12. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 12
Bölümler 47Şu an: Bölüm 12
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aradan üç gün geçti.
Bu üç gün içinde hayat yine kendi düzeninde devam etti.
Ben mesaiye gidip geldim.
Elif kafede çalıştı.
Ara sıra mesajlaştık.
Ama yine kısa cümlelerle...
"Kolay gelsin."
"Teşekkür ederim."
"İyi akşamlar."
Bazen de hiç mesajlaşmadık.
Bunun eksikliğini hissetmiyordum.
Çünkü biliyordum...
Aynı mahallede yaşıyorduk.
Er ya da geç yine karşılaşacaktık.
---
O gün öğle mesaim vardı.
Sabah evdeydim.
Annem mutfakta dolmaları hazırlıyordu.
Ben de salonda oturmuş kitabımı okuyordum.
Telefonum titredi.
Ekranda Elif'in adı vardı.
Mesajı açtım.
"Günaydın Mert.
Müsait misin?"
Kitabı kapatıp cevap yazdım.
"Günaydın.
Evet, öğlene kadar evdeyim."
Mesajı okundu.
Birkaç saniye sonra yeni bir mesaj geldi.
"Senden bir şey isteyecektim ama rahatsız etmek istemiyorum."
Gülümsedim.
"Önce söyle."
"Olmazsa sorun değil."
Bu kez cevap biraz daha uzun sürdü.
"Üniversite kayıtları başlamış.
İnternetten başvuru yapmaya çalışıyorum ama bazı yerleri anlayamadım."
"Bakabilir misin?"
Mesajı okuyunca istemsizce gülümsedim.
Demek gerçekten düşünmeye başlamıştı.
"Tabii."
"Bilgisayarın varsa senin eve gelebilirim."
"Yoksa sen bize gelirsin."
Hemen ardından cevap geldi.
"Bizim bilgisayar eski.
İsterseniz size geleyim."
"Olur."
"Annem de evde."
"On dakika sonra gelebilirsin."
Telefonu cebime koydum.
Annem mutfaktan seslendi.
"Kimmiş oğlum?"
"Elif."
"Üniversite başvurusu için yardım isteyecek."
Annemin yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Ne güzel."
"İnşallah devam eder."
"İnşallah."
---
On dakika geçmeden kapı çaldı.
Kapıyı ben açtım.
Elif elinde küçük bir dosyayla duruyordu.
"Merhaba."
"Hoş geldin."
"Rahatsız etmiyorum değil mi?"
"Olur mu?"
"Buyur."
İçeri girdi.
Ayakkabılarını çıkarırken annem de mutfaktan geldi.
"Hoş geldin kızım."
"Hoş bulduk teyze."
Annem ona sarıldı.
"Nasılsın?"
"İyiyim."
"Siz nasılsınız?"
"Biz de iyiyiz."
Annem salondaki masayı gösterdi.
"Siz rahat rahat bakın."
"Ben çay koyayım."
Elif mahcup bir şekilde,
"Zahmet olmasın."
dedi.
"Ne zahmeti?"
Annem mutfağa geçince ben dizüstü bilgisayarımı masaya koydum.
"Gel."
Sandalyeyi çektim.
Elif yanıma oturdu.
Aramızda yine saygılı bir mesafe vardı.
Dosyasından kimlik fotokopisini, diploma belgesini ve birkaç evrak çıkardı.
"Şunlar gerekiyor galiba."
"Evet."
Başvuru sayfasını açtım.
Birlikte bilgileri kontrol etmeye başladık.
"Bölüm tercihin değişmedi mi?"
diye sordum.
Başını salladı.
"Hayır."
"Yine Çocuk Gelişimi."
"Neden özellikle bu bölüm?"
Gözlerinde tanıdık bir sıcaklık belirdi.
"Çocukları seviyorum."
"Küçükken öğretmen olmayı isterdim."
"Sonra şartlar değişti."
"Belki öğretmen olmaz."
"Belki farklı bir iş yaparım."
"Ama yine çocuklarla çalışmak isterim."
Bilgileri sisteme girerken ona baktım.
İlk kez...
Hayalinden bu kadar emin konuşuyordu.
Belki de ihtiyacı olan şey...
Birinin ona "Yapabilirsin." demesiydi.
Başvuru ekranının sonuna geldik.
"Son kez kontrol edelim."
dedim.
Elif tek tek bilgileri okudu.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Hazırım."
İmleci "Başvuruyu Tamamla" butonunun üzerine getirdim.
"Emin misin?"
Bana baktı.
Bu kez yüzünde çekingenlik değil...
Kararlılık vardı.
"Evet."
"Gönder."
Tuşa bastım.
Ekranda birkaç saniye yükleme işareti döndü.
Sonra yeşil bir yazı belirdi.
"Başvurunuz başarıyla alınmıştır."
Elif ekrana uzun süre baktı.
Hiç konuşmadı.
Sadece derin bir nefes verdi.
