Bölüm 24

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: Bölüm 24

Ellerim titriyordu.

Hayatım boyunca sayısız dosya okudum.

Cinayet raporları...

Operasyon tutanakları...

İtiraf mektupları...

Ama hiçbir belge, elimde tuttuğum bu birkaç sayfa kadar ağır gelmemişti.

Kâğıt yılların izini taşıyordu.

Babamın el yazısını ilk harften tanıdım.

Derin bir nefes alıp okumaya başladım.

---

"Sevgili oğlum Mert,

Bu mektubu okuyorsan, yıllardır senden saklamak zorunda kaldığım gerçek ortaya çıkmış demektir.

Büyük ihtimalle ben hâlâ hayattayım. Eğer öyleyse, bunu sana yüz yüze anlatmayı çok isterdim. Ama bazı gerçekler, doğru zamanı gelmeden söylenemez.

Sana yıllarca eksik anlattığım için beni affetmeni istiyorum. Bunu seni korumak için yaptım."

---

Boğazım düğümlendi.

Emir sessizce odanın diğer tarafına geçti.

Beni yalnız bıraktı.

Okumaya devam ettim.

---

"Sana hep sıradan bir polis olduğumu söyledim.

Aslında görevimin son yıllarında devlet adına yürütülen çok gizli bir soruşturmanın içinde yer aldım.

Karşımızdaki yapı sıradan bir suç örgütü değildi.

Yıllarca devlet kurumlarına sızmış, korku ve parayla insanları yöneten büyük bir organizasyondu.

Biz bu yapıya hiçbir zaman gerçek adıyla ulaşamadık. Dosyalarda sadece tek bir kod adı kullanılırdı...

GÖLGE."

---

İlk kez bu ismi duyuyordum.

"Gölge..."

Sessizce kendi kendime tekrar ettim.

Sayfayı çevirdim.

---

"Bu örgütün liderini hiçbir zaman göremedik.

Onu tanıyan birçok kişi ya ortadan kayboldu ya da susturuldu.

Her operasyonumuz başlamadan önce bilgilerimiz sızıyordu.

İçimizde bize ihanet eden biri vardı."

---

Duru'nun videodaki sözleri aklıma geldi.

"Bazı suçlular rozet taşır."

Babam da aynı gerçeğe yıllar önce ulaşmıştı.

---

Üçüncü sayfada satırlar daha kişiseldi.

---

"Sen doğduğunda bu görevi bırakmayı düşündüm.

Çünkü anneni ve seni tehlikeye atmak istemiyordum.

Fakat bildiklerim nedeniyle artık ben de izleniyordum.

Bu yüzden seni polis olmaktan vazgeçirmeye çalıştım.

Bana o yıllarda kırıldığını biliyorum.

Ama inan ki, tek amacım seni bu karanlığın dışında tutmaktı."

---

Çocukluğum gözümün önüne geldi.

Polis Akademisi'ni kazandığım gün...

Babamın neden sevinmek yerine sessiz kaldığını yıllarca anlamamıştım.

Şimdi ise sebebini öğreniyordum.

---

Tam son sayfaya geçecekken odanın elektrikleri kesildi.

Her yer karanlığa gömüldü.

"Emir!"

"Buradayım!"

Telsizimi elime aldım.

"Merkez, beni duyuyor musunuz?"

Sadece cızırtı vardı.

Birkaç saniye sonra kırmızı acil durum lambaları yandı.

Emir kapıya koştu.

"Kapı kilitlendi!"

Omzuyla yüklendi.

Açılmadı.

Tam o sırada hoparlörlerden kalın ve boğuk bir erkek sesi yükseldi.

Bu ses...

İlk kez duyduğum bir sesti.

"Mert Yılmaz..."

"Baban sana gerçeğin sadece bir kısmını anlatabildi."

Olduğum yerde donup kaldım.

Adam konuşmaya devam etti.

"Yıllardır onun attığı her adımı izledik."

"Şimdi sıra sende."

Ekran yeniden açıldı.

Canlı kamera görüntüsünde bizim apartman görünüyordu.

