29. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 29
Bölümler 47Şu an: Bölüm 29
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah saat altıyı gösteriyordu.
Emniyet Müdürlüğü'nün otoparkında tek başıma arabamın kaputuna yaslanmış bekliyordum.
Elimde babamın bıraktığı not vardı.
"Kuzgun'un başladığı yere git."
Altında tek bir adres...
Eski Polis Akademisi Arşiv Binası – Ankara
Arkamdan gelen ayak seslerini duydum.
Emir yanıma geldi.
Elinde iki bardak kahve vardı.
Birini bana uzattı.
"Düşündün mü?"
"Evet."
"Ne yapacağız?"
"Ankara'ya gidiyoruz."
Emir başını salladı.
"Ben de öyle düşünüyordum."
Tam o sırada Melike de yanımıza geldi.
Üzerinde sivil kıyafetler vardı.
Belindeki silahı ceketiyle gizlemişti.
"Amirden izin çıktı."
"Üçümüz resmî görevle Ankara'ya gidiyoruz."
İçimde ilk kez küçük de olsa bir umut doğdu.
Belki de...
Aradığımız cevaplar gerçekten oradaydı.
---
Eve uğrayıp küçük bir çanta hazırlamam gerekiyordu.
Kapıyı açtığımda mutfaktan kahkaha sesleri geliyordu.
Annem...
Ve Elif...
Birlikte kahvaltı hazırlıyordu.
Beni görünce Elif gülümsedi.
"Günaydın."
"Günaydın."
Yüzümdeki ifadeden bir şeylerin değiştiğini anlamıştı.
"Bir gelişme var."
Başımı salladım.
"Ankara'ya gidiyorum."
Elif'in gülümsemesi yavaşça kayboldu.
"Ne kadar?"
"Bilmiyorum."
"Bir gün de sürebilir..."
"...bir hafta da."
Sessizce bana baktı.
Sonra mutfak tezgâhına yöneldi.
Küçük bir termos hazırlayıp elime verdi.
"Yolda kahve içmeden duramazsın."
İstemsizce güldüm.
"Beni bu kadar iyi tanıyor musun?"
"Artık evet."
---
Annem odadan çıkınca salonda yalnız kaldık.
Elif yavaşça yanıma geldi.
"Bir şey isteyeceğim."
"Söyle."
"Bu kez..."
"...kendini kahraman sanıp tek başına hareket etme."
"Emir ve Melike'yi dinle."
Gözlerinin içine baktım.
Endişesini saklamaya çalışıyordu.
İki elini avuçlarımın arasına aldım.
"Söz."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Elif fısıldadı.
"Her gidişinde..."
"...seni son görüşümmüş gibi hissediyorum."
Bu cümle yüreğime oturdu.
Onu yavaşça kendime çektim.
Alnına uzun bir öpücük kondurdum.
"Sana geri döneceğim."
"Ne olursa olsun."
Elif gözlerini kapattı.
"Seni bekleyeceğim."
---
Bir saat sonra...
Ankara yolundaydık.
Direksiyonda bendim.
Yan koltukta Emir...
Arkada ise Melike dosyaları inceliyordu.
Arabanın içinde alışılmadık bir sessizlik vardı.
Tam o sırada Melike konuştu.
"Abi..."
"Evet?"
"Babam geçen yıl bana bir şey anlatmıştı."
"Neymiş?"
"1999'daki Kuzgun Operasyonu'ndan sonra..."
"...teşkilatta birçok polis aniden emekli edilmiş."
"Neden?"
"Sebep açıklanmamış."
Emir araya girdi.
"Belki de açıklanmasına izin verilmemiştir."
İçimdeki şüphe daha da büyüdü.
Demek ki...
Bu olay sadece bir operasyon değildi.
Yıllardır üzeri örtülen büyük bir sırdı.
---
Yaklaşık üç saat sonra Ankara'ya giriş yaptık.
Eski Polis Akademisi binası, şehrin sessiz bir köşesinde terk edilmiş hâlde duruyordu.
Paslanmış demir kapılar...
