27. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 27
Bölümler 47Şu an: Bölüm 27
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
PAT!
İkinci kurşun...
İlkinden çok daha yakındı.
Refleksle kendimi babamın üzerine attım.
Kurşun arkamızdaki beton kolona saplandı.
Parçalanan beton yüzüme isabet etti.
"Yat!"
diye bağırdı Emir.
Fabrikanın içi bir anda savaş alanına döndü.
Melike telsizine sarıldı.
"Keskin nişancı!"
"Çatı kuzeydoğu cephesi!"
"Tim Alfa, çatıyı kuşatın!"
Özel Harekât timleri saniyeler içinde harekete geçti.
---
Selim, vurulan omzunu tutarak yere çökmüştü.
Yüzü acıdan bembeyazdı.
Ama gözleri...
Çatıdaki keskin nişancıdaydı.
Sanki onu tanıyordu.
Dudaklarından tek bir cümle döküldü.
"Beni de gözden çıkardılar..."
Babam yavaşça ona yaklaştı.
"Selim..."
Selim acıyla güldü.
"Görüyor musun Ahmet?"
"Onlar için hiçbirimizin değeri yok."
Tam o sırada üçüncü kurşun ateşlendi.
PAT!
Bu kez hedef...
Selim'in başıydı.
Hiç düşünmeden Selim'i omzundan çekerek beton kolonun arkasına aldım.
Kurşun az önce bulunduğu yere saplandı.
Selim şaşkınlıkla bana baktı.
"Beni..."
"...neden kurtardın?"
Silahımı doğrultarak cevap verdim.
"Çünkü sen sanıksın."
"Ceset değil."
---
Dışarıdan yoğun silah sesleri gelmeye başladı.
Özel Harekât timi çatıya ulaşmıştı.
Melike'nin sesi telsizden duyuldu.
"Şüpheli hareket hâlinde!"
"Kaçıyor!"
Ben ve Emir hızla dışarı koştuk.
Fabrikanın arkasındaki dar sokakta siyah kıyafetli bir adam motosiklete biniyordu.
"Dur! Polis!"
Adam arkasına bile bakmadı.
Gazı kökledi.
Ben de ekip aracına atladım.
"Emir!"
"Bindim!"
Motor büyük bir hızla sanayi bölgesine doğru ilerliyordu.
Sirenleri açtım.
Kovalamaca başlamıştı.
---
Sabahın ilk ışıkları yavaş yavaş gökyüzünü aydınlatıyordu.
Sanayi yolları bomboştu.
Motorlu saldırgan dar sokaklara girerek bizi atlatmaya çalışıyordu.
Bir ara göz göze geldik.
Kaskının vizörü açıktı.
Otuz yaşlarında bir adamdı.
Soğukkanlıydı.
En ufak bir panik belirtisi göstermiyordu.
Bir anda cebinden küçük, siyah bir cisim çıkardı.
"El bombası!"
diye bağırdı Emir.
Adam cismi yere attı.
BANG!
Ama patlama olmadı.
Yoğun beyaz duman her yeri kapladı.
Görüş mesafem sıfıra indi.
Frene basmak zorunda kaldım.
Duman dağıldığında...
Motor çoktan gözden kaybolmuştu.
Emir direksiyona yumruğunu vurdu.
"Lanet olsun!"
Ben ise yolun ortasında kalan küçük metal kapsülü yerden aldım.
Duman kapsülüydü.
Profesyonel iş.
---
Fabrikaya geri döndüğümüzde ambulanslar hâlâ oradaydı.
Selim sedyeye alınmıştı.
Omzundan vurulmuştu ama bilinci açıktı.
Beni görünce eliyle işaret etti.
"Gel..."
Doktor izin verince yanına eğildim.
"Beni dinle."
"Seni dinliyorum."
Selim güçlükle konuşuyordu.
"Duru..."
"Ne olmuş Duru'ya?"
"O..."
"...her şeyi bilmiyor."
Kaşlarımı çattım.
"Kim biliyor?"
Selim başını hafifçe iki yana salladı.
"Gerçek lider..."
"...hiçbirimizi birbirine tanıştırmadı."
"Kim o?"
Selim gözlerini kapattı.
"Yüzünü..."
"...sadece bir kişi gördü."
Kalbim hızlandı.
"Kim?"
Selim fısıldadı.
