16. bölüm · GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIK
Bölüm 16
Duru'nun karakola geldiği olayın üzerinden dört gün geçti.
İlginç olan...
Bu dört gün boyunca ne bir mesaj geldi...
Ne bir telefon...
Ne de siyah otomobili gördüm.
Her şey bir anda kesilmişti.
Ama bu sessizlik bana huzur vermiyordu.
Tam tersine...
Fırtına öncesi sessizliği hatırlatıyordu.
---
Hayat ise normal akışında devam ediyordu.
Elif üniversite hazırlıklarıyla ilgileniyordu.
Kafedeki mesaisine devam ediyor, boş kaldıkça ders programını inceliyordu.
Ben de görevime gidip geliyordum.
Akşamları bazen apartmanın önünde karşılaşıyorduk.
Bazen de annemlerin çay davetlerinde aynı masada oturuyorduk.
Her şey yavaş ama güzel ilerliyordu.
---
O akşam mesaim erken bitmişti.
Arabayı apartmanın önüne park ettiğimde Elif de marketten dönüyordu.
Elinde iki poşet vardı.
Beni görünce gülümsedi.
"Tam zamanında geldin."
"Yardım edeyim."
Poşetlerden birini aldım.
"Bu sefer itiraz yok."
dedim.
Gülerek başını salladı.
"Tamam."
Merdivenleri birlikte çıkmaya başladık.
İkinci katta Kerem yine kapının önünde oyuncaklarıyla oynuyordu.
"Mert abi!"
"Efendim Kerem?"
"Bugün bisiklete binmeyi öğrendim."
"Öyle mi?"
"Evet."
"Hiç düşmedim."
Elif gülümseyerek,
"Aferin sana."
dedi.
Kerem gururla başını kaldırdı.
"Ben büyüyünce polis olacağım."
Bana döndü.
"Senin gibi."
Saçını karıştırdım.
"Önce okulunu bitir."
"Tamam."
Hepimiz güldük.
Bu küçük an...
Son günlerde üzerimde biriken gerginliği biraz olsun dağıtmıştı.
---
Üçüncü kata çıktığımızda Elif kapısının önünde durdu.
Poşeti uzattım.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Kapıyı açacakken bana döndü.
"Yarın üniversitede tanışma programı var."
"İlk kez gideceğim."
"Sana başarılar."
"Heyecanlı mısın?"
"Hem de çok."
Gülümsedim.
"İlk gün herkes heyecanlanır."
"Akşam anlatırsın."
"Anlatırım."
Tam o sırada...
Merdiven boşluğundan ayak sesleri duyuldu.
İkimiz de aşağı baktık.
Otuzlu yaşlarında, takım elbiseli bir adam yukarı çıkıyordu.
Bizi görünce durdu.
"Afedersiniz."
"Hasan Bey burada mı oturuyor?"
Elif cevap verdi.
"Evet."
"Bir alt katta."
Adam teşekkür edip aşağı indi.
Ben ise birkaç saniye arkasından baktım.
Yüzünü daha önce hiç görmemiştim.
Ama nedense...
İçime garip bir his çöktü.
---
Gece saat ona doğru Emir aradı.
"Mert."
"Efendim?"
"Boş musun?"
"Evet."
"Yarın sabah erkenden karakola gel."
"Bir gelişme var."
Telefonu kapatınca kaşlarım çatıldı.
Ne olduğunu söylememişti.
Ama ses tonu...
Ciddiydi.
Pencereye doğru yürüdüm.
Sokağa baktım.
Bu kez siyah otomobil yoktu.
Her yer sakindi.
Fakat içimdeki his...
Bana bunun uzun sürmeyeceğini söylüyordu.
Ve o sırada...
Benden kilometrelerce uzakta, şehir merkezindeki bir kafede...
Duru, karşısında oturan takım elbiseli adama bir dosya uzatıyordu.
Dosyanın içinde...
Benim ve Elif'in farklı zamanlarda uzaktan çekilmiş fotoğrafları vardı.
Adam dosyayı kapatıp tek bir soru sordu.
"Kesin emin misin?"
Duru hiç tereddüt etmedi.
"Evet."
"Onları ayırmak istiyorum."
Adam hafifçe gülümsedi.
"O zaman bundan sonrası biraz pahalıya mal olacak."
Duru çantasından bir zarf çıkarıp masaya bıraktı.
"Yeter ki istediklerim olsun."
O gece...
Ben ertesi gün beni neyin beklediğini bilmiyordum.
Ama Duru...
Artık sadece tek başına hareket etmiyordu.
Ertesi sabah normalden yarım saat önce karakola gittim.
Emir'in sesi telefonda alışık olduğumdan daha ciddiydi.
