10. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 10
Bölümler 47Şu an: Bölüm 10
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Festivalden döndüğümüz akşam kendimi yorgun hissetmeme rağmen hemen uyuyamadım.
Komodinin üzerindeki saate baktım.
Gece on bire geliyordu.
Odam sessizdi.
Sadece açık pencereden gelen hafif rüzgâr perdeyi hareket ettiriyordu.
Yatağıma uzanırken aklıma festivalde çekilen o fotoğraf geldi.
Yaşlı amcanın,
"Biraz yaklaşın."
deyişi...
Elif'in mahcup gülümsemesi...
Ve birlikte attığımız o küçücük adım...
Aslında aramızdaki mesafe hâlâ vardı.
Ama artık o mesafe, yabancılıktan değil...
Çekingenliktendi.
Bunu hissedebiliyordum.
---
Ertesi sabah telefonumun alarmıyla uyandım.
Bugün yine mesaim vardı.
Hazırlanıp mutfağa geçtim.
Annem kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı.
"Günaydın."
"Günaydın oğlum."
Masaya oturdum.
Annem tabağıma peynir koyarken gülümseyerek sordu.
"Dün eğlendiniz mi?"
"Evet."
"Festival güzeldi."
"Elif'le de biraz dolaşmışsınız."
Çatal elimde durdu.
"Bunu nereden biliyorsun?"
Annem çayından bir yudum aldı.
"Zeynep anlattı."
"Birlikte fotoğraf sergisine bakmışsınız."
Gülümsedim.
"Evet."
"Hepsi o kadar."
Annem başka bir şey söylemedi.
Sadece memnun olmuş gibi başını salladı.
---
Karakolda her zamanki hareketlilik vardı.
Sabah toplantısından sonra ben ve Emir mahalle devriyesine çıktık.
Hava güneşliydi.
Festivalin kurulduğu meydanın önünden geçerken görevliler stantları toplamaya başlamıştı.
Dünün kalabalığından geriye birkaç masa ve renkli bayraklar kalmıştı.
Emir direksiyondaydı.
Bir ara bana baktı.
"Dün festivale gittin mi?"
"Gittim."
"Güzel miydi?"
"Fena değildi."
"Bizimkiler de gitmiş."
Başımı salladım.
Mahallede konuşulmayan konu kalmıyordu zaten.
---
Öğle saatlerinde karakola döndük.
Tam çay almak için kantine gidecekken telefonum çaldı.
Ekranda annemin adı yazıyordu.
"Alo anne."
"Mert."
"Bir şey mi oldu?"
"Yok oğlum."
"Merak etme."
Derin bir nefes aldım.
"Sadece senden küçük bir ricam olacak."
"Dinliyorum."
"Ben bugün Zeynep'le hastaneye gideceğim."
"Neden?"
"Rutin kontrol."
"Ciddi bir şey değil."
"İnşallah."
"Elif bugün kafede çalışıyor."
"Evet."
"Dönüşte biraz geç kalacağız."
"Tamam."
"İş çıkışı kafeye uğrayıp Elif'i eve bırakabilir misin?"
Bir an sustum.
Annem devam etti.
"Otobüsle dönmesin istedim."
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Bu istek ilk kez geliyordu.
Aslında bunda garip bir şey yoktu.
Aynı mahallede oturuyorduk.
Üstelik ailelerimiz birbirini tanıyordu.
Yine de...
Nedense kalbim biraz daha hızlı atmaya başlamıştı.
"Olur."
dedim.
"Mesaim biter bitmez uğrarım."
"Allah razı olsun oğlum."
"Ne demek."
Telefon kapandı.
Elimde telefonla birkaç saniye öylece kaldım.
Emir yanıma yaklaştı.
"Hayırdır?"
"Bir şey yok."
"Annem aradı."
"Akşam küçük bir işim var."
"Ne işi?"
Gülümseyerek montumu aldım.
"Yolda anlatırım."
Gerçi...
Ben de bunun sadece bir "iş" olmadığını yeni yeni fark ediyordum.
Çünkü bu...
Mert ve Elif'in ilk kez aileleri olmadan aynı arabada geçirecekleri birkaç dakikanın başlangıcı olacaktı.
Ve nedense...
En çok da bu kısa yolculuğun nasıl geçeceğini merak ediyordum.
Öğleden sonraki mesai beklediğimden daha sakindi.
Birkaç evrak teslimi...
Kısa bir devriye...
Sonra da karakola dönüş.
Saat altıya yaklaşırken üniformamı çıkarıp sivil kıyafetlerimi giydim.
