45. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 45
Bölümler 47Şu an: Bölüm 45
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime · Okuduğun bölüm
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İstasyonda birkaç saniyeliğine hiç kimse konuşmadı.
Sanki zaman durmuştu.
Mert'in eli hâlâ masanın üzerindeki dosyadaydı.
Karşısında Kadir...
Yanında Elif...
Arkasında Emir ve Melike...
Ve kapıda silahını indirmeden duran Selim.
Ama Mert'in zihninde yalnızca tek bir cümle dönüp duruyordu:
“Elif'in annesinin neden o gece orada olduğunu yazıyor.”
Mert yavaşça Selim'e baktı.
— Ne biliyorsun?
Selim cevap vermedi.
Mert'in sesi sertleşti.
— Sana ne olduğunu soruyorum!
Selim birkaç adım içeri girdi.
— Önce dosyayı bana ver.
— Hayır.
— Mert...
— Yıllardır benden bir şeyler saklıyorsunuz!
Mert'in sesi istasyonun duvarlarında yankılandı.
— Babam sakladı. Kerem amcam sakladı. Sen sakladın. Şimdi de Kadir karşıma çıkıp hayatımın bütün cevaplarının bu dosyada olduğunu söylüyor.
Kadir sessizce izliyordu.
Mert devam etti:
— Artık kimse bana “zamanı değil” demeyecek.
Elif Mert'in koluna dokundu.
— Mert...
Mert ona döndü.
Elif'in gözlerinde korku vardı ama geri adım atmıyordu.
— Aç.
Mert şaşırdı.
— Emin misin?
Elif başını salladı.
— Evet.
— İçinden ne çıkacağını bilmiyoruz.
— Biliyorum.
Elif derin bir nefes aldı.
— Ama ne çıkarsa çıksın, bunu birlikte öğreneceğiz.
Mert birkaç saniye ona baktı.
Sonra dosyayı eline aldı.
Kapağını açtı.
İlk sayfada büyük harflerle yazılmış bir başlık vardı:
GİZLİ OPERASYON – 12 EYLÜL
Altında birkaç isim bulunuyordu.
Ahmet Yılmaz
Kerem Yılmaz
Selim Aras
Mert'in gözleri sayfanın altına kaydı.
Dördüncü isim karalanmıştı.
Sadece ilk harfi görünüyordu.
E...
Elif bunu fark etti.
— Dördüncü kişi kadın mıydı?
Selim başını kaldırdı.
— Evet.
Mert hemen sordu:
— Kim?
Selim gözlerini kapattı.
— Bilmiyorduk.
Kadir ilk kez konuştu.
— Biliyordunuz.
Selim ona döndü.
— Sus.
Kadir sakinliğini bozmadı.
— Sadece hatırlamak istemiyorsun.
Mert sayfaları çevirmeye başladı.
İkinci sayfada bir harita vardı.
Üçüncü sayfada eski bir adres.
Dördüncü sayfada ise hastane kaydı.
Mert'in eli bir anda durdu.
12 Eylül – 03.17
Erkek bebek doğumu.
Mert'in doğum saatiydi.
Altında başka bir kayıt daha vardı.
Aynı gece – 03.41
Mert kaşlarını çattı.
— Bu ne?
Selim cevap vermedi.
Mert sayfayı kaldırdı.
— Selim!
Selim yavaşça konuştu.
— O saatte hastaneden bir bebek daha çıkarıldı.
Elif'in yüzü değişti.
— Bir bebek daha mı?
Selim başını salladı.
— Evet.
Mert dosyaya baktı.
— Kimin bebeği?
Selim cevap vermeden önce Kadir konuştu.
— İşte bütün hikâye orada başlıyor.
Mert Kadir'e döndü.
— Söyle.
— Önce dosyanın son sayfasını aç.
Mert sayfaları çevirdi.
Son sayfaya geldiğinde bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta iki bebek vardı.
Yan yana duran iki küçük beşik.
