19. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 19
Bölümler 47Şu an: Bölüm 19
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O gece neredeyse hiç uyuyamadım.
Aklımda sürekli aynı soru vardı.
Duru gerçekten ne istiyordu?
Beni korkutmak mı?
Yalnız bırakmak mı?
Yoksa...
Beni hata yapmaya zorlamak mı?
Yatağımdan kalkıp pencerenin önüne geçtim.
Mahalle sessizdi.
Sokak lambalarının altında ara sıra geçen birkaç araba dışında hiçbir hareket yoktu.
Ama artık biliyordum.
Sessizlik...
Güvende olduğumuz anlamına gelmiyordu.
---
Sabah erkenden karakola gittim.
Emir beni kapıda karşıladı.
"Oyuncak arabadan parmak izi çıktı mı?"
diye sordum.
"Hayır."
"Kutunun üzerinden de bir şey çıkmadı."
"Her şeyi temizlemişler."
Beklediğim cevaptı.
Karşımdaki kişi iz bırakmamayı biliyordu.
Emir masasına geçti.
"Bir gelişme daha var."
"Nedir?"
"Üniversitenin çevresindeki güvenlik kameralarını tekrar inceledik."
Bilgisayarı bana çevirdi.
Ekranda Elif'in kampüsten çıktığı görüntüler vardı.
Ben gelmeden yaklaşık on dakika önce...
Siyah şapkalı biri uzaktan onu takip ediyordu.
Görüntü kısa sürüyordu.
Ama yeterince açıktı.
O kişi...
Sadece beni değil...
Elif'i de adım adım izliyordu.
Yumruğumu sıktım.
"Bu iş burada bitecek."
dedim.
Emir sakinliğini koruyordu.
"Bitecek."
"Ama öfkeyle değil."
"Akılla."
Haklıydı.
Ne kadar sinirlensem de...
Polis kimliğimi bir kenara bırakamazdım.
---
Öğleden sonra izin alıp üniversiteye gittim.
Elif'in dersi bitmek üzereydi.
Bu kez kampüsün içine girmedim.
Kapının karşısındaki kafede oturup çevreyi izlemeye başladım.
Yaklaşık yirmi dakika sonra öğrenciler çıkmaya başladı.
Elif de Ece'yle birlikte kapıya doğru yürüyordu.
Tam o sırada...
Karşı kaldırımda duran siyah montlu bir adam dikkatimi çekti.
Elinde gazete vardı.
Ama gazeteyi okumuyordu.
Gözleri sürekli Elif'teydi.
Sakin bir şekilde ayağa kalktım.
Adam beni fark edince gazeteyi katladı.
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Ben de peşinden gittim.
Kalabalığın arasına karıştı.
Adımlarını hızlandırdı.
Köşeyi döndüğünde koşmaya başladı.
Ben de arkasından koştum.
Yaklaşık yüz metre sonra ara sokağa girdi.
Sokağa ulaştığımda...
Adam yoktu.
Ama bu kez yerde hiçbir ipucu bırakmamıştı.
Sadece uzaktan hızla uzaklaşan gri bir otomobil gördüm.
Plakasının ilk harfleri dikkatimi çekti.
34 BL...
Aynı araç...
Yine karşıma çıkmıştı.
---
Apartmana döndüğümde Elif beni bekliyordu.
"Beni mi takip ettin?"
diye sordu gülümseyerek.
"Korudum."
"Arada fark var."
Kahkaha attı.
"Tamam Komiser Bey."
"Anladım."
Merdivenleri birlikte çıktık.
Kapısının önüne geldiğimizde sesi ciddileşti.
"Mert."
"Bugün..."
"Kendimi ilk kez gerçekten izleniyor gibi hissettim."
Bu cümle beni düşündürdü.
"Neden?"
"Bilmiyorum."
"Arkamı her döndüğümde biri bana bakıyormuş gibiydi."
Derin bir nefes aldım.
"Bir süre daha dikkatli olacağız."
"Sonra her şey düzelecek."
Bana inanmaya çalışarak başını salladı.
"İnanıyorum."
Ama gözlerinde...
İlk kez korkudan çok yorgunluk vardı.
---
O gece...
Şehrin başka bir ucunda...
Duru loş ışıklı bir odada tek başına oturuyordu.
Masanın üzerinde Mert ve Elif'e ait fotoğraflar vardı.
Karşısındaki adam sessizce konuştu.
"Bu kadar takip yeter."
"İkinci aşamaya geçecek miyiz?"
Duru fotoğraflardan birini eline aldı.
Mert ile Elif'in mahallede çocuklarla çekilmiş görüntüsüne uzun uzun baktı.