Koridordan geçip odasına girdim.
Kapıyı kapatır kapatmaz bana döndü.
"Otur."
Sandalyeye oturdum.
"Ne oldu?"
Masasının üzerindeki şeffaf dosyayı bana uzattı.
"Gece nöbetinde bir ihbar geldi."
Dosyayı açtım.
İçinde birkaç fotoğraf vardı.
İlk fotoğrafa baktığım anda yüzüm gerildi.
Ben...
Elif...
Marketten dönerken.
İkinci fotoğraf...
Kafeden çıkarken.
Üçüncü fotoğraf...
Apartmanın balkonunda konuşurken.
Hepsi farklı günlerde çekilmişti.
Hepsi uzaktan...
Ve habersiz.
"Kim getirdi bunları?"
diye sordum.
Emir derin bir nefes aldı.
"İsmini vermeyen biri."
"Sabaha karşı karakolun posta kutusuna bırakmış."
Fotoğrafları tekrar inceledim.
Bazılarının arkasında tarih ve saat yazıyordu.
Bu...
Rastgele çekilmiş birkaç kare değildi.
Planlı bir takibin sonucuydu.
"Parmak izi?"
diye sordum.
"İnceleniyor."
Başımı salladım.
İçimdeki şüphe giderek büyüyordu.
---
Tam o sırada kapı çalındı.
Görevli polis içeri girdi.
"Mert Komiser."
"Dışarıda sizi soran biri var."
"Kim?"
"Adını söylemedi."
"Avukat olduğunu söyledi."
Emir'le göz göze geldik.
"Çağır."
Birkaç saniye sonra kırklı yaşlarında, şık giyimli bir adam içeri girdi.
Elindeki evrak çantasını masaya bıraktı.
"Günaydın."
"Günaydın."
Ben sessizce bekliyordum.
Adam cebinden kartvizitini çıkarıp uzattı.
"Ben Avukat Selim Aras."
Kartvizite göz attım.
"Buyurun."
Adam sakin bir sesle konuşmaya başladı.
"Müvekkilim Duru Yalçın."
İsmi duyar duymaz odadaki hava değişti.
"Bana ne söylemek istiyor?"
Avukat hiç sesini yükseltmeden cevap verdi.
"Müvekkilim, son günlerde kendisini rahatsız ettiğinizi düşünüyor."
Bir an ne dediğini anlayamadım.
"Ne?"
Emir de şaşkınlıkla adama baktı.
Avukat çantasından bir dosya çıkardı.
"Telefon kayıtları."
"Arama geçmişi."
"Ve bazı ekran görüntüleri."
Dosyayı önüme koydu.
İlk sayfaya baktım.
Fotoğraflar...
Kesilmiş mesajlar...
Eksik konuşmalar...
Hepsi öyle bir sıralanmıştı ki...
Sanki ben Duru'yu sürekli arayan ve peşinden giden kişiydim.
Öfkeyle dosyayı kapattım.
"Bunların çoğu bağlamından koparılmış."
"Biliyorum."
dedi avukat.
"Ama mahkemede herkes ilk bakışta bunu bilemez."
O an Duru'nun ne yapmaya çalıştığını anladım.
Beni suçlu göstermek...
İtibarımı zedelemek...
Ve polislik mesleğimi riske atmak.
Bu...
Onun şimdiye kadarki en büyük hamlesiydi.
Avukat ayağa kalktı.
"Müvekkilim uzlaşmak istiyor."
"Tek şartı var."
"Neymiş?"
"Duru Hanım'ın hayatına yeniden gireceksiniz."
"En azından konuşacaksınız."
O an ayağa kalktım.
Sesimi olabildiğince sakin tuttum.
"Avukat Bey."
"Müvekkilinize şunu iletin."
"Tehdit ve manipülasyonla kimseyi hayatına geri döndüremez."
"Bir daha da benim adıma böyle teklifler getirmeyin."
Adam başını hafifçe eğdi.
"Mesajınızı iletirim."
Dosyasını alıp odadan çıktı.
Kapı kapanınca Emir masaya yumruğunu vurdu.
"Bu kadın iyice kontrolden çıkmış."
Ben pencereye doğru yürüdüm.
Dışarıda insanlar günlük hayatlarına devam ediyordu.
Kimse...
Benim hayatımın yavaş yavaş bir kabusa dönüştüğünü bilmiyordu.
Ve ilk kez...
Duru'nun sadece beni değil...
Mesleğimi de hedef aldığını anlamıştım.
Bu savaş artık kişisel değildi.
Kaybedecek çok daha fazla şeyim vardı.
Avukat odadan çıktıktan sonra uzun süre konuşmadık.