Birinin üzerinde:
MERT
Diğerinin üzerinde ise:
ELİF
Elif'in nefesi kesildi.
— Hayır...
Mert fotoğrafa bakakaldı.
— Bu mümkün değil.
Elif'in gözleri doldu.
— Mert...
Mert fotoğrafı elinde sıkıca tuttu.
— Bizim doğduğumuz gece...
Selim başını eğdi.
— Aynı hastanedeydiniz.
Elif birkaç adım geriledi.
— Annem bunu biliyor muydu?
Selim cevap vermedi.
Elif'in sesi yükseldi.
— Biliyor muydu?
Selim gözlerini Elif'e çevirdi.
— Evet.
Elif'in yüzü bembeyaz oldu.
— Bana neden hiç söylemedi?
Kadir araya girdi.
— Çünkü söylemesi yasaktı.
Mert ona döndü.
— Kim yasakladı?
Kadir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Kuzgun.
Mert'in eli yumruk oldu.
— Benim doğduğum gece Kuzgun ne yaptı?
Kadir birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu:
— Bir seçim yaptı.
— Ne seçimi?
— İki çocuk arasından hangisinin gelecekte kullanılacağına karar vermeye çalıştılar.
Elif'in gözleri büyüdü.
Mert hemen onun önüne geçti.
— Elif bir dosya değil.
— Biliyorum.
— O bir hedef değil.
— Biliyorum.
— O benim nişanlım.
Kadir Mert'in gözlerinin içine baktı.
— İşte bu yüzden planları başarısız oldu.
Mert kaşlarını çattı.
— Hangi plan?
Kadir cevap vermedi.
Tam o sırada dışarıdan araç sesleri geldi.
Melike pencereye yöneldi.
— Birileri geliyor.
Emir hemen yanına geçti.
— Kaç araç?
Melike perde aralığından baktı.
— Üç.
Selim'in yüzü değişti.
— Buradan çıkmamız gerekiyor.
Mert dosyayı kapattı.
— Nereye?
Selim cevap verdi:
— Arka tarafta eski bir servis tüneli var.
Kadir yerinden kıpırdamadı.
Mert ona silahını doğrulttu.
— Sen de bizimle geliyorsun.
Kadir başını iki yana salladı.
— Hayır.
— Neden?
— Çünkü benim gitmemi istiyorlar.
Mert anlamadı.
— Kim?
Kadir'in bakışları kapıya kaydı.
— Kuzgun.
Bir anda dışarıdan bağırışlar duyuldu.
Ardından camlardan biri kırıldı.
Melike Elif'i yere çekti.
— Eğil!
Mert hemen Elif'in üzerine kapandı.
Emir karşı tarafa geçti.
Selim bağırdı:
— Arka kapı!
Herkes harekete geçti.
Mert Elif'in elini tuttu.
— Benimle gel!
— Tamam!
Koridora koştular.
Kadir ise hâlâ masanın yanında duruyordu.
Selim ona baktı.
— Sen ne yapıyorsun?
Kadir gülümsedi.
— Bu gece burada kalmam gerekiyor.
— Seni öldürürler.
— Belki.
Selim birkaç saniye durdu.
Sonra Mert'e baktı.
Mert Elif'i koruyarak ilerliyordu.
Selim tekrar Kadir'e döndü.
— Sen ne biliyorsun?
Kadir'in yüzündeki ifade bir anda ciddileşti.
— Mert'in doğumuyla ilgili bildiklerinizin yarısı yanlış.
Selim dondu.
— Ne demek istiyorsun?
Kadir yaklaşarak fısıldadı:
— O gece iki çocuk doğmadı.
Selim'in gözleri büyüdü.
— Ne?
Kadir devam etti:
— Üç çocuk vardı.
Selim'in yüzündeki bütün renk çekildi.
— Üçüncüsü...
Kadir başını salladı.
— Evet.
— Nerede?
Kadir'in cevabı çok kısa oldu.
— Kayboldu.
