."

"Bir şeye mi ihtiyacın var?"

"Birkaç poşetim var."

"Geliyorum."

---

Yaklaşık on beş dakika sonra...

Mert, annesini alışveriş merkezinin önünde beklerken gördü.

Aysel Hanım elindeki poşetlerle gülümsedi.

"Yordum seni."

"Olur mu öyle şey?"

Poşetleri arabaya koydular.

Tam binecekleri sırada karşı kaldırımdaki fırının kapısı açıldı.

Elif elinde sıcak ekmek poşetiyle dışarı çıktı.

İlk önce Mert'i fark etmedi.

Sonra başını kaldırınca göz göze geldiler.

İkisi de kısa bir an duraksadı.

Aysel Hanım da Elif'i görünce gülümsedi.

"Elif."

Elif hemen yanlarına geldi.

"Merhaba."

"Nasılsın kızım?"

"İyiyim, siz nasılsınız?"

"Ben de iyiyim."

Kısa bir sessizlik oldu.

Mert hafifçe gülümsedi.

"İşten mi dönüyorsun?"

"Evet."

"Yorucu geçti mi?"

"Biraz."

Elif cevap verirken gözlerini yere indiriyordu.

Hâlâ Mert'in yanında rahat değildi.

Mert de bunu fark etmişti.

Konuyu değiştirmek istedi.

"Annen nasıl?"

"İyi."

"Selam söyle."

"Söylerim."

Yine sessizlik...

Bu kez rahatsız edici değildi.

Sadece birbirlerini tanımaya çalışan iki yabancının sessizliğiydi.

Aysel Hanım gülümseyerek ikisine baktı.

"Siz konuşun, ben şu çiçekçiye uğrayıp geleyim."

Mert itiraz edecekti ama annesi çoktan yürümeye başlamıştı.

Şimdi kaldırımda sadece Mert ve Elif kalmıştı.

İkisi de ne söyleyeceklerini bilmiyordu.

Rüzgâr hafifçe eserken Elif'in saçları yüzüne düştü.

Mert istemsizce cebinden küçük bir paket kâğıt mendil çıkarıp uzattı.

"Al."

Elif şaşkınlıkla baktı.

"Neden?"

"Ellerin un olmuş."

Elif ekmek poşetine baktı.

Gerçekten de avuçlarının üzerinde biraz un kalmıştı.

Mahcup bir gülümsemeyle mendili aldı.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

İlk kez birbirlerine uzun uzun baktılar.

Ne kavga ettiler...

Ne de evlilikten konuştular.

Sadece iki insan gibi, kısa bir sohbet ettiler.

Belki de birbirlerini tanımak...

Böyle küçük anlarla başlıyordu.

Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.076okunma 46beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18