Sonra...
Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
Belki de uzun zamandır ilk kez...
Kendi geleceği için gerçek bir adım atmıştı.
Ve ben...
O ana şahit olduğum için kendimi şanslı hissediyordum.
Ekrandaki yazıya birkaç saniye daha baktık.
"Başvurunuz başarıyla alınmıştır."
Elif derin bir nefes verdi.
Sanki günlerdir omzunda taşıdığı yükün bir kısmını bırakmış gibiydi.
"Oldu..."
diye fısıldadı.
"Evet."
dedim gülümseyerek.
"Artık ilk adımı attın."
Gözlerini ekrandan ayırmadan,
"Hâlâ inanamıyorum."
dedi.
"Bu kadar zamandır hep erteledim."
"Çünkü korkuyordum."
"Korkman normal."
diye karşılık verdim.
"Yeni bir şeye başlamak herkesi korkutur."
"Önemli olan buna rağmen adım atabilmek."
Başını bana çevirdi.
"Sen olmasaydın yine ertelerdim."
Bir şey söyleyecekken annem mutfaktan elinde tepsiyle çıktı.
"Haydi bakalım."
"Başvuru bittiğine göre bunu kutlamak lazım."
Tepside üç bardak çay ve sıcacık poğaçalar vardı.
Elif hemen ayağa kalktı.
"Teyze, ben yardım edeyim."
"Olmaz."
dedi annem.
"Bugün sen misafirsin."
Çayları masaya bıraktıktan sonra Elif'e döndü.
"Başvurun tamamlandı mı?"
Elif'in yüzünde heyecanlı bir gülümseme vardı.
"Evet."
"Az önce gönderdik."
Annem iki elini birleştirip sevindi.
"Çok şükür."
"İnşallah hayırlısıyla kayıt da tamamlanır."
"İnşallah."
Elif'in sesi titriyordu.
Annem onun omzuna hafifçe dokundu.
"Bak kızım."
"İnsan bazen ilk adımı atmaya korkar."
"Ama attıktan sonra gerisi gelir."
Elif başını salladı.
"İnşallah."
---
Çaylarımızı içerken konu üniversiteden açıldı.
Annem gençliğinde okuyamadığını anlattı.
"O zamanlar şartlar başkaydı."
"Baban çalışıyordu."
"Ben de eve destek oldum."
"Şimdi keşke okusaydım dediğin oluyor mu?"
diye sordum.
Annem gülümsedi.
"Oluyor."
"Ama pişmanlıkla yaşamak yerine sizin okuyabilmenize seviniyorum."
Elif dikkatle dinliyordu.
"Bazen yaşın geçti diye düşünüyorum."
dedi sessizce.
Annem hemen itiraz etti.
"Okumanın yaşı olmaz."
"İster yirmi yaşında ol."
"İster kırk."
"Yeter ki vazgeçme."
Elif'in gözleri doldu.
Ama bu kez hüzünden değil...
Umuttan.
---
Bir süre sonra saate baktı.
"Ben artık kalkayım."
"Annem de birazdan gelir."
Bilgisayarı kapatıp ayağa kalktım.
"Ben de kapıya kadar geleyim."
Ayakkabılarını giyerken dosyasını çantasına dikkatlice yerleştirdi.
Sanki içindeki belgeler çok değerli bir hazineydi.
Belki de öyleydi.
Çünkü artık sadece kâğıt değillerdi.
Bir hayalin ilk adımıydılar.
Kapıyı açtım.
Tam çıkacakken bana döndü.
"Mert."
"Efendim?"
"Bugün bana sadece başvuruda yardım etmedin."
Bir an sustu.
"Cesaret de verdin."
Ne diyeceğimi bilemedim.
Sadece gülümsedim.
"Sen zaten cesurdun."
"Ben sadece bunu hatırlattım."
Yüzünde utangaç ama mutlu bir ifade belirdi.
"Yine de..."
"Teşekkür ederim."
Bu kez teşekkürünü bölmedim.
Çünkü biliyordum...
Bu teşekkür, taşıdığım poşetler ya da bıraktığım araba yolculuğu için değildi.
İnsan bazen...
Birinin kendisine inanmasına teşekkür ederdi.
Elif merdivenlerden inmeye başladı.
İkinci kata geldiğinde durdu.
Arkasını dönüp yukarı baktı.
"Akşam sonuçla ilgili bir haber gelirse yazarım."
"Beklerim."
Başını salladı.
"Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Aşağı indikçe ayak sesleri yavaş yavaş kayboldu.
Kapıyı kapatıp salona döndüm.
Annem hâlâ gülümsüyordu.
"Ne oldu?"
diye sordum.
"Hiç."
dedi.
"Bugün ikiniz de çok mutluydunuz."
Cevap vermedim.
Çünkü annem haklıydı.
Bugün...
Elif'in yüzündeki mutluluğu görmek...