Tam dolabı kapatıyordum ki Emir yanıma geldi.
"Eve mi?"
"Evet."
"Annenin işi vardı galiba."
Başımı salladım.
"Kafeye uğrayacağım."
Emir yüzüme bakıp hafifçe gülümsedi.
"Tamam."
"Bir şey demeyeceğim."
"Demesen daha iyi."
İkimiz de güldük.
Arabama binip kafenin bulunduğu sokağa doğru yola çıktım.
---
Kafenin önüne vardığımda içerisi hâlâ kalabalıktı.
Camın arkasından Elif'i gördüm.
Elinde tepsiyle masaları dolaşıyordu.
Kapıyı açıp içeri girdim.
Kapının üzerindeki küçük zil çaldı.
Hasan Bey kasanın arkasındaydı.
Beni görünce gülümsedi.
"Hoş geldin Mert."
"Hoş bulduk."
"Bir kahve içer misin?"
"Teşekkür ederim."
"Elif'i bekleyeceğim."
"Beş dakikaya çıkar."
Başımı sallayıp pencerenin yanındaki boş masaya oturdum.
Kafeyi ilk kez müşteri olarak görüyordum.
İçeride hafif bir kahve kokusu vardı.
Duvarda eski plaklar asılıydı.
Sakin bir müzik çalıyordu.
Elif beni fark edince şaşırdı.
Ama işini yarıda bırakmadı.
Önce son masasını topladı.
Kasaya gidip önlüğünü çıkardı.
Hasan Bey'e iyi akşamlar diledi.
Sonra yanıma geldi.
"Beklettim mi?"
"Hayır."
"Yeni çıktım zaten."
Çantasını omzuna taktı.
"Annem aradı."
"Senin geleceğini söyledi."
"Evet."
"Rahatsız olmamışsındır umarım."
Başını iki yana salladı.
"Olur mu?"
"Sadece..."
Bir an duraksadı.
"İlk kez biri beni işten almaya geldi."
Bu cümleyi söylerken yüzünde mahcup bir gülümseme vardı.
"Öyle mi?"
"Evet."
"Genelde otobüsle giderim."
Birlikte dışarı çıktık.
Akşam güneşi yavaş yavaş batıyordu.
Hava ne sıcaktı ne de soğuktu.
Arabaya doğru yürüdük.
Ben ön kapıyı açtım.
"Buyur."
Elif kısa bir an durdu.
"Teşekkür ederim."
Arabaya oturduktan sonra emniyet kemerini taktı.
Ben de direksiyona geçtim.
Motoru çalıştırdım.
İlk birkaç dakika ikimiz de sessizdik.
Radyoda hafif bir müzik çalıyordu.
Sesini biraz kıstım.
Sessizliği bozmak istedim.
"Kafede bugün yoğun muydu?"
"Biraz."
"Festivalden sonra insanlar uğradı."
"Yoruldun mu?"
"Biraz."
Sonra bana döndü.
"Sen?"
"Bizde sakindi."
Camdan dışarı baktı.
"İşten çıkınca eve gitmek güzel oluyor."
"Özellikle yoğun günlerde."
"Evet."
Kırmızı ışıkta durduk.
Yol kenarında küçük bir çiçekçi vardı.
Elif vitrindeki beyaz papatyalara bakıyordu.
"Seviyor musun?"
diye sordum.
"Neyi?"
"Papatyaları."
Gülümsedi.
"Evet."
"Çok sade duruyorlar."
"Bence güzeller."
Yeşil ışık yanınca tekrar hareket ettik.
Mahalleye yaklaşmıştık.
Yol düşündüğümden daha kısa sürmüştü.
Apartmanın önüne geldiğimizde arabayı durdurdum.
Elif kemerini çözdü.
Kapıyı açmadan önce bana döndü.
"Bugün beni beklediğin için teşekkür ederim."
"Rica ederim."
"İstersen bundan sonra da..."
Söz ağzımdan düşünmeden çıktı.
"...iş çıkışların denk gelirse bırakabilirim."
Bir an sustum.
"Tabii sen istersen."
Elif şaşkınlıkla bana baktı.
Sonra yavaşça gülümsedi.
"Olur."
"Rahatsız etmezsem."
"Etmezsin."
Bu kez cevabım çok netti.
İkimiz de birkaç saniye sessiz kaldık.
Sonra Elif arabadan indi.
Kapıyı kapatmadan önce eğilip içeri baktı.
"İyi akşamlar Mert."
"İyi akşamlar Elif."
