5. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 5
Bölümler 47Şu an: Bölüm 5
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cumartesi sabahlarını severim.
Çünkü karakol biraz daha sakin olur.
En azından öyle olmasını umarım.
Saat altıyı on geçe alarm çaldığında gözlerimi açtım.
Odamın tavanına birkaç saniye baktım.
Sonra telefonu susturup yataktan kalktım.
Perdeyi araladım.
Gece yağan yağmur durmuştu.
Kaldırımlar hâlâ ıslaktı.
Hava serindi.
Camı açınca içeri temiz toprak kokusu doldu.
Derin bir nefes aldım.
Böyle sabahlar insana iyi geliyordu.
Hazırlanıp mutfağa geçtiğimde annem yine erkenden uyanmıştı.
Elinde çay bardağıyla pencerenin önünde duruyordu.
"Günaydın."
"Günaydın anne."
Bana dönüp gülümsedi.
"Bugün nöbetin kaçta başlıyor?"
"Sekizde."
"O zaman rahat rahat kahvaltı edersin."
Masaya oturdum.
Annem sıcak bazlamaları getirirken mutfak mis gibi kokuyordu.
Bir süre sessizce kahvaltı yaptık.
Sessizlik bizi rahatsız etmiyordu.
Tam çayımı bitirirken annem konuştu.
"Mert."
"Hı?"
"Bugün iş çıkışı erken gelir misin?"
"Bir plan mı var?"
"Komşular akşam çaya gelecek."
Gülümsedim.
"Ben olmasam da olur."
"Olmaz."
"Neden?"
"Evde genç biri olsun."
Kahkaha attım.
"Genç biri derken benden başka kim var?"
Annem de güldü.
"İşte onu diyorum."
O sırada babam mutfağa girdi.
Takım elbisesini giymişti.
Masaya otururken bana baktı.
"Bugün mesai var mı?"
"Evet."
"Kendine dikkat et."
Kısa bir cümleydi.
Ama babamdan bunu duymak bile garip hissettirdi.
Başımı salladım.
"Sağ ol."
---
Karakola vardığımda saat sekize geliyordu.
Emir bahçede ekip aracının camlarını siliyordu.
"Vay."
Beni görünce gülümsedi.
"Bugün erken gelmişsin."
"Sen de."
"Komiser görmeden işi bitireyim dedim."
Yanına gidip kovayı tuttum.
"Yardım edeyim."
Şaşkınlıkla bana baktı.
"İyi misin sen?"
"Ne var?"
"Normalde böyle gönüllü yardım etmezsin."
Omuz silktim.
"Bugün canım istedi."
Birlikte arabayı temizledik.
Sonra çay ocağına geçtik.
Çaycı Hüseyin Abi bize iki ince belli bardak uzattı.
"Afiyet olsun çocuklar."
"Sağ ol abi."
Çayın ilk yudumu her zaman daha güzel gelirdi.
Tam o sırada telsizden ses yükseldi.
"Merkezden tüm ekiplere..."
Emir bana baktı.
"Başlıyoruz."
İkimiz de bardaklarımızı masaya bıraktık.
Görev yine bizi bekliyordu.
Hayat aynı düzenle devam ediyordu.
Ve nedense...
Ben de bu düzene yeniden alışıyordum.
O an aklımdan Elif bile geçmedi.
Belki de bu iyi bir şeydi.
Çünkü bazı insanları tanımak için...
Onları sürekli düşünmeye değil,
Hayatın doğal akışında karşılaşmaya ihtiyaç vardır.
Ve bizim hikâyemiz de tam olarak böyle ilerliyordu.
Yavaş...
Sakin...
Ve fark ettirmeden.
Telsizden gelen anons düşündüğümüz kadar önemli değildi.
Mahallede iki komşu arasında çıkan bir tartışmaydı.
Ben ve Emir ekip aracına binip adrese doğru yola çıktık.
"Bugün sakin geçecek gibi."
dedim.
Emir direksiyonu çevirirken gülümsedi.
