13. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 13
Bölümler 47Şu an: Bölüm 13
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Emir'le vedalaşıp arabama bindim.
Motoru çalıştırdım ama hareket etmedim.
Telefon hâlâ elimdeydi.
Son aramalara baktım.
Duru...
Bu ismi uzun zamandır ne görmüş ne de duymuştum.
Bir buçuk yıl...
Az bir zaman değildi.
O gün ilişkimizi bitirdiğimde her şeyin sona erdiğini sanmıştım.
Çünkü artık yorulmuştum.
Sürekli hesap vermekten...
Kiminle konuştuğumu açıklamaktan...
Mesaim bittikten sonra neden beş dakika geç çıktığımı anlatmaktan...
Arkadaşlarımla oturduğumda peş peşe gelen onlarca mesajdan...
Beni sevdiğini söylüyordu.
Ama o sevgi...
İkimizin de nefes almasına izin vermiyordu.
En sonunda ayrılmak zorunda kalmıştım.
Kolay olmamıştı.
Defalarca konuşmak istemişti.
Barışmayı denemişti.
Sonra bir gün...
Sessizlik olmuştu.
Ben de hayatına devam ettiğini düşünmüştüm.
Az önceki telefon ise...
Bana yanıldığımı hissettirmişti.
---
Eve dönerken radyo açıktı.
Ama ne çaldığını bilmiyordum.
Aklım başka yerdeydi.
Kendi kendime aynı soruyu soruyordum.
Numaramı nasıl bulmuştu?
Ortak arkadaş...
Öyle söylemişti.
Belki doğruydu.
Belki de değildi.
Bunu bilmiyordum.
Tek bildiğim...
Bu telefon konuşmasının bana iyi hissettirmediğiydi.
---
Apartmanın önüne geldiğimde karşı binanın balkonuna gözüm takıldı.
Elif...
Menekşeleri suluyordu.
Beni görünce her zamanki gibi gülümsedi.
Ben de başımla selam verdim.
O kısa gülümseme...
Az önceki düşüncelerimi birkaç saniyeliğine de olsa dağıttı.
Hayatın ne kadar garip olduğunu düşündüm.
Bir insan...
İçini daraltabiliyordu.
Bir başkası ise...
Hiçbir şey yapmadan insanın içini rahatlatabiliyordu.
---
Eve çıktığımda annem sofrayı hazırlıyordu.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
"Yorgun görünüyorsun."
"Biraz."
Üzerimi değiştirdim.
Yemek boyunca pek konuşmadım.
Babam fark etmişti.
"İşte bir sorun mu var?"
"Yok."
Kısa cevap verdim.
Onları gereksiz yere endişelendirmek istemiyordum.
Çünkü ortada gerçekten bir sorun olup olmadığını ben de bilmiyordum.
Belki de...
Sadece beklenmedik bir telefondu.
---
Gece odama geçtiğimde telefonum tekrar titredi.
Ekrana baktım.
Bu kez numara kayıtlı değildi.
Sadece bir mesaj vardı.
"Bugün konuşamadık.
Bir gün mutlaka yüz yüze konuşacağız.
İyi geceler."
Gönderen numaraya baktım.
Aynı numaraydı.
Duru.
Mesajı birkaç saniye inceledim.
Sonra hiçbir cevap vermeden telefonu kilitledim.
Numarayı engellemeyi düşündüm.
Parmağım ekranın üzerinde birkaç saniye durdu.
Sonra vazgeçtim.
Belki gerçekten son kez yazmıştır.
Belki de...
Kendi kendime büyütüyordum.
Telefonu komodine bıraktım.
Ama içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı.
Sanki...
Uzun zaman önce kapattığımı sandığım bir kapı...
Hiç haber vermeden yeniden aralanmıştı.
Ve ben, o kapının ardında bu kez neyle karşılaşacağımı bilmiyordum.
Ertesi sabah uyandığımda ilk iş telefonuma baktım.
Yeni bir mesaj yoktu.
Derin bir nefes verdim.
Belki de gerçekten düşündüğüm gibi tek seferlik bir durumdu.
Telefonu cebime koyup hazırlandım.
Mutfaktan gelen çay kokusu bütün evi sarmıştı.
Annem her zamanki gibi erkenden kalkmıştı.
"Günaydın."
"Günaydın oğlum."
Masaya oturdum.
Babam gazeteyi katlayıp bana baktı.
"Bugün mesai kaçta?"
"Sekizde."
"Yoğun olur mu?"
"Belli olmaz."
