Bölüm 8

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: Bölüm 8

Yağmurun sesiyle uyandım.

Pencereye vuran damlalar, odanın içini hafif bir uğultuyla dolduruyordu.

Perdeyi araladım.

Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı.

Karşı apartmanın çatısından sular akıyordu.

Derin bir nefes aldım.

Yağmuru hep sevmişimdir.

Sokaklar sessizleşir...

İnsanlar aceleyle yürür...

Şehir, kısa bir süreliğine yavaşlardı.

Hazırlanıp mutfağa geçtim.

Annem kahvaltıyı hazırlıyordu.

"Günaydın."

"Günaydın oğlum."

Çaydanlıktan bardağıma çay doldurdu.

"Dışarı çok yağmurlu."

"Evet."

"Şemsiyeni almayı unutma."

Gülümsedim.

"Merak etme."

Babam da birkaç dakika sonra mutfağa geldi.

Her zamanki gibi gazetesini eline aldı.

"Bugün yollar kaygan olur."

dedi.

"Dikkatli sür."

"Tamam."

Kahvaltımız sessiz ama huzurlu geçti.

Evden çıkarken annem arkamdan seslendi.

"Akşam geç kalırsan haber ver."

"Veririm."

Kapıyı kapatıp merdivenlerden indim.

Apartmanın girişine geldiğimde yağmur biraz hafiflemişti.

Şemsiyemi açtım.

Tam arabama doğru yürürken karşı apartmanın kapısı açıldı.

Elif...

Elinde eski, lacivert bir şemsiye vardı.

O da işe gitmek için çıkmıştı.

Beni görünce durdu.

"Günaydın."

"Günaydın."

Yağmurun sesi yüzünden biraz daha yüksek konuşmak zorunda kaldık.

"Üşümedin inşallah."

diye sordum.

"Hayır."

Gülümsedi.

"Yağmuru seviyorum."

"Ben de."

Kısa bir sessizlik oldu.

İkimiz de aynı anda gökyüzüne baktık.

Yağmur yeniden hızlanmaya başlamıştı.

Otobüs durağına kadar yürümek için kaldırıma yöneldi.

Ben de arabama gidecektim.

Tam o sırada sert bir rüzgâr esti.

Elif'in şemsiyesi ters döndü.

Bir an ne yapacağını şaşırdı.

Koşarak yanına gittim.

"Dur."

Şemsiyeyi dikkatlice düzelttim.

Tellerinden biri kırılmıştı.

Sanırım uzun zamandır kullanıyordu.

"Galiba bozuldu."

dedim.

Elif mahcup bir ifadeyle baktı.

"Bir süredir böyle."

"Yeni almamış mıydın?"

Başını hafifçe salladı.

"İdare ediyordu."

Bir an düşündüm.

Sonra kendi şemsiyemi ona uzattım.

"Al."

Şaşkınlıkla bana baktı.

"Peki ya sen?"

"Arabam burada."

"Ben ıslanırım diye..."

"Sana daha çok lazım."

Hemen kabul etmedi.

"Olmaz."

"Elif."

"Gerek yok."

"İnat etme."

İlk kez ona böyle söyledim.

Sesinde değil, bakışlarında bir tereddüt vardı.

Sonunda yavaşça şemsiyeyi aldı.

"Ama akşam sana nasıl vereceğim?"

"Gerekirse ben alırım."

Küçük bir tebessüm etti.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

Otobüs durağına doğru yürürken birkaç adım sonra arkasını döndü.

Ben yağmurun altında arabama doğru yürüyordum.

Elimde artık şemsiye yoktu.

Ama nedense...

İçimde garip bir sıcaklık vardı.

Belki de insanı mutlu eden şey...

Büyük fedakârlıklar değil,

Bir başkasının yağmur altında ıslanmamasını istemekti.

Arabaya bindiğimde montumun omuzları hafifçe ıslanmıştı.

Kontağı çevirmeden önce camdan dışarı baktım.

Elif, otobüs durağının altında bekliyordu.