---
Tünelin diğer ucuna çıktıklarında Mert derin bir nefes aldı.
Elif hâlâ onun elini tutuyordu.
Emir ve Melike birkaç metre ileride çevreyi kontrol ediyordu.
Ahmet ve Kerem de biraz sonra onlara ulaştı.
Ahmet oğlunun yüzüne baktığında bir şeylerin değiştiğini hemen anladı.
— Öğrendin.
Mert başını kaldırdı.
— Baba...
Ahmet sustu.
Mert dosyayı ona uzattı.
— Bana neden anlatmadın?
Ahmet dosyayı gördüğü anda gözlerini kapattı.
— Çünkü seni korumaya çalıştım.
— Benden saklayarak mı?
— Evet.
Mert'in sesi kırıldı.
— Elif'i de mi korumaya çalıştın?
Ahmet Elif'e baktı.
— Evet.
Elif bir adım öne çıktı.
— Beni neden?
Ahmet cevap vermekte zorlandı.
— Çünkü senin annen o gece bizimleydi.
Elif'in gözleri doldu.
— Annem ne yaptı?
Ahmet başını eğdi.
— Bizi kurtardı.
Elif şaşkınlıkla baktı.
— Neyden?
Ahmet cevap vermeden önce Mert'e baktı.
— Kuzgun'un planından.
Mert'in sesi kısıldı.
— Üçüncü çocuk...
Ahmet'in yüzü değişti.
Mert devam etti:
— Kadir üç çocuk olduğunu söyledi.
Ahmet uzun süre sustu.
Sonra fısıldadı:
— Kadir bunu nereden biliyor?
Mert:
— Bilmiyorum.
Ahmet gözlerini kapattı.
— O zaman...
Kerem araya girdi.
— Ahmet.
Ahmet ona baktı.
Kerem'in yüzünde yıllardır sakladığı bir korku vardı.
— Eğer gerçekten üçüncü çocuktan bahsediyorsa...
Ahmet başını salladı.
— O zaman hayatta olabilir.
Elif'in nefesi kesildi.
Mert ona baktı.
— Ne?
Ahmet yavaşça konuştu:
— Üçüncü çocuğun öldüğünü hiçbir zaman kanıtlayamadık.
Mert'in gözleri büyüdü.
— Yani...
Ahmet'in sesi titredi:
— Yani yıllardır kayıp sandığımız çocuk...
Bir an sustu.
Sonra devam etti:
— Hâlâ yaşıyor olabilir.
Tam o sırada Mert'in telefonu çaldı.
Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Mert açtı.
Karşıdan genç bir erkek sesi geldi.
Sakin...
Soğukkanlı...
Ama garip bir şekilde tanıdık.
— Mert.
Mert sustu.
— Kimsin?
Karşı taraf güldü.
— Beni bulmak istiyorsan...
Kısa bir sessizlik oldu.
— Önce kendine bak.
Mert'in kaşları çatıldı.
— Ne demek istiyorsun?
Karşıdaki kişi son cümlesini söyledi:
— Çünkü yıllardır aradığınız üçüncü çocuk...
Mert'in nefesi kesildi.
— ...sandığınızdan çok daha yakınınızda.
Telefon kapandı.
Mert yavaşça telefonu indirdi.
Elif onun yüzüne baktı.
— Kimdi?
Mert cevap vermedi.
Çünkü o anda uzakta duran bir adam dikkatini çekmişti.
Adam karanlığın içinde birkaç saniye boyunca onlara baktı.
Sonra arkasını dönüp kayboldu.
Mert'in gözleri o kişide kaldı.
İçinden tek bir düşünce geçti:
“Bizi yıllardır izleyen kişi... belki de o.”
Ve o gece, Mert ilk kez kendi geçmişinden değil...
Kendi çevresinden şüphe etmeye başladı. Mert birkaç saniye boyunca karanlığın içine baktı.
Az önce gördüğü adam çoktan gözden kaybolmuştu.
Ama Mert'in içindeki şüphe kaybolmamıştı.
