32. bölüm · GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIK
Bölüm 32
Hastane odasının kapısı kapanmıştı.
Masanın üzerinde duran fotoğrafa bakıyordum.
Birileri...
Yoğun bakımdayken bile beni izleyebilmişti.
Bu düşünce içimi kemiriyordu.
Ama bu kez korkum kendim için değildi.
Annem...
Elif...
Emir...
Melike...
Onlara bir şey olma ihtimali, göğsümdeki kurşun yarasından daha çok canımı yakıyordu.
Kapı yeniden açıldı.
İçeri Emir girdi.
Elinde güvenlik kamerası görüntülerinin çıktıları vardı.
"Fotoğrafı bırakanı bulamadık."
"Nasıl?"
"Koridorun kameraları tam üç dakika boyunca kesilmiş."
"Üç dakika mı?"
"Evet."
"Elektrik arızası gibi gösterilmiş."
Derin bir nefes aldım.
"Demek ki içeriden yardım alıyorlar."
Emir başını salladı.
"Büyük ihtimalle."
Tam o sırada doktor içeri girdi.
"Başkomiser Mert."
"Bugün kısa bir yürüyüş deneyeceğiz."
Doktorun yardımıyla ayağa kalktım.
Göğsümde hafif bir sızı oluştu.
Elif hemen koluma girdi.
"Yavaş."
"İyiyim."
"Buna doktor karar versin."
Doktor gülümseyerek başını salladı.
"Elif Hanım haklı."
Koridorda yavaş adımlarla yürümeye başladık.
Her adımda bedenim bana yaşadıklarımı hatırlatıyordu.
Ama yanımda Elif'in olması bütün ağrıları hafifletiyordu.
Koridorun sonundaki büyük pencerenin önünde durduk.
Dışarıda hafif yağmur yağıyordu.
Uzun süre sessizce yağmuru izledik.
Sonra Elif konuştu.
"Biliyor musun..."
"Neyi?"
"İlk seni gördüğüm günü hatırlıyorum."
Gülümsedim.
"Ben de."
"İlk başta senden çok çekinmiştim."
"Neden?"
"Ailelerimiz tanışmayı ayarladığında herkes seni anlatıyordu."
"'Başkomiser...' diyorlardı."
"'Çok disiplinlidir...' diyorlardı."
"'İşinden başka bir şey düşünmez...' diyorlardı."
"Hatta seni ilk göreceğim gün o kadar heyecanlanmıştım ki gece doğru dürüst uyuyamamıştım."
Gülümseyerek ona baktım.
"Peki sonra?"
"Sonra kapıdan içeri girdin."
"Sandığımdan çok daha sakindin."
"Konuşurken bana kendimi rahat hissettirdin."
"Ve o gün..."
"...önyargılarımın hepsi dağıldı."
Ben de hafifçe gülümsedim.
"Ben de seni ilk gördüğümde..."
"...utangaç ama çok güçlü biri olduğunu düşünmüştüm."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Çünkü gözlerinin içinde korku değil..."
"...cesaret vardı."
Elif utangaç bir şekilde başını eğdi.
"Ben o kadar cesur değilim."
"Öyle olduğunu sen fark etmiyorsun."
"Son aylarda yaşadığın her şeye rağmen dimdik ayakta kaldın."
"Annemin yanında oldun."
"Benim yanımda oldun."
"Bir gün bile vazgeçmedin."
Elif'in gözleri doldu.
"Çünkü senden vazgeçmek hiç aklımdan geçmedi."
Elini yavaşça tuttum.
"Kurşun bana isabet ettiğinde..."
"...aklıma gelen ilk kişilerden biri sendin."
"Beni bir daha göremeyeceğinden korktum."
Elif dudaklarını ısırdı.
"Ben de seni kaybetmekten korktum."
"Hayatımda ilk defa bir hastane kapısının önünde saatlerin geçmesini istemedim."
"Çünkü her geçen dakika..."
"...senden gelecek güzel bir haberi bekliyordum."
Derin bir nefes aldım.
"Elif."
"Evet?"
"Sana uzun zamandır söylemek istediğim bir şey var."
Gözlerimin içine baktı.
"Dinliyorum."
"Seni seviyorum."
"İlk tanıştığımız günden beri..."