Kahvaltı boyunca konu işten, mahalleden ve yaklaşan yaz sıcaklarından açıldı.
Ben ise arada bir dalıp gidiyordum.
Annem bunu fark etmişti.
"Dalgınsın."
Bir an duraksadım.
"Biraz uykusuz kaldım."
Yalan sayılmazdı.
Gece gerçekten sık sık uyanmıştım.
---
Karakolda sabah toplantısı her zamanki gibiydi.
Devriye planları yapıldı.
Görev dağılımları tamamlandı.
Ben ve Emir ekip aracına binip mahalleye çıktık.
Öğleye kadar birkaç ihbar değerlendirdik.
Ciddi bir olay yaşanmadı.
Dönüş yolunda Emir radyonun sesini kıstı.
"Dün seni düşündüren neydi?"
Başımı camdan çevirip ona baktım.
Emir kısa bir sessizliğin ardından,
"Duru mu?"
diye sordu.
"Evet."
"Yine ne istiyormuş?"
"Bilmiyorum."
Emir direksiyona odaklandı.
"Bak Mert."
"Duru'yu benden iyi tanıyorsun."
"Ama dışarıdan biri olarak şunu söyleyebilirim."
"O, kolay vazgeçen biri değildi."
Bu cümle hoşuma gitmedi.
Çünkü doğru olma ihtimali vardı.
---
Akşam mesaisi bittiğinde telefonuma yine baktım.
Hâlâ hiçbir mesaj yoktu.
İçimdeki huzursuzluk biraz azalmıştı.
Arabama bindim.
Mahalleye vardığımda güneş batmak üzereydi.
Karşı apartmanın önünden geçerken Elif'i gördüm.
Elinde birkaç kitap vardı.
Beni görünce gülümsedi.
Arabayı yavaşlatıp camı indirdim.
"Merhaba."
"Merhaba."
"İşten mi dönüyorsun?"
"Evet."
"Sen?"
"Kütüphaneden geldim."
Elindeki kitapları gösterdi.
"Üniversite başlamadan biraz hazırlanmak istedim."
İçtenlikle gülümsedim.
"Güzel düşünmüşsün."
"Sen söyleyince cesaret ettim."
Bu cümleyi söylerken gözlerini kaçırdı.
Hâlâ utangaçtı.
Ama artık konuşurken eskisi kadar çekinmiyordu.
"Kolay gelsin."
dedim.
"Bir şeye ihtiyacın olursa haber ver."
"Tamam."
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar."
Arabayı apartmanın önüne park ettim.
Aynı anda telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Bu kez mesaj Elif'tendi.
"Az önce söylemeyi unuttum.
Tavsiye ettiğin kitabı da aldım.
Teşekkür ederim. 🙂"
İstemeden gülümsedim.
"Umarım beğenirsin.
İyi okumalar."
Telefonu cebime koyup apartmana girdim.
Belki de gerçekten...
Hayat yeniden normale dönüyordu.
Ama bilmediğim bir şey vardı.
Sokağın biraz ilerisinde park etmiş siyah bir otomobilin içinde biri bizi izliyordu.
Arabanın camları koyu renkti.
İçeridekini görmek mümkün değildi.
Motor çalıştı.
Araç yavaşça hareket etti.
Hiç ses çıkarmadan sokağın sonuna doğru uzaklaştı.
Ben ise...
Bundan tamamen habersiz bir şekilde apartmanın merdivenlerini çıkıyordum.
Ertesi gün izinliydim.
Uzun zamandır ilk kez alarm kurmadan uyandım.
Saat dokuza yaklaşıyordu.
Pencereyi açınca içeri serin bir sabah havası doldu.
Aşağıdan simitçinin sesi geliyordu.
Bir süre balkonda durup sokağı izledim.
Karşı apartmanın balkonunda Zeynep Hanım çamaşır asıyordu.
Biraz sonra Elif de yanına çıktı.
Elinde küçük bir saksı vardı.
Menekşelerin kuruyan yapraklarını tek tek temizliyordu.
Uzaktan da olsa yüzündeki sakinliği görebiliyordum.
Beni fark edince gülümsedi.
Ben de elimle selam verdim.
O an telefonum çaldı.
Arayan...
Bilinmeyen bir numaraydı.
Bir an düşündüm.
Sonunda açtım.
"Alo?"
Karşı taraftan kadın sesi geldi.
"Mert."
Sesini tanımam uzun sürmedi.
"Duru."
"Evet."
"Neden numaramı engellemedin?"
Kaşlarımı çattım.
