15. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 15
Bölümler 47Şu an: Bölüm 15
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O gece neredeyse hiç uyuyamadım.
Telefonumun ekranı hâlâ açıktı.
Fotoğrafa defalarca baktım.
Ben...
Elif...
Balkon...
Ve o açı...
Fotoğraf karşı apartmandan değil, sokağın biraz ilerisinden çekilmişti.
Demek ki biri bizi özellikle takip etmişti.
Telefonu masaya bıraktım.
Artık bunu görmezden gelemezdim.
---
Sabah erkenden karakola gittim.
Mesaim başlamamıştı.
Emir odasındaydı.
Kapıyı çalmadan içeri girdim.
"Hayırdır?"
Hiç konuşmadan telefonu önüne koydum.
Fotoğrafı açtım.
Uzun süre inceledi.
Ardından başını kaldırdı.
"Bu iş artık taciz boyutunu geçti."
Sessizce başımı salladım.
"Mesajlar, takip, fotoğraf..."
"Artık kayıt altına almamız gerekiyor."
"Ben de öyle düşündüm."
Emir bilgisayarını açtı.
"Önce bütün mesajları yedekle."
"Fotoğrafın orijinal hâlini de sakla."
"Hepsi lazım olabilir."
Söylediklerini yaptım.
Bir polis olarak ne yapılması gerektiğini biliyordum.
Ama bu kez dosyanın içindeki kişi...
Bendim.
Bu duygu...
Hiç alışık olduğum bir şey değildi.
---
Öğle saatlerinde karakoldan çıktım.
Kafeye uğramaya karar verdim.
Kapıyı açınca Hasan Amca her zamanki gibi kasadaydı.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
"Elif arka tarafta."
Başımı sallayıp mutfağa yöneldim.
Elif raflara yeni gelen ürünleri yerleştiriyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Bugün erken geldin."
"Evet."
"Bir kahve molası verebilir misin?"
"Hasan Amca izin verirse."
Mutfaktan ses geldi.
"Verdim gitti."
Elif gülerek önlüğünü çıkardı.
Pencere kenarındaki masaya oturduk.
Garson iki kahve getirdi.
Bir süre günlük şeylerden konuştuk.
Üniversite kayıtlarından...
Mahalledeki çocuklardan...
Annemlerin akşam planlarından...
Sonra Elif birden sustu.
"Mert."
"Efendim?"
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Bana bir şey mi saklıyorsun?"
Elimdeki fincanı yavaşça masaya bıraktım.
"Neden öyle düşündün?"
"Son birkaç gündür..."
"Sık sık dalıyorsun."
"Etrafına daha dikkatli bakıyorsun."
"Dün balkonda da öyleydin."
İçimden derin bir nefes aldım.
Yalan söylemek istemiyordum.
Ama her şeyi anlatmak için de doğru zaman olduğundan emin değildim.
"Sadece işle ilgili birkaç konu var."
"Onun stresi."
Gözlerimin içine baktı.
Birkaç saniye...
Hiç konuşmadı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Peki."
Bu "peki"nin içinde...
Bana inanmak istemesi vardı.
Konuyu uzatmadı.
Ben ise...
İlk kez kendimi suçlu hissettim.
---
Kafeden ayrıldıktan sonra arabama bindim.
Motoru çalıştıracağım sırada telefonum çaldı.
Bu kez bilinmeyen numara değildi.
Özel numaraydı.
Açtım.
"Alo."
Karşı taraftan tanıdık ses geldi.
"Mert."
Duru.
Bir şey söylemeden telefonu kapattım.
Beş saniye sonra tekrar aradı.
Yine kapattım.
Üçüncü kez aradı.
Telefonu sessize alıp koltuğun üzerine bıraktım.
Yaklaşık on dakika boyunca durmadan çaldı.
Sonra sustu.
Tam rahatladığımı düşünürken...
Telefonuma yeni bir mesaj düştü.
Bu kez başka bir numaradan.
"Telefonu açmıyorsan sorun değil."
"Ama ben beklemeyi severim."
Mesajın devamı vardı.
"Bugün kırmızı kazak çok yakışmış."
Bir anda donup kaldım.
Yavaşça başımı kaldırdım.
Bulunduğum sokağı taradım.
Sağ taraf...
Sol taraf...
Apartmanlar...
Kafe...
Kimse dikkat çekmiyordu.
Ama bir yerde...
Beni izlediğini biliyordum.