Annem balkondaki çiçekleri suluyordu.

Babam salonda gazete okuyordu.

İkisi de izlendiklerinden habersizdi.

Hoparlördeki adam son kez konuştu.

"Merak etme..."

"Henüz ailene dokunmadık."

"Ama sen doğru seçimleri yapmazsan..."

"...bu durum değişebilir."

Ses kesildi.

Odadaki sessizlik yeniden çöktü.

Yumruklarımı sıktım.

Artık emindim.

Karşımızdaki kişi ne Duru'ydu...

Ne de bugüne kadar karşılaştığımız takım elbiseli adam.

Bu...

Yıllardır gölgelerde kalan, herkesi yöneten gerçek düşmandı.

Ve ilk kez...

Benimle doğrudan konuşmuştu.
Hoparlörden gelen ses kesildi.

Oda yeniden sessizliğe gömüldü.

Ama bu sessizlik artık eskisi gibi değildi.

Az önce duyduklarım zihnimde yankılanıyordu.

"Henüz ailene dokunmadık..."

Bu cümle...

Bir tehditten çok, verilmiş bir süre gibiydi.

Emir omzuma dokundu.

"Mert."

Başımı ona çevirdim.

"Sakin ol."

"Onların istediği şey tam da bu."

Derin bir nefes aldım.

Haklıydı.

Öfke, operasyonlarda verilen en büyük cezaydı.

Düşünmeden hareket eden polis...

Kendini de ekibini de tehlikeye atardı.

Gözlerimi kapatıp birkaç saniye bekledim.

Sonra yeniden açtım.

"Buradan çıkıyoruz."

---

Kapıyı tekrar kontrol ettik.

İçeriden açılmıyordu.

Emir duvarları incelemeye başladı.

Ben ise odadaki masaları tek tek kontrol ediyordum.

Bu merkez öylesine hazırlanmış bir yer değildi.

Mutlaka acil çıkışı vardı.

Yaklaşık on dakika sonra Melike'nin sesi telsizden cızırtılı şekilde duyuldu.

"...Mert..."

Ses çok zayıftı.

"Melike!"

"...duyuyor musunuz?"

"Evet!"

"Sizi..."

"...bulmaya..."

Cızırtı tekrar arttı.

Sonra ses tamamen kesildi.

Emir gülümsedi.

"Demek ki hâlâ buradalar."

"Ve bizi arıyorlar."

İçimde ilk kez rahatlama hissettim.

Melike pes edecek biri değildi.

---

Koridoru yeniden incelemeye başladık.

Duvarlardan biri diğerlerine göre daha yeniydi.

Betona hafifçe vurunca içi boş gibi ses verdi.

Emir cebindeki küçük levyeyi çıkardı.

"Çekil."

Bir iki hamleden sonra metal panel yerinden oynadı.

Arkasında dar bir bakım tüneli vardı.

İkimiz de birbirimize baktık.

"İşte acil çıkış."

Eğilerek ilerlemeye başladık.

Tünel dar olduğu için tek sıra hâlinde yürüyorduk.

Yaklaşık elli metre sonra yukarı çıkan demir bir merdiven gördük.

Kapağı ittim.

Açıldı.

Kendimizi deponun yaklaşık yüz metre ilerisindeki boş bir arazide bulduk.

Tam dışarı çıktığımız anda silahlar bize doğrultuldu.

"Polis! Olduğunuz yerde kalın!"

Bir anlık refleksle ellerimizi kaldırdık.

Sonra tanıdık bir ses duyuldu.

"Silahları indirin!"

Melike.

Kaskını çıkarmış, koşarak yanımıza geliyordu.

"Mert!"

"İyi misiniz?"

"İyiyiz."

Hiç düşünmeden bana sarıldı.

Çocukluğumuzdan beri böyleydi.

Ne zaman gerçekten korksa...

İlk tepkisi buydu.

Sonra hemen geri çekildi.

"Şey..."

"Özür dilerim."

Gülümsedim.

"Özür dileyecek bir şey yok."

