23. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 23
Bölümler 47Şu an: Bölüm 23
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Anahtarı avucumun içinde çevirip duruyordum.
Eski pirinçten yapılmıştı.
Üzerindeki 217 rakamı neredeyse silinmişti.
Yıllarca kullanılmış gibiydi.
Emir odadan çıkıp yanıma geldi.
"Kimdi o kız?"
"Tanımıyorum."
"Anahtarı verdi."
"Cebinden çıkardı."
"Sonra hiçbir şey söylemeden gitti."
Anahtarı eline aldı.
Bir süre inceledi.
"Bu..."
"Ev anahtarı değil."
"Depo ya da eski tip kilitlerde kullanılan anahtarlardan."
Ben de aynı şeyi düşünüyordum.
Üzerindeki aşınma, sıradan bir kapıya ait olmadığını gösteriyordu.
Emir anahtarı delil poşetine koydu.
"Parmak izi incelemesine gönderelim."
Başımı salladım.
"Hayır."
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Neden?"
"Eğer bunu gerçekten bize ulaştırmak istedilerse..."
"Parmak izi bırakmayacak kadar dikkatlilerdir."
"Peki?"
"Önce 217'nin ne olduğunu bulalım."
---
Sabah saat sekize kadar emniyetten ayrılmadık.
Eski depo kayıtları...
Terk edilmiş binalar...
Otel odaları...
Apartman daireleri...
Şehirde "217" numarasıyla bağlantılı yüzlerce kayıt vardı.
Hiçbiri anlamlı görünmüyordu.
Tam umudumuzu kaybetmeye başlamışken...
Emir bilgisayar ekranına eğildi.
"Dur."
"Evet?"
"Eski sanayi bölgesindeki depoların numaralandırmasına bak."
Harita açıldı.
Depolar tek tek sıralanıyordu.
214...
215...
216...
Sonra...
217.
Emir'le aynı anda birbirimize baktık.
Bulmuştuk.
---
Yaklaşık bir saat sonra operasyon aracıyla eski sanayi bölgesine ulaştık.
Bu kez yanımızda yalnızca dört kişilik küçük bir ekip vardı.
Gürültü yapmak istemiyorduk.
Depo dışarıdan yıllardır kullanılmıyormuş gibi görünüyordu.
Paslanmış demir kapı...
Kırık camlar...
Sarmaşıklarla kaplanmış duvarlar...
Ama benim dikkatimi başka bir şey çekti.
Kapının üzerindeki pas tabakası yeniydi.
Buna karşılık kilit...
Yakın zamanda açılıp kapanmıştı.
Eldivenimi giyip anahtarı çıkardım.
Emir sessizce,
"Hazır mısın?"
diye sordu.
Derin bir nefes aldım.
"Değilim."
"Ama açacağım."
Anahtarı kilide soktum.
İlk denemede dönmedi.
Biraz daha bastırdım.
Çıt...
Kilitten gelen ses depoda yankılandı.
Kapı yavaşça açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Silahlarımızı çekerek ilerledik.
"Polis!"
"Kimse kıpırdamasın!"
Sessizlik...
Sadece çatının arasından içeri süzülen rüzgârın sesi vardı.
---
Depo beklediğimiz gibi değildi.
İçeride silah yoktu.
İnsan da yoktu.
Eski ahşap raflar...
Boş sandıklar...
Tozlu zemin...
Sanki yıllardır kimse girmemişti.
Tam geri dönecekken ayağım yere farklı bastı.
Beton zeminden tok bir ses geldi.
Eğilip dikkatlice baktım.
Yerdeki kare şeklindeki beton plaka diğerlerinden biraz farklıydı.
"Emir."
"Buraya bak."
İkimiz birlikte plakayı kaldırmaya çalıştık.
Ağırdı.
Ama birkaç denemeden sonra yerinden oynadı.
Altında dar bir merdiven vardı.
Soğuk hava yüzümüze çarptı.
Emir fenerini aşağı tuttu.
"Yer altı."
İlk basamağa ayağımı koydum.
Her adımda merdiven gıcırdıyordu.
Yaklaşık yirmi basamak indik.
Karşımıza çelik bir kapı çıktı.
Kapının üzerinde hiçbir yazı yoktu.
Sadece küçük elektronik şifre paneli vardı.
Ancak...
Kapı aralıktı.
Birisi bizden önce buraya girmişti.
Silahımı kaldırıp kapıyı yavaşça ittim.
İçeri girdiğimiz an olduğumuz yerde kaldık.
Burası gizli bir operasyon merkezi gibiydi.