İlk kez...
Duru'nun ne kadar ileri gidebileceğini gerçekten anlamaya başlamıştım.
Ve artık tek düşündüğüm şey...
Elif'in bu işten zarar görmemesiydi.
Telefonu cebime koydum.
Arabadan indim.
Sokağın iki tarafına dikkatlice baktım.
Duru'nun beni görebileceği her noktayı tek tek inceledim.
Kafe...
Apartman girişleri...
Parkın çevresi...
Hiç kimse dikkat çekmiyordu.
Ya gerçekten uzaktan izliyordu...
Ya da bunu özellikle hissettirmek istiyordu.
Ve açıkçası...
İkinci ihtimal daha çok canımı sıkıyordu.
---
Tekrar karakola döndüm.
Emir odasında değildi.
Masasına kısa bir not bırakıp bilişim bürosuna indim.
Telefonumdaki bütün mesajları, ekran görüntülerini ve e-postayı resmi tutanakla kayıt altına aldırdım.
İşlem bitince görevli polis bana döndü.
"Bunları sakın silmeyin."
"Silmeyeceğim."
"Gerekirse operatörden de kayıt talep edilir."
Başımı salladım.
Artık olay resmiyet kazanmıştı.
Ama yine de...
İçimde bir eksiklik vardı.
Çünkü elimizde henüz Duru'yu doğrudan suçlayacak kesin bir delil yoktu.
---
Akşamüstü karakoldan çıkarken Emir yanıma geldi.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Elif'e hâlâ anlatmadın, değil mi?"
"Hayır."
"Neden?"
Derin bir nefes aldım.
"Çünkü normal hayatına devam etmesini istiyorum."
"Üniversiteye başlayacak."
"Yeni bir heyecanı var."
"Onu korkutmak istemiyorum."
Emir birkaç saniye sustu.
"Anlıyorum."
"Ama şunu unutma."
"İnsanları korumanın bir yolu da onların gerçeği bilmesini sağlamaktır."
Cevap vermedim.
Çünkü haklıydı.
Ama bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum.
---
Eve döndüğümde annem balkonda çiçekleri suluyordu.
"Bana yardım eder misin?"
Sulama kabını aldım.
Birlikte saksıları dolaşmaya başladık.
Tam o sırada karşı balkona Elif çıktı.
Elinde kitap vardı.
Bizi görünce gülümsedi.
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar."
Annem seslendi.
"Nasıl gidiyor hazırlıklar?"
"Güzel teyze."
"Bugün ders programım açıklandı."
"Çok sevindim."
Annem onunla konuşurken ben istemsizce sokağı kontrol ediyordum.
Artık bu bir alışkanlık hâline gelmişti.
Karşı köşe...
Park...
Ara sokak...
Her yeri tek tek inceliyordum.
Elif bunu fark etti.
"Mert."
"Efendim?"
"Gerçekten iyi misin?"
Bu kez kaçamadım.
Yüzüme dikkatle bakıyordu.
Gülümsemeye çalıştım.
"İyiyim."
"Biraz iş stresi."
Başını salladı.
Ama gözlerinden...
Tam ikna olmadığını anlayabiliyordum.
---
Gece saat ona doğru telefonum yeniden titredi.
Bu kez bilinmeyen numara değildi.
Bir mesajlaşma uygulamasından gelmişti.
Profil fotoğrafı yoktu.
Sadece tek bir cümle yazıyordu.
"Sana ulaşmanın yollarını öğreniyorum."
Mesajın altına ise bir konum bırakılmıştı.
Şaşkınlıkla haritayı açtım.
Konum...
Benim oturduğum apartmanı gösteriyordu.
Tam o sırada aşağıdan araba kapısı sesi geldi.
Perdeyi hafifçe araladım.
Siyah otomobil...
Apartmanın önünde duruyordu.
Şoför koltuğunda oturan kişinin yüzünü seçemiyordum.
Yaklaşık otuz saniye boyunca araç hiç hareket etmedi.
Sonra ağır ağır uzaklaştı.
Telefonuma son bir mesaj daha düştü.
"Bu daha başlangıç."
Perdeyi kapattım.
Telefonu sımsıkı tuttum.
Artık kararımı vermiştim.
Yarın...
Her şeyi Elif'e anlatacaktım.
Çünkü onu korumanın tek yolu...
Gerçeği bilmesiydi.
Ve ben...
Onun bilmeden tehlikenin içine yürümesine izin veremezdim.
