Bölüm 37

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: Bölüm 37

(Mert Anlatıyor)

Telefon kapandığında salondaki sessizlik ağırlaştı.

Karşıdaki adamın sesi hâlâ kulaklarımdaydı.

"Ahmet'i görmek istiyorsan Kars'a gel."

Ardından söylediği cümle ise zihnime saplanmıştı.

"Bu kez Elif'i de yanında getir."

Telefonu yavaşça masanın üzerine bıraktım.

Elif karşımda duruyordu.

Yüzünde korku vardı ama gözlerini benden kaçırmıyordu.

"Ne dedi?"

Bir süre cevap veremedim.

Çünkü söyleyeceğim şeyin onu daha da korkutacağını biliyordum.

"Mert..."

"Babamı biliyorlar."

"Ne demek bu?"

"Konuştuğumuz her şeyi takip ediyor olabilirler."

Elif sessizce yanıma oturdu.

"Ve Kars'a gitmemizi istiyorlar."

Başımı salladım.

"İkimizi de."

Elif derin bir nefes aldı.

"Ben geliyorum."

"Hayır."

Cevabım o kadar hızlı çıkmıştı ki Elif kaşlarını çattı.

"Hayır mı?"

"Bu adamın amacı seni kullanmak."

"Tam da bu yüzden seni yalnız göndermeyeceğim."

"Elif..."

"Hayır, Mert."

İlk kez sesini bu kadar kararlı duydum.

"Ben artık senin hayatının dışında tutulacak biri değilim."

"Bu hikâyenin başından beri yanındayım."

"Babamı bulmaya giderken seni de yalnız bırakmayacağım."

Bir süre gözlerine baktım.

Sonunda başımı eğdim.

"Ben sadece sana bir şey olmasından korkuyorum."

"Ben de sana bir şey olmasından korkuyorum."

Elimi tuttu.

"Demek ki ikimiz de aynı durumdayız."

---

Sabah olduğunda evde herkes erkenden uyanmıştı.

Emir ve Melike de gelmişti.

Masada Kars'a ait haritalar, dosyalar ve Ahmet'in fotoğrafları vardı.

Melike sessizce dosyaları inceliyordu.

Üzerinde görev kıyafeti vardı.

Elindeki sayfayı kapatıp Mert'e baktı.

"Bu davet çok açık."

"Neye?"

"Seni doğrudan oraya çekmeye çalışıyorlar."

Emir başını salladı.

"Ben de aynı şeyi düşünüyorum."

Mert sandalyesine yaslandı.

"Babam oradaysa?"

"Olabilir."

"Ya gerçekten yardıma ihtiyacı varsa?"

Emir birkaç saniye sustu.

"İşte bunu bilmiyoruz."

Melike söze girdi.

"Bu yüzden plansız hareket etmeyeceğiz."

Elif masanın diğer tarafında oturuyordu.

"Ben de geleceğim."

Melike ona baktı.

"Elif..."

"Kararımı verdim."

Melike bir süre onu inceledi.

Sonra başını salladı.

"Tamam."

Mert hemen Melike'ye baktı.

"Tamam mı?"

"Onu zorla burada tutamayız."

"Üstelik hedef zaten onun üzerinden sana ulaştı."

"En azından ne olduğunu bilerek hareket etmesi daha doğru."

Mert iç çekti.

Haklıydı.

---

Emir ile Melike mutfağa geçtiklerinde onları uzaktan izledim.

Emir bir şey anlatıyor, Melike de onu dinliyordu.

Sonra Melike gülümsedi.

Emir'in yüzündeki sert ifade bir anda yumuşadı.

Elif de bunu fark etmişti.

"Onlara bak."

"Biliyorum."

"Emir'in Melike'ye bakışı değişti."

"Ben de fark ettim."

Elif gülümsedi.

"İnşallah birbirlerini üzmezler."

"Emir kolay kolay kimseyi hayatına sokmaz."

"Melike de öyle."

"Belki de bu yüzden birbirlerini anlıyorlar."

Elif başını omzuma yasladı.

"Bizim gibi."

Gülümsedim.

"Bizim gibi."

---

Bir süre sonra Emir yanımıza geldi.

"Mert."

"Evet?"

"Bir şey konuşmamız lazım."

Ayağa kalktım.

Emir beni biraz kenara çekti.

"Bu yolculuk sadece Ahmet'i bulmakla ilgili olmayabilir."

"Biliyorum."

"Karşı taraf seni tanıyor."

"Elif'i de."

"Ve en önemlisi..."

Emir sesini alçalttı.

"Babının hayatta olduğunu doğrulayabilecekleri bir bilgiye sahipler."

Kalbim hızlandı.

"Ne demek istiyorsun?"