"Beni bunun için mi aradın?"
"Hâlâ aynı sabırsızsın."
"Duru."
"Sana söyleyeceklerimi telefonda konuşmak istemiyorum."
"Ben ise hiç konuşmak istemiyorum."
Ses tonu ilk kez sertleşti.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Hayatına devam ettim."
"Bence sen de devam et."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra sakin bir sesle,
"Tamam."
dedi.
"İstemiyorsan zorlamam."
Telefon kapandı.
Derin bir nefes verdim.
Konuşma kısa sürmüştü.
Ama içimdeki huzursuzluk yine geri gelmişti.
---
Öğleden sonra ekmek almak için dışarı çıktım.
Mahalle her zamanki kadar sakindi.
Fırından dönerken küçük parkın önünden geçiyordum.
Tam o sırada bankta oturan bir kadına gözüm ilişti.
Beyaz gömlek...
Siyah pantolon...
Güneş gözlüğü...
Yüzü bana dönük değildi.
Yanından geçip birkaç adım attım.
Sonra arkamdan bir ses geldi.
"Mert."
Olduğum yerde durdum.
Yavaşça döndüm.
Gözlüğünü çıkardı.
Duru...
Karşımdaydı.
Şaşkınlığımı gizleyemedim.
"Sen..."
"Buraya mı geldin?"
Ayağa kalktı.
"Konuşamayacağımızı söyledin."
"Ben de seni bekledim."
"Evimden nasıl haberdarsın?"
Omuz silkti.
"Eskiden de biliyordum."
"Değişmedi ki."
Sesinde garip bir sakinlik vardı.
Ama bakışları...
Eskisi gibi değildi.
Daha sertti.
"Duru."
"Bu yaptığın doğru değil."
"Ne yaptım ki?"
"Sadece konuşmak istedim."
"Hayır."
"Evimin önüne gelmen doğru değil."
Yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"Bu kadar mı yabancı oldum sana?"
"Bunu mesele yapma."
"Biz bitti."
Net konuşmaya çalışıyordum.
Yanlış anlaşılacak tek bir cümle kurmak istemiyordum.
Çünkü geçmişte bunu çok yaşamıştım.
Duru birkaç adım yaklaştı.
"Gerçekten bitti mi?"
"Evet."
"Kesinlikle."
İlk kez gözlerini kaçırdı.
Sonra tekrar bana baktı.
"Hayatında biri var."
Bu bir soru değildi.
Bir tespitti.
Cevap vermedim.
"Yoksa neden bu kadar değiştin?"
"Duru."
"Bu seni ilgilendirmez."
O sırada cebimdeki telefon çalmaya başladı.
Ekrana baktım.
Annem arıyordu.
"Bir dakika."
dedim.
Telefonu açtım.
"Alo anne."
"Mert."
"Marketten dönerken Elif'e de uğrar mısın?"
"Kafede unutulan anahtarı varmış."
"Annesi aradı."
"Tamam."
"Alırım."
Telefonu kapattım.
Duru tek kelime etmeden yüzüme bakıyordu.
"Elif..."
diye mırıldandı.
Bu ismi ilk kez onun yanında duymuştum.
Kaşlarımı çattım.
"Nereden biliyorsun?"
Kısa bir gülümseme belirdi.
"Demek adı Elif."
O an hata yaptığımı anladım.
Ben söylememiştim.
Annem söylemişti.
Ama Duru bunu yakalamıştı.
Hiçbir şey demeden yanından ayrıldım.
Arkamdan seslenmedi.
Yürümeye devam ettim.
Fakat sırtımda hâlâ bakışlarını hissediyordum.
İçimde tuhaf bir his vardı.
Duru'nun o son gülümsemesi...
Hiç iyiye işaret değildi.
Ve ilk kez...
Geçmişin gerçekten peşimi bırakmayabileceğini düşündüm.
Parktan uzaklaşırken arkamı dönmedim.
Duru'nun hâlâ orada olup olmadığını merak ediyordum.
Ama bakmadım.
Çünkü biliyordum...
Ne kadar ilgilenirsem, o kadar yanlış anlayacaktı.
Adımlarımı hızlandırdım.
Kafeye vardığımda kapının önündeki küçük masaları Hasan Bey topluyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Hoş geldin Mert."
"Hoş bulduk."
"Elif içeride."
Kapıyı açıp içeri girdim.
Kapının üzerindeki zil hafifçe çaldı.
Elif kasanın arkasında hesapları kontrol ediyordu.
Beni görünce yüzü aydınlandı.