"...her geçen gün biraz daha."
"Hayatımda ilk kez..."
"...birinin eve dönmek için bu kadar büyük bir sebep olduğunu hissettim."
Elif'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Benim ellerimi iki eliyle tuttu.
"Ben de seni seviyorum Mert."
"Belki bunu kendime söylemekte geç kaldım."
"Ama seni beklerken..."
"...seni ne kadar sevdiğimi anladım."
O an birbirimize sadece gülümsedik.
Ne büyük sözlere ihtiyaç vardı...
Ne de gösterişli anlara.
Sessizce birbirimize sarıldık.
Göğsüm hâlâ ağrıyordu.
Ama ilk kez...
İçimde tarifsiz bir huzur vardı.
Tam o sırada kapının önünden geçen Emir bizi görünce durdu.
"Rahatsız etmeyeyim..."
diyerek geri dönmek istedi.
Gülerek seslendim.
"Gel Emir."
Artık saklayacak bir şey kalmamıştı.
Emir içeri girdi.
Yüzünde kocaman bir tebessüm vardı.
"Sonunda."
"Teşkilatta iddiayı ben kazanmış oldum."
Elif şaşkınlıkla baktı.
"İddia mı?"
Emir kahkaha attı.
"Evet."
"Melike'yle aylardır bunun ne zaman olacağını konuşuyorduk."
"Bir tek siz ikiniz birbirinizi sevdiğinizi geç fark ettiniz."
Elif utanarak gülümsedi.
Ben de başımı salladım.
"Demek herkes biliyormuş."
"Herkes."
Odadaki kahkahalar koridoru doldururken, uzun zamandır ilk kez hastane odasında umut ve mutluluk aynı anda hissediliyordu.
Fakat o sırada Emir'in telefonu çaldı.
Yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Telefonu kapattığında bize döndü.
"Mert..."
"Ne oldu?"
"Ahmet Amca'nın banka kartı..."
"...Türkiye'nin doğusundaki bir ilçede birkaç saat önce kullanılmış."
Bir anda odadaki sessizlik geri döndü.
Babam...
Ya gerçekten yaşıyordu...
Ya da biri bizi bilinçli olarak peşinden sürüklüyordu.
Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı.
Emir'in söylediği son cümle odanın içindeki bütün havayı değiştirmişti.
"Ahmet Amca'nın banka kartı... Türkiye'nin doğusundaki bir ilçede birkaç saat önce kullanılmış."
Az önce gülen yüzler bir anda ciddileşti.
Elif, elimi biraz daha sıkı tuttu.
"Bu gerçek olabilir mi?"
Emir omuz silkti.
"Henüz bilmiyoruz."
"Bankadan gelen kayıt kesin."
"Kart kullanılmış."
"Ama kartı kullanan kişinin Ahmet Amca olup olmadığını henüz teyit edemedik."
Derin bir nefes aldım.
"Araştırmayı kim yürütüyor?"
"İstihbarat Başkanlığı da devrede."
"ATM'nin kamera kayıtları istenmiş."
"İlk görüntülerin birkaç saate gelmesi bekleniyor."
Doktor tam o sırada içeri girdi.
Sözlerimizin son kısmını duymuştu.
"Biliyorum, mesleğiniz gereği beklemek zor."
"Ama siz hâlâ hastasınız."
"Bu konuşmalar nabzınızı yükseltiyor."
Bileğimdeki monitöre baktım.
Gerçekten de kalp atışım hızlanmıştı.
Doktor gülümseyerek devam etti.
"Bugünlük soruşturma yok."
"Bugün sadece dinlenme."
Ben itiraz edecek gibi oldum.
Emir benden önce konuştu.
"Doktor Bey haklı."
"Bu kez sizi ben dinleyeceğim."
Doktor odadan çıkarken Elif'e döndü.
"Yarım saatten fazla yormayın."
"Anlaşıldı."
---
Akşam üzeri...
Hastane odası sessizdi.
Pencereden içeri giren turuncu gün batımı ışıkları duvarlara vuruyordu.
Elif pencerenin önünde durmuş dışarıyı izliyordu.
Ben ise onu izliyordum.
Bir süre sonra arkasını dönmeden konuştu.
"Neden bana öyle bakıyorsun?"
Gülümsedim.
