BÖLÜM 1

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: BÖLÜM 1

Yağmur sabahın ilk ışıklarıyla birlikte şehrin üzerine sessizce yağmaya devam ediyordu. Sokaklar ıslak, hava ise insanın içine işleyen bir soğukla doluydu.

Elif, eski montunun yakasını biraz daha kaldırdı. Elindeki market poşetini sıkıca tutarak dar sokaklardan yürüyordu. Sabah altıda çıktığı işinden yeni dönüyordu. Bir kafede garson olarak çalışıyor, kazandığı üç beş kuruşla annesine destek olmaya çalışıyordu.

Yirmi bir yaşındaydı.

Hayatında hiç lüksü olmamıştı. Küçücük bir evde büyümüş, çocukluğundan beri yokluğu öğrenmişti. En büyük hayali öğretmen olmaktı ama babasının yıllar önce bıraktığı borçlar yüzünden üniversiteyi bırakmak zorunda kalmıştı.

Derin bir nefes aldı.

"Bir gün her şey düzelecek..." diye fısıldadı kendi kendine.

Ama o bile buna tam olarak inanmıyordu.

Evin kapısını yavaşça açtı.

İçeri girer girmez annesi mutfaktan seslendi.

"Elif, geldin mi kızım?"

"Geldim anne."

Annesinin yüzünde alışık olduğu yorgun ifade vardı. Masanın üzerinde sadece çorba duruyordu.

Elif montunu çıkarırken annesinin gözlerinin dolu olduğunu fark etti.

"Anne... bir şey mi oldu?"

Kadın cevap vermedi.

Tam o sırada kapı çaldı.

İçeri takım elbiseli iki adam girdi.

Elif onları tanımıyordu.

Adamların biri oturmadan konuşmaya başladı.

"Biz sizi istemeye geldik."

Elif duyduklarına inanamadı.

"Ne?"

Adam ceketini düzeltti.

"Oğlumuz Mert için."

Elif şaşkınlıkla annesine baktı.

"Anne... bunlar ne diyor?"

Kadının gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

"Affet beni kızım..."

"Anne, ne oluyor?"

"Babanın yıllar önce aldığı büyük bir borç vardı."

Elif'in kalbi hızla çarpmaya başladı.

"O borç hâlâ duruyor."

"Ne borcu?"

Adam söze girdi.

"Baban bizim aileden yüklü miktarda para aldı."

"Babam yıllar önce bizi terk etti!"

"Borç ortadan kalkmadı."

Elif'in elleri titremeye başladı.

"Benim bununla ne ilgim var?"

Adam masaya bir dosya bıraktı.

"Borç silinecek."

Elif umutla başını kaldırdı.

"Nasıl?"

"Sen oğlumuzla evlenirsen."

O an dünya durmuş gibiydi.

"Ne?"

"Bu evlilik gerçekleşirse annen de sen de hiçbir borç ödemeyeceksiniz."

Elif bir adım geri attı.

"Ben tanımadığım biriyle evlenemem."

Adam sakince ayağa kalktı.

"Düşünmek için üç gününüz var."

Kapı kapandıktan sonra ev sessizliğe gömüldü.

Elif annesine döndü.

"Gözümün içine bak."

Kadın ağlıyordu.

"Doğru mu bunlar?"

Başını yavaşça salladı.

Elif dizlerinin üzerine çöktü.

Hayatı boyunca verdiği bütün mücadele, kurduğu bütün hayaller bir anda paramparça olmuştu.

---

Şehrin diğer ucunda...

Mert, polis merkezinden yeni çıkmıştı.

Yirmi bir yaşındaydı.

Mesleğine daha yeni başlamasına rağmen herkes onu disiplinli ve soğukkanlı biri olarak tanıyordu.

Suçlulara karşı sertti.

Ama özel hayatında kimseyi yanına yaklaştırmazdı.

Tam arabasına binecekken telefonu çaldı.

"Evet baba?"

"Akşam erkenden eve gel."

"Neden?"

"Konuşmamız gereken önemli bir konu var."

"Telefonla söyle."

"Olmaz."

Mert kaşlarını çattı.

"Tamam."

Akşam büyük yemek masasında bütün aile toplanmıştı.

Babası ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı.

"Sana uygun bir kız bulduk."

Mert kaşığını masaya bıraktı.

