41. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 41
Bölümler 47Şu an: Bölüm 41
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime · Okuduğun bölüm
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cumartesi sabahı...
İstanbul, uzun zamandır olmadığı kadar sakin görünüyordu.
Güneş perdelerin arasından süzülüyor, odanın içine yumuşak bir ışık bırakıyordu.
Elif gözlerini yavaşça açtı.
Bir süre tavana baktı.
Sonra aklına geldi.
Bugün...
Nişan günüydü.
Elif hafifçe gülümsedi.
Kalbi heyecanla atıyordu.
Ama bu heyecan, sadece yüzük takacak olmanın heyecanı değildi.
Bugün, ailesinin bir zamanlar onlar için verdiği kararın artık kendi kararlarına dönüştüğü gündü.
Görücü usulü başlayan bir tanışma...
Şimdi kendi seçtikleri bir geleceğe dönüşüyordu.
Elif yatağından kalktı.
Telefonunu eline aldı.
Ekranda Mert'ten gelen bir mesaj vardı.
“Uyandın mı?”
Elif gülümsedi.
Hemen cevap yazdı.
“Uyandım. Sen?”
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
“Ben de. Bugün biraz heyecanlıyım.”
Elif:
“Biraz mı?”
Mert:
“Tamam. Çok.”
Elif istemsizce güldü.
Sonra yeni bir mesaj geldi.
“Ama senden daha heyecanlı olduğumu kabul etmiyorum.”
Elif:
“Bunu yüzüme söyle.”
Mert:
“Akşama.”
Elif telefonunu göğsüne bastırdı.
Tam o sırada kapı açıldı.
Annesi içeri girdi.
Elif'in yüzündeki gülümsemeyi görünce durdu.
“Daha sabahın köründe kimle konuşuyorsun?”
Elif utanarak telefonunu indirdi.
“Mert.”
Annesi gülümsedi.
“Bugün nişanlanacağınız adamla konuşman normal tabii.”
Elif:
“Anne...”
Annesi yatağın kenarına oturdu.
“Heyecanlı mısın?”
Elif birkaç saniye düşündü.
“Çok.”
“Pişman mısın?”
Elif'in yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
“Hayır.”
Annesi kızının elini tuttu.
“Emin misin?”
Elif bu kez hiç düşünmeden cevap verdi.
“Evet.”
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Çünkü bu artık sadece ailelerin istediği bir evlilik değil.”
Annesi başını salladı.
“Biliyorum.”
“Elimde olsa ilk tanıştığımız güne geri dönerdim.”
“Gerçekten mi?”
“Elbette.”
Elif pencereye doğru baktı.
“Çünkü o gün onu tanımıyordum. Ama şimdi...”
Sesi yumuşadı.
“Şimdi hayatımın en önemli insanı.”
Annesi kızına sarıldı.
“Mutlu ol yeter.”
---
Aynı saatlerde...
Mert'in evinde de hazırlıklar başlamıştı.
Emir salonda bir o yana bir bu yana dolaşıyordu.
Melike ise elindeki telefonla sürekli bir şeyleri kontrol ediyordu.
“Çiçekler tamam.”
“Tamam.”
“Yüzükler?”
Mert cebini kontrol etti.
“Bende.”
Emir:
“Emin misin?”
“Eminim.”
“Bir daha kontrol et.”
Mert ona baktı.
“Emir.”
“Ne?”
“Yüzükleri üç kere kontrol ettim.”
Emir:
“Dördüncü kez kontrol et.”
Melike gülerek araya girdi.
“Bırak şu çocuğu.”
Emir:
“Bugün onun hayatının en önemli günlerinden biri.”
Melike kaşını kaldırdı.
“Sen nişanlanmıyorsun.”
Emir sustu.
Mert gülmeye başladı.
“Ne oldu?”
Emir:
“Bir şey olmadı.”
Melike ona baktı.
“Bir gün senin de başına gelecek.”
Emir'in yüzü değişti.
“Benim mi?”
Melike:
“Evet.”
Emir hafifçe gülümsedi.
“Belki.”
Mert ikisine bakıp başını salladı.
“İkiniz de birbirinize söyleyemediğiniz şeyleri bana söylemeyin.”
Melike güldü.
Emir:
“Sen bugün nişanlanıyorsun diye fazla konuşmaya başladın.”
Mert:
“Bugün hakkım.”
Tam o sırada Ahmet salona girdi.
Herkesin yüzündeki mutluluğu görünce birkaç saniye durdu.
Mert babasına baktı.
“Baba.”
Ahmet gülümsedi.
“Hazır mısın?”
Mert:
“Hazırım.”
Ahmet oğluna doğru yürüdü.
Bir süre hiçbir şey söylemeden ona baktı.
Sonra omzuna elini koydu.
“Senin bu günü yaşayacağını görebileceğimi hiç düşünmemiştim.”
Mert'in yüzü ciddileşti.
“Artık buradasın.”
Ahmet başını salladı.
“Evet.”
Mert:
“Ve bugün benim yanımda olacaksın.”
Ahmet'in gözleri doldu.
“Olacağım.”
Sonra Mert'e sarıldı.
Uzun zamandır yarım kalmış bir baba-oğul hikâyesinin içinde, ilk kez böyle bir an yaşanıyordu.
Ama Ahmet'in yüzünde bir anlığına başka bir ifade belirdi.
Endişe.
Mert bunu fark etti.
“Baba?”
Ahmet geri çekildi.
“Bir şey yok.”
“Emin misin?”
Ahmet kısa bir sessizlikten sonra:
“Bugün dikkatli ol.”
Mert'in yüzü değişti.
“Selim mi?”
Ahmet cevap vermedi.
Bu sessizlik, Mert için yeterliydi.
---
Öğlene doğru...