Emir hafifçe gülümsedi.

"Biz de seni gördüğümüze sevindik."

Melike bu kez Emir'e döndü.

"İyi misiniz Komiser?"

"İyiyim."

"Kafanıza darbe almışsınız."

"Önemli değil."

Melike ciddi bir ifadeyle başını iki yana salladı.

"Operasyondan sonra doktora görüneceksiniz."

Emir istemsizce güldü.

"Emredersiniz."

Ben ikisini izlerken içimden gülümsedim.

Daha ilk operasyondan birbirlerine böyle davranmaları dikkatimi çekmişti.

Ama söylemedim.

Şimdi sırası değildi.

---

Emniyete döndüğümüzde saat sabahı geçmişti.

Babamın mektubu delil kasasına kaldırıldı.

Dosya artık "Çok Gizli" statüsüne alınmıştı.

Koridorda yürürken telefonum çaldı.

Arayan...

Babamdı.

"Evet baba."

"Neredesin oğlum?"

"Emniyetteyim."

"İşin bitince eve gel."

"Sana anlatmam gereken şeyler var."

Ses tonu her zamankinden farklıydı.

Yorgun...

Ama kararlıydı.

Mektubun ortaya çıktığını biliyor gibiydi.

"Tamam."

"Bir saate oradayım."

Telefon kapandı.

Emir bana baktı.

"Anlatacak mı?"

"Sanırım..."

"Yıllardır sustuğu her şeyi."

---

Eve vardığımda annem kapıyı açtı.

Yüzümdeki yorgunluğu görünce hiçbir şey sormadı.

Sadece başımı okşadı.

"Geç."

Babam salonda beni bekliyordu.

Masanın üzerinde eski bir ahşap kutu vardı.

Kutunun üzeri yılların tozunu taşıyordu.

Beni görünce ayağa kalktı.

Uzun süre hiçbirimiz konuşmadık.

Sonra derin bir nefes aldı.

"Mert..."

"Artık seni daha fazla koruyamam."

"Çünkü savaş..."

"...bizim kapımıza kadar geldi."

Kutunun kapağını açtı.

İçinden eski bir polis rozeti...

Bir tabanca...

Ve sararmış onlarca fotoğraf çıkardı.

En alttaki fotoğrafı elime verdi.

Fotoğrafta babam vardı.

Yanında ise genç bir adam duruyordu.

İkisi de polis üniforması giymişti.

Adamın yüzüne dikkatlice baktım.

Kalbim hızlandı.

Bu...

Kaçırıldığım depoda bana işkence eden takım elbiseli adamdı.

Ama fotoğrafta çok daha gençti.

Başımı şaşkınlıkla babama çevirdim.

"Bu adamı tanıyor musun?"

Babam gözlerini kapattı.

Yıllardır taşımaktan yorulduğu yükü omuzlarından indirir gibi derin bir nefes verdi.

"Evet..."

"Çünkü bir zamanlar..."

"...o benim en yakın dostumdu."

O cümleyle birlikte odadaki hava tamamen değişti.

Demek ki düşman...

Bir zamanlar ailemizin de içindeydi.

Ve asıl hikâye...

Şimdi başlıyordu. Babamın elindeki fotoğrafa tekrar baktım.

Fotoğrafın kenarları sararmıştı.

Yılların yükünü taşıyordu.

Babam ile o adam...

Omuz omuza durmuş, objektife gülümsüyorlardı.

İkisi de polis üniforması giymişti.

Aynı timde görev yapan iki arkadaş gibi...

Hayır...

Babamın söylediğine göre, iki kardeş gibiydiler.

Fotoğrafı masaya bıraktım.

"Kim bu?"

Babam derin bir nefes aldı.

Gözleri yıllar öncesine gitmiş gibiydi.

"Adı..."

"Selim Karaca."

Bu ismi daha önce hiç duymamıştım.

Babam sandalyeye oturdu.

Annem de sessizce yanımıza gelip karşı koltuğa geçti.

O da anlatılacakları ilk kez dinleyecek gibiydi.

Babam konuşmaya başladı.