Sanki kendi mutluluğummuş gibi hissettirmişti.
Ve bunu ilk kez bu kadar net fark ediyordu.
Elif gittikten sonra bir süre salonda oturdum.
Annem mutfakta bulaşıkları topluyordu.
Ben ise elimdeki çay bardağına dalmıştım.
Telefonum titredi.
Elif'ten mesaj gelmişti.
"Tekrar teşekkür ederim.
Annem de çok sevindi.
İyi ki yardım istemişim."
Gülümsedim.
"Ne zaman ihtiyacın olursa yazabilirsin.
Kolay gelsin."
Kısa süre sonra sadece bir gülümseme emojisi geldi.
Telefonu cebime koydum.
Saatime baktım.
Mesaiye gitmeme daha kırk dakika vardı.
Hazırlanıp evden çıktım.
---
Karakolda gün sakindi.
Emir'le birlikte evrak işleriyle ilgilendik.
Öğleden sonra kısa bir devriyeye çıktık.
Mesainin sonuna doğru telsizden yeni bir anons gelmedi.
Saat altıya doğru karakoldan çıktım.
Üzerimde sivil kıyafetler vardı.
Arabaya yönelirken telefonum çaldı.
Bilinmeyen bir numara...
Bir an duraksadım.
Sonra açtım.
"Alo?"
Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi.
Ardından tanıdık ama uzun zamandır duymadığım bir kadın sesi konuştu.
"...Mert?"
Olduğum yerde kaldım.
"Evet."
"Ben..."
Derin bir nefes aldı.
"Duru."
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Bu sesi yaklaşık bir buçuk yıldır duymamıştım.
"Duru?"
"Evet."
"Nasılsın?"
Sesinde garip bir sakinlik vardı.
"İyiyim."
dedim kısa bir şekilde.
"Sen?"
"Ben de iyiyim."
Yine sessizlik...
Eskiden bu sessizlikler kavga öncesi olurdu.
Şimdi ise ikimiz de ne söyleyeceğimizi bilmiyorduk.
"Numaramı değiştirdin."
dedi.
"Evet."
"Nasıl buldun?"
"Ortak bir arkadaşımızdan."
Kaşlarımı çattım.
"Beni neden aradın?"
Bu kez sesi yumuşadı.
"Konuşmak istedim."
"Uzun zaman oldu."
"Duru."
dedim sakin ama mesafeli bir sesle.
"Konuşacak bir şey kaldığını düşünmüyorum."
Bunu söyler söylemez derin bir sessizlik oldu.
Sonra hafifçe güldü.
"Hâlâ aynı Mert'sin."
"Net konuşuyorsun."
"Ben değişmedim."
"Sadece hayatıma devam ettim."
Sesinin tonu bir anlığına değişti.
"Ben de devam ettim."
"Ama..."
"Seni hiç unutamadım."
Gözlerimi kapattım.
Geçmişte yaşadığımız tartışmalar...
Bitmeyen kıskançlıklar...
Karakolun önüne gelip saatlerce beni bekleyişi...
Arkadaşlarımla görüşmeme bile karışması...
Hepsi bir anda aklıma geldi.
"Duru."
"Bu konuları tekrar açmak istemiyorum."
"Geçmiş geride kaldı."
Karşı taraftan sadece,
"Anlıyorum."
cevabı geldi.
"Yine de..."
"Bir kahve içecek kadar vaktin olursa haber ver."
Telefonu kapatmadan önce son kez konuştu.
"Kendine iyi bak Mert."
Hat kapandı.
Telefonu elimden indirirken derin bir nefes verdim.
Tam o sırada Emir karakoldan çıktı.
"Hayırdır?"
diye sordu.
"Bir şeye canın sıkılmış gibi."
Telefonu cebime koydum.
"Geçmişten biri aradı."
"Kim?"
Bir an sustum.
Sonunda söyledim.
"Duru."
Emir'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ciddi misin?"
Başımı salladım.
"Ne istiyormuş?"
"Konuşmak."
"Sen?"
"Reddettim."
Emir omzuma hafifçe vurdu.
"Doğrusunu yapmışsın."
"Geçmişi kurcalamanın kimseye faydası olmaz."
Başımı salladım.
Haklıydı.
Benim için o defter kapanmıştı.
Ama bilmediğim bir şey vardı.
Telefonunu kapattıktan sonra...
Duru, arabasının içinde birkaç dakika daha oturmuştu.
Elindeki telefonda Mert'in numarasına baktı.
Sonra yavaşça fısıldadı.
"Bu kadar kolay vazgeçmeyeceğim."
Arabasını çalıştırdı.
Mahalleden yavaşça uzaklaştı.
Henüz ne Elif'in...
Ne de Mert'in...
Hayatına yeniden gireceğini bilmiyorlardı.
Ama geçmiş...
Bazen hiç beklenmedik bir anda geri dönerdi.
Ve bu kez...
Her şeyi değiştirebilirdi.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
