Bölüm 7

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: Bölüm 7

Pazar akşamı düşündüğümden daha çabuk geçti.

Kermesten döndükten sonra üzerimi değiştirip biraz dinlendim.

Annem mutfakta akşam yemeğini hazırlıyordu.

Ben de salondaki koltuğa oturup televizyonu açtım.

Aslında izlediğim hiçbir şeye odaklanamıyordum.

Aklım gün içinde yaşananlardaydı.

Elif'le yaptığımız kısa sohbet...

Onun "Teşekkür ederim Mert." deyişi...

Ve ilk kez ikimizin de konuşurken bu kadar rahat olması...

Bunlar küçük şeylerdi.

Ama insan bazen en çok küçük anları hatırlıyordu.

"Yemek hazır oğlum."

Annemin sesiyle düşüncelerim dağıldı.

"Geliyorum."

Masaya oturduğumuzda babam da yanımıza geldi.

Her zamanki gibi sakin ve ciddi görünüyordu.

Yemek boyunca günlük konulardan konuştuk.

Babam iş yerindeki yoğunluktan bahsetti.

Annem ise kermesin ne kadar güzel geçtiğini anlattı.

"Mahalle çok emek vermiş."

dedi.

"Herkes elinden geleni yapmış."

Babam başını salladı.

"Böyle etkinlikler insanları birbirine yaklaştırır."

Ben sessizce yemeğimi yemeye devam ettim.

Annem bir an bana baktı.

"Bugün güzel vakit geçirdin mi?"

"Geçirdim."

"Kermes beklediğimden daha güzeldi."

Annem gülümsedi.

"Ben de öyle düşünmüştüm."

Konuşma burada kapandı.

Kimse Elif'in adını anmadı.

Ben de açmadım.

Henüz buna gerek yoktu.

---

Ertesi sabah...

Alarm saat altıda çaldı.

Haftanın ilk mesaisi başlıyordu.

Hazırlanıp evden çıktım.

Sabahın serinliği yüzüme vurunca derin bir nefes aldım.

Mahalle yeni yeni uyanıyordu.

Fırının önünde sıcak ekmek kokusu vardı.

Birkaç esnaf dükkânını açıyordu.

Arabaya binecekken karşı apartmanın kapısı açıldı.

Elif...

Elinde küçük bir sırt çantasıyla dışarı çıktı.

Muhtemelen kafeye gidiyordu.

Beni görünce kısa bir an durdu.

Ben de gülümsedim.

"Günaydın."

"Günaydın."

Artık selam vermek ikimize de zor gelmiyordu.

"İşe mi gidiyorsun?"

"Evet."

"Sen de karakola?"

"Evet."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Elif hafifçe gülümsedi.

"İyi çalışmalar."

"Teşekkür ederim."

"Sana da kolay gelsin."

Başını salladı.

"Sağ ol."

O otobüs durağına doğru yürüdü.

Ben de arabama bindim.

Motoru çalıştırmadan önce aynadan onu gördüm.

Bu kez arkasından bakarken garip hissetmiyordum.

Çünkü biliyordum...

Akşam ya da ertesi gün...

Bir yerde yine karşılaşacaktık.

Ve bu düşünce bana tuhaf bir huzur veriyordu.

Belki de...

Hayatımıza giren bazı insanlar, önce alışkanlık olurdu.

Sonra da fark etmeden değerli biri hâline gelirdi.

Ben bunun henüz başında olduğumu bilmiyordum.
Arabayı çalıştırıp karakola doğru yola çıktım.

Sabah trafiği yeni yeni oluşuyordu.

Kırmızı ışıkta beklerken radyoda eski bir şarkı çalıyordu.

Sesini biraz kıstım.

Sabahları sessizlik daha çok hoşuma gidiyordu.

---

Karakolun bahçesine girdiğimde Emir her zamanki yerindeydi.

Elinde kahve bardağı vardı.

Beni görünce gülümsedi.

"Günaydın."

"Günaydın."

"Kahve ister misin?"

"Olur."

Bardağı uzattı.

"Şekersiz."

"Artık alıştın."

"Senin yüzünden."

İkimiz de güldük.

Beraber içeri girdik.

Sabah toplantısı henüz başlamamıştı.

Masama oturup bilgisayarı açtım.

Birkaç dakika sonra komiserimiz içeri girdi.

"Herkes toplantı odasına."

Sandalyelerden kalkıp odaya geçtik.

Komiser, o günkü görev dağılımını yaptı.

Mahalle devriyesi...

Okul çevresi kontrolü...

Trafik uygulaması...

Ben ve Emir, sabah boyunca okul çevresinde görevliydik.