"Dosya..."
"Hangi dosya?"
"...Kuzgun..."
Tam o sırada ambulans görevlisi araya girdi.
"Yeter."
"Hastayı hastaneye götürmemiz gerekiyor."
Ambulans kapısı kapandı.
Ben ise tek bir kelimeye takılı kalmıştım.
Kuzgun.
Bu bir operasyon adı mıydı?
Bir kişi mi?
Yoksa Gölge'nin en büyük sırrı mı?
---
Emniyete döndüğümüzde herkes yorgundu.
Ama kimsenin eve gitmeye niyeti yoktu.
Emir bilgisayarın başına geçti.
"Kuzgun..."
diye arama yaptı.
Ekranda...
"Erişim Engellendi."
yazısı belirdi.
Bir kez daha denedi.
Yine aynı sonuç.
Melike başka terminalden giriş yaptı.
Bu kez ekranda kırmızı bir uyarı çıktı.
«"Bu dosyaya erişim yetkiniz bulunmamaktadır."»
Üçümüz birbirimize baktık.
Ben yavaşça sandalyeme yaslandım.
Demek ki...
"Kuzgun" sıradan bir dosya değildi.
Birileri, yıllardır onu devletin en gizli arşivlerinde saklıyordu.
Ve biz...
Tam da o sırrın kapısına dayanmıştık.
Emniyet Müdürlüğü...
Saat 03.47.
Toplantı odasında yalnızca bilgisayarların fan sesi duyuluyordu.
Emir ekranın başından ayrılmıyordu.
Melike elindeki tabletten eski arşivleri tek tek inceliyordu.
Ben ise önümde duran beyaz tahtaya dalmıştım.
Bir tarafta Gölge.
Diğer tarafta Selim Karaca.
Altında Duru.
En aşağıda ise büyük harflerle yazılmış tek bir kelime...
KUZGUN
Bir türlü yerine oturmayan son parçaydı.
Kapı çalındı.
"Nöbetçi Komiser."
"Gel."
İçeri giren polis memuru elindeki dosyayı uzattı.
"Komiserim..."
"Hastaneden haber var."
Bir anda ayağa kalktım.
"Selim mi?"
"Evet."
"Kendine geldi."
---
On beş dakika sonra hastanedeydik.
Selim'in odasının bulunduğu kat tamamen boşaltılmıştı.
Koridorda Özel Harekât nöbet tutuyordu.
Melike bizzat güvenliği yönetiyordu.
Beni görünce yanıma geldi.
"İki giriş, bir acil çıkış var."
"Çatıda da keskin nişancı ekibimiz bekliyor."
"Bu kez kaçamaz."
Başımı salladım.
"İçeri giriyorum."
---
Kapıyı açtığımda Selim pencereye bakıyordu.
Omzu sargılar içindeydi.
Yüzü solgundu.
Ama gözlerindeki öfke gitmişti.
Sandalyeyi çekip yatağın yanına oturdum.
"Nasılsın?"
Alaycı bir tebessüm etti.
"Beni tutuklamaya mı geldin..."
"...yoksa kurtarmaya mı?"
"İkisine de."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra cebimden fotoğrafı çıkardım.
Babamla birlikte çekilmiş eski fotoğraf...
Masaya bıraktım.
"Babam seni hâlâ kardeşi gibi görüyor."
Selim uzun uzun fotoğrafa baktı.
Gözleri doldu.
"Ahmet..."
"...iyi bir adamdı."
"İyi bir adamdı mı?"
"Hâlâ öyle."
Başını eğdi.
"Ben değiştim."
---
"Neden?"
diye sordum.
"Gerçek sebep ne?"
Selim gözlerini kapattı.
"Çünkü..."
"...bana yalan söylediler."
"Kim?"
"Devlet."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne demek istiyorsun?"
"1999 yılında yapılan operasyon..."
"...size anlatıldığı gibi değildi."
"Nasıldı?"
Selim derin bir nefes aldı.
"O operasyonda..."
"...benim eşim ve altı yaşındaki kızım da vardı."
Kanım dondu.
"Ne?"
"Onlar..."
"...rehineydi."
Hiç kimse konuşmuyordu.
Selim devam etti.
"Bize içeride sivil olmadığını söylediler."
"Ama vardı."
"Gizlediler."
"Operasyon başladı."