---

"Yıl 1998..."

"Polis teşkilatında genç bir komiserdim."

"Selim'le aynı şubeye atandık."

"İlk operasyondan itibaren sırt sırta görev yaptık."

Masadaki fotoğrafı eline aldı.

"Hayatımı iki kez kurtardı."

"Ben de onun hayatını kurtardım."

"Gecemiz gündüzümüz birlikte geçti."

Bir an sustu.

Gözleri dolmuştu.

"Onu kardeşimden ayırmazdım."

Sessizlik...

Sadece duvardaki saatin tik takları duyuluyordu.

"Peki sonra ne oldu?"

diye sordum.

Babam başını eğdi.

"Bir operasyon..."

"Her şeyi değiştirdi."

---

Babam eski ahşap kutudan başka bir dosya çıkardı.

Dosyanın kapağında silik harflerle şu yazıyordu:

İÇ ANADOLU OPERASYONU – GİZLİ

Dosyayı açtı.

İçinde yıllar öncesine ait haritalar vardı.

"Kayıtlara göre silah kaçakçılarını takip ediyorduk."

"Ama aslında..."

"Çok daha büyük bir yapının peşindeymişiz."

"Gölge..."

diye fısıldadım.

Babam başını salladı.

"Evet."

"İlk kez o operasyonda bu ismi duyduk."

"Fakat henüz ne olduğunu bilmiyorduk."

Babam haritanın üzerinde kırmızıyla işaretlenmiş bir noktayı gösterdi.

"Buraya baskın yaptık."

"İçeride kimse yoktu."

"Ama masanın üzerinde tek bir not vardı."

Babam gözlerini kapattı.

"Hâlâ ezbere biliyorum."

Kısık bir sesle okudu.

«"Aranızdan biri bize hizmet ediyor."»

O an odadaki herkes sessizleşti.

Babam devam etti.

"İlk başta bunun psikolojik savaş olduğunu düşündük."

"Ama birkaç gün sonra..."

"Ekipteki üç polis pusuya düşürüldü."

"İkisi şehit oldu."

"Bir kişi ağır yaralandı."

Boğazım düğümlendi.

"Selim mi?"

"Hayır."

"Selim kurtuldu."

"Peki hain kimdi?"

Babam acı acı gülümsedi.

"İşte onu hiçbir zaman öğrenemedik."

---

"Sonra Selim değişmeye başladı."

"Eskisi kadar konuşmuyordu."

"Tek başına hareket ediyordu."

"Dosyaları benden bile saklıyordu."

"Bir gün..."

"Hiç haber vermeden istifa etti."

Şaşkınlıkla baktım.

"İstifa mı etti?"

"Evet."

"Kimse nedenini öğrenemedi."

"Evine gittim."

"Taşınmıştı."

"Telefonları kapanmıştı."

"Resmen yok oldu."

Babam ellerini birbirine kenetledi.

"Yıllarca öldüğünü sandım."

"Oysa..."

"Yaşıyormuş."

Fotoğrafa yeniden baktım.

"Ve şimdi karşımıza çıktı."

"Evet."

Babamın sesi ilk kez titredi.

"Fakat artık tanıdığım Selim değil."

---

Tam o sırada kapı zili çaldı.

Saat gece yarısını geçmişti.

Hepimiz birbirimize baktık.

Ben ayağa kalktım.

Silahımı belime yerleştirdim.

Kapıya sessizce yaklaştım.

Dürbünden baktım.

Kapıda Emir vardı.

Kapıyı açtım.

"Neden haber vermedin?"

"Önemli."

Yüzündeki ifadeyi görünce ciddi bir şey olduğunu anladım.

"Ne oldu?"

Emir elindeki dosyayı uzattı.

"Selim Karaca'yı bulduk."

Kalbim hızlandı.

"Nerede?"

"Hayır..."

"Tam olarak bulmadık."

"Eski kayıtlarını bulduk."

Hemen salona geçtik.

Babam dosyayı görünce ayağa kalktı.

Ellerinin titrediğini fark ettim.