Toplantı bitince ekip aracına bindik.

---

İlkokulun bulunduğu caddeye vardığımızda öğrenciler yeni yeni gelmeye başlamıştı.

Veliler çocuklarının elini tutuyor, servisler sırayla yanaşıyordu.

Ben kaldırımın kenarında durup trafiği yönlendirmeye başladım.

Küçük bir kız çocuğu annesinin elini bırakıp bana doğru baktı.

Üzerinde pembe bir okul çantası vardı.

"Abi..."

dedi utangaçça.

"Evet?"

"Sen gerçek polis misin?"

Gülümseyerek başımı salladım.

"Evet."

Gözleri kocaman açıldı.

"Vay..."

Annesi mahcup bir ifadeyle gülümsedi.

"Kusura bakmayın."

"Olur mu?"

Küçük kız cebinden minik bir şeker çıkardı.

"Bunu sana verebilir miyim?"

Bir an şaşırdım.

Sonra diz çöküp gülümsedim.

"Bu senin şekerin."

"Ama paylaşmak istedim."

Şekeri aldım.

"O zaman teşekkür ederim."

Çocuk mutlu bir şekilde okulun kapısına doğru koştu.

Elimdeki şekere bakıp istemsizce gülümsedim.

Emir yanıma geldi.

"Ne oldu?"

"Cebimde artık bir görev hatırası var."

O da gülümsedi.

"Çocuklar seni seviyor."

"Sanırım."

---

Görevimiz öğlene kadar sürdü.

Her şey sakindi.

Karakola döndüğümüzde saat on ikiyi geçmişti.

Tam masama oturacakken telefonum titreşti.

Ekrana baktım.

Annem arıyordu.

"Alo anne."

"Müsait misin oğlum?"

"Evet, bir şey mi oldu?"

"Merak etme, kötü bir şey yok."

Rahat bir nefes aldım.

"Sadece bir şey soracaktım."

"Dinliyorum."

"Bu akşam erken gelir misin?"

"Gelmeye çalışırım."

"Misafirimiz olabilir."

"Kim geliyor?"

Annem kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi.

"Komşumuz Zeynep Hanım uğrayacak."

Kaşlarımı hafifçe çattım.

"Bir işi mi varmış?"

"Bilmiyorum."

"Sadece çay içmeye geleceğini söyledi."

"Tamam."

"Sen de evde olursan iyi olur."

"Olurum."

Telefon kapandı.

Bir süre ekrana baktım.

Zeynep Hanım'ın bize gelmesi normaldi.

Sonuçta aynı mahallede oturuyorduk.

Ama nedense...

İçimde bunun sıradan bir misafirlikten fazlası olabileceğine dair küçük bir his vardı.

Bu düşünceyi hemen kafamdan attım.

Kendi kendime anlam yüklemek istemiyordum.

Önümde hâlâ tamamlamam gereken dosyalar vardı.

Şimdilik düşünmem gereken tek şey...

Görevimdi.

Telefon görüşmesinden sonra masama döndüm.

Annemin söyledikleri aklımın bir köşesinde duruyordu.

Ama kendimi işe vermeye çalıştım.

Öğleden sonraki devriye sakin geçti.

Birkaç trafik kontrolü...

Mahalleden gelen iki ihbar...

Onlar da kısa sürede çözüldü.

Saat altıya doğru mesaim bitti.

Üzerimi değiştirip karakoldan çıktım.

Emir arkamdan seslendi.

"Yarın görüşürüz."

"Görüşürüz."

"Eve gidince dinlen."

"Sen de."

Arabaya binip eve doğru yola çıktım.

---

Yolda annemin istediği ekmeklerden aldım.

Fırının önünde uzun bir kuyruk vardı.

Sıram gelince iki somun ekmek alıp poşete koydurdum.

Sıcak ekmeğin kokusu arabaya kadar geliyordu.

Mahalleye vardığımda hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı.

Arabayı park edip apartmana girdim.

Kapının önünde komşumuz Nermin Teyze ile karşılaştım.

"Hoş geldin oğlum."

"Hoş bulduk teyze."

"Annen seni bekliyor."

"Geciktim biraz."

"Olsun."

Gülümseyerek merdivenleri çıktım.

Kapıyı çaldığım anda annem açtı.

"Hoş geldin."

"Hoş bulduk."

Ayakkabılarımı çıkarırken salondan konuşma sesleri geliyordu.

Demek misafirler gelmişti.

Poşeti anneme uzattım.

"Ekmekler."

"Tezgâha bırakabilirsin."

Salona geçtiğimde babam koltukta oturuyordu.