Ertesi sabah erkenden uyandım.
Gece verdiğim karardan vazgeçmemiştim.
Bugün...
Elif'e her şeyi anlatacaktım.
Belki korkacaktı.
Belki üzülecekti.
Ama bilmeden tehlikenin içinde olmasındansa...
Gerçeği öğrenmesi daha doğruydu.
---
Öğleden sonra mesaim başlamadan önce kafeye uğradım.
Kapıyı açınca içerisi sakindi.
Hasan Amca mutfaktaydı.
Elif masaları düzenliyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
"Bana birkaç dakikanı ayırabilir misin?"
Yüzümdeki ciddiyeti fark etmiş olacak ki gülümsemesi yavaşça kayboldu.
"Tabii."
Hasan Amca'ya haber verip önlüğünü çıkardı.
Kafenin arkasındaki küçük bahçeye geçtik.
Birkaç masa vardı.
Oturduk.
Elif sessizce yüzüme baktı.
"Ne oldu?"
Derin bir nefes aldım.
"Sana anlatmam gereken bir konu var."
"Son birkaç gündür dalgın olmamın sebebi bu."
Hiç sözümü kesmedi.
Sadece dinledi.
"Bir süre önce..."
"Eski sevgilim benimle iletişime geçti."
Kaşları hafifçe çatıldı.
"Eski sevgilin mi?"
"Evet."
"Adı Duru."
"Ayrılalı uzun zaman oldu."
"Ama ayrılığı hiçbir zaman kabullenememiş."
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
Endişelenmeye başlamıştı.
Devam ettim.
"Önce telefon etti."
"Sonra mesajlar attı."
"Sonra beni takip etmeye başladı."
Bir an durdum.
En zor kısmı sona bırakmıştım.
"Geçen akşam..."
"Seninle balkonda konuşurken fotoğrafımızı çekmiş."
Elif'in gözleri büyüdü.
"Ne?"
Telefonumu çıkarıp fotoğrafı gösterdim.
Uzun süre ekrana baktı.
Ellerinin hafifçe titrediğini fark ettim.
"Bu..."
"Biziz."
"Evet."
"Sokaktan çekilmiş."
Derin bir sessizlik oldu.
Sonra çok kısık bir sesle sordu.
"Beni de mi takip ediyor?"
Yalan söyleyemezdim.
"Bilmiyorum."
"Ama ihtimali var."
"Bu yüzden dikkatli olmanı istiyorum."
Elif başını eğdi.
Bir süre konuşmadı.
Ben de onu sıkıştırmadım.
Sonunda başını kaldırdı.
"Neden daha önce söylemedin?"
"Çünkü seni korkutmak istemedim."
"Bir süre geçer sandım."
"Ama geçmedi."
Gözlerimin içine baktı.
"Bundan sonra benden hiçbir şey saklama."
"Ne olursa olsun."
"Söz."
dedim.
"Söz veriyorum."
---
Tam o sırada bahçenin girişinde Hasan Amca göründü.
"Sizi rahatsız etmiyorum değil mi?"
İkimiz de aynı anda ayağa kalktık.
"Yok Hasan Amca."
Elif hemen toparlandı.
"Biraz sohbet ediyorduk."
Hasan Amca gülümsedi.
"Çaylar hazır."
"Gelirsiniz."
İçeri döndü.
Elif arkasından baktı.
Sonra sessizce bana döndü.
"Annemle babama söylemeli miyim?"
Bir an düşündüm.
"Şimdilik paniğe gerek yok."
"Ama dikkatli ol."
"Tek başına tenha yerlere gitme."
"Tanımadığın numaralara cevap verme."
"Ve..."
"En ufak bir şey olursa beni ara."
Başını salladı.
"Ararım."
Ayağa kalktık.
Tam kafeye girecekken...
Elif bir an durdu.
"Mert."
"Efendim?"
"Korkuyorum."
Bunu söylerken sesi titremişti.
İlk kez...
Kendini bu kadar savunmasız hissettiğini görebiliyordum.
Ona sakin bir sesle cevap verdim.
"Korkman normal."
"Ama yalnız değilsin."
"Ben varım."
"O yüzden..."
"Bu işin seni incitmesine izin vermeyeceğim."
Elif hiçbir şey söylemedi.
Sadece başını hafifçe salladı.
O an...
Kendime sessizce bir söz verdim.
Duru'nun takıntısı ne kadar büyürse büyüsün...