Duvarlarda büyük ekranlar...
Haritalar...
Bilgisayar masaları...
Telsizler...
Şehrin farklı noktalarını gösteren güvenlik görüntüleri...
Ve en önemlisi...
Duvarın tamamını kaplayan dev bir pano.
Panonun tam ortasında benim fotoğrafım vardı.
Sağ tarafında Elif...
Altında Emir...
Biraz ileride ise...
Melike'nin yeni çekilmiş fotoğrafı.
Hepsinin etrafında kırmızı iplerle birbirine bağlanan onlarca not bulunuyordu.
Nefesim kesildi.
Bizi sadece izlememişlerdi.
Hayatımızın her ayrıntısını...
Haftalar, belki de aylar boyunca tek tek kayıt altına almışlardı.
Tam panoya yaklaşacakken...
Arkamızdaki kapı büyük bir gürültüyle kapandı.
Aynı anda odanın hoparlörlerinden tanıdık bir kadın sesi yükseldi.
"Hoş geldin Mert..."
Duru.
Ama sesi bu kez eskisinden farklıydı.
Sakin...
Ve kendinden emindi.
"Sonunda seni görmek istediğim yere getirmeyi başardım."
Ben kapıya yönelirken Duru'nun sesi yeniden yankılandı.
"Boşuna uğraşma."
"O kapı artık açılmayacak."
Sonra kısa bir kahkaha attı.
"Şimdi..."
"Gerçekleri öğrenmeye hazır mısın?"
Odanın karşı duvarındaki dev ekran yavaşça aydınlanmaya başladı.
Ve ekranda beliren ilk görüntü...
Yıllar önce Polis Akademisi'nin mezuniyet törenine aitti.
Ama bu kez...
Daha önce hiç görmediğim bir açıdan çekilmişti.
BÖLÜM 32 (Devamı) – Geçmişin Gölgesi
Odadaki bütün ışıklar bir anda söndü.
Sadece karşı duvardaki dev ekran aydınlıktı.
Mezuniyet törenine ait görüntüler ağır çekimde akıyordu.
Yıllar öncesine dönmüştüm.
Polis Akademisi'nin bahçesi...
Tören alanı...
Aileler...
Arkadaşlar...
Genç, heyecanlı yüzler...
Ve ben...
Henüz hayatın bana neler hazırladığını bilmeyen bir komiser adayı.
Emir sessizce yanıma geldi.
"Bu görüntüler resmi arşivde yok."
"Evet."
dedim.
"Başka bir kamera."
Belki de...
O gün bile biri bizi izliyordu.
---
Görüntü hızlandı.
Tören bittikten sonra öğrenciler aileleriyle buluşuyordu.
Ben anneme sarılıyordum.
Babam omzuma vurup gülümsüyordu.
Birkaç metre ötede Duru arkadaşlarıyla konuşuyordu.
Her şey normal görünüyordu.
Sonra...
Ekran durdu.
Yakınlaştırma yapıldı.
Kalabalığın içinde takım elbiseli bir adam vardı.
Yüzü net değildi.
Ama eliyle Duru'ya belli belirsiz bir işaret yapıyordu.
Duru başını hafifçe salladı.
Sanki...
Önceden kararlaştırılmış bir hareketti.
Emir nefesini tuttu.
"Bu..."
"O gün mü başlamış?"
Cevap veremedim.
Çünkü ben de ilk kez görüyordum.
---
Video devam etti.
Bu kez mezuniyet töreninden sonraki akşam gösteriliyordu.
Ben arkadaşlarımla kutlama yapıyordum.
Kamera uzaktaydı.
Gizlice çekilmişti.
Bir süre sonra görüntü tekrar durduruldu.
Takım elbiseli aynı adam...
Bu kez bana bakıyordu.
Kalbim hızlandı.
Demek ki...
Beni seçmeleri son birkaç haftanın değil...
Yılların planıydı.
---
Hoparlörden Duru'nun sesi yeniden duyuldu.
"Şaşırdın mı?"
Sessiz kaldım.
"Bunu neden yapıyorsun?"
diye sordum.
Duru birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Çünkü sen..."
"...hiçbir zaman sıradan biri olmadın."
"Beni bırakıp gittiğin için mi?"
Acı bir kahkaha duyuldu.
"Hâlâ öyle sanıyorsun."
"Hayır Mert."
"Bu artık seninle benim meselem değil."
"O konu yıllar önce bitti."
Emir bana baktı.
İlk kez Duru'nun sesinde takıntıdan çok...
Başka bir şey vardı.
Sanki görevini yerine getiriyordu.