Karşısında ise Zeynep Hanım...

Ve Elif.

İçeri girdiğimi görünce herkes bana baktı.

"Hoş geldin oğlum."

"Hoş bulduk."

Zeynep Hanım ayağa kalktı.

"Kolay gelsin."

"Teşekkür ederim."

Sonra gözüm Elif'e kaydı.

O da hafifçe gülümsedi.

"Merhaba."

"Merhaba."

Bu kez sesindeki çekingenlik eskisi kadar belirgin değildi.

Annem mutfaktan seslendi.

"Mert, bir yardım etsene."

"Geliyorum."

Mutfağa geçtim.

Annem tepsiye çay bardaklarını diziyordu.

"Bunları salona götür."

Tepsiyi dikkatlice aldım.

Salonun ortasındaki sehpaya bıraktım.

Elif hemen ayağa kalktı.

"Ben yardım edeyim."

"Gerek yok."

"En azından tabakları getirebilirim."

Annem gülümseyerek,

"Olur kızım."

dedi.

Birlikte mutfağa geçtiler.

Ben de salona dönüp babamın yanına oturdum.

Babam, Zeynep Hanım'la mahallede yapılacak yol çalışmasını konuşuyordu.

Konu tamamen günlük meselelerdi.

Kimse evlilikten bahsetmiyordu.

Bu durum beni rahatlattı.

Birkaç dakika sonra annemle Elif salona döndüler.

Elif'in elinde kurabiye tabağı vardı.

Masaya bırakırken dikkatlice hareket etti.

Tam o sırada bardaklardan biri hafifçe kaydı.

Ben uzanıp bardağı tuttum.

Elif şaşkınlıkla bana baktı.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

İkimiz de kısa bir gülümsemeyle yerimize oturduk.

Annem çayı dağıtırken sohbet yeniden başladı.

Mahalleden...

İşlerden...

Günlük hayattan...

Sıradan ama huzurlu konular konuşuluyordu.

Ben ara sıra Elif'e bakıyordum.

O da konuşulanları dikkatle dinliyor, gerektiğinde kısa cevaplar veriyordu.

Sessizdi.

Ama artık o sessizlik, tanımadığım bir insana ait değildi.

Evimizin içinde oturan bir misafir gibiydi.

Ve bu düşünce...

Bana garip bir şekilde yabancı gelmiyordu.

Çaylar yavaş yavaş biterken sohbet de koyulaşmaya başladı.

Babam, Zeynep Hanım'a mahallede yapılacak park düzenlemesinden bahsediyordu.

Annem ise mutfaktan getirdiği keki ikram ediyordu.

"Elif kızım, biraz daha al."

"Teşekkür ederim teyze, çok güzel olmuş."

"Beğenmene sevindim."

Bir süre daha onları dinledim.

Sonra boşalan bardağımı alıp mutfağa geçtim.

Bardağı lavaboya bırakırken balkon kapısının açık olduğunu fark ettim.

İçeri serin bir akşam rüzgârı giriyordu.

Birkaç dakika temiz hava almak için balkona çıktım.

Mahalle her zamanki gibiydi.

Karşı apartmanın pencerelerinden televizyon sesleri geliyor, aşağıda çocuklar son kez top oynuyordu.

Demirlere yaslanıp derin bir nefes aldım.

Yoğun bir günün ardından böyle birkaç dakikalık sessizlik bana iyi geliyordu.

Arkamdan balkon kapısının hafifçe açıldığını duydum.

Dönüp baktığımda Elif'i gördüm.

Beni görünce duraksadı.

"Şey..."

"Rahatsız ettim galiba."

Başımı iki yana salladım.

"Yok."

"Ben de biraz hava almak istemiştim."

"Balkon büyük."

dedim gülümseyerek.

"İkimize de yeter."

O da hafifçe gülümsedi.

Balkonun diğer tarafına geçti.

Aramızda yine birkaç adımlık mesafe vardı.

Aşağıdaki sokağı izlemeye başladık.

Sessizlik bu kez uzun sürdü.

Ama rahatsız edici değildi.

Tam tersine...

İkimiz de konuşmak zorunda hissetmiyorduk.

Bir süre sonra Elif aşağıdaki çocukları gösterdi.

"Ne kadar enerjikler."

"Akşam olmasına rağmen yorulmuyorlar."

"Küçükken ben de böyleydim."

"Şimdi?"

Omuz silkti.

"Şimdi işten eve gelince tek istediğim uyumak."

İkimiz de güldük.

"Ben de bazen devriyeden dönünce aynı şeyi düşünüyorum."

