Bölüm 20

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: Bölüm 20

Zaman duygumu kaybetmeye başlamıştım.

Depoda pencere yoktu.

Dışarıdan gelen hiçbir ses de yoktu.

Sadece tavandan damlayan suyun ritmi...

Ve arada bir açılıp kapanan ağır demir kapının sesi.

Ellerimdeki plastik kelepçeler canımı yakıyordu.

Ama asıl mücadele...

Panikleydi.

Polislik yıllarım boyunca öğrendiğim ilk şeylerden biri şuydu:

Korku düşünmeyi engeller.

Benim ise düşünmeye ihtiyacım vardı.

---

Kapı yeniden açıldı.

İçeri aynı adam girdi.

Bu kez yüzünde siyah bir maske vardı.

Elinde küçük bir su şişesi vardı.

Masaya bıraktı.

"Konuşmaya hazır mısın?"

"Ne öğrenmek istiyorsun?"

diye sordum.

Adam sandalyeyi çekip karşıma oturdu.

"Duru hakkında ne biliyorsun?"

"Eski sevgilim."

"Takıntılı biri."

"Bunu zaten biliyorsun."

Adam başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Onun kimlerle bağlantısı olduğunu soruyorum."

Sessiz kaldım.

Çünkü gerçekten bilmiyordum.

Adam birkaç saniye yüzüme baktı.

Yalan söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışıyordu.

Sonra ayağa kalktı.

"Demek gerçekten bilmiyorsun."

---

Saatler geçti mi...

Yoksa dakikalar mı...

Bilmiyordum.

Arada içeri giriyorlar...

Aynı soruları farklı şekillerde soruyorlardı.

Beni yıldırmaya çalışıyorlardı.

Ne bağırıyorlardı...

Ne de acele ediyorlardı.

En büyük baskıları...

Belirsizlikti.

Bu belirsizlik insanın zihnini yormaya yetiyordu.

Ben ise her seferinde aynı şeyi yapıyordum.

Odayı inceliyordum.

Kapının menteşesi...

Projektörün yeri...

Havalandırmadan gelen hafif motor sesi...

Bir yerde mutlaka hata yapacaklardı.

---

Bir süre sonra kapı tekrar açıldı.

Bu kez içeri farklı biri girdi.

Uzun boyluydu.

Takım elbise giyiyordu.

Yüzü yine gölgede kalıyordu.

Diğerleri ona saygıyla yol verdi.

Demek ki...

Asıl karar veren oydu.

Adam konuşmaya başladı.

"Mert."

"İnatçı biri olduğunu söylemişlerdi."

Sesini daha önce hiç duymamıştım.

"Sen kimsin?"

diye sordum.

Sorumu cevapsız bıraktı.

"Bazı insanlar..."

"Gerçeğe fazla yaklaşınca tehlikeli olurlar."

"Sen de onlardan biri oldun."

Ben de gözlerini göremesem bile ona baktım.

"Ben sadece görevimi yapıyorum."

"Kimi koruyorsun?"

Adam hafifçe güldü.

"Yanlış soru."

"Asıl soru şu olmalı."

"Kimden koruyorsun?"

Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.

Sonra cebinden bir fotoğraf çıkardı.

Masaya bıraktı.

Fotoğrafta ben, Emir ve polis okulundan birkaç arkadaşım vardı.

Eski bir kareydi.

"Bunun anlamı ne?"

Adam parmağıyla fotoğraftaki bir kişiyi gösterdi.

"Geçmiş..."

"Hiç düşündüğünden daha önemli."

Tam o anda dışarıdan aceleci ayak sesleri duyuldu.

Kapı açıldı.

Maskeli adamlardan biri telaşla içeri girdi.

"Efendim."

"Yerimizi tespit etmeye çalışıyorlar."

Takım elbiseli adamın sesi ilk kez sertleşti.

"Demek beklediğimden hızlı davranmışlar."

Bana döndü.

"Komiser..."

"Bugün şanslı günündesin."

Sonra adamlarına baktı.

"Burayı boşaltıyoruz."