---
Ekran yeniden değişti.
Bu kez şehir haritası çıktı.
Haritanın üzerinde onlarca kırmızı nokta vardı.
Bankalar...
Depolar...
Liman...
Sanayi tesisleri...
Emniyet binaları...
Mahkeme...
Hepsi tek tek işaretlenmişti.
"Ne istiyorsunuz?"
diye bağırdım.
Hoparlörden yalnızca tek cümle geldi.
"Düzeni değiştirmek."
Bu cevap...
Beni daha da düşündürdü.
Bu artık kişisel bir intikam değildi.
Karşımızda organize, planlı ve büyük bir yapı vardı.
---
Tam o sırada Emir, bilgisayarlardan birinin açık olduğunu fark etti.
"Mert."
"Buraya bak."
Hızla yanına gittim.
Monitörde canlı kamera görüntüleri vardı.
Şehrin farklı noktaları izleniyordu.
Bir ekran...
Mahallemizi gösteriyordu.
Diğeri üniversiteyi.
Bir diğeri emniyet binasının girişini.
Ve son ekran...
Kalbimin duracak gibi olmasına neden oldu.
Elif.
Apartmanın önünden markete doğru yürüyordu.
Görüntünün sağ üst köşesinde ise canlı yayın ibaresi vardı.
"Canlı..."
diye fısıldadı Emir.
Demek ki biri...
Şu anda onu izliyordu.
Telefonuma sarıldım.
Elif'i aradım.
Çalmadı.
Bir kez daha...
Yine cevap yoktu.
İçimde büyüyen endişe nefes almamı zorlaştırıyordu.
Tam üçüncü kez arayacakken...
Monitörde siyah bir minibüs yavaşça Elif'in yanında durdu.
Ben refleksle ekrana doğru bir adım attım.
Kapı açıldı.
İçeriden iki kişi indi.
Bütün kaslarım gerildi.
Ama...
Adamlar Elif'e yaklaşmadan yaşlı bir kadına yardım edip yeniden araca bindiler.
Derin bir nefes verdim.
O an fark ettim.
Bu görüntü...
Beni korkutmak için seçilmişti.
Duru beni psikolojik olarak yıpratmaya çalışıyordu.
Ve neredeyse başarılı oluyordu.
---
Tam odadan çıkmanın yolunu ararken...
Emir masanın altındaki küçük metal kutuyu fark etti.
Kutunun üzerinde kırmızı bir düğme vardı.
Altında tek bir not duruyordu.
"Gerçeği öğrenmek istiyorsan bas."
Emir bana baktı.
"Ne düşünüyorsun?"
Kutunun etrafını dikkatlice inceledim.
Kablo yoktu.
Patlayıcı düzeneği görünmüyordu.
Ama bu...
Güvenli olduğu anlamına gelmezdi.
Bir an durdum.
Duru'nun sesini hatırladım.
"Şimdi gerçekleri öğrenmeye hazır mısın?"
Elimi yavaşça düğmeye uzattım.
Odanın içindeki sessizlik kulaklarımı dolduruyordu.
Parmağım düğmeye değdiği anda...
Derinlerden güçlü bir mekanik ses yükseldi.
Duvarlardan biri ağır ağır yana kaymaya başladı.
Arkasında...
Işıkları yanan gizli bir koridor vardı.
Koridorun sonunda tek bir kapı görünüyordu.
Ve kapının üzerine büyük harflerle sadece iki kelime yazılmıştı.
DOSYA X
İçimdeki polis...
O kapının arkasında hayatımı değiştirecek cevapların olduğunu söylüyordu.
Duvar tamamen açıldığında, içeriden soğuk bir hava yüzüme çarptı.
Koridor dar ve uzundu.
Tavan boyunca dizilmiş beyaz LED lambalar tek tek yanıyor, sanki bizi içeri davet ediyordu.
Ne pencere vardı...
Ne de başka bir çıkış.
Her şey fazlasıyla düzenliydi.
Bu yer aceleyle hazırlanmış bir sığınak değildi.
Yıllardır kullanılan profesyonel bir merkezdi.
Emir silahını kaldırdı.
"Önde ben gideyim."
Başımı iki yana salladım.
"Hayır."
"Eğer bu oyun benim üzerimden kuruluyorsa..."
"İlk ben gireceğim."
Emir kısa bir süre bana baktı.
Sonra istemeden de olsa geri çekildi.
"Tamam."
"Ama tek bir yanlış hareket görürsem seni dinlemem."
Hafifçe gülümsedim.
"Zaten bunun için ortağımsın."