Aksine, daha da büyümüştü.
Elif onun yanına geldi.
— Mert...
Mert cevap vermedi.
Elif onun baktığı yöne döndü.
— Birini mi gördün?
— Evet.
Emir hemen yanlarına geldi.
— Kim?
— Bilmiyorum.
Melike çevreyi kontrol ederken sordu:
— Nasıl biriydi?
Mert birkaç saniye düşündü.
— Orta boyluydu. Koyu renk bir mont vardı üzerinde. Yüzünü tam göremedim.
Emir başını salladı.
— Takip edelim mi?
Mert hemen:
— Hayır.
Emir şaşırdı.
— Neden?
— Çünkü bizi nereye götürmek istediğini bilmiyoruz.
Melike Mert'e baktı.
— Haklısın.
Ahmet ise sessizdi.
Mert babasına döndü.
— Baba.
Ahmet başını kaldırdı.
— Üçüncü çocuk hakkında başka ne biliyorsun?
Ahmet'in yüzündeki ifade değişti.
— Çok az.
— Ne kadar az?
— Doğduğunu biliyorduk.
— Sonra?
— Kayboldu.
Mert'in sesi sertleşti.
— Nasıl kayboldu?
Ahmet cevap vermeden önce Kerem'e baktı.
Kerem derin bir nefes aldı.
— Hastaneden çıkarıldı.
Mert'in gözleri büyüdü.
— Kim çıkardı?
— Kayıtlara göre annesi.
Elif hemen sordu:
— Ama annesi kimdi?
Kerem sustu.
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
— Bunu da mı bilmiyorsunuz?
Kerem başını eğdi.
— Bilmiyoruz.
Elif birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra annesini düşündü.
— Benim annem biliyor olabilir.
Mert ona baktı.
— Bunu neden düşünüyorsun?
— Çünkü siz söylediniz. O gece annem oradaymış. Bir de yıllardır benden sakladığı bir şey olduğunu hissediyorum.
Ahmet araya girdi.
— Elif'in annesi bize yardım etti.
— Ama ne kadarını biliyordu?
Ahmet sustu.
Mert'in yüzü sertleşti.
— Baba, artık yarım cevap istemiyorum.
Ahmet oğlunun gözlerine baktı.
— Haklısın.
Bir süre sonra konuşmaya başladı.
— O gece hastanede yalnız değildik.
Mert dikkatle dinledi.
— Kuzgun'un adamları hastanenin çevresindeydi. Biz operasyonun bir parçası olarak oradaydık. Ama bir noktada plan değişti.
— Nasıl?
— Üçüncü çocuk kayboldu.
— Ve?
Ahmet'in sesi kısıldı.
— Onu bulmamız gerekiyordu.
Mert'in yüzü gerildi.
— Bulamadınız.
— Hayır.
— Peki Kuzgun neden onu arıyordu?
Ahmet cevap vermekte zorlandı.
— Çünkü o çocuk...
Kısa bir sessizlik oldu.
— Bir anahtar olarak görülüyordu.
Mert kaşlarını çattı.
— Ne anahtarı?
Kerem konuştu:
— Kuzgun'un en eski dosyalarından birinin.
Mert:
— Hangi dosya?
Kerem başını iki yana salladı.
— Bilmiyoruz.
Mert sinirlenerek:
— Yıllardır aynı şeyi söylüyorsunuz! Bilmiyoruz, sakladık, zamanı değil...
Ahmet oğlunun omzuna dokundu.
— Mert.
Mert sustu.
Ahmet devam etti:
— Ama artık bir şey biliyoruz.
— Ne?
— Üçüncü çocuk hayattaysa, Kuzgun da onun peşinde.
Elif sessizce Mert'in elini tuttu.
Mert onun elini sıktı.
— O zaman bulacağız.
Ahmet şaşkınlıkla baktı.
— Mert...
— Ne olursa olsun.
Elif başını salladı.
— Birlikte.
Mert ona döndü.
— Birlikte.