"Merhaba."
"Merhaba."
"Annem aradı."
"Kafede anahtarını unuttuğunu söyledi."
Elif bir anda şaşırdı.
"Allah'ım..."
"Gerçekten unutmuşum."
Çantasını açtı.
Sonra mahcup bir ifadeyle bana baktı.
"Çok dalgınım bugün."
Kasadaki çekmeceyi açıp küçük anahtarlığı çıkardı.
"İyi ki fark etmişler."
Hasan Bey gülümseyerek söze karıştı.
"Bugün aklı başka yerde galiba."
Elif utancından hafifçe kızardı.
"Biraz."
Anahtarı çantasına koydu.
Sonra bana döndü.
"Yine zahmet verdim."
"Zahmet değil."
"Zaten yakındaydım."
Aslında...
Yakın değildim.
Ama parkta yaşananları anlatmak istemiyordum.
---
Hasan Bey mutfağa geçince içeride kısa bir sessizlik oldu.
Elif bana dikkatle baktı.
"İyi misin?"
"Neden sordun?"
"Biraz dalgın görünüyorsun."
Gözlerimi kaçırdım.
"İş yorgunluğu."
Tam gerçeği söyleyecekken vazgeçtim.
Elif'in huzurunu kaçırmak istemiyordum.
Duru'nun ortaya çıkmasını ben bile henüz anlamlandıramamışken...
Onu bu işe karıştırmanın anlamı yoktu.
---
Birlikte kafeden çıktık.
Elif'in işi bitmişti.
Apartmana doğru yürümeye başladık.
Mahalle sakindi.
Çocuklar parkta top oynuyor, birkaç komşu kaldırım kenarında sohbet ediyordu.
"Başvurundan haber var mı?"
diye sordum.
"Henüz yok."
"Beklemek zor."
"Evet."
"Telefon her titreştiğinde heyecanlanıyorum."
Gülümsedim.
"Gelir."
"İnşallah."
Birkaç adım daha attık.
Tam apartmanın bulunduğu sokağa girecekken...
Karşı kaldırımda park etmiş siyah bir otomobil dikkatimi çekti.
Camları koyu filmdi.
Motor çalışıyordu.
İçeride kimin olduğunu seçemiyordum.
İçimde garip bir his oluştu.
Arabaya birkaç saniye baktım.
Sonra kendi kendime,
"Tesadüftür."
dedim.
Mahallede yabancı araç görmek normaldi.
Elif bakışımı fark etti.
"Ne oldu?"
"Bir şey yok."
"Dalıp gitmişim."
Yürümeye devam ettik.
Ben fark etmeden...
Siyah otomobil de yavaşça hareket etti.
Bizim hızımızı koruyarak sokağın sonuna kadar ilerledi.
Sonra sessizce gözden kayboldu.
---
Akşam evdeydim.
Yemeğin ardından odama geçtim.
Telefonumu şarja takarken yeni bir bildirim geldi.
Gönderen yine kayıtlı olmayan bir numaraydı.
Mesajı açtım.
"Bugün parkta konuştuğumuz kız..."
"Çok utangaç görünüyordu."
"Ona dikkat et."
Mesajı okuyunca kanım çekildi.
Parkta...
Elif yoktu.
Demek ki...
Bizi kafeden çıkarken görmüştü.
Telefonu elimde sımsıkı tuttum.
İkinci mesaj geldi.
"Onun üzülmesini istemezsin, değil mi?"
Kalbim hızla atmaya başladı.
Bu artık sıradan bir mesaj değildi.
Duru...
Bizi takip etmişti.
İlk kez...
İçime gerçek anlamda bir korku düştü.
Çünkü mesele artık yalnızca ben değildim.
Elif'in adı da bu işin içine girmişti.
Telefonu masaya bıraktım.
Hiç düşünmeden numarayı engelledim.
Sonra derin bir nefes aldım.
Yarın ilk iş...
Bu durumu ciddiye almam gerekiyordu.
Çünkü hislerim bana tek bir şey söylüyordu.
Duru...
Pes etmeye niyetli değildi.
Sabah alarm çaldığında neredeyse hiç uyumamıştım.
Gece boyunca Duru'nun gönderdiği mesajları düşündüm.
En çok da son cümlesini...
"Ona dikkat et."
Bu bir uyarı değildi.
İma da değildi.
Bana göre...
Bir gözdağıydı.
Telefonumu tekrar elime aldım.
Numarayı engellemiştim.
Mesajlar hâlâ ekrandaydı.
Bir süre baktım.