"Bakmam yasak mı?"
"Hayır."
"Ama utandırıyorsun."
"İlk kez rahat rahat bakabiliyorum."
Şaşkınlıkla bana döndü.
"Ne demek o?"
"Bugüne kadar hep bir dosya vardı."
"Bir operasyon."
"Bir tehlike."
"Kendime bile vakit ayırmadım."
"Ama şimdi..."
"...sadece seni izliyorum."
Elif hafifçe kızardı.
"Sen gerçekten romantik olabiliyormuşsun."
"Ben de yeni öğreniyorum."
İkimiz de güldük.
---
Kapı çaldı.
İçeri Melike girdi.
Elinde küçük bir poşet vardı.
"Rahatsız etmiyorum değil mi?"
Elif gülümseyerek ayağa kalktı.
"Tam zamanında geldin."
Melike poşeti yatağın üzerine bıraktı.
"Evden birkaç eşyanı getirdim."
İçinden temiz kıyafetler...
Telefon şarj cihazı...
Ve küçük bir fotoğraf çerçevesi çıktı.
Fotoğrafı görünce gülümsedim.
Biz dört kişiydik.
Ben...
Emir...
Melike...
Ve Elif.
Birlikte çekildiğimiz ilk fotoğraf.
Melike çerçeveyi komodinin üzerine koydu.
"Bu oda çok soğuk görünüyordu."
"Biraz ev gibi olsun istedim."
Gözlerim doldu.
"Teşekkür ederim."
Melike omuz silkti.
"Aile bunun için var."
Bu cümle Elif'in hoşuna gitmişti.
Yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi.
---
Tam o sırada Emir yeniden odaya girdi.
Bu kez yüzünde farklı bir ifade vardı.
Ne panik...
Ne de öfke.
Daha çok...
Şaşkınlık.
"Mert."
"Evet?"
"Görüntüler geldi."
Bir anda herkes ayağa kalktı.
"Ne var görüntülerde?"
Emir tableti açtı.
ATM kamerasından alınan görüntü ekrana geldi.
Siyah montlu yaşlı bir adam...
Şapkasını iyice yüzüne indirmişti.
Kartı cihaza yerleştirdi.
Parayı çekti.
Tam ayrılacağı sırada...
Başını hafifçe kameraya çevirdi.
Görüntü netleşti.
Odadaki herkes aynı anda nefesini tuttu.
Benim ellerim titremeye başladı.
Gözlerimi ekrandan ayıramıyordum.
O yüz...
Yıllardır ezbere bildiğim yüzdü.
"Babam..."
diye fısıldadım.
Emir sessizce başını salladı.
"Evet."
"Yüz tanıma sistemi yüzde doksan dokuz eşleşme verdi."
Ama görüntü bitmeden önce bir ayrıntı daha dikkatimi çekti.
Babam ATM'den ayrılırken...
Sanki bilerek kameraya bakmıştı.
Ve sağ elini ceketinin cebine götürerek iki parmağını kısa süreliğine kaldırmıştı.
Melike videoyu durdurdu.
"Bu hareket..."
Emir düşündü.
"Rastgele değil."
Ben ise o an hatırladım.
Çocukken babam, gizlice haberleşmek için bana aynı işareti öğretmişti.
İki parmak...
Sonra yumruk.
Anlamı yalnızca ikimizin bildiği bir cümleydi.
Yavaşça fısıldadım.
"Takip ediliyorum..."
"...ama hayattayım."
Odadaki sessizlik derinleşti.
Babam bize sadece yaşadığını göstermemişti.
Aynı zamanda...
Yalnız olmadığını da anlatmaya çalışıyordu.
Ve bu, önümüzdeki yolun sandığımızdan çok daha tehlikeli olduğunu gösteriyordu.
Doktor dosyamı kapatıp gülümsedi.
"Başkomiser Mert Yılmaz..."
"Artık taburcu olabilirsiniz."
O cümleyi duyar duymaz derin bir nefes aldım.
Günlerdir ilk defa kendimi gerçekten özgür hissediyordum.
Göğsümdeki yara hâlâ sızlıyordu.
Doktor bunu fark etmiş gibi konuşmaya devam etti.
"İyileşmiş olmanız tamamen sağlıklı olduğunuz anlamına gelmiyor."