Elif'in evi kalabalıklaşmaya başlamıştı.
Çiçekler gelmiş, hazırlıklar tamamlanmıştı.
Elif odasında hazırlanırken aynanın karşısında durdu.
Üzerindeki kıyafete baktı.
Sonra telefonunu aldı.
Mert'ten yeni bir mesaj vardı.
“Seni birazdan göreceğim.”
Elif cevap yazdı.
“Ben de seni.”
Mert:
“Hazır mısın?”
Elif birkaç saniye düşündü.
Sonra yazdı:
“Sen yanımda olduğun sürece hazırım.”
Mert mesajı okudu.
Yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
Tam telefonu cebine koyacakken...
Telefon tekrar çaldı.
Bu kez mesaj değildi.
Bilinmeyen bir numara.
Mert açtı.
“Konuş.”
Karşıdaki ses birkaç saniye sustu.
Sonra:
“Bugün mutlu görünüyorsun.”
Mert'in yüzü anında değişti.
“Selim.”
“Doğru.”
Mert:
“Neredesin?”
“Yakınındayım.”
“Ne istiyorsun?”
Selim'in sesi sakindi.
“Bugün senden hiçbir şey istemiyorum.”
Mert:
“O zaman neden aradın?”
“Çünkü bugün öğreneceğin şey, hayatını değiştirecek.”
Mert'in bakışları sertleşti.
“Ne hakkında konuşuyorsun?”
Selim:
“Baban hakkında.”
Mert'in eli sıkıldı.
“Babamla ilgili söyleyeceğin ne varsa yüzüme söyle.”
“Akşam.”
Mert:
“Şimdi söyle.”
“Hayır.”
“Selim!”
Karşı taraf telefonu kapattı.
Mert birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Emir yanına geldi.
“Kimdi?”
Mert:
“Selim.”
Melike hemen ayağa kalktı.
“Ne dedi?”
Mert, Ahmet'e baktı.
“Babamla ilgili bir şey söyleyeceğini söyledi.”
Ahmet'in yüzü bir anda ciddileşti.
“Ne dedi?”
“Akşam öğrenecekmişiz.”
Ahmet gözlerini kapattı.
Mert:
“Baba, sen ne biliyorsun?”
Ahmet cevap vermedi.
Mert bu kez daha sert konuştu.
“Baba.”
Ahmet gözlerini açtı.
“Bugün nişan günün.”
“Evet.”
“Bugün hiçbir şeyin bunu bozmasına izin verme.”
Mert:
“Beni korkutuyorsun.”
Ahmet oğluna baktı.
“Ben de korkuyorum.”
Odadaki herkes sustu.
Çünkü Ahmet'in ağzından böyle bir cümleyi duymak, durumun ciddiyetini gösteriyordu.
---
Akşamüstü...
Elif kapının önüne çıktığında Mert'i gördü.
Mert bir an konuşamadı.
Elif de ona baktı.
İkisi de birkaç saniye boyunca sadece birbirlerine baktılar.
Sonra Elif gülümsedi.
“Ne oldu?”
Mert:
“Hiç.”
“Niye öyle bakıyorsun?”
Mert yanına geldi.
“Çünkü bugün seni ilk kez nişanlım olarak göreceğim.”
Elif'in yüzü kızardı.
“Daha yüzük takmadık.”
Mert:
“Benim için çoktan oldun.”
Elif başını eğdi.
“Sen de benim için.”
Mert elini uzattı.
Elif tuttu.
Birlikte içeri girdiler.
Aileler onları görünce yüzlerde gülümsemeler oluştu.
Mert'in annesi Elif'e sarıldı.
Ahmet uzaktan onları izliyordu.
Gözlerinde hem gurur hem de ağır bir endişe vardı.
Çünkü herkes bugün bir başlangıcı kutluyordu.
Ama Ahmet biliyordu.
Kuzgun henüz son sözünü söylememişti.
---
Yüzükler hazırlanırken...
Mert ve Elif yan yana oturdu.
Aile büyükleri konuşmaya başladı.
Gelenekler yerine getiriliyor, dualar ediliyor, herkes mutluluk dileklerini söylüyordu.
Elif, Mert'in elini tuttu.
Mert ona baktı.
“Hazır mısın?”
Elif gülümsedi.
“Her zamankinden daha fazla.”
Yüzükler ellerine alındı.
Tam o anda...
Ahmet'in telefonu çaldı.
Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Ahmet açtı.
Karşıdaki kişi sadece tek bir cümle söyledi:
“Defterdeki ismi hâlâ söylemedin.”
Ahmet'in yüzü bembeyaz oldu.
“Sen kimsin?”
Karşıdaki ses:
“Bunu oğluna sorman gerekiyordu.”
Telefon kapandı.
Ahmet'in bakışları Mert'e döndü.
Mert bunu fark etti.
“Baba?”
Ahmet cevap veremedi.
Çünkü yıllardır sakladığı sır artık kapının önündeydi.
Ve tam o sırada...
Mert'in telefonu çaldı.
Ekranda tek bir mesaj vardı:
“Yüzüğü takmadan önce babana sor: Defterdeki isim kim?”
Mert'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Elif hemen fark etti.
“Ne oldu?”
Mert telefonu yavaşça indirdi.
Sonra Ahmet'e baktı.
“Baba...”
Ahmet başını kaldırdı.
Mert'in sesi titriyordu.
“Defterdeki isim kim?”
Odadaki bütün sesler kesildi.
Ahmet gözlerini oğlundan kaçırdı.
Ve ilk kez...
cevap vermekten korktu.
Çünkü o isim, Mert'in sandığı geçmişi tamamen değiştirecekti. Ahmet birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Salondaki herkes ona bakıyordu.
Mert'in yüzündeki soru artık saklanabilecek bir soru değildi.
“Baba...”