Apartmanın kapısına doğru yürüdü.
İçeri girmeden hemen önce dönüp bana baktı.
Küçük bir el salladı.
Ben de aynı şekilde karşılık verdim.
O apartmana girene kadar bekledim.
Sonra arabayı çalıştırıp kendi apartmanımızın önüne geçtim.
Aramızda yalnızca birkaç metre vardı.
Ama nedense...
Bugün o birkaç metre bana eskisi kadar uzak görünmüyordu.
Çünkü ilk kez...
Bir yere birlikte gitmiş,
Bir yere birlikte dönmüştük.
Ve bu, hikâyemizde sessiz ama önemli bir adımdı.
Arabayı apartmanın önüne park edip derin bir nefes aldım.
Motoru kapattığım hâlde birkaç saniye direksiyonun başında oturdum.
Nedense eve girmek için acele etmiyordum.
Bugün sıradan bir gündü.
Ama aynı zamanda...
Sıradan olmayan küçük anlarla doluydu.
Elif'in arabaya ilk binişi...
Yol boyunca yaptığımız sakin sohbet...
Vedalaşırken yüzündeki o içten gülümseme...
Bunların hiçbiri büyük olaylar değildi.
Ama aklımda yer etmişti.
Telefonumun ekranı yandı.
Saat yediye geliyordu.
Arabadan inip apartmana girdim.
Kapıyı çaldığım anda annem açtı.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
Montumu askıya astım.
"Elif'i bıraktın mı?"
"Evet."
"Yol nasıl geçti?"
Ayakkabılarımı çıkarırken gülümsedim.
"İyiydi."
"Sohbet ettiniz mi?"
"Biraz."
Annem daha fazla soru sormadı.
Sadece rahat bir nefes aldı.
"İyi olmuş."
Mutfaktan çay kokusu geliyordu.
"Çay koydum."
"Gel."
Babam çoktan salondaki koltuğuna geçmişti.
Televizyonda akşam haberleri açıktı.
Ben de çayımı alıp karşılarına oturdum.
Bir süre sessizce haberleri izledik.
Sonra kapı zili çaldı.
Annem ayağa kalktı.
"Bu saatte kim acaba?"
Kapıyı açınca tanıdık bir ses duyuldu.
"Rahatsız etmiyorumdur inşallah."
Zeynep Hanım'dı.
Elinde küçük, yuvarlak bir tabak vardı.
"Estağfurullah."
dedi annem.
"Buyurun."
Zeynep Hanım içeri girmedi.
"Elif'i getirdiğin için teşekkür etmek istedim."
"Buna ne gerek vardı?"
Annem gülümseyerek tabağa baktı.
Tabakta ev yapımı poğaçalar vardı.
"Bugün akşam yaptık."
"Sıcakken size de getireyim dedim."
Annem teşekkür ederek tabağı aldı.
"Bir çay içmeden gitmeyin."
"Yok."
"Evde Elif yalnız."
"Başka zaman inşallah."
Tam dönecekti ki beni fark etti.
"Mert."
"Efendim?"
"Kızımı bekletmeden getirdiğin için sağ ol."
"Ne demek."
"Aynı mahalledeyiz sonuçta."
Zeynep Hanım içtenlikle gülümsedi.
"Allah razı olsun."
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar."
Kapı kapandıktan sonra annem tabağı mutfağa götürdü.
Poğaçalardan biri hâlâ sıcaktı.
Annem gülerek bana uzattı.
"Al bakalım."
"Senin hakkın."
Şaşkınlıkla baktım.
"Benim mi?"
"Elif'i bırakmışsın."
"Teşekkür için getirmişler."
Gülmeden edemedim.
"Anne..."
"Neymiş?"
"Daha teşekkür edecek ne var?"
Annem göz kırptı.
"İnsanlar incelik gösterince karşılığını vermek ister."
Poğaçadan bir lokma aldım.
Gerçekten çok güzeldi.
Tam o sırada telefonuma bir bildirim geldi.
Ekrana baktım.
Numarayı tanımıyordum.
Mesajı açtım.
"Merhaba Mert.
Ben Elif.
Annem, numaranı teyzemden aldı. Umarım sakıncası yoktur.
Bugün beni eve bıraktığın için tekrar teşekkür etmek istedim.
İyi akşamlar. 🙂"
Mesajı iki kez okudum.
İçimde istemsiz bir heyecan oluştu.
Kısa bir cevap yazdım.
"Merhaba Elif.
Hiç sakıncası yok. Ne zaman ihtiyaç olursa haber verebilirsin.