"Sen bunu her söylediğinde başımıza bir iş geliyor."
İstemeden güldüm.
"Belki bu kez gelmez."
Beş dakika sonra olay yerine vardık.
İki komşu, apartmanın önünde birbirlerine yüksek sesle bağırıyordu.
Biri ellili yaşlarında bir amca...
Diğeri ise biraz daha gençti.
Bizi görünce ikisi de sustu.
"Kolay gelsin memur bey."
"Kolay gelsin."
Önce yaşlı adamı dinledim.
Sonra diğerini.
Meğer tartışmanın sebebi apartmanın otoparkıymış.
Birisi arabasını yanlış yere park etmiş.
Diğeri de sinirlenmiş.
Hepsi buydu.
Yaklaşık on beş dakika konuştuktan sonra ikisi de sakinleşti.
Hatta en sonunda birbirlerinden özür bile dilediler.
Arabaya bindiğimizde Emir derin bir nefes verdi.
"İşte böyle olayları seviyorum."
"Neden?"
"Kimse zarar görmüyor."
Hak verdim.
Polislikte en güzel günler...
Kimsenin canının yanmadığı günlerdi.
---
Karakola döndüğümüzde saat on bire geliyordu.
Masama oturdum.
Bilgisayardaki birkaç evrakı tamamladım.
Sonra önümdeki dosyayı kapatıp arkama yaslandım.
Pencereden dışarı baktım.
İnsanlar kaldırımlarda yürüyordu.
Kimi işe yetişmeye çalışıyor...
Kimi alışveriş poşetleri taşıyordu.
Herkesin kendine göre bir telaşı vardı.
Ben de bu telaşın küçük bir parçasıydım.
---
Öğle molası geldiğinde Emir yanıma uğradı.
"Çay?"
"Olur."
Karakolun küçük bahçesine çıktık.
Hava sabahkinden daha sıcaktı.
Bahçedeki dut ağacının altında oturduk.
Bir süre hiçbir şey konuşmadık.
Sessizlik bazen en iyi sohbetti.
Emir bardağını masaya bıraktı.
"Geçen hafta izin kullanamamıştın."
"Evet."
"Bu hafta kullan."
"Neden?"
"Biraz dinlen."
Omuz silktim.
"Evde oturmaktan sıkılırım."
"O zaman balık tut."
"Balık tutmayı bilmiyorum."
"Ben öğretirim."
Gülümsedim.
"Bakalım."
---
Tam o sırada yaşlı bir adam bahçenin kapısından içeri girdi.
Elinde eski bir şapka vardı.
Çekinerek etrafa bakıyordu.
Yanına gittim.
"Buyurun amca."
"Oğlum..."
"Sana bir şey soracağım."
"Tabii."
"Cüzdanımı kaybettim."
Nerede kaybettiğini anlattı.
Muhtemelen pazarda düşürmüştü.
Birlikte kayıp eşya tutanağını doldurduk.
İşimiz bitince bana teşekkür etti.
"Allah razı olsun."
"Geçmiş olsun."
Yaşlı adam giderken arkasından baktım.
Babamın yaşlarındaydı.
Belki de birileri bizim ailemize de böyle yardım ediyordu.
İnsan bunu düşününce yaptığı işin değerini daha iyi anlıyordu.
---
Masama döndüğümde telefonuma baktım.
Annemden bir mesaj gelmişti.
«"Akşam gelirken ekmek almayı unutma. 😊"»
İstemeden gülümsedim.
Annem her şeyi mesajın sonundaki küçük gülümsemeyle yumuşatmayı başarırdı.
Telefonu cebime koydum.
Derin bir nefes aldım.
Bugün gerçekten sıradan bir gündü.
Ve uzun zaman sonra...
Sıradan bir gün geçirmek bana iyi geliyordu.
Saat öğleden sonra üçe yaklaşıyordu.
Karakol yine sessizdi.
Masamdaki son evrakı da tamamlayıp dosyayı kapattım.