Ahmet derin bir nefes aldı.
“Bu ismi bugün konuşmamamız gerekiyordu.”
Mert'in kaşları çatıldı.
“Bana ne zaman söyleyecektin?”
Ahmet cevap vermedi.
Mert bir adım yaklaştı.
“Yıllarca senden haber alamadım. Seni kaybettim sandım. Sonra seni bulduk. Kuzgun'u, Selim'i, geçmişini öğrendim. Ama hâlâ benden bir şey saklıyorsun.”
Ahmet'in gözleri doldu.
“Çünkü seni korumaya çalıştım.”
Mert'in sesi sertleşti.
“Beni korumak için hayatımın gerçeğini benden saklayamazsın.”
Elif ayağa kalktı.
Mert'in yanına geldi.
Elini tuttu.
“Yalnız değilsin.”
Mert ona baktı.
Bu iki kelime, öfkesinin arasında ona biraz olsun nefes aldırdı.
Ahmet başını eğdi.
“Defterdeki isim...”
Tam konuşacakken kapının dışından bir ses duyuldu.
Tak.
Herkes sustu.
Sonra bir kez daha.
Tak. Tak.
Emir hemen ayağa kalktı.
Melike de refleks olarak çevreyi kontrol etti.
Mert Elif'in önüne geçti.
Ahmet ise kapıya baktı.
“Kim o?”
Cevap gelmedi.
Emir yavaşça kapıya yaklaştı.
Kapıyı açtığında dışarıda kimse yoktu.
Sadece yerde küçük, siyah bir zarf vardı.
Emir eğilip aldı.
Üzerinde tek bir kelime yazıyordu:
MERT
Mert'in yüzü gerildi.
“Getir.”
Emir zarfı ona uzattı.
Mert açmadan önce Ahmet'e baktı.
Ahmet'in yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
“Bunu açma.”
Mert:
“Neden?”
Ahmet:
“Çünkü ne yazdığını tahmin edebiliyorum.”
Mert zarfı elinde sıktı.
“Ben artık tahminlerle yaşamak istemiyorum.”
Zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Mert fotoğrafa baktı.
Sonra gözleri büyüdü.
Fotoğrafta...
Ahmet vardı.
Yanında Selim vardı.
Ama ikisinin yanında üçüncü bir adam daha bulunuyordu.
Mert adamı tanımıyordu.
Fotoğrafın arkasında ise bir tarih vardı.
On dokuz yıl önce.
Ve altında tek bir cümle:
“Babanın hikâyesi burada başlamadı.”
Elif fotoğrafa baktı.
“Bu kim?”
Ahmet cevap vermedi.
Mert fotoğrafı ona uzattı.
“Baba.”
Ahmet fotoğrafı görünce gözlerini kapattı.
“Onu görmemiş olman gerekiyordu.”
Mert:
“Kim bu adam?”
Ahmet:
“Adı...”
Bir an durdu.
Sonra salondaki herkese baktı.
“Kerem.”
Mert'in yüzü değişti.
“Kerem kim?”
Ahmet:
“Benim kardeşim.”
Odadaki sessizlik bir anda ağırlaştı.
Mert donup kaldı.
“Benim... amcam mı?”
Ahmet başını salladı.
“Evet.”
Mert'in nefesi kesildi.
“Bana hiç amcam olduğunu söylemedin.”
“Çünkü...”
Ahmet'in sesi titredi.
“Çünkü Kerem yıllar önce öldü.”
Mert:
“Öldü mü?”
Ahmet:
“Öyle sanıyorduk.”
Emir fotoğrafa baktı.
“Ahmet Bey, burada bir şey var.”
Herkes Emir'e döndü.
Emir fotoğrafın arkasını gösterdi.
“Tarih on dokuz yıl öncesi.”
“Evet.”
“Ama fotoğrafın arkasındaki kalem yazısı çok daha yeni.”
Ahmet'in yüzü değişti.
Melike fotoğrafı aldı.
“Yani bu fotoğraf yeni bulunmuş olabilir.”
Emir:
“Ya da biri özellikle bugün göndermiş.”
Mert:
“Selim.”
Ahmet başını salladı.
“Belki.”
Mert:
“Sen hâlâ Selim'e güveniyor musun?”
Ahmet uzun süre sustu.
“Hayır.”
Bu cevap Mert'i şaşırttı.
“Peki neden hâlâ onunla ilgili kesin bir şey söylemiyorsun?”
Ahmet:
“Çünkü Selim'in Kuzgun'a gerçekten ihanet edip etmediğini bilmiyorum.”
Melike araya girdi.
“Yani Selim hâlâ onların tarafında olabilir mi?”
Ahmet:
“Olabilir.”
Emir:
“Ya da başka bir amaç için hareket ediyor olabilir.”
Mert:
“Ve bugün bizi buraya kadar takip eden herkes bu sırrı biliyor.”
Ahmet:
“Evet.”
Elif Mert'in elini daha sıkı tuttu.
“Peki şimdi ne olacak?”
Mert ona baktı.
Sonra yüzüklere baktı.
Bir an boyunca herkesin gözü onun üzerindeydi.
Mert derin bir nefes aldı.
“Hiçbir şey olmayacak.”
Elif şaşırdı.
“Ne demek?”
Mert:
“Bugün bizim günümüz.”
Ahmet oğluna baktı.
Mert devam etti.
“Ne kadar sır varsa ortaya çıkacak. Ama bunun için birbirimizden vazgeçmeyeceğiz.”
Elif başını salladı.
“Evet.”
Mert onun elini tuttu.
“Biz bu yola nasıl başladığımızı unutmadık.”
Elif:
“Görücü usulü tanıştık.”
Mert:
“Ama birbirimizi kendimiz seçtik.”
Elif:
“Ve bugün de seçiyoruz.”