Elimdeki şemsiyeyle...

Hayır.

Artık onun elindeki şemsiyeyle.

Bir an gülümsedim.

Ne garip...

Sabah evden çıkarken annem bana,

"Şemsiyeni unutma."

demişti.

Şimdi ise o şemsiye bende değildi.

Motoru çalıştırıp karakola doğru yola çıktım.

---

Yağmur öğlene kadar hiç dinmedi.

Ben ve Emir, mahallede devriyedeydik.

Bazı sokaklarda rögar kapakları taşmıştı.

Belediye ekiplerine haber verdik.

Bir ara yaşlı bir teyzenin poşetlerini arabasına kadar taşıdık.

Sonra okul çıkışında çocukların karşıdan güvenli geçmesine yardım ettik.

Yoğun değildi.

Ama dikkat isteyen bir gündü.

Öğle molasında karakola döndük.

Montumu çıkarıp sandalyeye astım.

Saçlarımdan hâlâ birkaç damla su damlıyordu.

Emir masama yaslandı.

"Islanmışsın."

"Biraz."

"Şemsiyen yok muydu?"

Kahvemi alırken omuz silktim.

"Verdim."

"Kime?"

Soruyu öylesine sormuştu.

Ben de düşünmeden cevap verdim.

"Elif'e."

Emir'in kaşı havaya kalktı.

"Hımm..."

"Neymiş o 'hımm'?"

"Hiç."

Bardağından bir yudum aldı.

"Sadece artık eşyalarını ödünç vermeye başlamışsın."

"Şemsiyesi bozulmuştu."

"Ben bir şey demedim."

Gülmemek için dudaklarını sıkıyordu.

"Emir."

"Tamam, sustum."

Konu kapandı.

Ama yüzündeki o muzip ifadeyi değiştiremedim.

---

Mesai düşündüğümden biraz geç bitti.

Saat yediye yaklaşırken karakoldan çıktım.

Yağmur durmuştu.

Sokaklar hâlâ ıslaktı.

Sarı sokak lambaları, yerdeki su birikintilerine yansıyordu.

Eve yürümek yerine arabamı biraz ilerideki fırının önüne park ettim.

Annem sabah aramıştı.

"Dönüşte süt al."

demişti.

Markete girdim.

Süt, yumurta ve ekmek alıp kasaya yöneldim.

Tam çıkacakken kapı açıldı.

İçeri Elif girdi.

Saçlarının uçları hafifçe nemliydi.

Elinde...

Benim siyah şemsiyem vardı.

Beni görünce durdu.

"Merhaba."

"Merhaba."

Şemsiyeyi iki eliyle uzattı.

"Emanetin."

Gülümseyerek aldım.

"Teşekkür ederim."

"Asıl ben teşekkür ederim."

Bir an sessizlik oldu.

Sonra gülerek ekledi.

"Otobüs durağına kadar bile ıslanmadım."

"İşe yaramasına sevindim."

Başını hafifçe eğdi.

"Ben... temizleyip getirdim."

Şemsiyeye baktım.

Gerçekten de üzerindeki yağmur lekeleri silinmişti.

Buna gerek yoktu.

Ama yine de yapmıştı.

"Gerek yoktu."

"Biliyorum."

"Ama içim rahat etmedi."

İşte buydu Elif.

Kendisine yapılan en küçük iyiliği bile karşılıksız bırakmak istemiyordu.

O sırada kasadaki görevli,

"Sıradaki müşteri."

diye seslendi.

Elif bana baktı.

"Ben alışverişimi yapayım."

"Tamam."

"İyi akşamlar."

"İyi akşamlar."

Marketten çıktım.

Arabaya doğru yürürken elimdeki şemsiyeye baktım.

Sıradan, siyah bir şemsiyeydi.

Ama nedense...

Artık bana sıradan gelmiyordu.

Çünkü bazen...

İnsanlar birbirlerine çiçek ya da hediye vermezdi.

Bazen aralarında sadece bir emanet olurdu.