"Bütün gün ayakta duruyorsunuz."

"Evet."

"Zor olmalı."

"Alışıyor insan."

Başını salladı.

Sonra gözleri karşı apartmandaki çamaşırlara takıldı.

"Mahalleyi seviyorum."

dedi.

"Neden?"

"Herkes birbirini tanıyor."

"Doğru."

"İnsan bazen yalnız olmadığını hissediyor."

Bu cümlesi dikkatimi çekti.

Ona baktım.

Yüzünde hafif bir gülümseme vardı ama gözlerinde farklı bir ifade seziliyordu.

Sanki geçmişte yalnız kalmış biri gibi konuşuyordu.

Ne demek istediğini sormadım.

Henüz birbirimize böyle sorular soracak kadar yakın değildik.

Tam o sırada içeriden annemin sesi duyuldu.

"Mert! Elif!"

İkimiz de aynı anda kapıya döndük.

"Çay tazelendi, gelin çocuklar."

"Geliyoruz."

dedik yine aynı anda.

Bir an birbirimize baktık.

Sonra ikimiz de istemsizce güldük.

"Bugün ikinci kez aynı anda konuştuk."

dedim.

Elif başını eğerek gülümsedi.

"Sanırım öyle."

İçeri doğru yürürken fark ettim.

Artık onun yanında sessiz kalmak beni rahatsız etmiyordu.

Konuşmak da...

Susmak da...

Doğal gelmeye başlamıştı.

Belki de insanlar birbirlerini en çok uzun sohbetlerle değil...

Paylaşılan sessizliklerle tanıyordu.

Ve bizim hikâyemiz...

Henüz çok başındaydı.

Balkondan salona döndüğümüzde annem gülümseyerek bize baktı.

"Nerede kaldınız bakalım?"

"Biraz hava aldık."

dedim.

"İyi yapmışsınız."

Annem boşalan bardakları toplarken Elif de yardım etmek için ayağa kalktı.

"Ben toplayayım teyze."

"Olmaz kızım, sen misafirsin."

"Misafir olabilirim ama yardım edebilirim."

Annem gülümseyerek tepsiyi ona uzattı.

"O zaman birlikte yapalım."

İkisi mutfağa geçerken Zeynep Hanım bana döndü.

"Annen seni çok övüyor."

Şaşkınlıkla anneme baktım.

"Anne..."

Annem mutfaktan seslendi.

"Ne var? Doğru söylüyorum."

Babam gazeteyi katlayıp gülümsedi.

"Çalışkan olduğunu söylüyor."

"Bir de çok düzenliymiş."

diye ekledi Zeynep Hanım.

Yanaklarımın ısındığını hissettim.

"Abartıyor."

Babam bu kez ilk kez hafifçe gülümsedi.

"Annenin huyudur."

Bu küçük sohbet hepimizi güldürdü.

---

Yaklaşık yarım saat sonra misafirlik sona erdi.

Zeynep Hanım ayağa kalktı.

"Artık kalkalım, sizi de yorduk."

"Ne yorması?"

dedi annem.

"Yine bekleriz."

Kapıya kadar hep birlikte yürüdük.

Ben ayakkabılarını giymeleri için kenara çekildim.

Elif eğilip spor ayakkabılarını bağlarken saçları yüzüne düştü.

Sessizce saçını kulağının arkasına aldı.

Kapıyı açtım.

"İyi akşamlar."

"İyi akşamlar."

Zeynep Hanım annemle vedalaştı.

Tam çıkacaklardı ki annem seslendi.

"Elif kızım."

Elif dönüp baktı.

"Bir dakika bekle."

Annem mutfağa gidip küçük bir saklama kabıyla geri döndü.

"Bugün yaptığım kekten koydum."

"Yok teyze, zahmet etmişsin."

"Ne zahmeti?"

"Evde çayın yanında yersiniz."

Elif iki eliyle kabı aldı.

"Çok teşekkür ederim."

"Afiyet olsun."

Apartman koridoruna çıktık.

Kapıyı kapatmadan önce birkaç dakika daha sohbet edildi.

Sonra Zeynep Hanım merdivenlere yöneldi.

Elif de arkasından yürüdü.

Tam ikinci basamağa geldiğinde arkasını döndü.

"İyi geceler."

Bu kez sadece bana bakarak söylemişti.

"İyi geceler."

O da hafifçe gülümsedi.

Sonra annesinin peşinden aşağı indi.

Ayak sesleri merdiven boşluğunda yavaş yavaş kayboldu.

Kapıyı kapatırken annem yanıma geldi.

"Ne kadar kibar bir kız."

dedi.