"Ne demek uygun kız?"

"Evleneceksin."

Mert alaycı bir şekilde güldü.

"Şaka yapıyorsunuz."

"Hayır."

"Ben evlenmiyorum."

Babası sertçe masaya vurdu.

"Bu ailede kararları biz veririz."

"Ben çocuk değilim."

"Kızın adı Elif."

"Umurumda değil."

"Bu evlilik olacak."

Mert ayağa kalktı.

"Ben tanımadığım biriyle evlenmeyeceğim."

Babası gözlerinin içine baktı.

"Bu sadece senin evliliğin değil."

"Neymiş?"

"Ailenin geleceği."

Mert hiçbir şey söylemeden odadan çıktı.

Sinirle yumruğunu duvara vurdu.

"Hayatımı kimse yönetemez."

Ama bilmiyordu...

O anda başka bir evde Elif de aynı cümleyi kuruyordu.

"Ben bu evliliği istemiyorum."

İki yabancı...

İki farklı hayat...

İki kırık kalp...

Ve ikisinin de haberi olmadan başlayan bir kader...

Sabah olmuştu.

Elif, neredeyse bütün gece gözünü kırpmamıştı. Tavandaki çatlaklara bakarak saatlerce düşünmüş, her defasında aynı sonuca varmıştı.

"Ben evlenmeyeceğim."

Ama ya annesi?

Borç gerçekten söylendiği kadar büyükse?

Ya kapıya haciz gelirse?

Ya annesi o yaşında sokakta kalırsa?

Düşündükçe boğazı düğümleniyor, nefes almakta zorlanıyordu.

Mutfaktan gelen çay kokusu onu düşüncelerinden ayırdı.

Annesi sessizce masayı hazırlıyordu.

"Günaydın kızım."

Elif cevap vermedi.

Sadece sandalyeye oturdu.

İkisi de konuşmuyordu.

Evin içindeki sessizlik, söylenemeyen binlerce kelimeden daha ağırdı.

Bir süre sonra annesi derin bir nefes aldı.

"Bugün seni görmeye gelecekler."

Elif'in elindeki bardak titredi.

"Ne?"

"Tanışmanız için..."

"Ben kabul etmedim ki."

"Ben de istemiyorum kızım ama..."

Elif ayağa kalktı.

"Ben kimseyle tanışmayacağım."

Tam o sırada kapı zili çaldı.

İkisi de irkildi.

Annesi kapıyı açtığında karşılarında takım elbiseli iki adam ve onların arkasında siyah gömlek giymiş uzun boylu genç bir adam duruyordu.

Bu, Mert'ti.

Elif kapının kenarında durmuş onları izliyordu.

Mert'in bakışları istemsizce ona kaydı.

Kızın yüzü bembeyazdı.

Başını hafifçe öne eğmişti.

Üzerinde sade krem rengi bir elbise vardı.

Ne makyaj yapmıştı ne de kendini süslemişti.

Olduğu gibiydi.

Mert ise onu birkaç saniye inceledikten sonra gözlerini kaçırdı.

İçinden yalnızca tek bir cümle geçti.

"Bu kız da en az benim kadar mutsuz."

Salon sessizdi.

Çaylar dağıtıldı.

Kimse konuşmuyordu.

Sonunda Mert'in babası gülümseyerek,

"Gençler biraz konuşsun." dedi.

Elif hemen itiraz etti.

"Gerek yok."

Mert de aynı anda konuştu.

"Evet, gerek yok."

Odadaki herkes birbirine baktı.

Babası sert bir sesle,

"Bahçeye çıkın."

dedi.

İkisi de mecburen ayağa kalktı.

---

Bahçe küçük ama sakindi.

Yağmur yeni durmuştu.

Toprak hâlâ ıslaktı.

İkisi de birkaç saniye boyunca konuşmadı.

Sonunda sessizliği Mert bozdu.

"Ben bu evliliği istemiyorum."

Elif başını kaldırdı.

İlk kez göz göze geldiler.

Mert'in sert bakışlarının altında yorgun bir ifade vardı.

Elif de aynı kararlılıkla cevap verdi.

"Ben de istemiyorum."

Mert derin bir nefes aldı.

"Demek ki aynı fikirdeyiz."

"Sanırım."

"Korkma."