Ve o emanet...

İki yabancının arasındaki mesafeyi, fark edilmeden biraz daha azaltırdı. Marketten çıktıktan sonra arabaya doğru yürüdüm.

Tam kapıyı açacakken arkamdan tanıdık bir ses duydum.

"Mert."

Arkamı döndüm.

Elif elinde küçük alışveriş poşetiyle marketten çıkıyordu.

"Bir şey mi oldu?"

"Şey..."

Bir an duraksadı.

"Rahatsız etmiyorsam bir şey soracaktım."

"Tabii."

"Bu yol... otobüs durağına gidiyor değil mi?"

İleriyi gösterdi.

Gülümsedim.

"Evet, ama biraz dolaşıyor."

"Ben yeni açılan markete ilk kez geldim."

"İstersen kısa yolu gösterebilirim."

"Olur."

Arabamı kilitledim.

"Zaten apartmana doğru gidecektim."

Birlikte kaldırımda yürümeye başladık.

Yağmur durmuştu ama kaldırımlar hâlâ ıslaktı.

Ağaçların yapraklarından ara sıra damlalar düşüyordu.

Sokakta tatlı bir toprak kokusu vardı.

Bir süre sessizce yürüdük.

Elif sessizliği bozdu.

"Bugün çok yoruldun mu?"

"Fena değildi."

"Yağmur işleri zorlaştırmıştır."

"Biraz."

"Peki sen?"

"Kafe hafta içi daha sakin oluyor."

"Bu iyi."

"Evet."

Küçük bir su birikintisinin yanından geçerken Elif dikkatlice adım attı.

Ayağı kayacak gibi oldu.

Refleksle kolunu tuttum.

"Dikkat."

Birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

"İyiyim."

Kolunu hemen bıraktım.

"Özür dilerim."

"Neden özür diliyorsun?"

"Bir anda..."

"Beni düşmekten kurtardın."

Utangaç bir gülümsemeyle ekledi,

"Teşekkür ederim."

"Bugün ikinci teşekkür oldu."

dedim gülerek.

O da güldü.

"Galiba."

Yürümeye devam ettik.

Bu kez sessizlik daha kısa sürdü.

"Çocukken de bu mahallede miydin?"

diye sordum.

"Evet."

"Hiç taşınmadınız mı?"

"Hayır."

"Sen?"

"Ben de burada büyüdüm."

"Demek aynı mahallede yıllarca yaşamışız."

"Evet."

"İlginç."

"Neden?"

"Birbirimizi hiç tanımamışız."

Haklıydı.

Belki yıllarca aynı sokaklardan geçmiş, aynı fırından ekmek almış, aynı parkın önünden yürümüştük.

Ama yollarımız hiç kesişmemişti.

Hayat bazen insanları yıllarca birbirine yaklaştırmazdı.

Sonra bir anda...

Aynı hikâyenin içine koyardı.

Otobüs durağı göründü.

Elif durdu.

"Buradan sonrası kolay."

"Emin misin?"

"Evet."

Başını hafifçe salladı.

"Tekrar teşekkür ederim."

"Bu üçüncü oldu."

İkimiz de güldük.

Otobüs durağa yaklaşırken bana baktı.

"Yarın görüşürüz."

Bu cümleyi ilk kez söylüyordu.

İçimde sıcak bir his oluştu.

"Yarın görüşürüz."

Otobüse bindi.

Cam kenarındaki boş yere oturdu.

Otobüs hareket ederken camın ardından elini hafifçe kaldırdı.

Ben de başımla selam verdim.

Otobüs gözden kaybolana kadar olduğum yerde kaldım.

Sonra derin bir nefes alıp arabama döndüm.

Yağmur tamamen dinmişti.

Gökyüzünün arasından ince bir gün batımı ışığı görünüyordu.

Belki de...

Bazı başlangıçlar büyük cümlelerle olmazdı.

Bazen sadece...

"Yarın görüşürüz."

demek bile yeterdi.
Otobüs gözden kaybolunca ben de arabama bindim.