"En az üç hafta dinleneceksiniz."
"Ağır kaldırmak yok."
"Koşmak yok."
"Operasyon yok."
Tam itiraz edecekken Emir araya girdi.
"Merak etmeyin doktor."
"Bu kez sözünüzü dinleteceğiz."
Doktor odadan çıkınca Emir bana dönüp gülümsedi.
"İlk defa seni hastane yerine eve götürüyorum."
Ben de gülümsedim.
"İtiraf et."
"Ne?"
"Bensiz sıkıldın."
"Fazlasıyla."
"Dosyaların hepsini bana bıraktın."
İkimiz de güldük.
---
Koridora çıktığımızda annem bizi bekliyordu.
Beni görünce gözleri doldu.
Yavaşça yanıma geldi.
"Canın acıyor mu oğlum?"
"Biraz."
"Ama geçecek."
Annem dikkatlice yüzüme baktı.
"Çok zayıflamışsın."
"Sen yine beni yemeklerle eski hâlime getirirsin."
İlk kez içten güldü.
"O konuda bana güvenebilirsin."
---
Hastanenin kapısından çıktığımız anda temiz hava yüzüme çarptı.
Gökyüzü masmaviydi.
Hayat devam ediyordu.
Arabaya binecekken gözüm Elif'i aradı.
Biraz ileride durmuş beni izliyordu.
Yanına yürüdüm.
"Neden bu kadar sessizsin?"
Başını hafifçe eğdi.
"Çünkü seni ayakta görmek hâlâ bana gerçek gibi gelmiyor."
Gülümsedim.
"Ben buradayım."
"Evet."
"Ama seni kaybetmekten çok korktum."
Sesindeki titreme yüreğime dokundu.
Yavaşça elini tuttum.
"Ben de seni böyle üzmek istemezdim."
Elif başını kaldırdı.
"Biliyor musun..."
"Neyi?"
"İlk kez ailem bana görücü usulü bir tanışmadan bahsettiğinde çok önyargılıydım."
Gülümsedim.
"Biliyorum."
"'Hayatımı tanımadığım biriyle paylaşamam.' diyordum."
"Evet."
"Çünkü sevginin sonradan oluşabileceğine inanmıyordum."
Bir an sustu.
Sonra gözlerimin içine baktı.
"Yanılmışım."
Sessizce dinlemeye devam ettim.
"Seni tanıdıkça..."
"Saygı duymayı öğrendim."
"Sonra güvenmeyi..."
"Sonra da..."
Utandı.
Devam edemedi.
"Sonra ne oldu?"
diye fısıldadım.
Gözlerini kaçırmadan cevap verdi.
"Seni sevdim."
O an dünyanın bütün sesleri kaybolmuş gibiydi.
Ne arabaların sesi...
Ne insanların konuşmaları...
Sadece Elif'in gözleri vardı.
Elini biraz daha sıkı tuttum.
"Ben de seni sevdim."
"Üstelik bunu fark ettiğim gün..."
"...hayatımın en güzel günüymüş."
Elif gülümsedi.
"Demek görücü usulü evlilik bazen gerçekten kader olabiliyormuş."
"Belki de."
"Önemli olan nasıl tanıştığımız değil."
"Birbirimizi nasıl sevdiğimiz."
Elif'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Bu kez mutluluktandı.
---
Tam o sırada Melike yanımıza geldi.
"Eğer romantik konuşmanız bittiyse..."
İkimiz de gülmeye başladık.
"Annem sizi akşam yemeğine çağırıyor."
"Bugün mü?"
"Evet."
"Uzun zamandır ilk kez hep birlikte aynı sofraya oturacağız."
Annem uzaktan seslendi.
"Elif kızım."
"Evet teyze?"
"Bugün yemekleri birlikte yapacağız."
Elif şaşkınlıkla gülümsedi.
"Memnuniyetle."
Annem onun omzuna sevgiyle dokundu.
"Artık sen bu evin yabancısı değilsin."
"Bizim kızımızsın."
Elif'in gözleri yeniden doldu.
Hayatında ilk kez...
Kendini gerçekten bir ailenin parçası gibi hissediyordu.
---
Akşam...
Evimiz uzun zamandır olmadığı kadar kalabalıktı.