Elif şaşkınlıkla ona baktı.

"Seni zorla evlendirmeye çalışıyor olabilirler ama ben buna izin vermeyeceğim."

Elif'in gözleri büyüdü.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Nasıl?"

"Bilmiyorum."

İlk defa Mert'in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

"Henüz bir planım yok."

Elif de istemeden hafifçe gülümsedi.

Belki de o gün ilk kez.

Fakat bu küçük gülümseme uzun sürmedi.

Çünkü tam o sırada Mert'in babası bahçeye çıktı.

"Konuşmanız bitti mi?"

İkisi de aynı anda geri çekildi.

Adam cebinden küçük bir kutu çıkardı.

Kutuyu açınca içinden iki sade altın yüzük çıktı.

Elif'in nefesi kesildi.

"Hayır..."

Mert sertçe konuştu.

"Baba, daha hiçbir şeyi kabul etmedik."

"Edeceksiniz."

"Ben etmiyorum."

Adamın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Sana seçenek sunmuyorum."

Elif korkuyla annesine baktı.

Annesi gözyaşlarını gizlemeye çalışıyordu.

Mert yumruklarını sıktı.

"Bu kadarı da fazla."

Babası sakin ama tehditkâr bir ses tonuyla konuştu.

"Ya bu yüzük takılır..."

Kısa bir duraksadı.

"...ya da bu evdeki herkes bunun sonuçlarına katlanır."

Elif'in kalbi hızla çarpmaya başladı.

O an, bunun sıradan bir görücü usulü evlilik olmadığını anladı.

Bu evlilik, iki gencin hayatını tamamen değiştirecek bir zorunluluktu.

Ve kaçacak hiçbir yerleri yok gibiydi...

Bahçedeki sessizlik, rüzgârın ağaç yapraklarını sallayan sesiyle bozuluyordu.

Elif'in gözleri hâlâ yüzüklerdeydi.

Parmakları buz gibi olmuştu.

Mert ise babasının elindeki kutuya sert sert bakıyordu.

"Bunu yapamazsınız."

Babası hiç istifini bozmadı.

"Yaparım."

"Bu benim hayatım."

"Bu ailede herkes ailesi için fedakârlık yapar."

Mert öfkeyle güldü.

"Buna fedakârlık değil, zorbalık denir."

Salonda bulunan herkes sessizleşti.

Kimse Mert'in babasına böyle konuşmaya cesaret edemezdi.

Adamın yüzü asıldı.

"Mert."

"Dinlemiyorum."

"Sesini yükseltme."

"Ben çocuk değilim!"

Bir anda ortalık buz kesti.

Elif korkuyla geri çekildi.

Hayatında ilk defa böyle bir tartışmaya şahit oluyordu.

Tam o sırada Mert'in annesi araya girdi.

"Yeter artık."

Kadının sesi titriyordu.

"Olan kıza oluyor."

Elif başını önüne eğdi.

Kendini orada fazlalık gibi hissediyordu.

Sanki herkes onun hakkında konuşuyor ama kimse ona ne istediğini sormuyordu.

Derin bir nefes aldı.

"Söz alabilir miyim?"

Herkes ona döndü.

Elif ellerini birbirine kenetledi.

"Ben kimseyi tanımıyorum."

Sesi çok kısıktı.

"Kimsenin hayatına yük olmak istemiyorum."

Mert ilk defa dikkatlice ona baktı.

Kızın gözleri dolmuştu.

"Ben sadece annemle sakin bir hayat yaşamak istiyorum."

Salonda yine sessizlik oluştu.

Mert içinden,

"Bu kız gerçekten istemiyor."

diye düşündü.

Babası dosyayı masaya bıraktı.

"Borç miktarı üç milyon lira."

Elif'in dizlerinin bağı çözüldü.

"Üç... milyon mu?"

Annesi ağlamaya başladı.

"Kızım..."

"Biz bunu ödeyemeyiz."

"Ödeyemezsiniz."

Adamın sesi çok sakindi.

"İşte bu yüzden tek çözüm evlilik."

Elif'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

Hayatında ilk defa bu kadar çaresiz hissediyordu.

---

Mert daha fazla dayanamadı.

"Cıkalım."

Kimse cevap vermeden kapıya yöneldi.

Elif de arkasından çıktı.