Motoru çalıştırmadan önce birkaç saniye direksiyona yaslandım.

Bugün olanları düşündüm.

Sabah şemsiye...

Akşam market...

Birlikte yapılan kısa yürüyüş...

Ve o son cümle...

"Yarın görüşürüz."

Kulağımda hâlâ yankılanıyordu.

Gülümseyip başımı iki yana salladım.

Sonra arabayı çalıştırıp eve doğru yola çıktım.

---

Apartmana vardığımda hava tamamen kararmıştı.

Merdivenleri çıkarken ikinci kattan televizyon sesi geliyordu.

Kerem'in kahkahasını duydum.

Kapıyı çaldım.

Annem hemen açtı.

"Hoş geldin."

"Hoş bulduk."

Elimdeki poşeti mutfağa bıraktım.

"Sütü aldım."

"Teşekkür ederim."

Babam salonda oturmuş haberleri izliyordu.

Yanına geçip selam verdim.

"Kolay gelsin."

"Sağ ol."

Annem sofrayı hazırlarken mutfaktan seslendi.

"Ellerini yıka, yemek hazır."

"Tamam."

Akşam yemeği her zamanki gibi sakindi.

Annem gün içinde komşularla yaptığı sohbetlerden bahsediyor, babam ara sıra ona cevap veriyordu.

Ben ise daha çok dinliyordum.

Bir ara annem bana döndü.

"Mert."

"Efendim?"

"Şemsiyeni bulabildin mi?"

Çatalı elimde durdu.

"Evet."

"Neredeymiş?"

"Elif'teydi."

Annem şaşırmadı.

Sadece gülümsedi.

"Getirdi mi?"

"Evet."

"Hem de temizlemiş."

Bu kez annemle babam aynı anda bana baktılar.

"Temizlemiş mi?"

diye sordu annem.

"Üzerini silmiş."

Annem hafifçe başını salladı.

"İnce düşünmüş."

Ben de sadece,

"Evet."

demekle yetindim.

Konu uzamadı.

Ama annemin yüzündeki o memnun ifadeyi fark etmemek mümkün değildi.

---

Yemekten sonra odama geçtim.

Pencereyi açtım.

Yağmur durmuştu.

Islak asfalt, sokak lambalarının ışığında parlıyordu.

Karşı apartmanın birkaç penceresinde ışık yanıyordu.

Elif'in oturduğu daireyi biliyordum artık.

Ama perde kapalıydı.

Telefonum masanın üzerindeydi.

Elime alıp saate baktım.

Sonra tekrar bıraktım.

Bir an aklımdan geçti.

"Acaba numarası olsaydı, şemsiyeyi getirdiği için tekrar teşekkür eder miydim?"

Hemen ardından kendi kendime güldüm.

"Daha neler..."

Henüz birbirimize mesaj atacak kadar yakın değildik.

Belki de böylesi daha iyiydi.

Her karşılaşmamız plansız oluyordu.

Ve bu...

Hoşuma gidiyordu.

Pencereyi kapatıp yatağa uzandım.

Yarın yine erkenden kalkacaktım.

Belki yoğun bir gün olacaktı.

Belki de sıradan...

Ama nedense içimde küçük bir his vardı.

Sanki yarın...

Beklemediğim bir şey olacaktı.

Ne olduğunu bilmiyordum.

Sadece hissediyordum.
Sabah alarm çaldığında hava açmıştı.

Dün geceki yağmurdan geriye sadece serin bir rüzgâr kalmıştı.

Hazırlanıp mutfağa geçtim.

Annem çayları dolduruyor, babam gazeteye göz gezdiriyordu.

"Günaydın."

"Günaydın oğlum."

Masaya oturdum.

Bir süre sessizce kahvaltı yaptık.

Tam evden çıkacakken annem arkamdan seslendi.

"Mert."

"Efendim?"

"Bu akşam erken gelebilir misin?"

"Bir aksilik olmazsa gelirim."

"Olursa da haber ver."