Emir hafifçe gülümsedi.
— O zaman plan yapalım.
Melike başını salladı.
— Önce buradan güvenli bir yere geçelim.
Tam o sırada Selim yanlarına geldi.
Mert hemen ona döndü.
— Sen ne biliyorsun?
Selim birkaç saniye sustu.
— Üçüncü çocuk konusunda...
Mert:
— Evet?
Selim gözlerini kaçırdı.
— Bir isim duymuştum.
Herkes sustu.
Mert:
— Hangi isim?
Selim:
— Yıllar önce dosyada bir kod adı vardı.
— Ne?
Selim yavaşça söyledi:
— Deniz.
Elif'in yüzü değişti.
— Deniz?
Selim başını salladı.
— Evet.
Mert:
— Çocuğun adı mı?
— Hayır. Kod adı.
Mert düşündü.
— Neden Deniz?
Selim:
— Bilmiyorum.
Kadir'in az önce söyledikleri aklına geldi.
“Üçüncü çocuk hayatta olabilir.”
Mert bir anda durdu.
— Bir dakika.
Herkes ona baktı.
Mert:
— Kadir bizi istasyona neden çağırdı?
Selim:
— Bilmiyorum.
— Hayır.
Mert başını iki yana salladı.
— Bizi sadece üçüncü çocuk için çağırmadı.
Ahmet dikkatle dinliyordu.
Mert devam etti:
— Bize bir şey göstermek istedi.
Elif:
— Dosyayı.
Mert başını salladı.
— Evet. Ama dosyanın içinde sadece doğum kayıtları yoktu.
Emir:
— Başka ne vardı?
Mert düşündü.
— Son sayfada bir numara vardı.
Selim hemen:
— Hangi numara?
Mert telefonu çıkarıp fotoğrafını açtı.
Dosyanın son sayfasının fotoğrafını çekmişti.
Numara ekranda görünüyordu.
17-09-12
Selim'in yüzü bir anda değişti.
Ahmet de numarayı görünce dondu.
Mert bunu fark etti.
— Baba?
Ahmet cevap vermedi.
Mert tekrar sordu:
— Bu ne?
Kerem yavaşça konuştu:
— O bir tarih değil.
Mert:
— Neymiş?
Kerem:
— Bir yer kodu.
Mert'in kaşları çatıldı.
— Neresi?
Ahmet gözlerini kapattı.
— İstanbul.
— Neresi?
Ahmet:
— Eski çocuk hastanesi.
Elif şaşırdı.
— Hâlâ açık mı?
Ahmet başını iki yana salladı.
— Hayır.
— O zaman neden önemli?
Ahmet Mert'e baktı.
— Çünkü üçüncü çocuk en son orada görüldü.
Mert'in gözleri büyüdü.
— Yıllar önce mi?
— Evet.
— Peki neden hiç söylemedin?
Ahmet cevap vermedi.
Mert'in sesi yükseldi:
— Baba!
Ahmet sonunda konuştu.
— Çünkü o hastaneye gittiğimiz gün...
Bir an sustu.
— Kerem vuruldu.
Kerem başını eğdi.
Mert ona baktı.
Kerem'in yüzünde eski bir acı vardı.
— Ve biz oradan çıkarken üçüncü çocuğu kaybettik.
Elif sessizce sordu:
— Çocuğu kim aldı?
Kimse cevap vermedi.
Tam o anda Selim'in telefonu çaldı.
Selim ekrana baktı.
Bilinmeyen numara.
Aramayı açtı.
Karşıdan bir kadın sesi geldi.
— Selim.
Selim'in yüzü değişti.
— Sen...
Kadın konuşmaya devam etti:
— Mert'e gerçeği söylemenin zamanı geldi.
Selim:
— Sen yıllardır neredeydin?
— Çok yakında.
Selim'in gözleri etrafa kaydı.
— Kimsin?
Kadın birkaç saniye sustu.
Sonra:
— Beni tanıyorsun.