Sonra ekran görüntülerini aldım.
Silmedim.
Polis olmamın bana öğrettiği ilk şeylerden biri şuydu:
İnsan hisleriyle değil, delillerle hareket ederdi.
---
Karakola vardığımda Emir masasında kahvesini içiyordu.
Beni görünce yüzü ciddileşti.
"Ne oldu?"
Hiçbir şey demeden telefonu uzattım.
Mesajları sessizce okudu.
Kaşları çatıldı.
"Bu iş normal değil."
"Biliyorum."
"Numarayı engelledim."
Emir telefonu geri verdi.
"Sadece engellemek yetmez."
"Şimdilik resmi işlem başlatacak kadar veri yok."
dedim.
"Ama olursa..."
"Hiç beklemem."
Emir başını salladı.
"Bir süre dikkatli ol."
"Özellikle de o kız..."
Cümlesini tamamlamadı.
Tamamlamasına gerek de yoktu.
Kimin hakkında konuştuğunu biliyordum.
---
Öğleye doğru kısa bir mola verdik.
Telefonum titredi.
Bu kez mesaj Elif'tendi.
"Müsaitsen sana bir şey göstermek istiyorum."
İstemeden gülümsedim.
"Mesai çıkışında olur mu?"
"Olur."
"Kafede beklerim."
Kısa ama içimi rahatlatan bir konuşmaydı.
Telefonu cebime koydum.
Kendi kendime bir karar verdim.
Duru meselesini...
Şimdilik Elif'e anlatmayacaktım.
Ortada kesinleşmiş bir tehlike yoktu.
Onu gereksiz yere korkutmanın anlamı olmazdı.
Ama...
Gözüm artık daha dikkatli olacaktı.
---
Mesai biter bitmez kafeye gittim.
Kapıyı açınca Elif beni pencere kenarındaki masada bekliyordu.
Önünde iki bardak çay vardı.
Beni görünce ayağa kalktı.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
Oturdum.
"Göstereceğin şey neydi?"
Çantasından bir zarf çıkardı.
Üzerinde üniversitenin logosu vardı.
Heyecanla bana uzattı.
"Açıldı."
Zarfı dikkatlice açtım.
Kayıt işlemleriyle ilgili resmi belgelerdi.
En üstte de kabul yazısı vardı.
Gülümseyerek ona baktım.
"Tebrik ederim."
"Artık resmen üniversitelisin."
Gözleri doldu.
"İnanamıyorum."
"Annem ağladı."
"Hatta Hasan Amca bile sevindi."
İkimiz de güldük.
"Bunu kutlamamız lazım."
dedim.
"Nasıl?"
"Bir çay daha söyleyelim."
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Kutlama bu mu?"
"Şimdilik."
Gülmeye başladı.
"Tam sana göre."
Hasan Bey uzaktan bizi izliyordu.
Masaya yaklaşırken,
"Hayırdır?"
diye sordu.
"Bu gülüşmelerin sebebi ne?"
Elif heyecanla belgeyi gösterdi.
"Kazandım."
Hasan Bey'in yüzü aydınlandı.
"Helal olsun kızım."
"Allah yolunu açık etsin."
Çayları kendi elleriyle tazeledi.
"Bu çaylar benden."
Elif mahcup oldu.
"Olmaz."
"Olur."
"Bugün itiraz etmek yok."
---
Yaklaşık yarım saat sonra kafeden çıktık.
Akşam güneşi yavaş yavaş batıyordu.
Mahalle yine sakindi.
Elif belgeleri dikkatlice çantasına yerleştirirken,
"Bugün çok güzel bir gün."
dedi.
"Evet."
"Uzun zamandır kendimi ilk kez bu kadar mutlu hissediyorum."
Tam o sırada...
Karşı kaldırımda duran siyah otomobil yine gözüme ilişti.
Bu kez plakasının ilk üç hanesini fark ettim.
Aynı araçtı.
İçimdeki huzursuzluk yeniden arttı.
Elif fark etmesin diye bakışlarımı hemen başka yöne çevirdim.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Yürüyelim."
Apartmanın önüne kadar geldik.
Elif içeri girdi.
Ben ise olduğum yerde kaldım.
Siyah otomobil birkaç saniye daha bekledi.
Sonra ağır ağır hareket etti.
Bu kez...
Arkasından baktım.
Ve kendi kendime sessizce fısıldadım.
"Bu iş burada bitmeyecek."
İçimdeki polis...
Bana bunun sadece bir başlangıç olduğunu söylüyordu.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