"Bir şey mi oldu?"

Annem çay bardağını tezgâha bıraktı.

"Dün Zeynep Hanım'la konuştuk."

Merakla yüzüne baktım.

"Ne konuştunuz?"

"Bu akşam bize değil..."

"Biz onlara gideceğiz."

Kaşlarımı hafifçe çattım.

"Neden?"

"Öyle davet ettiler."

"Sadece çay içmeye."

Annem bunu söylerken oldukça doğal davranıyordu.

Ama ben annemi tanıyordum.

Sesindeki o küçük heyecanı fark etmemek mümkün değildi.

"Tamam."

dedim.

"Mesaim biter bitmez gelirim."

Annem gülümsedi.

"İyi olur."

---

Karakolda gün hızlı başladı.

Sabah gelen ihbarlar nedeniyle neredeyse hiç oturamadık.

Ben ve Emir bir evrak teslimi için ilçenin diğer tarafına gittik.

Dönüş yolunda Emir radyonun sesini kıstı.

"Bugün çok dalgınsın."

"Dalgın değilim."

"Emin misin?"

"Evet."

Birkaç saniye sustu.

Sonra gülerek,

"Akşam bir yere mi gideceksin?"

diye sordu.

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Nereden anladın?"

"Seni tanıyorum."

"Annemlerle komşuya geçeceğiz."

"Hepsi bu mu?"

"Hepsi bu."

Emir kahkaha attı.

"Tamam."

"Daha fazla kurcalamıyorum."

Başımı iki yana sallayıp camdan dışarı baktım.

Bazen Emir'in insanları okumakta fazla başarılı olduğunu düşünüyordum.

---

Mesai beklediğimden erken bitti.

Eve geldiğimde annem çoktan hazırlanmıştı.

"Tam zamanında geldin."

"Geç mi kaldım?"

"Hayır."

"Sadece biz geç kalmayalım."

Üzerimi değiştirip salona geçtim.

Babam ceketini giyiyordu.

"Hazırsanız çıkalım."

Apartmandan çıkıp karşı binaya yürüdük.

Aramızda sadece dar bir sokak vardı.

Ama nedense...

O birkaç adım bile bugün farklı hissettiriyordu.

Zeynep Hanım kapıyı gülümseyerek açtı.

"Hoş geldiniz."

"Hoş bulduk."

Ayakkabılarımızı çıkarıp içeri girdik.

Ev küçük ama çok düzenliydi.

Her şey özenle yerleştirilmişti.

Salonun penceresinin önünde rengârenk menekşeler vardı.

Duvarlarda eski aile fotoğrafları asılıydı.

İçeriye yeni demlenmiş çayın kokusu yayılmıştı.

Elif mutfaktan çıktı.

Üzerinde sade, açık mavi bir ev elbisesi vardı.

Saçlarını arkadan toplamıştı.

Bizi görünce hafifçe gülümsedi.

"Hoş geldiniz."

"Hoş bulduk."

Göz göze geldiğimizde ikimiz de kısa bir baş selamı verdik.

Bu kez ne ben heyecanlandım...

Ne de o gözlerini kaçırdı.

Sanki birbirimizi uzun zamandır tanıyormuşuz gibi doğal davranıyorduk.

Tam o sırada Zeynep Hanım gülerek,

"Elif, Mert'e balkonu göster."

dedi.

"Çiçeklerle ilgilenmeyi sever."

Elif şaşkınlıkla annesine baktı.

"Anne..."

"Ne var?"

"Belki görmek ister."

Ben de gülümseyerek,

"Olur."

dedim.

"Merak ettim."

Elif istemsizce gülümsedi.

"Buyur."

Balkona doğru yürümeye başladı.

Ben de arkasından ilerledim.

İlk kez...

Onun evinde, onun dünyasını biraz daha yakından tanıyacaktım.

Elif'in peşinden balkona çıktım.

Balkon küçüktü.

Ama çok bakımlıydı.

Demir korkuluklara saksılar asılmıştı.