---
Koridorda ilerledikçe duvarlarda eski fotoğraflar dikkatimi çekmeye başladı.
İlk fotoğraf...
Yıllar önce gerçekleştirilen büyük bir uyuşturucu operasyonuna aitti.
Operasyonda görev yapan polislerin arasında tanıdık yüzler vardı.
İkinci fotoğraf...
Bir banka soygunundan sonra çekilmiş basın açıklamasıydı.
Üçüncü...
Terör operasyonundan.
Her fotoğrafta ortak bir şey vardı.
Başarıyla sonuçlanan operasyonlar...
Ve her fotoğrafın köşesinde kırmızı kalemle atılmış küçük bir çarpı işareti.
"Bu ne demek?"
diye fısıldadı Emir.
Eğilip daha dikkatli baktım.
Fotoğrafların altına tarihler yazılmıştı.
Her operasyonun üzerinden birkaç ay geçtikten sonra...
O ekipten en az bir polis ya emekli olmuş...
Ya görevden alınmış...
Ya da şüpheli şekilde hayatını kaybetmişti.
İçim ürperdi.
Sanki biri...
Yıllardır emniyet teşkilatının içindeki başarılı polisleri tek tek takip ediyordu.
---
Koridorun sonundaki kapıya ulaştık.
Kapının üzerinde elektronik kilit yoktu.
Sadece metal bir kol vardı.
Eldivenimi düzelttim.
Hazırlandım.
Kapıyı yavaşça açtım.
İçerisi beklediğimden çok farklıydı.
Büyük bir ofis...
Duvarlarda yüzlerce dosya...
Arşiv dolapları...
Bilgisayarlar...
Ve tam ortada eski bir çalışma masası.
Masanın üzerinde tek bir klasör duruyordu.
Üzerinde kalın siyah harflerle şu yazıyordu:
DOSYA X
Yaklaştım.
Klasörü açmadan önce etrafı kontrol ettim.
Herhangi bir düzenek görünmüyordu.
Yavaşça kapağını kaldırdım.
İlk sayfada büyük bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafa baktığım an nefesim kesildi.
Fotoğraftaki kişi...
Babamdı.
Gençlik yıllarına ait siyah beyaz bir kare.
Polis üniforması üzerindeydi.
Altında ise tek satır yazıyordu.
"Komiser Ahmet Yılmaz – 1998"
Donup kaldım.
Emir şaşkınlıkla bana baktı.
"Bu..."
"...senin baban."
Başımı yavaşça salladım.
"Evet."
Sayfayı çevirdim.
İkinci sayfada resmi belgeler vardı.
Babamın görev yaptığı operasyonlar...
Başarı belgeleri...
Gizli görevlendirmeler...
Son sayfanın altındaki kırmızı damga ise dikkatimi çekti.
"DOSYA KAPATILDI"
Ama neden?
Babam emekli olmuştu.
Her zaman bize sıradan bir polislik hayatı yaşadığını anlatmıştı.
Bu kadar gizli dosyaların içinde ne işi vardı?
---
Tam o sırada odanın hoparlörleri yeniden çalıştı.
Duru'nun sesi bu kez daha sakindi.
"Mert..."
"Babanın anlattığı her şeye gerçekten inandın mı?"
Kalbim hızlandı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Baban..."
"...sana hiçbir zaman bütün gerçeği anlatmadı."
"Yalan söylüyorsun!"
diye bağırdım.
Duru hiç yükselmedi.
"Ben değil."
"Dosyalar konuşuyor."
Klasörün en altındaki kapalı zarf dikkatimi çekti.
Üzerinde kendi el yazısıyla yazılmış gibi görünen tek cümle vardı.
"Eğer bunu oğlum Mert okuyorsa..."
Ellerim titremeye başladı.
Bu...
Babamın yazısıydı.
Çocukluğumdan beri defalarca gördüğüm o eğik harfler...
Yanılmam mümkün değildi.
Emir sessizce geri çekildi.
"Bunu..."
"...yalnız okumak isteyebilirsin."
Başımı salladım.
Zarfı yavaşça açtım.
İçinden sararmış birkaç sayfa çıktı.
İlk satırı okumamla birlikte dünya sanki durdu.
«"Sevgili oğlum... Eğer bu mektup eline geçtiyse, yıllardır senden sakladığım gerçek ortaya çıkmış demektir."»
Boğazım düğümlendi.
Babam...
Yıllar önce bana bir mektup bırakmıştı.
Ve anlaşılan o ki...
Hayatım boyunca bildiğimi sandığım her şey, birkaç sayfa sonra tamamen değişecekti.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