Ahmet'in gözleri doldu.
Çünkü oğlunun söylediği şey, yıllardır Kuzgun'un insanlardan almaya çalıştığı şeyi temsil ediyordu:
Kendi hayatına kendi kararını verme hakkı.
Tam o sırada kapı yeniden çaldı.
Bu kez daha sert.
Emir hemen kapıya yöneldi.
Melike de onunla birlikte ilerledi.
Mert, Elif'in önünde durdu.
Kapı açıldı.
Dışarıda kimse yoktu.
Ama yerde bir kutu vardı.
Kutunun üzerinde:
“MERT VE ELİF'E.”
Emir kutuyu aldı.
İçeri getirdi.
Mert kutuya baktı.
“Bunu ben açacağım.”
Ahmet:
“Hayır.”
Mert:
“Baba...”
Ahmet:
“Bu kez birlikte.”
Kutuyu masanın üzerine koydular.
Ahmet, Mert, Emir ve Melike etrafında toplandı.
Elif de Mert'in yanında durdu.
Ahmet kapağı kaldırdı.
Kutunun içinde eski bir anahtar vardı.
Bir de küçük bir kâğıt.
Mert kâğıdı aldı.
Üzerinde:
“Kerem'in öldüğüne inanıyorsanız, bu anahtarı kullanmayın.”
Mert:
“Ne demek bu?”
Ahmet anahtara baktı.
Yüzü bir anda değişti.
“Bu...”
Mert:
“Neyi açıyor?”
Ahmet cevap vermekte zorlandı.
Sonunda:
“Eski evimizin bodrumunu.”
Mert şaşkınlıkla baktı.
“Bizim eski evimizi mi?”
“Evet.”
“Orası yıllardır kapalı.”
Ahmet başını salladı.
“Ben kapattım.”
Mert:
“Neden?”
Ahmet oğlunun gözlerinin içine baktı.
“Çünkü Kerem'in kaybolduğu gece... son kez oradaydı.”
Elif'in yüzü gerildi.
“Peki neden şimdi gönderiyorlar?”
Ahmet:
“Çünkü biri bizim oraya gitmemizi istiyor.”
Mert:
“Ve biz gideceğiz.”
Ahmet:
“Hayır.”
Mert:
“Baba.”
“Bugün gitmeyeceksin.”
Mert:
“Bugün nişanımız var.”
Ahmet:
“Tam olarak bu yüzden.”
Mert bir an sustu.
Sonra Elif'e baktı.
Elif de ona baktı.
İkisi de aynı şeyi düşünüyordu.
Mert yavaşça konuştu:
“Bugün nişanımızı yapacağız.”
Ahmet:
“Mert...”
“Sonra o eve gideceğiz.”
Elif:
“Birlikte.”
Emir:
“Ben de geliyorum.”
Melike:
“Ben de.”
Ahmet hepsine baktı.
Sonra istemeden gülümsedi.
“Anlaşılan beni kimse dinlemeyecek.”
Mert:
“Bu konuda sana çekmiş olabilirim.”
Ahmet ilk kez gerçekten güldü.
Fakat o kısa gülümsemenin ardından gözleri tekrar fotoğrafa kaydı.
Kerem...
Yıllardır öldüğü düşünülen kardeşi.
Ve bugün, nişan günlerinde karşılarına çıkan bir fotoğraf.
Ahmet'in içinde tek bir soru vardı:
Ya Kerem gerçekten ölmediyse?
---
Bir süre sonra...
Aileler yeniden salonda toplandı.
Kimse az önce yaşananları dışarıya yansıtmıyordu.
Mert ve Elif yan yana oturdu.
Yüzükler tekrar hazırlandı.
Elif Mert'e baktı.
“Hazır mısın?”
Mert gülümsedi.
“Bu kez gerçekten.”
Elif:
“Ben de.”
Aile büyüğü yüzükleri eline aldı.
Herkes sessizleşti.
Mert, Elif'in elini tuttu.
Yüzük parmağına takıldı.
Ardından Elif de Mert'in yüzüğünü taktı.
Alkışlar yükseldi.
Mert ve Elif birbirlerine baktılar.
O an, bütün korkular birkaç saniyeliğine geride kaldı.
Mert fısıldadı:
“Artık resmen nişanlımsın.”
Elif gülümsedi.
“Sen de benim.”
İkisi sarıldı.
Ahmet onları uzaktan izledi.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Ama tam o sırada...
Ahmet'in telefonu titredi.
Yeni bir mesaj.
Ekranda tek bir cümle vardı:
“Tebrikler Ahmet. Oğlunu evlendirmeyi başardın.”
Ahmet'in yüzü dondu.
Mesajın devamı birkaç saniye sonra geldi.
“Şimdi sıra Kerem'de.”
Ahmet'in elindeki telefon titremeye başladı.
Çünkü bu mesaj...
Kerem'in öldüğünü bilen birinin yazabileceği bir mesaj değildi.
Ya da...
Kerem gerçekten hayattaydı.
Ve bir yerlerde onları izliyordu.
Nişan gecesi daha yeni başlamıştı. Ahmet telefonu elinde öylece tutuyordu.
Ekrandaki mesajı tekrar okudu.
“Tebrikler Ahmet. Oğlunu evlendirmeyi başardın.”
Ardından gelen ikinci mesaj ise her şeyi değiştirmişti.
“Şimdi sıra Kerem'de.”
Ahmet'in yüzündeki ifade Mert'in dikkatinden kaçmadı.
Mert yanına geldi.
“Baba?”
Ahmet telefonu hemen kapattı.
“Bir şey yok.”
Mert kaşlarını çattı.
“Az önce yüzün değişti.”
Ahmet birkaç saniye sustu.
Sonunda telefonu oğluna uzattı.