Sonra soğukkanlı bir ifadeyle cevap verdi.
"Evet."
"Artık birbirlerine güveniyorlar."
"O güveni yıkma zamanı geldi."
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Adam başını salladı.
"Anlaşıldı."
Duru pencereye yöneldi.
Dışarıdaki karanlığa bakarken dudaklarında tek bir cümle belirdi.
"Mert..."
"Bu kez seni bana geri getiremeyeceğimi biliyorum."
"Ama seni mutlu da bırakmayacağım."
Ertesi sabah telefonumun alarmı çalmadan uyandım.
Gece boyunca Duru'nun sözleri aklımdan çıkmamıştı.
"O güveni yıkma zamanı geldi."
Bunu nasıl yapacağını bilmiyordum.
Ama artık hedefinin sadece beni rahatsız etmek olmadığını anlamıştım.
Bizi birbirimize karşı şüpheye düşürmek istiyordu.
Ve buna izin vermeyecektim.
---
Karakola vardığımda Emir beni odasına çağırdı.
"Mert."
"Yeni bir gelişme var."
Masasına oturdum.
"Plakasıyla uğraştığımız gri araç bulundu."
Bir an doğruldum.
"Nerede?"
"Şehrin çıkışında terk edilmiş."
"İçinde kimse yok."
"Parmak izi?"
"Yok."
"Şasi numarası?"
"Çalıntı."
Beklediğim gibi...
Yine profesyonel davranmışlardı.
Emir masanın üzerine küçük, şeffaf bir poşet bıraktı.
Arabanın içinden çıkan tek delil...
Küçük, metal bir anahtarlıktı.
Üzerinde eski bir fotoğraf stüdyosunun logosu vardı.
"Fotoğraf stüdyosu mu?"
"Evet."
"Kapanalı yıllar olmuş."
Anahtarlığı elime aldım.
"Neden bunu bıraksınlar?"
Emir omuz silkti.
"Ya tesadüfen düştü..."
"Ya da bizi yanlış yöne çekmek istiyorlar."
İkinci ihtimal daha güçlüydü.
---
Öğleden sonra Elif mesaj attı.
"Bugün dersim erken bitti."
"Kütüphanedeyim."
"Çıkınca haber veririm."
Telefonu cebime koydum.
Tam o sırada başka bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
Bu kez mesaj değil...
Bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı açtığım an nefesim kesildi.
Elif...
Kütüphanede tek başına oturuyordu.
Fotoğraf çok yakından çekilmişti.
Altında ise tek cümle yazıyordu.
"Yanına yetişebilir misin?"
Hiç düşünmeden ayağa kalktım.
Arabaya atlayıp üniversiteye doğru sürdüm.
---
Kampüse vardığımda kalbim normalden hızlı atıyordu.
Kütüphaneye girdim.
Gözlerim Elif'i arıyordu.
Birkaç saniye sonra onu gördüm.
Cam kenarındaki masada oturmuş, kitabını okuyordu.
Hiçbir şeyden habersizdi.
Beni görünce şaşırdı.
"Mert?"
"Neden geldin?"
Yanına gidip etrafı kontrol ettim.
"İyi misin?"
"Evet."
"Bir şey mi oldu?"
Telefonumdaki fotoğrafı gösterdim.
Yüzündeki ifade değişti.
"Bu..."
"Az önce çekilmiş."
"Evet."
"Ben hiçbir şey fark etmedim."
Sandalyenin arkasına baktım.
Rafların arasını kontrol ettim.
Ama fotoğrafı çeken kişi çoktan gitmişti.
Elif yavaşça ayağa kalktı.
"Mert..."
"Sana güveniyorum."
"Ama böyle yaşamaktan yoruldum."
Bu cümle canımı acıttı.
Çünkü haklıydı.
Hayatı, sürekli arkasına bakarak yaşamak zorunda değildi.
O sırada telefonum yeniden çaldı.
Aynı bilinmeyen numara.
Bu kez mesajı açar açmaz kaşlarım çatıldı.
"Demek gerçekten koşarak geliyormuşsun."
Telefonu sıkıca kavradım.
Duru...
Beni izliyordu.
Belki de şu anda...
Aynı binanın içindeydi.
Başımı kaldırıp kütüphanenin ikinci katına baktım.
Camın arkasında siyah kapüşonlu biri bir an göründü.
Göz göze geldik.
Hiç düşünmeden merdivenlere doğru koştum.
Merdivenleri ikişer ikişer çıktım.
İkinci kata ulaştığımda etrafı hızla taradım.
Kitap raflarının arasında onlarca öğrenci vardı.
Kimisi ders çalışıyor...
Kimisi bilgisayar başında not alıyordu.