Emir dosyayı açtı.

"Bugün arşivde araştırma yaptık."

"Selim Karaca'nın resmi kaydı..."

"...2001 yılında öldü olarak kapatılmış."

"Ne?"

diye aynı anda ben ve babam söyledik.

Emir başını salladı.

"Resmî kayıtlara göre bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş."

Babam öfkeyle ayağa kalktı.

"Bu imkânsız!"

"Ben cenazesini bile görmedim."

"Çünkü..."

Emir derin bir nefes aldı.

"Dosyanın büyük bölümü silinmiş."

"Birileri yıllar önce bütün geçmişini temizlemiş."

Odanın içini ağır bir sessizlik kapladı.

Artık emindik.

Selim Karaca sadece suç örgütüne katılmamıştı.

Birileri...

Devletin resmî kayıtlarını bile değiştirecek kadar güçlüydü.

Ve bu...

Gölge'nin sandığımızdan çok daha büyük bir örgüt olduğunu kanıtlıyordu.

Tam o sırada Emir'in telefonu çaldı.

Arayan, emniyette nöbetçi komiserdı.

Emir telefonu açtı.

Bir süre dinledi.

Yüzünün rengi değişti.

"Mert..."

"Söyle."

"Biraz önce..."

"...Duru kendi isteğiyle teslim oldu."

O an zaman durmuş gibiydi.

Duru...

Aylarca peşinden koştuğumuz kadın...

Hiçbir baskın olmadan...

Kendi ayağıyla emniyete gelmişti.

Ama ben onu tanıyordum.

Duru...

Asla sebepsiz bir hamle yapmazdı.

Ve bu teslim oluş...

Asıl planının yeni başladığını gösteriyordu.

Emir'in söylediği cümle hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.

"Duru kendi isteğiyle teslim oldu."

Bu mümkün değildi.

Aylarca peşinden koştuğumuz, onlarca operasyonu boşa çıkaran, her adımını önceden planlayan Duru...

Karakolun kapısından yürüyerek içeri girmişti.

Babam ayağa kalktı.

"Gidiyor musun?"

Başımı salladım.

"Mecburum."

Annem sessizce mutfağa gitti.

Birkaç saniye sonra elinde benim montumla geri döndü.

Montumu uzatırken gözlerimin içine baktı.

"Kendine dikkat et."

Gülümsedim.

"Merak etme anne."

Ama içimde hiç de rahat değildim.

Çünkü Duru'nun teslim olması, fırtınanın bittiği anlamına gelmiyordu.

Tam tersine...

Asıl fırtına şimdi başlıyordu.

---

Emniyete vardığımızda gece yarısını çoktan geçmişti.

Koridor normalden daha hareketliydi.

Çevik Kuvvet personeli girişte bekliyordu.

İçeri giren çıkan herkes tek tek kontrol ediliyordu.

Emir yanıma geldi.

"Sorgu odasına kimseyi almıyorlar."

"Neden?"

"Kendisi özellikle seni istedi."

Şaşırmadım.

"Beni mi?"

"Evet."

"'Mert gelmeden tek kelime konuşmam.' demiş."

Derin bir nefes aldım.

"Tamam."

---

Sorgu odasının kapısına geldiğimde içeride tek bir kamera çalışıyordu.

Camın arkasında savcı, şube müdürü ve birkaç amir bekliyordu.

Kapıyı açtım.

Duru masanın başında oturuyordu.

Üzerinde siyah bir sweatshirt vardı.

Saçları dağınıktı.

Ellerinde kelepçe vardı.

Ama yüzündeki ifade...

İlk tanıştığımız günkü kadar sakindi.

Başımı kaldırıp gözlerimin içine baktı.

"Hoş geldin."

Hiç cevap vermedim.

Karşısındaki sandalyeye oturdum.

Masanın üzerine dosyayı bıraktım.

"Bunca insan öldü."

"Bunca suç işlendi."

"Ve sen yürüyerek gelip teslim oldun."

"Neden?"

Duru gülümsedi.

"Çünkü artık benim görevim bitti."