Ne Elif'e...
Ne de ailelerimize zarar vermesine izin vermeyecektim.
Çünkü artık mesele sadece geçmiş değildi.
Korunması gereken insanlar vardı.
Ve ben...
Bunun için sonuna kadar mücadele edecektim.
Elif'le konuştuktan sonra içimdeki yük biraz hafiflemişti.
En azından artık gerçeği biliyordu.
Ama bu...
Tehlikenin geçtiği anlamına gelmiyordu.
Tam tersine...
Artık daha dikkatli olmamız gerekiyordu.
---
Akşam mesaim başladığında Emir beni koridorda karşıladı.
"Anlattın mı?"
"Evet."
"Nasıl karşıladı?"
"Korktu."
"Ama sakin kalmaya çalıştı."
Emir başını salladı.
"İyi olmuş."
"Artık en azından neyle karşı karşıya olduğunu biliyor."
Tam o sırada nöbetçi polis yanımıza geldi.
"Mert Komiser."
"Sizinle görüşmek isteyen bir hanımefendi var."
"Adını söyledi mi?"
"Duru Yalçın."
İçimde bir şey düğümlendi.
Emir'le göz göze geldik.
"Buraya mı gelmiş?"
"Nizamiyede bekliyor."
Emir sessizce,
"Ben de geliyorum."
dedi.
---
Nizamiyeye çıktığımızda Duru dışarıdaki bankta oturuyordu.
Üzerinde siyah bir ceket vardı.
Bizi görünce ayağa kalktı.
Yüzünde sakin bir ifade vardı.
Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.
"Mert."
"Ne işin var burada?"
diye sordum.
Sert ama kontrollü bir ses tonuyla.
"Sadece konuşmak istedim."
"Dün de söyledim."
"Konuşacak bir şeyimiz yok."
Duru gözlerini bana dikti.
"Sen öyle sanıyorsun."
Emir bir adım öne çıktı.
"Hanımefendi."
"Eğer resmi bir işleminiz yoksa burada bekleyemezsiniz."
Duru bakışlarını Emir'e çevirdi.
"Ben Mert'le konuşuyorum."
"Konuşma bitti."
dedim.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Duru çantasından küçük bir zarf çıkardı.
Bana uzattı.
"Bunu okuyunca fikrin değişecek."
"Almayacağım."
Kolunu yavaşça geri çekti.
Yüzündeki gülümseme ilk kez değişti.
İçinde kırgınlıktan çok...
Öfke vardı.
"Demek öyle."
"Sana son bir şans vermiştim."
Bu cümle hoşuma gitmedi.
"Bu bir tehdit mi?"
Sordum.
Gözlerimin içine baktı.
"Hayır."
"Bir uyarı."
Sonra arkasını döndü.
Birkaç adım yürüdü.
Tam arabasına binecekken durdu.
Arkasını dönmeden konuştu.
"Onu koruyamazsın."
Kimin kastettiğini söylemesine gerek yoktu.
Elif...
Direkt onun adını vermemişti.
Ama ben anlamıştım.
"Bir daha benim ailemin ya da Elif'in adını ağzına alma."
dedim sertçe.
Duru yavaşça başını çevirdi.
İlk kez yüzündeki maske tamamen düştü.
Gözlerinde tanıdığım o takıntılı ifade vardı.
"Soğukkanlılığını kaybetmeye başladın."
"Bu hoşuma gitti."
Arabasına bindi.
Motoru çalıştırdı.
Gitmeden önce camı biraz indirdi.
"Bu daha ilk hamleydi."
Sonra hızla uzaklaştı.
---
Uzun süre arkasından baktım.
Emir sessizliği bozdu.
"Artık emin oldun mu?"
"Evet."
"Bu kadın durmayacak."
Derin bir nefes aldım.
"Hayır."
"Durmayacak."
Telefonumu çıkarıp Duru'nun biraz önce uzattığı zarfı düşündüm.
Almamıştım.
Belki de doğru olan buydu.
Çünkü onun istediği şey...
Benim yeniden onun oyununa girmemdi.
Ama bir konuda yanılıyordu.
Artık karşısında eski Mert yoktu.
Ve bu kez...
Sadece kendim için değil...
Sevdiklerim için de mücadele edecektim.
Uzakta, kararan gökyüzüne baktım.
İçimde tek bir düşünce vardı.
Bu savaş...
Henüz yeni başlıyordu.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