Bu kez evin önündeki küçük parka yürüdüler.

Dakikalarca konuşmadılar.

Sonunda Mert durdu.

"Bana bak."

Elif yavaşça başını kaldırdı.

"Sana söz veriyorum."

"Neye?"

"Seni istemediğin bir şeye zorlamayacağım."

Elif şaşkınlıkla baktı.

"Ama..."

"Bu evlilik olursa bile..."

Mert derin bir nefes aldı.

"...sana asla baskı yapmayacağım."

Elif'in gözlerinden yaş aktı.

"Neden bana yardım ediyorsun?"

Mert uzaklara baktı.

"Çünkü benim de hayatımı çalıyorlar."

İkisi de aynı acıyı yaşıyordu.

Belki farklı evlerde büyümüşlerdi...

Belki birbirlerini hiç tanımıyorlardı...

Ama aynı kaderin içine sürüklenmişlerdi.

Tam o sırada Mert'in telefonu çaldı.

Ekranda amirinin adı yazıyordu.

"Mert, acil merkeze gel."

"Bir olay mı var?"

"Evet. Silahlı kavga ihbarı geldi."

"On dakikaya oradayım."

Telefon kapanınca Mert cebinden küçük bir kâğıt çıkardı.

Üzerine telefon numarasını yazdı.

Kâğıdı Elif'e uzattı.

"Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara."

Elif tereddüt etti.

"Ya ailene söylerlerse?"

"Gizli tut."

Elif kâğıdı aldı.

İlk defa göz göze geldiler.

Bu kez bakışlarında öfke değil...

Birbirlerini anlayan iki insanın sessizliği vardı.

Mert polis aracına binip uzaklaşırken Elif arkasından baktı.

İçinden istemsizce bir cümle geçti.

"Belki de sandığım kadar kötü biri değildir..."

O ise direksiyona sıkıca tutunmuştu.

"Bu evliliği durduracağım."

Fakat ikisinin de bilmediği bir şey vardı.

Onlar mücadele ederken, aileler düğün tarihini çoktan belirlemişti...

Mert'in polis aracı sokağın köşesinden kaybolurken Elif, elindeki küçük kâğıda baktı.

Mert Yılmaz

Altında ise telefon numarası yazıyordu.

Kâğıdı buruşturacak gibi oldu ama vazgeçti.

Onu çantasının iç cebine dikkatlice koydu.

Neden yaptığını kendisi de bilmiyordu.

Belki de uzun zamandır ilk kez biri onu gerçekten dinlemişti.

---

Akşam olmuştu.

Ev yine sessizdi.

Elif, mutfakta annesine yardım ederken dayanamadı.

"Anne..."

Kadın başını çevirdi.

"Efendim kızım?"

"Bu borç gerçekten var mı?"

Annesi gözlerini kaçırdı.

"Var."

"Peki neden bana hiç söylemedin?"

"Sana yük olsun istemedim."

Elif'in sesi titredi.

"Ben senin kızınım."

"Biliyorum."

"O zaman neden tek çözüm evlenmem?"

Annesi cevap veremedi.

Sessizlik her şeyden daha acıydı.

---

O sırada...

Mert görevden yeni dönmüştü.

Üniformasını çıkarıp odasına geçti.

Kapıyı kapatır kapatmaz öfkeyle kravatını yatağın üzerine fırlattı.

Tam o sırada kapı çalındı.

"Gel."

İçeri annesi girdi.

Elinde bir fincan kahve vardı.

"Oturabilir miyim?"

Mert başını salladı.

Kadın yatağın kenarına oturdu.

"O kıza bağırmadığın için teşekkür ederim."

"Onun suçu yok."

"Ben de aynı şeyi söylüyorum."

Mert başını iki elinin arasına aldı.

"Anne..."

"Hı?"

"Ben polis oldum çünkü insanlara yardım etmek istedim."

"Biliyorum."

"Ama şimdi kendi hayatımı bile kurtaramıyorum."

Annesinin gözleri doldu.

"Keşke seni koruyabilsem."

Mert acı bir tebessüm etti.

"Ben artık çocuk değilim."

"Ama benim evladımsın."

Kadın oğlunun saçlarını okşadı.

Yıllardır ilk kez Mert'in gözleri dolmuştu.

---

Ertesi sabah...