Maskeli kişiler hızla depoyu toplamaya başladı.

Ben ise ilk kez umutlandım.

Demek ki...

Emir benim kaybolduğumu anlamıştı.

Ve peşime düşmüştü.

Ama bu kovalamacanın nasıl biteceğini henüz bilmiyordum.

Depoda bir anda hareketlilik başladı.

Az önce sakin ve kontrollü duran insanlar, şimdi aceleyle kasaları topluyor, bilgisayarları çantalara koyuyor, yerde iz bırakabilecek her şeyi ortadan kaldırıyordu.

Takım elbiseli adam ise telaşlanmıyordu.

Sadece olanları izliyordu.

Bu da bana bir şey gösteriyordu.

Bu ilk kaçışları değildi.

Belli ki her ihtimali önceden planlamışlardı.

Adam yanıma kadar geldi.

"Komiser."

"Sana bir tavsiye vereyim."

Sessizce yüzüne baktım.

"İnsan bazen gerçeği öğrenmek için fazla çaba harcamamalı."

"Gördüğüyle yetinmeli."

Cevap vermedim.

Adam hafifçe gülümsedi.

"Çünkü bazı gerçekler..."

"İnsanın bütün hayatını değiştirir."

Arkasını dönüp kapıya yöneldi.

Tam çıkacakken durdu.

"Bu arada..."

"Duru'yu hâlâ bu oyunun sahibi sanıyorsun."

"Yanılıyorsun."

Kapı kapandı.

Depoda sadece iki maskeli adam kaldı.

Biri bilgisayar kablolarını topluyor, diğeri ise benim bulunduğum sandalyenin etrafında dolaşıyordu.

İşte o anda...

İlk hatalarını yaptılar.

Beni izlemeyi bıraktılar.

---

Saatler önce buraya getirildiğimden beri tek bir şey yapıyordum.

Ellerimi sürekli hareket ettiriyordum.

Plastik kelepçe çok sağlamdı.

Ama bileklerim terledikçe...

Milim milim gevşemeye başlamıştı.

Canım yanıyordu.

Bileklerimin derisi soyulmuştu.

Fakat sonunda...

Sağ elim birkaç santim oynadı.

Derin bir nefes aldım.

Bunu fark etmemeleri gerekiyordu.

Başımı öne eğmiş, hâlâ bitkin görünmeye devam ettim.

Maskeli adamlardan biri bana baktı.

"Hâlâ konuşacak mısın?"

Sessiz kaldım.

Adam omuz silkip arkasını döndü.

İşte beklediğim an buydu.

Bütün gücümle sağ elimi çevirdim.

Canım öyle bir yandı ki dişlerimi sıktım.

Son bir hamle...

Ve elim kelepçeden kurtuldu.

Bunu belli etmeden kolumu yine eski yerine koydum.

Şimdi sadece doğru zamanı bekliyordum.

---

Depodaki ışıklar bir anlığına söndü.

Elektrik kesilmişti.

Maskeli adamlardan biri küfretti.

"Lanet olsun."

Diğeri el fenerini açmaya çalışıyordu.

Ben ise o iki saniyelik karanlığı değerlendirdim.

Sol elimi de çözdüm.

Ayaklarımdaki bağları çözmeye başladım.

Tam o sırada jeneratör devreye girdi.

Işıklar yeniden yandı.

Ben hâlâ bağlıymış gibi duruyordum.

Kimse fark etmemişti.

İçimden saymaya başladım.

Bir...

İki...

Üç...

Kapının dışından bir bağırış duyuldu.

"Çabuk olun!"

"Polis olabilir!"

Maskeli iki adam aynı anda kapıya yöneldi.

Ben de ayağa fırladım.

Sandalyeyi bütün gücümle arkadaki adama doğru ittim.

Adam dengesini kaybedip yere düştü.

Diğeri bana döndü.

Kolumu yakalamaya çalıştı.

Bileğini kavrayıp omzunun üzerinden savurdum.

Yere sert düştü.

Kapıya doğru koşmaya başladım.

Koridor karanlıktı.