Mert mesajı okudu.
Gözleri büyüdü.
“Kerem…”
Elif de yanlarına geldi.
“Ne oldu?”
Mert telefonu ona gösterdi.
Elif mesajı okuyunca sessiz kaldı.
Emir ve Melike de yanlarına yaklaştı.
Emir:
“Bu artık açık bir mesaj.”
Melike:
“Kerem'in hayatta olduğunu mu söylüyorlar?”
Ahmet:
“Bilmiyorum.”
Mert:
“Ama biri onun adını kullanıyor.”
Ahmet başını salladı.
“Evet.”
Mert:
“Ve bizi eski eve çağırıyor.”
Ahmet:
“Bizi çağıran kişinin kim olduğunu bilmiyoruz.”
Mert:
“Belki de biliyoruz.”
Ahmet oğluna baktı.
“Selim?”
Mert:
“Başka kim?”
Ahmet hemen cevap vermedi.
Çünkü Selim'in son telefon görüşmesi aklına geldi.
“Düğününüze.”
O zaman anlamsız gelen o cümle şimdi başka bir anlam kazanmıştı.
Selim sadece nişanı bilmiyordu.
Ailenin geçmişini de biliyordu.
---
Nişan devam ediyordu.
Müzik açılmış, aileler sohbet etmeye başlamıştı.
Elif'in yüzündeki mutluluk gerçekti.
Ama gözleri zaman zaman Mert'e kayıyordu.
Mert de ona bakıyordu.
İkisi de aynı şeyi biliyordu:
Bu gece hiçbir şey eskisi kadar sıradan olmayacaktı.
Bir süre sonra Elif, Mert'i balkona çıkardı.
Kapıyı kapattı.
Dışarıda hafif bir rüzgâr vardı.
Elif:
“İyi misin?”
Mert:
“İyiyim.”
“Elini tutuyorum ama kalbin başka yerde.”
Mert hafifçe gülümsedi.
“Sen her şeyi fark ediyorsun.”
“Çünkü seni tanıyorum.”
Mert ona yaklaştı.
“Bugün senin günün.”
Elif:
“Bizim günümüz.”
Mert:
“Evet.”
Elif onun eline baktı.
Yüzük parmağında duruyordu.
“Biliyor musun?”
“Ne?”
“Bu yüzüğü takarken hiçbir şeyi düşünmedim.”
Mert:
“Ben de.”
“Ne Kerem'i, ne Kuzgun'u, ne Selim'i.”
Mert sessizce dinledi.
Elif:
“Sadece seni düşündüm.”
Mert'in yüzü yumuşadı.
“Elif…”
“Çünkü ne olursa olsun, bugün bizim için önemli.”
Mert onun ellerini tuttu.
“Ben sana bir söz verdim.”
“Hatırlıyorum.”
“Seni hiçbir şeyin içinde yalnız bırakmayacağım.”
Elif başını salladı.
“Ben de seni.”
Mert alnını onun alnına yasladı.
“Bu iş bittiğinde…”
“Elimizde ne kalacak biliyor musun?”
Mert gülümsedi.
“Ne?”
“Biz.”
Mert:
“Bana yetiyor.”
---
Tam o sırada içeriden Emir'in sesi duyuldu.
“Mert!”
Mert ve Elif içeri girdiler.
Emir telefonunu Mert'e uzattı.
“Bunu biraz önce aldım.”
Mert ekrana baktı.
Bir fotoğraf vardı.
Eski bir taş ev.
Fotoğrafın altında koordinatlar bulunuyordu.
Emir:
“Fotoğraf on dakika önce gönderilmiş.”
Mert:
“Neresi burası?”
Ahmet fotoğrafa baktığı anda dondu.
“Burası…”
Mert:
“Neresi?”
Ahmet:
“Kerem'in saklandığı yer.”
Mert:
“Ne?”
Ahmet fotoğrafı büyüttü.
“Bu bina yıllardır kullanılmıyor.”
Melike:
“Kim gönderdi?”
Emir:
“Numara gizli.”
Mert:
“Mesajda ne yazıyor?”
Emir ekranı aşağı kaydırdı.
Tek cümle vardı:
“Eğer gerçeği öğrenmek istiyorsanız, gece yarısından önce gelin.”
Mert:
“Gece yarısı ne kadar kaldı?”
Emir saate baktı.
“Yaklaşık iki saat.”
Ahmet hemen:
“Gitmiyoruz.”
Mert:
“Baba…”
“Bu bir tuzak.”
Mert:
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden gitmek istiyorsun?”
Mert:
“Çünkü yıllardır senden saklanan şeyin cevabı orada olabilir.”
Ahmet sustu.
Mert devam etti:
“Kerem gerçekten öldüyse, bunu öğrenmek istiyorum.”
“Ya ölmediyse?”
Mert'in yüzü ciddileşti.
“O zaman da amcamın neden yıllardır ortada olmadığını öğrenmek istiyorum.”
Elif:
“Ve bunu tek başına yapmayacaksın.”
Mert ona baktı.
“Sen gelmek zorunda değilsin.”
Elif'in yüzü değişti.
“Bunu bir daha söyleme.”
“Elif…”
“Ben senin hayat arkadaşınım.”
Mert sustu.
Elif:
“Senin geçmişin beni ilgilendiriyor. Çünkü artık geleceğimiz ortak.”
Mert'in gözlerinde duygusal bir ifade belirdi.
“Tamam.”
Melike hemen:
“Biz de geliyoruz.”
Emir:
“Tabii ki.”
Ahmet hepsine baktı.
Sonra derin bir nefes aldı.
“Peki.”
Mert şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
Ahmet:
“Bu kez sizi durdurmayacağım.”
Sonra oğlunun omzuna elini koydu.
“Ama ne görürseniz görün, hemen inanmayın.”