Elif her zamanki gibi işe gitmek için evden çıktı.

Kafeye vardığında arkadaşları onu karşıladı.

"Elif, iyi misin?"

"Biraz yorgunum."

Tam sipariş almaya başlamıştı ki kapının zili çaldı.

Başını kaldırınca olduğu yerde donup kaldı.

Kapıdan içeri Mert girmişti.

Üzerinde siyah tişört, kot pantolon ve spor ayakkabılar vardı.

Üniforması olmadan çok farklı görünüyordu.

Mert de Elif'i görünce şaşırdı.

"Sen burada mı çalışıyorsun?"

Elif başını salladı.

"Evet."

"Kahve içmek için gelmiştim."

Kısa bir sessizlik oldu.

Elif menüyü uzattı.

"Ne içersiniz?"

Mert hafifçe gülümsedi.

"Şu an müşteri miyim?"

Elif istemeden gülümsedi.

"Evet."

"O zaman bir sade kahve."

"Tamam."

Elif siparişi hazırlamak için mutfağa geçti.

Kalbi hızla atıyordu.

"Neden heyecanlanıyorum ki?"

Kendine kızdı.

Kahveyi hazırlayıp masaya bıraktı.

Mert teşekkür etti.

Tam o sırada kafenin kapısı sertçe açıldı.

İçeri üç genç girdi.

Kahkahalar atarak boş masalara oturdular.

İçlerinden biri Elif'i görünce ıslık çaldı.

"Güzelmiş."

Elif rahatsız oldu ama cevap vermedi.

Sipariş almak için yanlarına gitti.

"Ne alırsınız?"

Gençlerden biri kasıtlı olarak Elif'in elini tuttu.

"Önce ismini söyle."

Elif elini çekmeye çalıştı.

"Bırakın."

"O kadar da acelemiz yok."

Mert bulunduğu yerden her şeyi izliyordu.

Yüzündeki sakin ifade yavaş yavaş kayboldu.

Çenesini sıktı.

Gençlerden biri Elif'e doğru biraz daha eğildi.

"Numaranı versene."

Elif korkuyla geri çekildi.

"Lütfen yapmayın."

Tam o anda bir sandalye sesi duyuldu.

Mert ayağa kalkmıştı.

Ağır adımlarla masaya doğru yürüdü.

"Elini çek."

Masadaki genç alaycı bir şekilde güldü.

"Sen kimsin?"

Mert cebinden polis kimliğini çıkarıp masaya bıraktı.

"Polisim."

Kafedeki herkes sessizleşti.

Gençlerin yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.

Mert'in sesi bu kez çok daha sertti.

"Genç kadını rahatsız ettiğiniz için işlem başlatabilirim."

Elif ilk kez Mert'i görev ciddiyetiyle görüyordu.

Bakışları sertti ama öfkesi kendisine değil, onu rahatsız edenlereydi.

O an Elif'in içinde, farkına varamadığı küçük bir güven duygusu filizlenmeye başladı...

Kafenin içi sessizliğe bürünmüştü.

Üç genç, Mert'in elindeki polis kimliğine bakıyor, ne yapacaklarını bilemiyorlardı.

Mert sert bakışlarını üzerlerinden ayırmadı.

"Az önce yaptığınız hareketin suç olduğunu biliyor musunuz?"

İçlerinden biri konuşmaya çalıştı.

"Abi... Biz sadece şakalaşıyorduk."

"Bir kadını rahatsız etmek şaka değildir."

Genç, utançla başını eğdi.

"Özür dileriz."

Mert bir adım daha yaklaştı.

"Özrü benden değil..."

Başını Elif'e çevirdi.

"...ondan dileyeceksiniz."

Üçü de aynı anda Elif'e döndü.

"Özür dileriz."

Elif'in sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

"Tamam."

Mert gözlerini gençlerden ayırmadan konuştu.

"Şimdi hesabınızı ödeyin ve buradan ayrılın."

Kimse itiraz etmedi.

Birkaç dakika sonra üç genç kafeden çıktı.

Kapı kapanınca içeride derin bir sessizlik oluştu.

Kafenin sahibi olan Hasan Bey, Mert'in yanına geldi.

"Memur bey, çok teşekkür ederim."

"Görevim."

"Yine de sağ olun."

Mert başını hafifçe salladı.