Az önce camın önünde gördüğüm kapüşonlu kişiden ise eser yoktu.
Koridorun sonuna kadar yürüdüm.
Acil çıkış kapısı hafifçe aralıktı.
Kapıyı açıp yangın merdivenine çıktım.
Boştu.
Sadece alt katlardan gelen ayak sesleri duyuluyordu.
Geç kalmıştım.
Yine...
Benden birkaç dakika önce uzaklaşmayı başarmıştı.
---
Tekrar kütüphaneye döndüğümde Elif beni bekliyordu.
"Neler oldu?"
"Kimseyi bulamadım."
Sessizce başını eğdi.
"Ben yüzünden..."
Sözünü tamamlamasına izin vermedim.
"Hayır."
"Bu senin yüzünden değil."
"Hiçbirimiz suçlu değiliz."
Bana baktı.
Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.
Sadece yaşadığı gerginlik yüzüne yansımıştı.
"Bugün eve gidelim."
dedim.
"Biraz dinlen."
İtiraz etmedi.
---
Arabada uzun süre sessiz kaldık.
Radyoyu bile açmadım.
Apartmanın önüne geldiğimizde Elif kemerini çözdü.
Tam inecekken bana döndü.
"Mert."
"Efendim?"
"Bir şey isteyeceğim."
"Söyle."
"Artık benden hiçbir şeyi saklama."
Bir an sustum.
"Ne demek istiyorsun?"
"Telefonuna gelen mesajları..."
"Gördüğün insanları..."
"Şüphelendiğin her şeyi bilmek istiyorum."
"Çünkü bilmediğim şey..."
"Beni daha çok korkutuyor."
Haklıydı.
Onu korumaya çalışırken...
Aslında yalnız bırakıyordum.
"Peki."
dedim.
"Bundan sonra hiçbir şeyi saklamayacağım."
Yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.
"Teşekkür ederim."
---
O akşam Emir'le mahallede buluştuk.
Birlikte apartmanın çevresini dolaştık.
Sokak kameralarının açılarını tek tek inceledik.
Emir bir direği gösterdi.
"Bak."
Kameranın tam karşısında büyük bir ağaç vardı.
"Dalları görüntüyü kapatıyor."
Gerçekten de...
Apartmanın girişinin küçük bir bölümü görünmüyordu.
"Bunu bilerek seçmiş olabilirler."
dedim.
Emir başını salladı.
"Bu işi yapan kişi mahalleyi tanıyor."
Bu cümle içime oturdu.
Demek ki...
Bizi izleyen biri yabancı olmayabilirdi.
Belki günlerdir aynı sokakta yürüyordu.
Belki markette karşılaşıyorduk.
Belki de her gün selam verdiğimiz biriydi.
---
Gece saat on bire doğru eve çıktım.
Telefonum yine titredi.
Bu kez numara gizli değildi.
Mesaj, Duru'nun yıllar önce kullandığı eski numaradan gelmişti.
"Bugün seni çok koşturdum."
Altına ikinci mesaj düştü.
"Ama asıl sürpriz eve dönünce."
Kalbim hızlandı.
Hiç vakit kaybetmeden kapıyı açıp içeri girdim.
Annem salondaydı.
Babam televizyon izliyordu.
Her şey normal görünüyordu.
"Oğlum, hayırdır?"
diye sordu annem.
"Bir şey yok."
Hızla balkona çıktım.
Karşı balkona baktım.
Elif de tam perdeyi kapatıyordu.
Beni görünce el salladı.
İçim biraz rahatladı.
Demek istediği bu değildi.
Tam içeri dönecekken...
Gözüm balkon korkuluğuna iliştirilen küçük beyaz bir zarfa takıldı.
Bu kez zarf benim balkonumdaydı.
Üzerinde yalnızca adım yazıyordu.
Mert.
Zarfı dikkatlice açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğraf eskiydi.
Yaklaşık dört yıl öncesine aitti.
Ben...
Duru...
Ve birkaç arkadaşımız.
Polis okulundan mezuniyet gününde çekilmiş bir kare.
Fotoğrafın arkasında ise tek cümle vardı.
"Her hikâyenin bir başlangıcı vardır."
Elim istemsizce fotoğrafın üzerinde kaldı.
Duru...
Artık geçmişimizi de bu oyunun içine çekmeye başlamıştı.
Ve ilk kez...
Onun gerçek amacını öğrenmeden bu savaşı kazanamayacağımı hissettim.
Fotoğrafı uzun süre elimde tuttum.
Polis okulundan mezun olduğumuz gündü.
O gün hiçbirimiz yıllar sonra hayatın bizi bu noktaya getireceğini tahmin edemezdik.