Emir masanın üzerindeki dosyaya baktı.
Ben ise pencerenin önünde durmuş, bahçedeki hareketliliği izliyordum.
İçimde öfke vardı.
Ama öfkeyle hareket edersem...
Tam da Duru'nun istediği şeyi yapmış olurdum.
Emir sessizliği bozdu.
"Mert."
"Efendim?"
"Bu dosya seni korkutmasın."
"Korkutmuyor."
"Sinirlendiriyor."
Sandalyeye tekrar oturdum.
Dosyayı önüme çektim.
Sayfaları tek tek incelemeye başladım.
O sırada bir ayrıntı dikkatimi çekti.
"Ekran görüntülerinin saatleri..."
Emir bana baktı.
"Ne olmuş?"
"Bir kısmı eksik."
"Mesajların devamı yok."
Telefonumu çıkardım.
Kendi kayıtlarımla karşılaştırdım.
Duru'nun bana attığı bazı mesajlar dosyada vardı.
Ama benim cevap vermediğim kısımlar kesilmişti.
Sanki...
Onunla konuşmaya devam etmişim gibi gösterilmişti.
Dosyayı kapattım.
"Demek oyun böyle."
Emir başını salladı.
"Manipülasyon."
"Elindeki delilleri kendi lehine çevirmeye çalışıyor."
Derin bir nefes aldım.
"Başaramayacak."
---
Öğle molasında karakoldan çıktım.
Biraz temiz hava almak istiyordum.
Telefonum çaldı.
Arayan Elif'ti.
"Alo."
"Müsait misin?"
"Evet."
"Sana bir şey söyleyeceğim."
Sesindeki tedirginliği hemen fark ettim.
"Ne oldu?"
"Bugün..."
"Kafeye bir kadın geldi."
Olduğum yerde durdum.
"Nasıl bir kadın?"
"Uzun boylu."
"Koyu renk saçlı."
"Çok şık giyinmişti."
Kalbim hızlanmaya başladı.
"Ne istedi?"
"Beni sordu."
"Adımı biliyordu."
"Sonra..."
"Senin eski bir arkadaşın olduğunu söyledi."
Gözlerimi kapattım.
"Duru."
diye fısıldadım.
"Adını söylemedi."
"Ama buydu, değil mi?"
"Evet."
Elif'in sesi biraz daha kısıldı.
"Bana kötü bir şey söylemedi."
"Aksine..."
"Çok nazikti."
"Senin hakkında konuşmak istedi."
"Ne anlattı?"
"Sadece..."
"Eskiden çok mutlu olduğunuzu söyledi."
"Sonra da..."
"Kendini tanıttı."
İçimdeki öfke büyüyordu.
"Başka?"
"Bana dikkatli olmam gerektiğini söyledi."
"Neden?"
"Çünkü senin insanlara gerçek yüzünü göstermediğini söyledi."
Bir an konuşamadım.
Tam da beklediğim şeyi yapıyordu.
Beni Elif'in gözünde kötü göstermeye çalışıyordu.
"Elif."
"Onunla bir daha konuşma."
"Tek başına kalma."
"Eğer tekrar gelirse..."
"Beni hemen ara."
"Tamam."
Hiç itiraz etmedi.
Çünkü sesimden durumun ciddiyetini anlamıştı.
---
Telefonu kapattıktan sonra doğruca kafeye gittim.
Kapıyı açar açmaz Hasan Amca yanıma geldi.
"Mert."
"Bir sorun mu var?"
"Az önce gelen kadın..."
"Ne kadar kaldı?"
Hasan Amca düşündü.
"Beş dakika kadar."
"Çok kibar konuşuyordu."
"Elif'i eski bir arkadaş gibi karşıladı."
Tam da Duru'nun yapacağı şeydi.
İnsanların güvenini önce kazanırdı.
Gerçek yüzünü ise daha sonra gösterirdi.
Hasan Amca devam etti.
"Giderken de kahvesinin parasını bırakıp çıktı."
"Etrafına gülümseyerek bakıyordu."
Başımı salladım.
Duru...
İlk hamlesini yapmıştı.
Ve hedefi artık sadece ben değildim.
Elif'in hayatına da sessizce girmeye başlamıştı.
Kafenin camından dışarı baktım.
Sokak kalabalıktı.
Ama içimde tek bir düşünce vardı.
Duru'nun bundan sonraki adımını tahmin etmek zorundaydım.
Çünkü onu tanıyordum.
Bir hamleyi asla tek başına yapmazdı.
Asıl plan...
Henüz başlamamıştı.
Kafeden çıktıktan sonra arabama binmedim.
Bir süre kaldırımda yürüdüm.