Mert:
“Neden?”
Ahmet:
“Çünkü Kuzgun'un en büyük silahı silah değil.”
“Ne?”
“İnsanların gerçek ile yalan arasındaki farkı kaybetmesini sağlamak.”
---
Gece yaklaşırken...
Nişan yavaş yavaş sona erdi.
Misafirler uğurlandı.
Ev sessizleşti.
Elif annesine sarıldı.
“Ben birazdan döneceğim.”
Annesi şaşırdı.
“Nereye?”
Elif bir an durdu.
Sonra:
“Mert'le biraz konuşmamız gerekiyor.”
Annesi kızının gözlerine baktı.
Bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştı.
Ama sorgulamadı.
Sadece:
“Dikkatli olun.”
Elif:
“Olacağız.”
---
Mert, Elif, Emir, Melike ve Ahmet araçlara geçti.
Mert direksiyondaydı.
Elif yanında oturuyordu.
Arka koltukta Emir ve Melike vardı.
Ahmet ise diğer araçla arkalarından gelecekti.
Mert motoru çalıştırdı.
Elif elini onun elinin üzerine koydu.
“Hazır mısın?”
Mert:
“Hayır.”
Elif:
“Ben de.”
Mert gülümsedi.
“Ama gidiyoruz.”
“Evet.”
Araç hareket etti.
Bir süre kimse konuşmadı.
Şehir ışıkları arkalarında kalırken...
Mert'in telefonu çaldı.
Bilinmeyen numara.
Açtı.
“Konuş.”
Karşıdaki ses birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
“Geldiniz.”
Mert:
“Sen kimsin?”
“Bunu birazdan öğreneceksin.”
“Kerem nerede?”
Karşıdaki ses güldü.
“Doğru soruyu sonunda sordun.”
Mert'in sesi sertleşti.
“Kerem nerede?”
“Babanın yıllardır aradığı yerde.”
Mert:
“Yaşıyor mu?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra karşıdaki kişi:
“Bunu öğrenmenin tek bir yolu var.”
Mert:
“Nedir?”
“Eski eve gir.”
Telefon kapandı.
Elif Mert'e baktı.
“Ne dedi?”
Mert:
“Kerem'in orada olduğunu söylüyor.”
Elif:
“Yaşıyor mu?”
Mert başını salladı.
“Bilmiyorum.”
---
Yaklaşık kırk dakika sonra...
Araçlar eski taş evin önünde durdu.
Bina karanlıktı.
Etraf tamamen sessizdi.
Ahmet araçtan indi.
Uzun süre binaya baktı.
Mert yanına geldi.
“Baba.”
Ahmet:
“Ben bu kapıdan son çıktığımda Kerem arkamdan geliyordu.”
Mert:
“Sonra ne oldu?”
Ahmet:
“Bir daha onu görmedim.”
Melike çevreyi kontrol etti.
“Burada kimse yok gibi.”
Emir:
“Gibi.”
Mert cebinden eski anahtarı çıkardı.
Herkes ona baktı.
Anahtarın metal kısmı ay ışığında parladı.
Mert kapıya yaklaştı.
Anahtarı kilide soktu.
Çevirdi.
Klik.
Kapı açıldı.
İçerisi tamamen karanlıktı.
Ahmet:
“Dikkatli olun.”
Mert telefonunun ışığını açtı.
Duvarlarda eski fotoğraflar vardı.
Bir odada eski bir masa...
Bir sandalyede toz...
Ve duvarda büyük bir aile fotoğrafı.
Mert ışığı fotoğrafa tuttu.
Dondu.
Fotoğrafta Ahmet vardı.
Yanında genç bir Kerem.
Ama onların yanında...
Mert'in hiç tanımadığı bir kadın bulunuyordu.
Kadının kucağında ise küçük bir çocuk vardı.
Elif:
“Mert…”
Mert fotoğrafa yaklaştı.
“Bu çocuk…”
Ahmet'in yüzü bembeyaz oldu.
“Hayır.”
Mert ona döndü.
“Baba?”
Ahmet fotoğrafa baktı.
Sesi titredi.
“Bu mümkün değil.”
Mert:
“Kim bu çocuk?”
Ahmet cevap veremedi.
Tam o anda evin içinden bir ses geldi.
Tak.
Herkes sustu.
Sonra üst kattan bir ayak sesi duyuldu.
Tak... tak... tak...
Melike silahına davrandı.
Emir:
“Ses yukarıdan geliyor.”
Mert:
“Ben çıkıyorum.”
Elif:
“Ben de.”
Ahmet:
“Hayır. Mert, sen burada kal.”
Mert:
“Baba, artık yeter.”
Tam merdivene yönelmişlerdi ki...
Üst kattan bir erkek sesi duyuldu.
Sakin.
Yorgun.
Ama tanıdık.
“Ahmet...”
Ahmet'in gözleri doldu.
Mert olduğu yerde kaldı.
Ses tekrar geldi.
“Oğlunu sonunda getirdin.”
Ahmet'in dudaklarından tek bir kelime çıktı:
“Kerem…”
Ve karanlığın içinden bir adam yavaşça merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Mert nefesini tuttu.
Çünkü karşısındaki adam...
Fotoğraftaki adamdı.
Ve yüzünde yılların izleri olsa da...
Kerem hayattaydı. Kerem merdivenlerin son basamağına geldiğinde herkes sessizce ona bakıyordu.
Mert'in gözleri adamın üzerindeydi.
Yüzünü fotoğraftan tanıyordu.
Aynı gözler...
Aynı bakış...
Ama yılların değiştirdiği bir yüz.
Ahmet ise olduğu yerde kalmıştı.
Sanki karşısındaki adamı gerçekten gördüğüne inanmak istemiyordu.
“Kerem…”
Adam durdu.