Kalemi masaya bıraktığım anda Emir kapının önünde belirdi.
"Hadi."
"Nereye?"
"Çay molası."
"Beş dakika önce çay içmedik mi?"
"Olsun."
"Senin bahanen bitmez."
Emir gülmeye başladı.
"Haklısın."
Beraber karakolun karşısındaki küçük çay ocağına geçtik.
Burası yıllardır aynıydı.
Eski tahta sandalyeler...
Demliği hiç boşalmayan bir çay kazanı...
Duvarlarda solmuş futbol takımı posterleri...
Çaycı İsmail Abi bizi görünce uzaktan seslendi.
"Hoş geldiniz çocuklar."
"Hoş bulduk abi."
Daha biz oturmadan iki bardak çay masaya geldi.
"Her zamanki gibi."
dedi gülümseyerek.
"Teşekkür ederiz."
İlk yudumu alırken etrafı izlemeye başladım.
Karşı kaldırımda insanlar gelip geçiyordu.
Bir çocuk elindeki simidi martılara atıyordu.
Yaşlı bir amca bastonuyla yavaş yavaş yürüyordu.
Hayat devam ediyordu.
Sessizce.
Emir bir anda konuştu.
"Çocukken polis olmayı hayal ediyor muydun?"
Biraz düşündüm.
"Hayır."
"Ne olmak istiyordun?"
"Futbolcu."
Emir kahkaha attı.
"Sen mi?"
"Nesi var?"
"Topu görünce bile ciddi bakarsın."
Ben de güldüm.
"Olabilir."
"Peki neden polis oldun?"
Çayımdan bir yudum aldım.
"İnsanlara faydam olsun istedim."
Emir bu kez şaka yapmadı.
Sadece başını salladı.
"Yakışmış."
Konu kapandı.
Bazı cevapların üzerine konuşulmazdı.
---
Çaylarımız bitince karakola dönmek için ayağa kalktık.
Tam karşıya geçecekken gözüm otobüs durağına takıldı.
Elif...
Elinde küçük bir sırt çantası vardı.
Muhtemelen işi bitmişti.
Durakta tek başına bekliyordu.
Beni fark etmedi.
Camdaki yansımasına bakıp saçını kulağının arkasına sıkıştırdı.
Sonra çantasından bir kitap çıkardı.
Otobüsü beklerken okumaya başladı.
Bu beni şaşırttı.
İnsanlar telefonlarına bakarken...
O kitap okuyordu.
Emir benim baktığım yöne döndü.
"Tanıdık biri mi?"
Başımı hafifçe salladım.
"Elif."
"Yanına gidecek misin?"
Bir an düşündüm.
Sonra başımı iki yana salladım.
"Hayır."
"Neden?"
"Otobüs bekliyor."
"Eee?"
"Rahatsız etmek istemiyorum."
Emir omzuma hafifçe vurdu.
"Bazen sadece selam vermek de yeterlidir."
Cevap vermedim.
Tam o sırada otobüs durağa yanaştı.
Kapılar açıldı.
Elif kitabını çantasına koydu ve otobüse bindi.
Cam kenarındaki boş koltuğa oturdu.
Otobüs hareket ederken bir an başını çevirip dışarı baktı.
Göz göze geldik.
Aramızda belki otuz metre vardı.
Ben sadece başımı hafifçe salladım.
O da utangaç bir gülümsemeyle aynı şekilde karşılık verdi.
Sonra otobüs uzaklaşıp gözden kayboldu.
Emir bana baktı.
"Bak."
"Ne?"
"Hiç konuşmadan bile selamlaştınız."
İstemeden gülümsedim.
"Evet."
"İnsan bazen en çok böyle anları hatırlar."
Bu kez ona hak verdim.
Çünkü gerçekten de...
Bugün aklımda kalacak şey büyük bir olay değildi.
Sadece otobüs camının ardından gördüğüm o küçük gülümsemeydi.
Ve nedense...
Bu bana bütün günün yorgunluğunu unutturmuştu.