Bu cevap hoşuma gitmedi.

"Ne görevi?"

Sessiz kaldı.

Masadaki su bardağını eline aldı.

Bir yudum içti.

Sonra yeniden bana baktı.

"Mert..."

"Sen hâlâ benim bu örgütün lideri olduğumu sanıyorsun."

"Değil misin?"

Başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Ben sadece..."

"...emir alan biriyim."

Odaya sessizlik çöktü.

İçimdeki bütün parçalar yavaş yavaş birleşmeye başlıyordu.

Demek ki...

Gerçekten de perde arkasında biri vardı.

---

"Peki kim o?"

diye sordum.

Duru hafifçe güldü.

"Onun adını söylersem..."

"...buradan canlı çıkamam."

"Biz seni koruruz."

Bu kez kahkaha attı.

Koridorun diğer ucundaki polisler bile sesi duyacak kadar yüksekti.

"Beni mi koruyacaksınız?"

"Siz..."

"Kendi içinizdeki haini bile bulamamışken?"

Yumruklarımı sıktım.

"Kim o hain?"

Duru yüzündeki gülümsemeyi bir anda sildi.

İlk kez ciddi görünüyordu.

"Bilmiyorum."

Kaşlarım çatıldı.

"Yalan söylüyorsun."

"Hayır."

"Gerçekten bilmiyorum."

"Çünkü onu..."

"...ben de hiç görmedim."

---

Kapı çalındı.

Görevli polis içeri girdi.

"Komiserim."

"Evet?"

"Avukatı geldi."

Duru başını kaldırdı.

"Ben avukat istemedim."

Polis şaşkınlıkla cevap verdi.

"Size geldiğini söyledi."

Duru'nun yüzündeki sakin ifade ilk kez değişti.

"Adı ne?"

Görevli dosyaya baktı.

"Selim Karaca."

O an odadaki hava buz kesti.

Ben ayağa fırladım.

"Ne dedin?"

"Selim Karaca."

Duru'nun gözbebekleri büyüdü.

"Hayır..."

diye fısıldadı.

"O burada olmamalı."

Kapıyı hızla açıp koridora çıktım.

"Adam nerede?"

Görevli sağ tarafı işaret etti.

"Bir dakika önce giriş yaptı."

Koşmaya başladım.

Emir de arkamdan geliyordu.

Koridorun sonuna ulaştığımızda asansörün kapıları kapanıyordu.

İçeride siyah takım elbiseli bir adam vardı.

Yüzü ilk kez net görünüyordu.

Fotoğraftaki genç hâlinden yaşlanmıştı.

Ama gözleri aynıydı.

Selim Karaca.

Kapılar kapanmadan hemen önce bana baktı.

Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Ve iki kelime söyledi.

"Daha erken."

Asansör kapandı.

"Merdiven!"

diye bağırdı Emir.

İkimiz aynı anda koşmaya başladık.

Asansörün zemin kata ulaşmasına saniyeler vardı.

Eğer yetişemezsek...

Yıllardır peşinde olduğumuz adam bir kez daha elimizden kayıp gidecekti.

"Merdiven!"

Emir'in sesi emniyet binasında yankılandı.

İkimiz de koşmaya başladık.

Basamakları üçer üçer iniyorduk.

Kalbim göğsümü zorluyordu.

Zemin kata ulaştığımızda giriş kapısı sonuna kadar açıktı.

Dışarı fırladım.

Cadde araçlarla doluydu.

İnsanlar merakla etrafa bakıyordu.

Ama...

Selim Karaca yoktu.

Emir çevredeki ekiplere bağırdı.

"Bütün çıkışları kapatın!"

"Siyah takım elbiseli erkek!"

"Yaklaşık elli beş yaşında!"

"Tüm kameralar incelensin!"

Polisler hızla dağıldı.

Ben ise giriş kapısının önünde durmuştum.

Yıllardır aradığımız adam...

Bir kez daha birkaç saniyeyle elimizden kaçmıştı.

---

Arkamızdan Melike geldi.

"Neler oldu?"