Gözleri istemsizce Elif'i aradı.

Elif hâlâ yaşadığı olayın etkisindeydi.

Elleri titriyordu.

Mert bunu fark edince yumuşak bir sesle konuştu.

"İyi misin?"

Elif başını sallamaya çalıştı.

"Evet."

Ama sesi onu ele veriyordu.

Mert sandalyeyi çekip oturdu.

"Korkmana gerek yok."

Elif derin bir nefes aldı.

"Teşekkür ederim."

"Ne için?"

"Yanımda olduğun için."

Bu söz Mert'i şaşırttı.

Bir an ne diyeceğini bilemedi.

Sonunda hafifçe gülümsedi.

"Her zaman böyle davranırım."

Elif de ilk kez onun karşısında rahatça gülümsedi.

"Demek polis olmayı gerçekten seviyorsun."

"Çocukluğumdan beri hayalimdi."

"Neden?"

Mert birkaç saniye sustu.

"Çünkü küçükken annemi koruyamamıştım."

Elif merakla baktı.

"Ne oldu?"

Mert gözlerini kahvesine çevirdi.

"Babam çok sert biridir."

Sözlerini dikkatle seçiyordu.

"Fiziksel şiddet uygulamaz ama herkes ondan korkar."

"Sen de mi?"

Mert acı bir gülümsemeyle cevap verdi.

"Eskiden."

Elif ilk kez onun da yaraları olduğunu fark etti.

Sadece kendisi çaresiz değildi.

Karşısındaki adam da kendi ailesinin baskısıyla mücadele ediyordu.

Tam o sırada Mert'in telefonu çaldı.

Ekranda babasının adı yazıyordu.

Bir süre telefona baktı.

Sonra istemeyerek açtı.

"Evet?"

"Akşam saat sekizde evde ol."

"Neden?"

"Söz kesme yapılacak."

Mert'in yüzündeki ifade değişti.

"Ne dedin?"

"Her iki aile de gelecek."

"Ben kabul etmedim."

"Senin kabul edip etmemen önemli değil."

Telefon kapandı.

Mert birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Elif endişeyle sordu.

"Bir şey mi oldu?"

Mert derin bir nefes verdi.

"Bu akşam..."

Sesi ilk kez çaresiz çıkıyordu.

"...söz kesmemizi planlamışlar."

Elif'in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.

"Bu kadar çabuk mu?"

"Evet."

"Ne yapacağız?"

Mert cevap veremedi.

Çünkü ilk kez gerçekten köşeye sıkıştığını hissediyordu.

Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı.

Gökyüzü kapkaraydı.

Sanki yaklaşan fırtına, sadece havada değil...

Onların hayatında da kopmak üzereydi.

Akşam saatleri...

Yağmur dinmiş, yerini serin bir rüzgâra bırakmıştı.

Elif, odasının aynasının karşısında sessizce oturuyordu. Yatağının üzerine annesinin yıllar önce bir düğün için aldığı, sadece bir kez giyilmiş açık mavi elbise serilmişti.

Annesi elbiseyi eline alıp kızına uzattı.

"Başka güzel bir elbisemiz yok kızım."

Elif gözlerini elbiseye çevirdi.

"Anne... Ben gerçekten gitmek istemiyorum."

Kadın gözyaşlarını saklamaya çalıştı.

"Biliyorum."

"Ya kaçsak?"

Annesi acıyla gülümsedi.

"Nereye gideceğiz?"

Elif cevap veremedi.

Gerçekten gidecek hiçbir yerleri yoktu.

Derin bir nefes aldı ve sessizce elbiseyi giydi.

Saçlarını sadece taradı.

Ne makyaj yaptı ne de takı taktı.

Aynaya baktığında gördüğü kişi kendisi gibiydi ama gözlerinin içindeki umut sanki yavaş yavaş sönüyordu.

---

Aynı saatlerde...

Mert, odasında siyah takım elbisesini giyiyordu.

Kravatını bağlamaya çalışırken elleri sinirden titriyordu.

Kapı çalındı.

İçeri annesi girdi.

"Oğlum..."

"Anne, lütfen."

"Bir şey söylemeyeceğim."

Kadın yaklaşıp oğlunun kravatını düzeltti.

"Çok yakışıklı olmuşsun."

Mert aynaya baktı.