Uzun süre ağabeyine baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Beni hâlâ tanıyorsun.”
Ahmet'in sesi titredi.
“Sen öldün sanmıştım.”
Kerem'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Ben de sizin öldüğünüzü düşündüğüm zamanlar oldu.”
Mert bir adım öne çıktı.
“Sen kimsin?”
Kerem bakışlarını ona çevirdi.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra:
“Sen Mert olmalısın.”
Mert'in yüzü sertleşti.
“Beni tanıyorsun.”
“Yıllardır.”
Bu cevap Mert'in içini ürpertti.
“Ben seni hiç tanımıyorum.”
Kerem başını eğdi.
“Biliyorum.”
Elif Mert'in yanında duruyordu.
Kerem ona baktı.
“Sen de Elif'sin.”
Elif şaşırdı.
Mert hemen önüne geçti.
“Onun adını nereden biliyorsun?”
Kerem:
“Çünkü sizi uzun zamandır izliyorum.”
Melike'nin eli silahına gitti.
“İzlemek mi?”
Kerem ellerini kaldırdı.
“Yanlış anladınız. Size zarar vermek için değil.”
Emir:
“Bunu nereden bileceğiz?”
Kerem:
“Bilemezsiniz.”
Odadaki gerilim daha da arttı.
Ahmet araya girdi.
“Kerem, neden buradasın?”
Kerem gözlerini ağabeyinden ayırmadan cevap verdi.
“Çünkü artık saklanmanın bir anlamı kalmadı.”
Ahmet:
“Bunca yıl neredeydin?”
Kerem:
“Kuzgun'un içinde.”
Mert'in yüzü değişti.
“Ne?”
Kerem:
“Babam gibi.”
Mert Ahmet'e döndü.
Ahmet sessiz kaldı.
Kerem devam etti.
“Ahmet yıllarca Kuzgun'un içine girdiğini sana anlattı.”
Mert:
“Evet.”
“Bana ise hiçbir şeyi anlatmadı.”
Ahmet:
“Çünkü seni korumaya çalışıyordum.”
Kerem acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Her zamanki gibi.”
Mert:
“Ne demek istiyorsun?”
Kerem:
“Ahmet'in sana anlattığı hikâyenin eksik olduğunu.”
Mert'in yüzü gerildi.
“Ne eksik?”
Kerem:
“Ben.”
---
Ahmet birkaç adım ilerledi.
“Kerem, bunu burada konuşmayalım.”
Kerem:
“Tam tersine.”
Ahmet:
“Mert'in nişanı bugün.”
Kerem:
“Biliyorum.”
Mert:
“Sen bunu nereden biliyorsun?”
Kerem:
“Çünkü Selim bana haber verdi.”
Herkes sustu.
Emir hemen sordu:
“Selim seninle bağlantılı mı?”
Kerem:
“Bir dönem.”
Melike:
“Şimdi?”
Kerem:
“Şimdi ne yaptığını ben de bilmiyorum.”
Mert:
“Selim seni tanıyor.”
“Evet.”
“Ve sen onu tanıyorsun.”
“Evet.”
“Öyleyse bana gerçeği anlat.”
Kerem, Mert'in gözlerinin içine baktı.
“Gerçeğin tamamını duyarsan, babana bakışın değişebilir.”
Mert:
“Artık hiçbir şey beni şaşırtamaz.”
Kerem başını salladı.
“Bunu söyleyen herkes yanılır.”
---
Kerem eski masaya doğru yürüdü.
Masanın çekmecesini açtı.
İçinden küçük, metal bir kutu çıkardı.
Kutuyu Mert'e uzattı.
“Bunu sana vermek için bekledim.”
Mert kutuya baktı.
“Ne bu?”
“Babanın sana hiç anlatmadığı bölüm.”
Ahmet hemen:
“Kerem, hayır.”
Mert:
“Ne var bunun içinde?”
Kerem:
“Bir mektup.”
“Kimden?”
“Annenin değil.”
Mert:
“Kimden?”
Kerem'in gözleri Ahmet'e döndü.
“Benden.”
Mert kutuyu aldı.
Kapağını açtı.
İçinde eski bir mektup vardı.
Üzerinde tek bir isim yazıyordu:
Mert.
Mert'in eli titredi.
“Bunu ne zaman yazdın?”
“Yıllar önce.”
“Ben çocukken mi?”
“Evet.”
Mert:
“Neden bana mektup yazdın?”
Kerem:
“Çünkü bir gün bunu okuyacağını biliyordum.”
Mert zarfı açtı.
Kâğıdı çıkardı.
İlk satırı okudu.
“Sevgili Mert, eğer bu mektup eline geçtiyse, artık sana anlatacaklarımı saklamanın hiçbir anlamı kalmamıştır.”
Mert'in nefesi ağırlaştı.
Devam etti.
“Baban Ahmet'in Kuzgun'a sızdığını biliyorsun. Ama bilmediğin şey, onun tek başına hareket etmediğidir.”
Mert durdu.
Ahmet gözlerini kapattı.
Mert okumaya devam etti.
“O yıllarda onun yanında üç kişi vardı.”
Mert başını kaldırdı.
“Üç kişi…”
Kerem:
“Evet.”
Mert:
“Sen, Ahmet ve Selim.”
Kerem:
“Hayır.”
Mert şaşırdı.
“Ne?”
Kerem:
“Üçüncü kişi Selim değildi.”
Ahmet'in yüzü gerildi.
Mert:
“Kimdi?”
Kerem:
“Bunu mektubun devamında okuyacaksın.”
Mert kâğıda baktı.
Bir sonraki satıra geçti.
“Üçüncü kişi, bugün hayatındaki en önemli insanlardan biri.”
Mert'in yüzü dondu.