Duru'nun yüzündeki gülümsemeye baktım.
O zamanlar...
Her şey normal görünüyordu.
Ama insan bazen en büyük fırtınayı...
En sakin gökyüzünün altında fark edemiyordu.
Fotoğrafı delil poşetine koyup Emir'i aradım.
"Yeni bir zarf bıraktılar."
"Dokunmadan sakla."
"Sabah birlikte inceleriz."
Telefonu kapattım.
İçimde tuhaf bir his vardı.
Bu kez olayların yönü değişecekti.
Bunu hissediyordum.
---
Ertesesi gün mesaim normal saatinde bitti.
Hava kararmaya başlamıştı.
Emir başka bir ekiple operasyona gitmişti.
Ben de tek başıma otoparka doğru yürüdüm.
Arabama birkaç metre kalmıştı.
Tam anahtarı cebimden çıkarırken arkamdan bir ses geldi.
"Komiser Mert?"
Arkamı döndüm.
Otuzlu yaşlarında, telaşlı görünen bir adam vardı.
"Cüzdanımı çaldılar."
"Yardım edebilir misiniz?"
Refleksle ona doğru bir adım attım.
Tam o anda...
Yan taraftan siyah bir panelvan hızla yanıma yanaştı.
Kapı açıldı.
İki kişi bir anda üzerime atıldı.
Direnmeye çalıştım.
Birini omzundan ittim.
Diğerinin kolunu yakaladım.
Ama üçüncü biri arkadan gelip kolumu sıkıca tuttu.
Ağzıma kalın bir bez bastırıldı.
Görüşüm bulanıklaşmaya başladı.
Son hatırladığım şey...
Yere düşen telefonumun ekranındaki çatlak ve uzaktan duyulan fren sesiydi.
---
Gözlerimi açtığımda başım zonkluyordu.
Etraf tamamen karanlıktı.
Ellerim arkadan plastik kelepçeyle bağlıydı.
Ayaklarım da sandalyeye sabitlenmişti.
Eski bir depo gibi kokuyordu.
Nemli duvarlar...
Pas kokusu...
Uzaklardan damlayan su sesi...
Başımı kaldırmaya çalıştım.
Tam karşımdaki projektör bir anda yandı.
Gözlerim kamaştı.
Işığın arkasından bir siluet yaklaştı.
Yüzü görünmüyordu.
Sadece sesi duyuluyordu.
"Sonunda yalnızız, Komiser."
Konuşmadım.
Sessizce etrafı incelemeye çalışıyordum.
Kameralar...
Metal raflar...
Boş kasalar...
Her ayrıntıyı aklıma kazıyordum.
"Polis içgüdün hâlâ çalışıyor."
dedi adam.
"Çıkış yolu arıyorsun."
Sakin kalmaya çalıştım.
"Kimsin?"
Adam hafifçe güldü.
"Bugün önemli olan ben değilim."
"Önemli olan..."
"Ne kadar dayanıklı olduğun."
Masaya küçük bir ses kayıt cihazı bıraktı.
"Biz senden sadece birkaç cevap istiyoruz."
"Yanlış cevap verirsen..."
Masaya yumruğunu vurdu.
Depoda yankı oluştu.
"Biraz daha uzun kalırsın."
Derin bir nefes aldım.
"Kimi için çalışıyorsun?"
diye sordum.
Adam cevap vermedi.
Sadece sandalyemin etrafında dolaştı.
"Sen sürekli Duru'yu arıyorsun."
"Yanlış kişiye odaklandın."
Bu cümle dikkatimi çekti.
"Ne demek istiyorsun?"
"Duru..."
"Kurduğu oyunun sadece görünen yüzü."
İlk kez içimde gerçek bir şaşkınlık oluştu.
Demek ki perde arkasında başka biri vardı.
Tam o sırada adam cebinden telefonu çıkardı.
Ekranı bana çevirdi.
Canlı kamera görüntüsünde...
Elif üniversiteden çıkıyordu.
Yanında Ece vardı.
Adam telefonu tekrar cebine koydu.
"Soğukkanlılığını kaybetme."
"Onlara henüz dokunan yok."
"Henüz."
Yumruklarımı sıktım.
"Onlardan uzak dur."
Adam bana doğru eğildi.
"İşte bunu görmek istemiştik."
"Demek zayıf noktan gerçekten o."
Göz göze geldik.
Bu kez korku hissetmiyordum.
Sadece öfke vardı.
Ve içimde tek bir düşünce...
Ne olursa olsun buradan çıkacak...
Bu oyunu kimin kurduğunu öğrenecek...
Ve Elif'i koruyacaktım.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