Kırık pencereler...
Ve yıllardır açılmamış gibi görünen büyük ahşap giriş kapısı...
Arabadan inerken telefonum titredi.
Ekranda Elif'in mesajı vardı.
«"Dikkatli ol. Döndüğünde sana söyleyeceğim güzel bir haberim var. 😊"»
Mesajı okuyunca istemsizce gülümsedim.
Emir omzuma hafifçe vurdu.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Sadece..."
"...eve dönmek için bir sebebim daha var."
Emir de gülümsedi.
"Hadi."
"O sebebe kavuşabilmen için şu dosyayı bulalım."
Derin bir nefes aldım.
Paslı kapıyı iki elimle ittim.
Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı.
Tam içeri adım atacakken...
Binanın karanlık koridorundan tek bir el silah sesi yükseldi.
PAT!
Ses, boş binanın duvarlarında yankılanırken hepimiz aynı anda silahlarımıza davrandık.
Birisi...
Bizden önce buraya gelmişti.
PAT!
Silah sesi binanın taş duvarlarında yankılanırken hepimiz aynı anda mevzi aldık.
"Sağ koridor benim!"
diye bağırdı Emir.
"Üst katı kontrol ediyorum."
Melike çoktan merdivenlere yönelmişti.
Ben ise giriş holünü tarıyordum.
Toz...
Kırık sıralar...
Yıllardır kullanılmayan dolaplar...
Ama bir şey dikkatimi çekti.
Yerde taze ayakkabı izleri vardı.
Tozun üzerinde belirgin şekilde görünüyordu.
Diz çöküp inceledim.
"Yeni."
Emir yanıma geldi.
"En fazla yarım saatlik."
Demek ki gerçekten bizden önce biri gelmişti.
---
Koridorun sonundaki demir kapıya yaklaştık.
Kapının kilidi yeni kırılmıştı.
İçeri girdiğimizde eski arşiv odasıyla karşılaştık.
Raflar tavana kadar uzanıyordu.
Üzerlerinde yüzlerce dosya...
Kutular...
Kasalar...
Melike el fenerini duvara tuttu.
"Kuzgun..."
diye mırıldandı.
Tozlu rafların arasında kırmızı boya ile yazılmış küçük bir yön işareti vardı.
Altında sadece tek kelime yazıyordu.
ARŞİV – B
İşaret yeniydi.
Belli ki biri özellikle bırakmıştı.
---
Arşiv B odasının kapısını açtığımda ağır bir küf kokusu yüzüme çarptı.
Oda diğerlerinden daha küçüktü.
Ortada büyük bir masa...
Masanın üzerinde ise tek bir dosya duruyordu.
Simsiyah kapaklı...
Üzerinde kırmızı mühür bulunan bir dosya.
Yavaşça yaklaştım.
Tam dosyaya uzanacakken...
"Dokunma!"
diye bağırdı Melike.
Refleksle elimi çektim.
Melike cebinden küçük aynasını çıkardı.
Masanın altına tuttu.
İnce bir misina ipi...
Dosyanın altına bağlanmıştı.
"Tuzağa düşüyordun."
Kalbim hızlandı.
"Patlayıcı mı?"
"Hayır."
İpi dikkatlice takip etti.
Koridorun duvarındaki eski bir zil sistemine bağlanıyordu.
"Bizi öldürmek istememişler."
Emir kaşlarını çattı.
"Peki ne istemişler?"
Melike ipi kesti.
"Bizi ele vermek."
---
Dosyayı elime aldım.
Mühür hâlâ sağlamdı.
Yavaşça açtım.
İlk sayfada büyük harflerle yazılmış bir başlık vardı.
GİZLİ
KUZGUN OPERASYONU
SADECE YETKİLİ PERSONEL
Sayfaları çevirmeye başladım.
Operasyona katılan polislerin isimleri...
Görev dağılımları...
Kod adları...
Ve son sayfada...
Fotoğraflar.
Babam...
Selim...
Ve tanımadığım birkaç kişi.