Elif'in eli istemsizce Mert'in koluna gitti.
Mert yavaşça ona baktı.
“Hayatındaki en önemli insanlardan biri…”
Kerem hiçbir şey söylemedi.
Mert'in gözleri tekrar mektuba döndü.
Altındaki cümleyi okudu.
“Onu tanıyorsun.”
Mert:
“Kim?”
Kerem:
“Bunu sen bulmalısın.”
Mert sinirlendi.
“Bunca yıl saklandın, şimdi de bilmece mi soruyorsun?”
Kerem sakinliğini korudu.
“Çünkü bazı gerçekleri başkasının ağzından öğrenirsen onlara inanmazsın.”
Mert:
“Ben gerçeği istiyorum.”
Kerem:
“O zaman devamını oku.”
---
Mert mektubu okumaya devam etti.
Bir sonraki bölümde tek bir tarih vardı.
“12 Eylül.”
Ahmet'in yüzü bir anda değişti.
Mert bunu fark etti.
“Bu tarih ne?”
Ahmet:
“Mert…”
“Baba, ne oldu?”
Ahmet cevap vermedi.
Kerem:
“Ahmet'in senden sakladığı ikinci sır.”
Mert:
“Ne olmuş 12 Eylül'de?”
Ahmet başını eğdi.
“Sen doğdun.”
Mert şaşırdı.
“Ne?”
Ahmet:
“Senin doğduğun gün.”
Mert:
“Bunda ne var?”
Ahmet:
“Her şey.”
Kerem araya girdi.
“Çünkü sen doğduğun gün Kuzgun'un en önemli operasyonlarından biri gerçekleşti.”
Elif'in yüzü gerildi.
Mert:
“Benim doğumumla bunun ne ilgisi var?”
Kerem:
“Sen doğduğun gün, üç kişi ortadan kayboldu.”
Mert:
“Kim?”
Kerem:
“Ben.”
“Selim.”
“Ve…”
Kerem bir an sustu.
Mert:
“Ve kim?”
Kerem'in gözleri Elif'e kaydı.
Elif şaşkınlıkla ona baktı.
Sonra Kerem tekrar Mert'e döndü.
“Bunu söylemeden önce bilmen gereken bir şey var.”
Mert:
“Neymiş?”
Kerem:
“Senin hayatına Elif'in girmesi tesadüf değildi.”
Mert'in yüzü bir anda değişti.
Elif'in gözleri büyüdü.
“Ne demek bu?”
Kerem cevap vermeden önce Ahmet sertçe konuştu:
“Kerem!”
Kerem ona döndü.
“Artık çok geç.”
Mert:
“Baba…”
Ahmet gözlerini kapattı.
Mert'in sesi yükseldi.
“Bana bak!”
Ahmet başını kaldırdı.
Mert:
“Elif'le tanışmam tesadüf değil miydi?”
Elif de Mert'e baktı.
Yüzünde korkudan çok şaşkınlık vardı.
Ahmet konuşmakta zorlandı.
“Ben…”
Mert:
“Baba!”
Ahmet sonunda:
“Hayır.”
Elif'in nefesi kesildi.
Mert birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra:
“Ne demek hayır?”
Ahmet:
“Tanışmanızın bazı şeylerle bağlantısı olduğunu biliyordum.”
Mert:
“Biliyordun?”
Ahmet:
“Ama seni Elif'ten uzaklaştırmak için değil…”
Elif:
“Peki neden?”
Ahmet cevap veremedi.
Kerem ise son cümleyi söyledi:
“Çünkü Elif'in ailesi de yıllar önce Kuzgun'un hedefindeydi.”
Elif dondu.
Mert onun elini tuttu.
“Bana bak.”
Elif Mert'e baktı.
Mert:
“Ne olursa olsun…”
Elif:
“Biliyorum.”
Mert:
“Bu bizim kararımız.”
Elif:
“Evet.”
İkisi birbirlerinin ellerini daha sıkı tuttu.
Kerem onları sessizce izledi.
Sonra:
“İşte bu yüzden sizi ayırmak istiyorlar.”
Mert:
“Kim?”
Kerem'in yüzü ciddileşti.
“Kuzgun.”
Tam o sırada dışarıdan bir araç sesi duyuldu.
Herkes sustu.
Far ışıkları evin duvarına vurdu.
Bir araç durdu.
Sonra ikinci araç.
Emir pencereye yaklaştı.
“İki araç.”
Melike:
“Üçüncüsü de geliyor.”
Ahmet:
“Bizi buldular.”
Mert:
“Kim?”
Kerem:
“Bu kez Kuzgun'un adamları değil.”
Mert ona baktı.
“Kim o zaman?”
Kerem:
“Selim.”
Dışarıdan bir kapı sesi duyuldu.
Ardından karanlığın içinden bir ses yükseldi:
“Ahmet!”
Ahmet olduğu yerde dondu.
Ses devam etti.
“Yıllardır sakladığın her şeyi artık oğluna anlatma zamanı geldi.”
Mert'in bakışları kapıya döndü.
Elif onun elini tuttu.
Emir ve Melike hazırlandı.
Kerem ise masanın üzerindeki eski mektubu kapattı.
Ve ilk kez yüzündeki sakinlik kayboldu.
“Selim buraya geldiyse…”
Mert:
“Ne olacak?”
Kerem:
“Demek ki artık saklanacak hiçbir yerimiz kalmadı.”
Kapının dışından ayak sesleri yaklaşırken...
Mert, Elif'in elini bırakmadı.
Çünkü bu gece sadece nişan gecesi değildi.
Yıllardır saklanan sırların gecesiydi.
Ve kapının ardında duran adam...
Mert'in geçmişini olduğu kadar, Elif'le olan geleceğini de değiştirecek gerçeği biliyordu.
Bölüm etkileşimi