Masada annem...
Babaannem...
Emir...
Melike...
Elif...
Ve ben vardık.
Mutfaktan gelen yemek kokuları bütün evi sarmıştı.
Annem ile Elif yan yana çalışırken babaannem sessizce onları izliyordu.
Sonra bana dönüp gülümsedi.
"Doğru seçim yapmışsın."
"Nereden anladın babaanne?"
"Bir kızın kalbi..."
"...mutfakta değil..."
"...ailesine bakışında belli olur."
Gözüm Elif'e kaydı.
Annemle birlikte sofrayı hazırlarken yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı.
İşte o an anladım.
Bu ev...
Uzun zamandır ilk kez yeniden yuva olmuştu.
---
Yemekten sonra herkes salonda çay içerken kapı çaldı.
Emir kapıyı açtı.
Kapıda sivil giyimli genç bir polis memuru vardı.
"Komiserim."
"Evet?"
"Size ulaştırılması gereken bir emanet var."
Elindeki küçük zarfı bana uzattı.
"Bu, bugün doğudaki ekiplerden geldi."
Zarfın üzerinde sadece tek cümle yazıyordu.
«"Merak etmeyin... Ahmet Komiser yaşıyor."»
Altında başka hiçbir bilgi yoktu.
Elimdeki kâğıda uzun süre baktım.
Babam...
Hâlâ hayattaydı.
Ama onu kurtarmak için önce neden kaçırıldığını ve kimlerin peşinde olduğunu öğrenmemiz gerekiyordu.
Başımı kaldırıp salondakilere baktım.
Ailem...
Sevdiğim kadın...
Ve en güvendiğim dostlarım yanımdaydı.
İlk kez içimde gerçek bir umut vardı.
Çünkü artık bu mücadeleyi tek başıma vermeyecektim.
(Elif Anlatıyor)
Hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlere getiriyordu.
Birkaç ay önce biri bana;
"Bir gün görücü usulü tanıştığın adamın evinde, annesiyle birlikte mutfakta yemek hazırlayacak ve bunu severek yapacaksın." deseydi...
Muhtemelen inanmazdım.
Ama şimdi...
Mutfakta, Mert'in annesiyle yan yana duruyordum.
Tencereden yükselen yemek kokusu bütün evi sarmıştı.
Teyze bana dönüp gülümsedi.
"Pilavı çok güzel yapıyorsun."
"Annemden öğrendim."
"Ellerin de çok bereketli."
Utandığımı hissedince başımı eğdim.
"Teşekkür ederim."
Bir süre sessizce çalışmaya devam ettik.
Sonra yavaşça konuştu.
"Elif."
"Efendim?"
"Sana bir şey söylemek istiyorum."
Merakla yüzüne baktım.
"Mert'i çocukluğundan beri tanırım."
İkimiz de gülümsedik.
"Tabii ki."
"Küçükken de böyleydi."
"Nasıl?"
"Birini severse sonuna kadar sahip çıkar."
"Birine güvenirse asla yarı yolda bırakmaz."
Kaşığı tencereye bıraktı.
"Ama kalbini kolay kolay açamaz."
Derin bir nefes aldı.
"Sana açtı."
Gözlerim dolmaya başladı.
"Onu uzun zamandır bu kadar mutlu görmüyordum."
Bu cümle...
Benim için bütün övgülerden daha değerliydi.
---
Salondan kahkaha sesleri geliyordu.
Emir ile Melike yine birbirlerine takılıyorlardı.
Babaanne de onları izleyip gülümsüyordu.
Mert ise koltukta oturuyor, doktorun verdiği korsenin içinde rahatsız görünse de belli etmemeye çalışıyordu.
Kapının aralığından onu izledim.
O da beni izliyordu.
Göz göze gelince ikimiz de gülümsedik.
Mert dudaklarını oynattı.
"İyi misin?"
Başımı hafifçe salladım.
"İyiyim."
Hiç konuşmadan anlaşabiliyorduk.
---
Sofra hazır olduğunda herkes yerine geçti.
Annem...
Babaanne...
Emir...
Melike...
Mert...
Ve ben...
Uzun zamandır ilk kez bu evde eksik olan şey yalnızlık değildi.
Mert'in annesi besmele çekti.