Duru'nun Elif'le konuşmuş olması...
Beklediğim bir şeydi.
Ama bu kadar kısa sürede harekete geçmesi, planlarını hızlandırdığını gösteriyordu.
Yine de kendime sürekli aynı şeyi hatırlatıyordum.
Panik...
Yanlış karar verdirirdi.
---
Akşam mesaim bittikten sonra apartmana döndüm.
Hava serinlemişti.
Apartmanın önündeki bankta Hasan Amca oturuyordu.
Beni görünce elini kaldırdı.
"Gel Mert."
Yanına oturdum.
"Nasılsın Hasan Amca?"
"İyiyim."
"Sen biraz yorgun görünüyorsun."
Gülümsemeye çalıştım.
"Biraz yoğun geçti."
Birkaç dakika mahalleden konuştuk.
Sonra sesi ciddileşti.
"Bugün gelen hanımefendi..."
"Evet?"
"İçime pek sinmedi."
Şaşırdım.
"Neden?"
"Konuşması kibardı."
"Ama gözleri..."
Bir an durdu.
"Sanki sürekli bir şey hesaplıyordu."
Hasan Amca'nın insan sarrafı olduğunu bilirdim.
Yıllardır kafe işlettiği için insanları iyi gözlemlerdi.
"O yüzden Elif'e de söyledim."
"Tanımadığı insanlarla fazla samimi olmasın."
İçim biraz rahatladı.
"İyi yapmışsın."
---
Tam o sırada apartmanın kapısı açıldı.
Elif elinde küçük bir defterle dışarı çıktı.
Bizi görünce gülümsedi.
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar kızım."
Hasan Amca ayağa kalktı.
"Ben yukarı çıkayım."
"Siz konuşun."
Göz kırparak apartmana girdi.
Elif gülerek başını iki yana salladı.
"Babam bazen çok belli ediyor."
"Ne?"
"Bizi yalnız bırakmaya çalıştığını."
İkimiz de güldük.
Bankta yanıma oturdu.
Elindeki defteri bana uzattı.
"Bu ne?"
"Üniversitenin ders programı."
Sayfaları birlikte incelemeye başladık.
"Haftada üç gün sabah dersim var."
"İki gün de öğleden sonra."
"Yoğun olacak."
"Alışırsın."
"İnşallah."
Sonra birden sustu.
Defteri kapattı.
"Mert."
"Efendim?"
"Bugün olanları düşündüm."
"Duru'yu..."
Bir an kelimelerini seçmeye çalıştı.
"İlk gördüğümde bana çok normal biri gibi gelmişti."
"İnsanların en zor anladığı şey de bu."
dedim.
"Kötü niyet her zaman bağırarak gelmez."
"Bazen..."
"En nazik gülümsemenin arkasına saklanır."
Elif başını yavaşça salladı.
"Artık daha dikkatli olacağım."
"Benden bunu istemiştin."
"Evet."
"Ve bir ricam daha var."
"Nedir?"
"Tek başına eve dönerken bana haber ver."
"İmkânım olursa seni alırım."
"Olmazsa da en azından geldiğini bilirim."
Birkaç saniye bana baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Peki."
"Ama sen de bana söz vereceksin."
"Ne sözü?"
"Her şeyi tek başına çözmeye çalışmayacaksın."
Şaşırdım.
"Ne demek istiyorsun?"
"Sen hep insanları korumaya çalışıyorsun."
"Ama bazen..."
"Seni de koruyacak insanlara ihtiyacın olabilir."
Bu sözleri beklemiyordum.
İlk kez...
Elif bana sadece destek olan biri değil, omuz verebilecek biri olduğunu da hissettiriyordu.
Gülümsedim.
"Haklısın."
"Söz."
O da elini uzattı.
"O zaman anlaştık."
Ben de elini sıktım.
Kısa bir andı.
Ama ikimiz için de anlamı büyüktü.
Tam o sırada...
Telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Gönderen yine bilinmeyen bir numaraydı.
Mesajı açtım.
"Birbirinize güvenmeye başlamışsınız."
İkinci mesaj hemen ardından geldi.
"Güven... Yıkılması en kolay şeydir."
Mesajı okurken istemsizce etrafıma baktım.
Elif yüzümdeki değişimi fark etti.
"Ne oldu?"
Telefonu cebime koydum.
"Hiç."
Bu kez yalan söylemedim.
Sadece devamını söylemedim.
Çünkü Duru'nun istediği şey...
Her anımızı korkuyla gölgelemesiydi.
Ben ise buna izin vermemeye kararlıydım.
Ama içimdeki his...
Yakında çok daha büyük bir hamleyle karşılaşacağımızı söylüyordu.
Devam edecek...