Bir fotoğrafın altındaki isim dikkatimi çekti.
Komiser Murat Sancaktar
Fotoğrafa uzun uzun baktım.
Bu yüz...
Bir yerden tanıdık geliyordu.
Ama nereden?
---
Tam o sırada Emir'in telefonu çaldı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Mert..."
"Evet?"
"Bu... Elif."
Kalbim sıkıştı.
Telefonu hemen aldım.
"Elif!"
Karşı taraftan titreyen bir ses geldi.
"Mert..."
"İyi misin?"
"Evet..."
"Ben iyiyim."
"Ama..."
"Evimizin önünde sabahdan beri aynı siyah araç bekliyor."
Kanım dondu.
"Polise haber verdin mi?"
"Annen korkmasın diye vermedim."
"Pencereden yeni baktım..."
"...içindeki adam hâlâ beni izliyor."
Bir an bile düşünmedim.
"Perdeleri kapat."
"Kapıları kilitle."
"Kimseye açma."
"Ben hemen dönüyorum."
Telefonu kapattım.
Emir itiraz etti.
"Dosya?"
Başımı sertçe salladım.
"Dosya bekler."
"Elif beklemez."
Melike dosyayı çantasına koydu.
"Biz de seninle geliyoruz."
---
Tam binadan çıkacakken...
Koridorun sonunda yaşlı bir adam belirdi.
Üzerinde eski bir güvenlik görevlisi üniforması vardı.
Titreyen sesiyle bize seslendi.
"Komiser..."
Olduğumuz yerde durduk.
Adam cebinden sararmış bir zarf çıkardı.
"Ahmet..."
"...bunu yıllar önce bana emanet etti."
Nefesim kesildi.
"Babam mı?"
Yaşlı adam başını salladı.
"Bana dedi ki..."
«'Bir gün oğlum buraya gelirse...'»
«'Bu zarfı sadece ona ver.'»
Zarfı ellerime aldım.
Üzerinde sadece iki kelime yazıyordu.
"Mert'e..."
Ve altına babamın el yazısıyla eklenmiş son cümle...
"Kimseye güvenme."
O cümleyi okurken...
İlk kez içimdeki korku, öfkemin önüne geçti.
Çünkü babam...
Bunu yazacak kadar büyük bir ihaneti önceden görmüştü.
Zarf elimdeydi.
Babamın el yazısını yıllardır tanıyordum.
Keskin...
Düzenli...
Ve her harfinde aynı kararlılık.
Ama bu kez...
Satırların arasında korku vardı.
Derin bir nefes alıp zarfı açtım.
İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.
Kat izleri yılların geçtiğini belli ediyordu.
Yavaşça okumaya başladım.
«"Oğlum...
Eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki Kuzgun yeniden ortaya çıktı.
Senden tek isteğim var.
Öfkenle hareket etme. Çünkü bu savaşta öfkesini kontrol edemeyen herkes kaybetti.
Ben de kaybettim... Selim de...
Kuzgun sadece bir operasyon değildi.
İçimizdeki hainleri ortaya çıkarmak için hazırlanmış gizli bir soruşturmaydı.
Ama soruşturma başlamadan ele geçirildi.
Biz düşmanı dışarıda ararken, o yıllardır teşkilatın içindeydi.
Kimseye hemen güvenme.
Ama Emir'e güvenebilirsin.
Melike'ye de...
Çünkü onları ben seçtim.
Ve son olarak...
Elif'i ne olursa olsun koru.
Çünkü onlar, sana ulaşamayınca ona ulaşacaklar.
Seni seven baban..."»
Mektup elimde titremeye başladı.
Babam...
Yıllar önce bugünleri tahmin etmişti.
Ama beni en çok sarsan cümle sonuncusuydu.
"Elif'i koru."
Demek ki...
Tehlike sandığımdan da yakındı.
---
Telefonumu çıkarıp Elif'i aradım.
Bir kez...
İki kez...
Üç kez...
Cevap vermedi.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Mert?"
Emir omzuma dokundu.
"Ne oldu?"
"Telefonu açmıyor."