"Bugün kendimi hiç yakışıklı hissetmiyorum."

Annesi acıyla gülümsedi.

"Ben seni mutlu görmek istiyorum."

"Ben de öyle istiyorum."

Kadın oğlunun yanağını okşadı.

"Belki her şey düşündüğün kadar kötü olmaz."

Mert başını iki yana salladı.

"İstemediğim biriyle evlenmek zorunda kalıyorum anne."

Kadın cevap veremedi.

Çünkü haklıydı.

---

Saat tam sekizde...

İki aile büyük bir salonda buluştu.

Masalar hazırlanmış, ikramlar dizilmişti.

Ama ne Elif'in ne de Mert'in yüzünde en ufak bir mutluluk vardı.

Elif içeri girdiği an herkes ona döndü.

Fısıldaşmalar başladı.

"Ne kadar güzel kız."

"Çok zarifmiş."

Elif duymazdan gelmeye çalıştı.

Gözleri salonda Mert'i aradı.

Birkaç saniye sonra onu gördü.

Siyah takım elbisenin içinde dimdik duruyordu.

Yüzünde tek bir gülümseme bile yoktu.

Bakışları buluştu.

İkisi de aynı şeyi hissediyordu.

"Keşke burada olmasaydık."

Mert yavaşça Elif'in yanına geldi.

"İyi misin?"

Elif hafifçe başını salladı.

"Sen?"

"Pek sayılmaz."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Mert alçak sesle konuştu.

"Bir planım var."

Elif merakla baktı.

"Nasıl bir plan?"

"Eğer şimdi ikimiz de kesin bir dille reddedersek belki vazgeçerler."

"Sence işe yarar mı?"

"Bilmiyorum."

"Ama denemeliyiz."

Elif derin bir nefes aldı.

"Haklısın."

Tam o sırada Mert'in babası yüksek sesle konuştu.

"Herkes yerine geçsin."

Salondaki sohbetler kesildi.

Yaşlı bir adam ayağa kalktı.

"Bugün iki genç için hayırlı bir adım atıyoruz."

Elif'in kalbi hızla atmaya başladı.

Mert yumruklarını sıktı.

Yaşlı adam konuşmasını bitirince söz sırası gençlere geldi.

"Evlatlarım..."

Mert'in babası sert bakışlarla ikisine baktı.

"Birbirinizi eş olarak kabul ediyor musunuz?"

Salondaki herkes nefesini tuttu.

Mert derin bir nefes aldı.

"Hayır."

Salonda uğultular yükseldi.

Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu.

Elif de cesaretini topladı.

"Ben de kabul etmiyorum."

Bir anda ortalık karıştı.

Bazıları ayağa kalktı.

Fısıltılar bağrışmalara dönüştü.

Mert'in babasının yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu.

Masaya sertçe vurdu.

"Yeter!"

Salondaki herkes sustu.

Adam ağır adımlarla Mert ve Elif'in önüne geldi.

"Demek beni rezil etmeye karar verdiniz."

Mert geri adım atmadı.

"Kimseyi rezil etmek istemiyoruz."

"Sadece kendi hayatımızı seçmek istiyoruz."

Adam cebinden bir zarf çıkardı.

Zarfı Elif'in önüne bıraktı.

"Bunu aç."

Elif titreyen elleriyle zarfı açtı.

İçinden eski tarihli belgeler ve bir senet çıktı.

Belgenin en altında babasının imzası vardı.

Elif'in gözleri doldu.

Bu kez ilk defa...

Borçların gerçekten var olduğuna kendi gözleriyle şahit olmuştu.

Ve o an, vereceği kararın sadece kendisini değil...

Annesinin bütün hayatını da değiştireceğini anladı.

Elif'in elleri titriyordu.

Elindeki belgeler bir anda ağırlaşmış gibiydi.

Sayfaların en altında babasının imzası vardı.

Bu kez inkâr edemiyordu.

Gözlerinden süzülen yaşlar kâğıdın üzerine düştü.

"Bu... doğru mu anne?"

Annesi ağlayarak başını öne eğdi.

"Evet kızım."

"Neden bana yıllarca söylemedin?"

"Sana böyle bir yük yüklemek istemedim."

Elif gözlerini kapattı.

İçinde büyüyen öfke, babasına duyduğu kırgınlıkla birbirine karışmıştı.