Otobüs gözden kaybolduktan sonra birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
"Dalıp gittin."
Emir'in sesiyle kendime geldim.
"Yok."
"Emin misin?"
"Evet."
Beni tanıdığı için daha fazla üstelemedi.
Birlikte karakola geri döndük.
---
Mesainin bitmesine yaklaşık bir saat kalmıştı.
Masamdaki son evrakları düzenledim.
Komiserimiz odadan çıkıp bize baktı.
"Çocuklar."
"Buyurun komiserim."
"Bugünlük işiniz bitti. Dosyaları yarın tamamlarsınız."
"Tamam komiserim."
Bilgisayarımı kapattım.
Masamı toplarken içimde garip bir rahatlama vardı.
Bugün gerçekten sakin geçmişti.
Böyle günleri seviyordum.
Çünkü her sessiz gün, birilerinin canının yanmadığı anlamına geliyordu.
---
Üniformamı çıkarıp dolaba astım.
Sivil kıyafetlerimi giydim.
Tam çıkacakken Emir seslendi.
"Mert."
"Dinliyorum."
"Akşam annem yine seni soracak."
"Neden?"
"Çünkü gelmedin."
Gülümsedim.
"Bir dahaki sefere."
"Söz mü?"
"Söz."
El sıkışıp vedalaştık.
---
Markete uğrayıp annemin istediği ekmeği ve sütü aldım.
Kasadaki görevli poşeti uzatırken,
"İyi akşamlar."
dedi.
"Size de."
Apartmana vardığımda hava kararmaya başlamıştı.
Merdivenleri çıkarken ikinci kattaki küçük çocuk, Kerem, elinde oyuncak arabasıyla oturuyordu.
"Beni hatırladın mı abi?"
Gülümseyerek çömeldim.
"Tabii ki hatırladım."
"Dün polis arabası gördüm."
"Öyle mi?"
"Evet."
"Büyüyünce ben de polis olacağım."
Gözleri heyecandan parlıyordu.
"Önce derslerini güzel çalış."
"Çalışıyorum."
Başını gururla kaldırdı.
İstemeden güldüm.
"Aferin sana."
Annesi kapıyı açıp mahcup bir şekilde seslendi.
"Kerem, rahatsız etme oğlum."
"Rahatsız etmiyor."
Çocuğun saçını hafifçe karıştırdım.
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar."
Üçüncü kata çıktım.
Kapıyı çaldım.
Annem hemen açtı.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
Poşeti uzattım.
"İstediklerin."
"Teşekkür ederim."
Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtim.
Komşular henüz gelmemişti.
Babam koltukta haber izliyordu.
Ben de karşısına oturdum.
Televizyonda şehirde yapılacak bir yardım kermesinden bahsediliyordu.
Sunucu, hafta sonu mahalle meydanında kurulacak stantları anlatıyordu.
Annem mutfaktan seslendi.
"Mert."
"Efendim?"
"Yarın izinli misin?"
"Öğleden sonra."
"İyi."
"Neden?"
"Mahalledeki kermese uğramayı düşünüyorum."
"Olur."
"Sen de gelir misin?"
Bir an düşündüm.
"İşim olmazsa gelirim."
Annem gülümsedi.
"Çok güzel olur."
Başımı salladım.
Aslında kermese gitmek gibi özel bir isteğim yoktu.
Ama annemi mutlu etmek için bir saat uğramanın bana bir zararı olmazdı.
Hem...
Belki biraz kalabalığın içinde dolaşmak da iyi gelirdi.
O akşam erkenden odama geçtim.
Pencereyi açtım.
Dışarıdan çocuk sesleri geliyordu.
Telefonumu elime aldım.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra hiçbir şey yapmadan komodinin üzerine bıraktım.
Bazen sessizlik...
İnsana en iyi gelen şey oluyordu.
Yatağa uzanırken yarını düşündüm.
Muhtemelen sıradan bir gün daha olacaktı.
Ve ben...
Bunun böyle olmasını istiyordum.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