"Çatışma çıktı."
"Sekiz dakika sonra..."
"...eşimle kızım öldü."
Boğazım düğümlendi.
"Babam bunu biliyor muydu?"
Selim başını salladı.
"Hayır."
"O da kandırıldı."
"Operasyonu yönetenler..."
"...gerçeği bizden sakladı."
---
"Sonra Gölge bana ulaştı."
"Ne dediler?"
"'Aileni devlet öldürdü.' dediler."
"'İntikam almak istiyorsan bize katıl.'"
Sessizlik...
İlk kez Selim'e sadece bir suçlu olarak bakmıyordum.
Yanlış seçimler yapmıştı.
Masum insanlar öldürmüştü.
Ama onun hikâyesinin de bir başlangıcı vardı.
"Yani seni kullandılar."
Acı acı güldü.
"Yıllarca."
"Ben intikam aldığımı sandım."
"Aslında..."
"...onların piyonu olmuşum."
---
Tam o sırada odanın kapısı açıldı.
Emir hızla içeri girdi.
"Mert."
"Neler oldu?"
"Babana ulaşamıyoruz."
Ayağa fırladım.
"Ne demek ulaşamıyoruz?"
"Telefonu kapalı."
"Annen?"
"O da cevap vermiyor."
Kalbim sıkıştı.
"Melike!"
Koridordan koşarak geldi.
"Evet?"
"Babamın evine ekip gönder!"
"Şimdi!"
Melike hiç beklemeden telsizine sarıldı.
Ben telefonumu tekrar tekrar arıyordum.
Cevap yoktu.
Bir dakika sonra telsizden çatallı bir ses duyuldu.
"Merkez..."
"...hedef adrese ulaştık."
"Durum?"
Sessizlik...
Sonra...
Kapıyı kıran polisin sesi geldi.
"Ev boş."
"Tekrar edin!"
"Ev boş."
"Dağınıklık yok."
"Zorlama yok."
"Ama..."
"Ama ne?"
"...salondaki masanın üzerinde bir not bırakılmış."
Dizlerimin bağı çözüldü.
Polis notu yüksek sesle okudu.
«"Bu kez seçim senin değil Mert..."»
Ardından ikinci satır geldi.
«"Baban, yıllardır kaçtığı geçmişiyle yüzleşmeye geldi."»
Son satırı duyduğumda ise içimde buz gibi bir his yayıldı.
«"Onu arama."»
«"Çünkü bu kez seni o bulacak."»
Telefon elimden yere düştü.
Babam...
Ya kendi isteğiyle gitmişti...
Ya da bunu yapmaya mecbur bırakılmıştı.
Hangisi daha kötüydü...
Bilmiyordum.
Ama ilk kez...
Kendimi gerçekten çaresiz hissediyordum.
Babamın bıraktığı not elimdeydi.
Parmaklarım kâğıdın kenarını öyle sıkıyordu ki buruşmaya başlamıştı.
Emir sessizce yanıma yaklaştı.
"Mert..."
"Bir iz bulacağız."
Başımı iki yana salladım.
"Babam öyle biri değil."
"Ne demek istiyorsun?"
"Eğer gerçekten zorla götürülseydi..."
"...mutlaka bize bir işaret bırakırdı."
Evde dağınıklık yoktu.
Kapı kırılmamıştı.
Mücadele izi de yoktu.
Bu...
Ya babamın kendi isteğiyle çıktığını...
Ya da tanıdığı birine güvenerek kapıyı açtığını gösteriyordu.
İçimdeki huzursuzluk giderek büyüyordu.
---
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekranda Elif'in adı yazıyordu.
O an fark ettim.
Saatlerdir onunla hiç konuşmamıştım.
Telefonu hemen açtım.
"Elif."
"Mert."
Sesinde endişe vardı.
"Annen az önce beni aradı."
"Ne oldu?"
"Evde kimse yokmuş."
Derin bir nefes verdim.
"Babam kayboldu."
Karşı tarafta sessizlik oldu.
"Ben geliyorum."
"Hayır."
"Neden?"
"Burası güvenli değil."
Elif'in sesi bu kez kararlıydı.
"Mert."
"Senin ailene bir şey olmuş."
"Ben o ailenin bir parçası değil miyim?"
Olduğum yerde sustum.
Devam etti.