Eski depo odalarının arasından geçiyordum.

Arkamdan ayak sesleri geliyordu.

"Yakalayın!"

Merdivenleri hızla çıktım.

Üst kata ulaştığımda paslı bir demir kapıyla karşılaştım.

Omzumla yüklendim.

Açılmadı.

Bir kez daha...

Bu kez bütün gücümle vurdum.

Kapı gıcırdayarak açıldı.

Kendimi açık havaya attım.

---

Soğuk gece havası yüzüme çarptı.

Derin bir nefes aldım.

Burası terk edilmiş eski bir sanayi bölgesiydi.

Etrafımda kullanılmayan depolar vardı.

Uzaktan siren sesleri duyuluyordu.

Demek ki...

Emir gerçekten beni bulmaya yaklaşmıştı.

Tam koşmaya başlayacaktım ki...

Arkamdan silah sesi duyuldu.

Mermi birkaç metre önümdeki beton zemine isabet etti.

Durmadım.

Koşmaya devam ettim.

Bir konteynerin arkasına sığındım.

İkinci mermi bu kez metal yüzeye çarptı.

Kulaklarımı sağır eden bir ses çıktı.

Silah doğrultan adam bağırdı.

"Kaçamazsın!"

Cevap vermedim.

Etrafı incelemeye başladım.

Sağ tarafta tel örgüler...

Sol tarafta eski yükleme rampası...

İleride ise ana yol görünüyordu.

Tam o sırada uzaktan mavi-kırmızı ışıklar belirdi.

Polis araçları.

Maskeli adam bunu görünce küfretti.

"Sökülün!"

Bir anda siyah araçlara binmeye başladılar.

Motor sesleri depoların arasında yankılandı.

Ben koşarak ana yola çıktım.

İlk gelen polis aracı önümde fren yaptı.

Kapı açıldı.

Araçtan inen kişi Emir'di.

"Mert!"

İlk kez o an dizlerimin bağı çözüldü.

Emir omzumu tuttu.

"İyi misin?"

"Neredeyse..."

dedim nefes nefese.

"...iyiyim."

Arkamızdaki depoya baktım.

Siyah araçlar çoktan uzaklaşmıştı.

Yine kaçmışlardı.

Ama bu kez önemli bir fark vardı.

Artık...

Ben onların yüzünü değil belki, ama seslerini, hareketlerini ve çalışma biçimlerini tanıyordum.

Bu savaşta ilk kez...

Av olan değil, hayatta kalmayı başaran taraftım.

Ve içimde tek bir his vardı.

Bu daha başlangıçtı.

Asıl hesaplaşma...

Henüz yaşanmamıştı.

Ambulansın arka kapısı kapandı.

Sağlık görevlisi kolumdaki yaraları temizlerken yüzümü buruşturdum.

"Birkaç sıyrık var."

"Bileklerinde ciddi tahriş oluşmuş."

"Başına aldığın darbe için de tomografi çekilecek."

"İyiyim."

dedim.

Sağlık görevlisi başını iki yana salladı.

"Komiserim, şu an iyi hissetmeniz gerçekten iyi olduğunuz anlamına gelmez."

Haklıydı.

Ama aklım hâlâ depodaydı.

Takım elbiseli adam...

Söyledikleri...

Ve Duru'nun bu işin yalnızca görünen yüzü olduğunu iddia etmesi.

---

Hastanede yapılan kontroller yaklaşık iki saat sürdü.

Kırık yoktu.

Beyin tomografisi temiz çıkmıştı.

Doktor son kez dosyaya baktı.

"Birkaç gün dinlenmeniz gerekiyor."

"Stresten uzak durmaya çalışın."

İçimden istemsizce güldüm.

Son birkaç haftadır hayatımda en uzak olduğum şey...

Dinlenmekti.

---

Koridorda Emir beni bekliyordu.

Elinde kahve vardı.

Birini bana uzattı.

"İç."

Bardağı aldım.

"Teşekkür ederim."

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonra Emir derin bir nefes aldı.

"Telefonunun sinyali kesilince şüphelendik."