Hepimiz ona eşlik ettik.
Yemek boyunca herkes konuşuyor, gülüyor, eski anıları anlatıyordu.
Bir ara babaanne bana döndü.
"Elif kızım."
"Efendim babaanne?"
"İlk geldiğin günü hatırlıyor musun?"
Gülümsedim.
"Unutmam mümkün mü?"
"O gün gözlerini yerden kaldırmıyordun."
Herkes gülmeye başladı.
"Çok heyecanlıydım."
"Şimdi?"
Başımı kaldırıp Mert'e baktım.
"Şimdi..."
"...kendimi evimde gibi hissediyorum."
O an salonda derin bir sessizlik oldu.
Mert'in annesi gözlerini sildi.
"İşte bunu duymayı bekliyordum."
---
Yemekten sonra çaylar geldi.
Emir fincanını masaya bırakıp Mert'e döndü.
"Doktorun dediklerini unutma."
"Unutmuyorum."
"Yarın sabah koşmaya kalkarsan seni ben durdururum."
Melike kahkaha attı.
"Abi, vallahi bu sefer seni biz dinleteceğiz."
Mert ellerini kaldırdı.
"Tamam."
"Teslim oluyorum."
Ben de gülerek ekledim.
"Şahidim var."
Herkes yeniden kahkahaya boğuldu.
---
Gece ilerlemişti.
Misafirler yavaş yavaş kalkmaya hazırlanıyordu.
Ben de çantamı almak için antreye yöneldim.
Tam ayakkabılarımı giyecekken arkamdan bir ses geldi.
"Elif."
Arkamı döndüm.
Mert...
Yavaş adımlarla bana doğru geliyordu.
"Niye kalktın?"
"Doktor dinlen demedi mi?"
"Gideceğini görünce oturamadım."
Yanıma geldi.
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra cebinden küçük, lacivert kadife bir kutu çıkardı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Mert..."
"Yanlış anlama."
"Bu bir yüzük değil."
Kutuyu açtı.
İçinde ince, gümüş renkli zarif bir bileklik vardı.
Ortasında küçük bir sonsuzluk simgesi bulunuyordu.
"Bu..."
"Geçmiş olsun hediyesi."
"Hayır."
"Aslında..."
"...teşekkür hediyesi."
"Neden?"
"Hastanede bir an bile yanımdan ayrılmadığın için."
"Gecelerce uykusuz kaldığın için."
"Annemi yalnız bırakmadığın için."
"Ve..."
"Sadece beni sevdiğin için."
Konuşamadım.
Boğazım düğümlenmişti.
Mert bilekliğin tokasını dikkatlice bileğime taktı.
"Beğendin mi?"
Gözlerim dolu dolu ona baktım.
"Çok."
"Hayatım boyunca aldığım en anlamlı hediye."
Mert hafifçe gülümsedi.
"Her baktığında şunu hatırla."
"Neyi?"
"Artık yalnız değilsin."
O cümle kalbimin en derin yerine dokundu.
Çünkü aslında...
O da artık yalnız değildi.
---
Ben tam evden çıkacakken Mert'in annesi arkamdan seslendi.
"Elif kızım."
"Evet teyze?"
"Yarın müsait misin?"
"Üniversitede dersim öğleden sonra."
"O zaman sabah bize kahvaltıya gel."
Şaşkınlıkla gülümsedim.
"Memnuniyetle."
Babaanne de söze karıştı.
"Bizim evde bir gelen bir daha misafir olmaz."
"Aile olur."
Gözlerim yeniden doldu.
"İnşallah."
Annem gibi sarıldım onlara.
İçimde tarifsiz bir huzur vardı.
---
O gece herkes uykuya çekildiğinde Mert odasının penceresinden dışarı baktı.
Ben de arabaya binmeden önce dönüp yukarıya baktım.
Göz göze geldik.
İkimiz de gülümsedik.
Ne söz verdik...
Ne de büyük cümleler kurduk.
Çünkü artık biliyorduk.
Bu evlilik...
Ailelerin uygun gördüğü bir tanışmayla başlamıştı.
Ama bundan sonrası...
Tamamen kalplerimizin seçtiği bir yoldu.
Ve ikimiz de...
O yolu birlikte yürümeye hazırdık.
Devam edecek...