Ben teşekkür ederim.
İyi akşamlar."
Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra telefon tekrar titredi.
"Teşekkür ederim.
İyi geceler."
Telefonu masaya bıraktım.
Yüzümde beliren gülümsemeyi gizlemeye çalışsam da annem çoktan fark etmişti.
"Hayırdır?"
diye sordu.
Telefonumu cebime koydum.
"Bir şey yok."
Annem hafifçe gülümsedi.
"Peki."
Ama biliyordum...
O "bir şey yok"un aslında küçük de olsa bir anlamı vardı.
Çünkü bu akşam...
Elif'le ilk kez aynı masada değil,
İlk kez aynı sohbet ekranındaydık.
Ve belki de...
Yeni başlayan şey, sadece bir mesaj değildi.
Telefonumu komodinin üzerine bıraktım.
Ekran karardı.
Odaya yine sessizlik hâkim oldu.
Yatağa uzandım ama gözlerimi kapatmama rağmen uyuyamadım.
Aklım sürekli biraz önceki mesajdaydı.
Aslında konuştuğumuz şey çok sıradandı.
Ne uzun cümleler vardı...
Ne de özel anlamlar taşıyan sözler.
Sadece bir teşekkür...
Ve verilen kısa bir cevap.
Ama nedense...
İlk kez Elif'in sesi yerine yazdığı kelimeler kalmıştı aklımda.
Bir süre sonra telefonu tekrar elime aldım.
Mesajlara baktım.
Sonra gülümseyerek ekranı kapattım.
"Kendine gel Mert."
diye mırıldandım.
"Daha ilk mesaj."
Telefonu tekrar komodine bırakıp ışığı kapattım.
Bu kez uyku daha kolay geldi.
---
Sabah alarm çaldığında her zamanki gibi erkenden kalktım.
Hazırlanırken telefonum titredi.
Saat henüz yedi olmamıştı.
Ekrana baktım.
Elif
Mesajı açtım.
"Günaydın.
Umarım dün çok yorulmamışsındır.
İyi çalışmalar."
İstemeden gülümsedim.
Acele etmeden cevap yazdım.
"Günaydın.
Teşekkür ederim. Sen de kolay gelsin.
İyi çalışmalar."
Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra sadece bir gülümseme emojisi geldi.
Başka bir şey yazmadı.
Bu hoşuma gitmişti.
Konuşmayı uzatmaya çalışmıyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
---
Mutfağa indiğimde annem kahvaltıyı hazırlıyordu.
"Günaydın."
"Günaydın oğlum."
Telefonumu masanın üzerine bırakınca ekran kısa süreliğine yandı.
Annem fark etmedi.
Ben de hiçbir şey söylemedim.
Kahvaltımız her zamanki gibi sakindi.
Babam işe gitmek için hazırlanırken bana döndü.
"Bugün yoğun musunuz?"
"Belli olmaz."
"Kolay gelsin."
"Sağ ol."
---
Karakola vardığımda Emir çoktan gelmişti.
Elinde yine iki bardak kahve vardı.
"Biri senin."
"Teşekkür ederim."
Kahveyi alıp masama oturdum.
Tam ilk yudumu alacakken telefonum tekrar titredi.
Emir istemeden ekrana göz attı.
"Kimmiş?"
"Elif."
dedim, düşünmeden.
Sonra ne söylediğimi fark ettim.
Emir yavaşça bana döndü.
"Demek artık ismiyle söylüyorsun."
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek o?"
"Hiç."
Kahvesinden bir yudum aldı.
"Eskiden 'komşunun kızı' derdin."
Şaşkınlıkla düşündüm.
Gerçekten de öyleydi.
Ne zaman ondan bahsetsem...
Adını söylemezdim.
Şimdi ise bunu farkında bile olmadan yapmıştım.
Emir hafifçe omzuma vurdu.
"İnsanlar bazen değişimi en son kendileri fark eder."
Bir şey söylemedim.
Çünkü cevap veremiyordum.
Belki de haklıydı.
Belki de...
Elif benim için artık sadece karşı apartmanda oturan biri değildi.
---
Öğle saatlerine doğru kısa bir mola verdik.
Karakolun bahçesine çıkıp temiz hava aldım.
Telefonum yine cebimdeydi.
Açıp bakmadım.
Ama orada olduğunu bilmek bile garip bir his veriyordu.
Artık gün içinde...
Bana "Günaydın." diyen biri vardı.
Ve uzun zamandır ilk kez...
Sabahlar biraz daha farklı başlıyordu.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