"Öyle."

cevabını verdim.

Annem bana kısa bir bakış attı.

Başka bir şey söyleyecek sandım.

Ama söylemedi.

Sadece gülümsedi.

Ben de odama geçtim.

Pencereyi açıp dışarı baktım.

Karşı apartmanın üçüncü katındaki ışık birkaç dakika sonra yandı.

Muhtemelen Elif'ler eve varmıştı.

Perde kısa süreliğine aralandı.

Sonra tekrar kapandı.

Gülümsediğimi fark edince kendi kendime başımı salladım.

"Ne oluyor sana Mert?"

diye mırıldandım.

Cevabını bilmiyordum.

Bildiğim tek şey...

Artık Elif'i düşündüğümde aklıma görücü usulü evlilik gelmiyordu.

Sadece...

Sessizce gülümseyen bir kız geliyordu.

Ve bu, fark ettiğim en büyük değişiklikti.

Telefonumun alarmı saat altıda çaldı.

Gözlerimi açıp birkaç saniye tavana baktım.

Dün akşamki misafirlik aklımdan geçti.

Annemin kahkahası...

Babamın nadir görülen gülümsemesi...

Elif'in balkondaki sessizliği...

İnsan bazen uzun sohbetlerden çok, kısa anları hatırlıyordu.

Alarmı kapatıp yataktan kalktım.

Üzerimi değiştirdikten sonra mutfağa geçtim.

Annem her zamanki gibi erkenden uyanmıştı.

Masayı hazırlıyordu.

"Günaydın."

"Günaydın oğlum."

Masaya oturdum.

Annem çayımı doldururken yüzüme dikkatlice baktı.

"Uykunu alamadın galiba."

"Biraz."

"Yoğun çalışıyorsun."

"Görev bazen yoruyor."

Annem başka bir şey söylemedi.

Sadece tabağıma sıcak bir gözleme koydu.

Kahvaltı sessiz geçti.

Babam işe gitmek için hazırlanıyordu.

Evden çıkarken bana döndü.

"Kolay gelsin."

"Sağ ol."

---

Karakola vardığımda Emir beni kapıda bekliyordu.

Elinde iki karton kahve vardı.

"Bunu alma huyun hiç geçmeyecek galiba."

dedim.

"O da senin şekersiz içme huyun gibi."

Kahvelerden birini aldım.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

İçeri girerken Emir bana yan gözle baktı.

"Dün misafiriniz varmış."

Şaşırarak durdum.

"Nereden biliyorsun?"

"Annem söyledi."

"Mahallede haberler hızlı yayılıyor."

"Bizim mahallede sır saklanmaz."

İkimiz de güldük.

Aslında haklıydı.

Burada biri yeni perde alsa, ertesi gün herkesin haberi olurdu.

---

Sabah toplantısından sonra devriyeye çıktık.

Hava güneşliydi.

Cadde her zamanki gibi hareketliydi.

Birkaç dükkânı dolaşıp esnafla selamlaştık.

Yaşlı bir amca bizi görünce el salladı.

"Kolay gelsin evlatlar."

"Sağ olun."

Görevimizin en güzel yanı buydu.

İnsanlar size güvenerek bakıyordu.

Bu güveni boşa çıkarmamak gerekiyordu.

Öğleye doğru ekip aracıyla mahalle meydanından geçiyorduk.

Kafenin önünden geçerken istemsizce başımı çevirdim.

Elif cam kenarındaki masaları siliyordu.

Bizi görünce kısa bir an durdu.

Ben de camın ardından başımla selam verdim.

O da hafifçe gülümsedi.

Araba yoluna devam etti.

Emir hiçbir şey söylemedi.

Ama birkaç saniye sonra dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Neye gülüyorsun?"

diye sordum.

"Hiç."

"Emir."

"Tamam."

Kahkaha attı.

"Sadece..."

"Ne?"

"Eskiden o kafenin önünden geçerken sadece tabelaya bakardın."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Şimdi?"

"Şimdi camlara bakıyorsun."

Başımı iki yana salladım.

"Çok konuşuyorsun."

"Doğruyu söylüyorum."

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

Belki de gerçekten öyleydi.

Ama bunun nedenini ben de tam bilmiyordum.

Kafamı tekrar yola çevirdim.

Önümüzde uzun bir mesai vardı.

Hayat aynı düzenle devam ediyordu.

Fakat artık...

Bu mahallenin bir köşesinde, gün içinde selam vermeyi beklediğim biri olduğunu inkâr edemiyordum.

Ve bu düşünce...

Eskisi kadar yabancı gelmiyordu.

Devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

586okunma 24beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18