Mor menekşeler...

Beyaz papatyalar...

Bir köşede fesleğen ve nane vardı.

Toprağın kokusu hâlâ hissediliyordu.

"Çok güzelmiş."

dedim.

Elif saksılara bakıp gülümsedi.

"Teşekkür ederim."

"Hepsi senin mi?"

"Evet."

"Annem de yardım ediyor ama çoğuyla ben ilgileniyorum."

Bir saksının yanına eğildi.

Kuruyan birkaç yaprağı dikkatlice kopardı.

"Çiçekleri seviyorum."

"Neden?"

Bir an düşündü.

"Bilmem."

"Galiba..."

"İnsan ilgilenince karşılığını veriyorlar."

Sözleri dikkatimi çekti.

"Yani?"

"Su veriyorsun, güneş görüyorlar."

"Sonra yavaş yavaş büyüyorlar."

"Küçücük bir tomurcuğun açtığını görmek güzel geliyor."

Gülümsedim.

"Sabırlısın demek."

Omuz silkti.

"Mecbur."

"Çiçeklerin acelesi olmuyor."

Rüzgâr hafifçe esti.

Menekşelerin yaprakları sallandı.

Balkondan sokağı görebiliyorduk.

Çocuklar bisiklet sürüyor, birkaç komşu kapının önünde sohbet ediyordu.

Mahalle yine her zamanki gibiydi.

"Senin bir hobin var mı?"

diye sordu.

Soruyu beklemiyordum.

Biraz düşündüm.

"Eskiden kitap okumayı daha çok yapardım."

"Şimdi?"

"İşten sonra bazen yorgun oluyorum."

"Yine de ara sıra okuyorum."

"Ne tür kitaplar?"

"Polisiye."

Gülümsedi.

"Şaşırmadım."

"Peki ya sen?"

"Roman."

"Hangi tür?"

"Fark etmiyor."

"Yeter ki insanı başka bir yere götürsün."

Başımı salladım.

"Ben de bazen öyle hissediyorum."

Kısa bir sessizlik oldu.

Bu kez sessizliği ben bozdum.

"Çiçeklerin arasında en sevdiğin hangisi?"

Hiç düşünmeden cevap verdi.

"Menekşe."

"Neden?"

"Çok gösterişli değil."

"Ama bakarsan uzun süre yaşar."

Bir an durdu.

"Biraz bana benziyor galiba."

Bu cümleyi söyler söylemez utandı.

"Yani..."

"Şey..."

Sözünü tamamlayamadı.

Gülümsedim.

"Bence kendine haksızlık ediyorsun."

Şaşkınlıkla bana baktı.

"Neden?"

"Çünkü sen de sandığından daha güçlüsün."

Gözleri birkaç saniye benimkilerde kaldı.

Sonra başını eğdi.

"Teşekkür ederim."

Bu kez teşekkür ederken sesi daha farklıydı.

Sanki söylediğim söz gerçekten hoşuna gitmişti.

Tam o sırada içeriden annemin sesi duyuldu.

"Çocuklar!"

İkimiz de aynı anda kapıya döndük.

"Çay hazır!"

"Geliyoruz."

dedik.

Elif gülmeye başladı.

"Yine aynı anda."

Ben de güldüm.

"Galiba alışkanlık oldu."

İçeri doğru yürürken balkonun kapısını o kapattı.

Ben de arkasından salona geçtim.

Masanın üzerinde demlikten yeni doldurulmuş çaylar duruyordu.

İki aile sohbet ederken ben bir an Elif'e baktım.

O da tam bana bakıyordu.

Göz göze gelince ikimiz de istemsizce gülümsedik.

Kimse fark etmedi.

Ama o küçücük gülümseme...

Saatlerce konuşmaktan daha anlamlıydı.

Çünkü artık ikimiz de biliyorduk.

Aramızdaki mesafe yavaş yavaş kapanıyordu.

Ve bunu acele ettiren hiçbir şey yoktu.

Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

450okunma 20beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18