Selim'in yüzü bembeyaz oldu.
— Hayır...
Kadın:
— Ama Mert beni tanımıyor.
Selim'in eli titredi.
— Sen öldün.
Kadın hafifçe güldü.
— Hayır, Selim.
Sonra telefonu kapattı.
Selim birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Mert hemen yanına geldi.
— Kimdi?
Selim cevap vermedi.
Mert:
— Kimdi dedim!
Selim gözlerini kaldırdı.
— Üçüncü çocuğun annesi.
Herkes dondu.
Elif'in ağzından sadece tek bir kelime çıktı:
— Ne?
Selim derin bir nefes aldı.
— Ve söylediğine göre...
Mert:
— Ne söyledi?
Selim'in gözleri Mert'e kilitlendi.
— Yıllardır onu saklayan kişi o.
Mert'in kalbi hızlandı.
— Nerede?
Selim başını iki yana salladı.
— Söylemedi.
— O zaman ne istedi?
Selim'in yüzü gerildi.
— Sadece bir şey söyledi.
— Ne?
Selim:
— “Mert beni bulmak istiyorsa, önce annesinin evine dönsün.”
Elif'in gözleri büyüdü.
— Benim annemin evine mi?
Selim başını salladı.
— Evet.
Mert hemen Elif'e döndü.
— Eve gidiyoruz.
Ahmet:
— Mert, dikkatli ol.
— Baba, bu kez beklemeyeceğim.
Elif onun elini tuttu.
— Ben de geliyorum.
Mert ona baktı.
— Elif...
— Hayır.
Elif'in sesi kararlıydı.
— Bu benim annemle ilgili. Bu benim de geçmişim.
Mert birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
— Tamam.
Emir aracın anahtarlarını çıkardı.
— O zaman fazla oyalanmayalım.
Melike etrafa baktı.
— Önce istasyondan çıkalım.
Herkes araçlara yöneldi.
Ancak Mert arabaya binmeden önce bir kez daha arkasına baktı.
İstasyonun karanlık pencerelerinden birinde bir siluet vardı.
Mert gözlerini kıstı.
Siluet birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra perde kapandı.
Mert hemen silahına uzandı.
— Orada biri var.
Emir döndü.
— Nerede?
Mert pencereyi gösterdi.
Emir ve Melike koşarak içeri girdiler.
Birkaç saniye sonra geri çıktılar.
— Kimse yok.
Mert şaşkındı.
— Emin misiniz?
Melike başını salladı.
— Kimse yok.
Mert tekrar binaya baktı.
İçinden kötü bir his geçti.
Sonra Elif'in sesi geldi:
— Mert.
Mert ona döndü.
Elif elinde küçük bir kâğıt tutuyordu.
— Bunu arabada buldum.
Mert kâğıdı aldı.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
“Annenin evine dön. Üçüncü çocuk sizi orada bekliyor.”
Mert kâğıda baktı.
Sonra Elif'e.
Ve ilk kez ikisinin de aklına aynı ihtimal geldi.
Ya üçüncü çocuk...
Onları çoktan bulmuşsa?
Mert arabaya bindi.
Elif yanına oturdu.
Motor çalıştı.
Araç hareket ederken Mert'in telefonu bir kez daha titredi.
Yeni mesaj.
Bu kez fotoğraf vardı.
Mert fotoğrafı açtı.
Fotoğrafta Elif'in annesinin evinin önü görünüyordu.
Ve kapının önünde duran bir adam vardı.
Adam kameraya bakıyordu.
Altında ise şu yazıyordu:
“Ben sizi beklemiyorum.”
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi:
“Siz beni bekliyorsunuz.”
Mert'in yüzü gerildi.
Elif fotoğrafa baktı.
— Mert...
Mert telefonu sıkıca tuttu.
— Eve gidiyoruz.
Ama ikisi de bilmiyordu.
O evde onları bekleyen şey, üçüncü çocuğun sırrından çok daha büyük olacaktı.
Bölüm etkileşimi