"Sonra aracını bulduk."

"Çevredeki kameraları taradık."

"Panelvanı tespit ettik."

"Dört ekip peşine düştü."

Başımı salladım.

"Yine de yetişemediniz."

"Hayır."

"Onlar seni bırakmaya mecbur kaldılar."

"Biz yetiştiğimiz için."

Pencereden dışarı baktım.

"Kaç kişi vardı?"

"En az altı."

"Silahlıydılar."

Emir'in kaşları çatıldı.

"Demek düşündüğümüzden daha organize bir yapı."

---

Gece yarısına doğru eve döndüm.

Apartmanın ışıkları sönmüştü.

Sadece bizim salonun lambası yanıyordu.

Kapıyı açar açmaz annem bana sarıldı.

"Oğlum..."

"İyiyim anne."

"Merak etme."

Ama gözlerinden akan yaşlar bunun o kadar kolay geçmeyeceğini gösteriyordu.

Babam omzuma dokundu.

"Geçmiş olsun."

"Sağ ol baba."

O gece ilk kez...

Başkalarının da bu olaylardan etkilendiğini fark ettim.

Bu sadece benim mücadelem değildi artık.

---

Ertesi sabah kapı çaldı.

Annem açtı.

Kapıda Hasan Amca, Zeynep Teyze ve Elif vardı.

Hasan Amca beni görünce derin bir nefes verdi.

"Çok şükür."

"İyi görünüyorsun."

"Göründüğüm kadar iyiyim."

dedim gülümsemeye çalışarak.

Zeynep Teyze mutfakta anneme yardım etmeye geçti.

Hasan Amca da babamla salona oturdu.

Elif ise sessizce yanıma yaklaştı.

"Balkona çıkar mısın?"

Başımı salladım.

Birlikte balkona geçtik.

Bir süre konuşmadık.

Sonra Elif yavaşça,

"Gerçekten kaçırıldın mı?"

diye sordu.

Bu sorunun geleceğini biliyordum.

"Evet."

Gözlerini kaçırdı.

"Ben..."

"İki gün boyunca telefonuna ulaşamayınca kötü bir şey olduğunu hissettim."

"Sana söylemediler."

"Ben de öğrenince..."

Sesi titredi.

"Çok korktum."

İlk kez gözlerinin dolduğunu gördüm.

Ama yine de ağlamamaya çalışıyordu.

"Özür dilerim."

dedim.

Şaşkınlıkla bana baktı.

"Neden özür diliyorsun?"

"Seni de bu karmaşanın içine çektiğim için."

Başını kararlı bir şekilde iki yana salladı.

"Hayır."

"Bu senin suçun değil."

"Suçlu olan insanlar belli."

Derin bir nefes aldı.

"Ben senden uzaklaşmayacağım."

Bu cümleyi beklemiyordum.

"Elif..."

"Biliyorum."

"Belki tehlikeli."

"Belki zor."

"Ama korktuğum için seni yalnız bırakırsam..."

"O zaman onların istediği olur."

Söyledikleri içimde yankılandı.

Duru'nun amacı tam da buydu.

İnsanları birbirinden uzaklaştırmak.

Güveni parçalamak.

Ve Elif...

Bunu fark etmişti.

Tam o sırada telefonum çaldı.

Arayan Emir'di.

"Mert."

"Depoda bulduğumuz güvenlik kayıtlarından bir görüntü temizlendi."

"Neler var?"

"Takım elbiseli adamın yüzü görünmüyor."

"Ama konuşurken bir isim kullanıyor."

"Ne ismi?"

Emir birkaç saniye sustu.

Sonra ciddi bir ses tonuyla konuştu.

"'Patron geliyor' diyorlar."

"Yani..."

"Takım elbiseli adam bile en tepede değil."

Telefon elimde ağırlaştı.

Demek ki bütün bu plan...

Duru'nun da üzerinde yer alan, henüz hiç karşılaşmadığımız biri tarafından yönetiliyordu.

Ve artık emindim.

Asıl düşman...

Henüz sahneye çıkmamıştı.

Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

348okunma 9beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18