"Bizim hiçbir suçumuz yoktu."

Kimse cevap vermedi.

Salondaki sessizlik ağırlaştı.

Mert, Elif'in gözyaşlarını görünce dayanamadı.

Bir adım öne çıktı.

"Yeter artık."

Babası sert bir ifadeyle ona döndü.

"Yerine geç."

"Geçmeyeceğim."

"Benim sabrımı taşırma."

"Taşsın."

Salondaki herkes şaşkınlıkla Mert'e bakıyordu.

O güne kadar babasına hiç bu kadar açık karşı gelmemişti.

Mert, Elif'in önünde durdu.

"Kızın üzerine gitmeyin."

"Bu mesele seni ilgilendirmez."

"Bal gibi ilgilendirir."

Babası sinirle yaklaştı.

"Bir yabancıyı mı savunuyorsun?"

Mert hiç düşünmeden cevap verdi.

"Hayır."

Kısa bir duraksadı.

"Haksızlığa uğrayan bir insanı savunuyorum."

Bu sözler Elif'in kulağında yankılandı.

Hayatında ilk kez biri, karşılık beklemeden onun yanında durmuştu.

Mert'in annesi gözyaşlarını silerken fısıldadı:

"Allah'ım, ne olur bu çocuklara yardım et."

---

O gece söz merasimi yarıda kaldı.

Misafirler tek tek salondan ayrılmaya başladı.

Kimisi olanları konuşuyor, kimisi başını sallayarak uzaklaşıyordu.

Bir saat sonra salonda sadece iki aile kalmıştı.

Mert'in babası derin bir nefes aldı.

"Bir hafta."

Mert kaşlarını çattı.

"Ne bir haftası?"

"Size bir hafta süre veriyorum."

Elif şaşkınlıkla baktı.

"Bir hafta sonra nikâh günü alınacak."

"Ya kabul etmezsek?"

Adam soğukkanlı bir şekilde cevap verdi.

"O zaman borçlar yasal yollardan tahsil edilir."

Elif'in annesi korkuyla ayağa kalktı.

"Lütfen..."

"Ben kararımı söyledim."

Adam ceketini alıp salondan çıktı.

Arkasından Mert'in annesi de üzgün gözlerle onları selamlayıp ayrıldı.

Salonda yalnızca Elif, annesi ve Mert kalmıştı.

Uzun süre kimse konuşmadı.

Sonunda Mert sessizce Elif'e döndü.

"İyi misin?"

Elif acı bir tebessüm etti.

"Sence iyi olabilir miyim?"

Mert cevap veremedi.

Haklıydı.

İkisi de iyi değildi.

Kapıya doğru yürürlerken Elif aniden durdu.

"Mert..."

"Evet?"

"Bugün bana destek olduğun için teşekkür ederim."

Mert hafifçe gülümsedi.

"Ben sadece doğru olanı yaptım."

Elif başını iki yana salladı.

"Hayır."

Mert merakla baktı.

"Bugüne kadar kimse benim için sesini yükseltmedi."

Bu cümle Mert'in içine dokundu.

İlk kez Elif'e sadece mecbur kaldığı biri gibi bakmıyordu.

Onun kırılmış, ama hâlâ ayakta durmaya çalışan bir genç kadın olduğunu görüyordu.

Tam o sırada dışarıdan gök gürültüsü duyuldu.

Şiddetli yağmur yeniden başladı.

Elif'in şemsiyesi yoktu.

Mert hiç düşünmeden ceketini çıkarıp Elif'in omuzlarına bıraktı.

"Üşürsün."

"Ama sen..."

"Ben alışığım."

İkisi aynı şemsiyenin altına girmek zorunda kaldılar.

Aralarındaki mesafe ilk kez bu kadar azalmıştı.

Hiçbiri konuşmuyordu.

Sadece yağmurun sesi vardı.

Fark etmedikleri şey ise, uzakta park etmiş siyah bir arabanın içindeki birinin onları dikkatle izlediğiydi.

Adam telefonunu kulağına götürdü.

"Efendim..."

"...Sanırım bu ikisi birbirine yakınlaşmaya başlıyor."

Telefonun diğer ucundan gelen cevap kısa ve sertti.

"Yakınlaşmalarına izin vermeyin."

Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3.506okunma 168beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18