"Selim buradaydı."

Melike'nin gözleri büyüdü.

"Ne?"

"Sonra kayboldu."

Melike hiç vakit kaybetmeden telsizine sarıldı.

"Çevredeki bütün MOBESE görüntülerini istiyorum."

"Son on dakika."

"Hiçbir araç gözden kaçmayacak."

Emir bana döndü.

"Mert..."

"Bir şey eksik."

"Neymiş?"

"Selim buraya Duru için gelmedi."

"Başka bir amacı vardı."

Tam o sırada telefonum çaldı.

Ekranda gördüğüm isimle içim biraz olsun rahatladı.

Elif.

Telefonu ilk çalışta açtım.

"Neredesin?"

Elif'in sesi yorgundu.

"Evdeyim."

"İyi misin?"

"Evet."

"Sen?"

Derin bir nefes verdim.

"İyiyim."

Yalan söylemiştim.

Hiç iyi değildim.

Elif ses tonumdan bunu anlamıştı.

"Mert..."

"Bir şey oldu."

Sessiz kaldım.

"Konuş benimle."

Emir ve Melike birkaç adım uzaklaştılar.

Bize biraz mahremiyet tanıdılar.

"Görüşebilir miyiz?"

diye sordum.

"Şimdi."

"Tabii."

"Ben sana gelirim."

---

Yaklaşık kırk dakika sonra Elif'in apartmanının önündeydim.

Kapıyı açtığında yüzüme uzun uzun baktı.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece bana sarıldı.

Ben de onu sımsıkı sardım.

Son günlerde ilk kez...

Gerçekten nefes alabildiğimi hissettim.

Salona geçtik.

Elif mutfaktan iki fincan kahve getirdi.

Sessizce karşıma oturdu.

"Mert..."

"Gözlerinin altı mosmor."

"Kaç saattir uyumadın?"

Düşündüm.

Hatırlayamadım.

Elif başını iki yana salladı.

"Sen böyle devam edersen..."

"Seni onlar değil..."

"Yorgunluğun yenecek."

Gülümsedim.

"Haklısın."

Elif elini elimin üzerine koydu.

"Sana güveniyorum."

"Bu davayı çözeceğini biliyorum."

"Ama bana bir söz ver."

"Nedir?"

"Kendini kaybetmeyeceksin."

"O karanlığın içine girip..."

"...onlardan biri olmayacaksın."

Sözleri içime işledi.

Çünkü son günlerde öfkemin beni değiştirdiğini ben de hissediyordum.

Elini tuttum.

"Söz veriyorum."

---

Tam o sırada Elif ayağa kalktı.

"Aslında..."

"Sana göstermek istediğim bir şey var."

Çalışma masasının çekmecesinden küçük bir dosya çıkardı.

"Bu ne?"

"Geçen hafta apartmanın karşısında sürekli aynı arabayı görüyordum."

"Rahatsız oldum."

"Telefonumla birkaç fotoğraf çektim."

Dosyayı açtım.

Fotoğraflardaki siyah sedan araç dikkatimi çekti.

Bir kareyi büyüttüm.

Direksiyondaki adamın yüzü net görünüyordu.

Kalbim hızlandı.

"Elif..."

"Bu fotoğrafı ne zaman çektin?"

"Üç gün önce."

Fotoğrafı Emir'e gönderdim.

On saniye sonra telefonu çaldı.

"Mert!"

"Evet?"

"Fotoğraftaki adamı tanıdık."

"Kim?"

Emir'in sesi ciddiydi.

"Selim Karaca."

Bir an gözlerimi kapattım.

Demek ki...

Selim günlerdir Elif'in evini izliyordu.

Elif hiçbir şeyden habersizdi.

Ama çektiği o masum fotoğraf...

Soruşturmanın en önemli delillerinden biri hâline gelmişti.

İçimde tek bir düşünce vardı.

Artık bu savaş yalnızca benim savaşım değildi.

Sevdiğim insanlar da hedefteydi.

Ve buna bir son vermeden durmaya hiç niyetim yoktu.

Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

207okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18