Melike hemen konuştu.
"Ben teyzeyi arıyorum."
Birkaç saniye sonra yüzü gerildi.
"Ev telefonu da cevap vermiyor."
Hiç vakit kaybetmedim.
"Hemen dönüyoruz."
---
Ankara'dan dönüş yolu...
Hayatımın en uzun yolculuğuydu.
Sirenler açıktı.
Gaz pedalına sonuna kadar basıyordum.
Emir sürekli telsizden ekipleri yönlendiriyordu.
"En yakın devriye, Ahmet Komiser'in evine geçsin."
"Çevreyi kontrol edin."
"Kimseyi içeri sokmayın."
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Her saniye...
Aklıma daha kötü ihtimaller geliyordu.
---
Nihayet sokağa girdik.
Evin önü polis araçlarıyla doluydu.
Arabadan iner inmez koşmaya başladım.
Kapı açıktı.
"Nerede?"
diye bağırdım.
Nöbetçi polis bana döndü.
"Komiserim..."
"İçerideler."
Nefes nefese salona girdim.
Annem koltukta oturuyordu.
İyiydi.
Derin bir nefes aldım.
"Anne..."
Bana sarıldı.
"İyiyim oğlum."
Hemen etrafa baktım.
"Elif nerede?"
Annem gözleriyle mutfağı işaret etti.
Mutfağa koştum.
Elif pencerenin önünde ayakta duruyordu.
Beni görünce arkasını döndü.
Yüzü bembeyazdı.
Hiç düşünmeden ona sarıldım.
Sıkıca...
Belki de bugüne kadar hiç olmadığı kadar sıkı.
Bir süre ikimiz de konuşamadık.
Sonra yavaşça geri çekildim.
"İyi misin?"
Başını salladı.
"Evet."
"Ama..."
"Penceredeki siyah araç?"
Elif derin bir nefes aldı.
"Yaklaşık bir saat bekledi."
"Sonra polis araçlarını görünce uzaklaştı."
"Plakası?"
"Çamurla kapatılmıştı."
Emir mutfağa girdi.
"Çevredeki güvenlik kameralarını toplamaya başladık."
"Bulacağız."
---
Akşam olduğunda evin önünde iki resmî ekip nöbet tutuyordu.
Ben balkonda tek başıma dururken Elif yanıma geldi.
Elinde iki fincan çay vardı.
Birini bana uzattı.
Sessizce yan yana durduk.
Sonra Elif konuştu.
"Mert."
"Hı?"
"Bu hayat..."
"...hep böyle mi olacak?"
Cevap vermek kolay değildi.
"Bilmiyorum."
"Ama bitene kadar mücadele edeceğim."
Elif gözlerini bana çevirdi.
"Ben senden bunu istemiyorum."
Şaşkınlıkla baktım.
"O zaman ne istiyorsun?"
Bir adım yaklaştı.
"Ne olursa olsun..."
"...eve sağ salim dönmeni."
Elini tuttum.
"Ben de bunu istiyorum."
Tam o sırada...
Sokağın karşısındaki parkta siyah kapüşonlu bir adam dikkatimi çekti.
Bize bakıyordu.
Göz göze geldik.
Adam yavaşça cebinden küçük bir zarf çıkardı.
Bankın üzerine bıraktı.
Arkasını döndü.
Ve karanlığın içinde kayboldu.
Silahımı alıp aşağı koştum.
Emir de peşimden geldi.
Bankın üzerindeki zarfı dikkatlice açtık.
İçinden yalnızca tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta...
Ben çocukken çekilmiş bir kare vardı.
Yanımda babam...
Karşımızda ise yüzü işaretlenmiş genç bir polis.
Fotoğrafın arkasında tek cümle yazıyordu.
«"İhanet, sandığından çok daha eski..."»
O genç polisin yüzüne tekrar baktım.
Bu kez hatırladım.
Eski arşivde gördüğüm isim...
Murat Sancaktar.
Ve bu hikâyedeki rolü, düşündüğümüzden çok daha büyüktü.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