"Bu acıyı uzaktan yaşayamayacağım."
"Yanında olacağım."
İlk kez itiraz etmedim.
"Tamam."
"Bekliyorum."
---
Yirmi dakika sonra Elif geldi.
Kapıyı açar açmaz doğruca annemin yanına gitti.
Annem koltukta sessizce oturuyordu.
Gözleri kıpkırmızıydı.
Elif diz çöküp ellerini tuttu.
"Teyze..."
"Ahmet Amca mutlaka dönecek."
Annem gözyaşlarını silmeye çalıştı.
"İnşallah kızım."
Elif onu sarılarak teselli etti.
O an fark ettim.
Bu evde sadece ben büyümemiştim.
Elif de yıllardır bu ailenin bir parçası olmuştu.
---
Babamın çalışma odasına tekrar girdim.
Bu kez yalnız değildim.
Elif de yanımdaydı.
Masanın üzerindeki eski dosyaları inceliyorduk.
Birden Elif durdu.
"Mert."
"Evet?"
"Bu kitap neden diğerlerinden farklı duruyor?"
Dönüp baktım.
Kitaplığın en üst rafındaki kalın hukuk kitabını gösteriyordu.
Babam hukuk kitaplarını hiç okumazdı.
Şaşırdım.
Kitabı çekince...
Arkasından küçük metal bir anahtar düştü.
Elime aldım.
Üzerinde küçük bir etiket vardı.
"A-17"
Kaşlarımı çattım.
"Bu neyin anahtarı?"
Elif düşünceli bir şekilde etrafa baktı.
"Belki de..."
"...bir emanet kasasının."
Tam o sırada annem kapının önünde belirdi.
Anahtarı görünce gözleri büyüdü.
"Onu..."
"...nereden buldunuz?"
"Hukuk kitabının arkasından."
Annem derin bir nefes aldı.
"Demek sonunda zamanı geldi."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Sen bunu biliyor muydun?"
Başını yavaşça salladı.
"Baban yıllar önce bana söylemişti."
"'Eğer bir gün ben ortada olmazsam...'"
"'...Mert bu anahtarı mutlaka bulacak.'"
Kalbim hızlandı.
"Bu anahtar neyin?"
Annem yavaşça cevap verdi.
"Tren Garı'nın yakınındaki eski emanet kasalarından birinin."
Odamdaki sessizlik bir anda heyecana dönüştü.
Babam...
Kaybolmadan önce bize bir yol bırakmıştı.
---
Akşam olmadan ben, Emir, Melike ve Elif birlikte eski tren garına gittik.
Emir bana baktı.
"Elif de mi geliyor?"
Ben cevap vermeden Elif konuştu.
"Eğer itiraz edecekseniz hiç başlamayın."
"Hem ben burada delil toplamaya yardım edeceğim."
Melike gülümsedi.
"Komiserim..."
"Bence Elif Hanım bizden daha inatçı."
İlk kez hepimiz kısa da olsa güldük.
Gerginliğin içinde bu küçük tebessüm bile iyi gelmişti.
Garın eski emanet dolaplarının bulunduğu koridora indik.
Koridor bomboştu.
Pas kokusu her yere sinmişti.
Anahtarın üzerindeki numarayı aramaya başladım.
A-17.
Sonunda dolabı buldum.
Paslanmış metal kapağın önünde durdum.
Anahtarı yuvaya yerleştirdim.
Hepimiz nefesimizi tuttuk.
Anahtar döndü.
Çıt...
Kapak yavaşça açıldı.
İçeride küçük siyah bir çanta vardı.
Çantayı dikkatlice dışarı çıkardım.
Tam fermuarını açacakken...
Garın bütün ışıkları bir anda söndü.
Ardından karanlığın içinden tanıdık bir kadın sesi duyuldu.
"Ne kadar da tahmin edilebilir hareket ediyorsun Mert..."
O sesi tanımamak mümkün değildi.
Duru.
Ama...
Duru hastanedeydi.
Öyle olması gerekiyordu.
Elif refleksle koluma tutundu.
Emir silahını çekti.
Melike ise Özel Harekât refleksiyle önümüze geçti.
Karanlığın içindeki kadın yeniden konuştu.
"Bu kez..."
"...yalnız gelmedim."
Ve aynı anda...
Koridorun iki ucundan ayak sesleri duyulmaya başladı.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