"Telefon görüşmesindeki bazı ayrıntılar..."

"Ahmet'in şu an nerede tutulduğunu gerçekten bildiklerini düşündürüyor."

"Yani babam yaşıyor."

"Kesin konuşamam."

"Ama ihtimal çok güçlü."

Bir an gözlerimi kapattım.

Yıllardır içimde taşıdığım özlem...

Bir anda yeniden canlanmıştı.

Babam hayattaysa...

Onu bulmak zorundaydım.

---

Akşamüstü yola çıkma hazırlıkları başladı.

Annem Elif'in yanına gelip elini tuttu.

"Kızım."

"Efendim?"

"Ne olursa olsun birbirinizden ayrılmayın."

Elif başını salladı.

"Merak etmeyin."

Annem sonra Mert'e döndü.

"Oğlum."

"Evet anne?"

"Babana kavuş."

Sesi titredi.

"Ama kendini kaybetme."

Mert annesine sarıldı.

"Merak etme."

Babaannem de yanımıza geldi.

Elini başımızın üzerine koydu.

"Allah yolunuzu açık etsin."

"Birbirinize sahip çıkın."

"Ve sağ salim dönün."

Elif'in gözleri doldu.

"İnşallah."

---

Arabaya binmeden önce Mert'in telefonu çaldı.

Bilinmeyen numara.

Hepimiz birbirimize baktık.

Mert açtı.

"Efendim?"

Karşıdan aynı boğuk ses geldi.

"Yola çıktınız mı?"

Mert'in çenesi gerildi.

"Babam nerede?"

"Sabırsızsın."

"Onu duymak istiyorum."

Karşı taraftan birkaç saniye sessizlik geldi.

Sonra...

Uzakta, boğuk bir erkek sesi duyuldu.

"Mert..."

Gözlerim doldu.

Mert olduğu yerde dondu.

"Babam?"

Ses tekrar geldi.

"Mert... oğlum..."

Mert'in gözleri doldu.

Telefonu kulağına daha sıkı bastırdı.

"Baba!"

Karşıdaki ses çok zayıftı.

"Elif'i..."

Bir öksürük sesi duyuldu.

"Elif'i koru."

Telefon bir anda kapandı.

Mert birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra telefonunu indirdi.

"Babamdı."

Emir hemen yaklaştı.

"Emin misin?"

"Sesini tanımam."

"Babamdı."

Elif Mert'in yanına geldi.

Elini tuttu.

"Yaşıyor."

Mert gözlerini kapattı.

"Yaşıyor."

O iki kelime...

Hepimizin içinde bir umut yaktı.

---

(Elif Anlatıyor)

Arabaya bindiğimizde hava çoktan kararmıştı.

Mert direksiyondaydı.

Ben yan koltuktaydım.

Emir ve Melike ise arkamızdaki araçtaydı.

Yol boyunca kimse fazla konuşmadı.

Mert'in yüzünü izliyordum.

Ne kadar sakin görünmeye çalışsa da içindeki fırtınayı görebiliyordum.

Elimi onun elinin üzerine koydum.

"Buradayım."

Bana baktı.

"İyi ki."

"Babana kavuşacaksın."

"İnşallah."

"Ve bu yolun sonunda..."

"...hep birlikte eve döneceğiz."

Mert hafifçe gülümsedi.

"Bir şartla."

"Ne?"

"Bir daha beni tek başıma hiçbir yere göndermeyeceksin."

Gülümsedim.

"Söz."

---

Saatler sonra yol kenarında kısa bir mola verdik.

Emir ile Melike de araçtan indi.

Melike sıcak kahve uzattı.

"Al."

"Teşekkür ederim."

Emir de Mert'e baktı.

"Nasıl hissediyorsun?"

"Babamın sesini duyduktan sonra..."

"Ne?"

"Onu bulacağımı biliyorum."

Emir omzuna vurdu.

"Bulacağız."

Melike de başını salladı.

"Bu kez hepimiz birlikteyiz."

Mert etrafımıza baktı.

Sonra gülümsedi.

"İşte benim ailem."

Elif olarak bu cümleyi duyduğumda içim ısındı.

Çünkü artık ben de o ailenin bir parçasıydım.

---

Yolculuğun sonlarına doğru telefonuma bir mesaj geldi.

Numara kayıtlı değildi.

Mesajı açtım.

Sadece bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta...

Ahmet Amca bir sandalyede oturuyordu.

Yorgundu ama hayattaydı.

Fotoğrafın altında tek bir cümle yazıyordu:

"Kars'a vardığınızda eski tren istasyonuna gelin."

Mesajın devamında ise:

"Sadece Mert ve Elif."

Fotoğrafı Mert'e gösterdim.

Yüzü bir anda ciddileşti.

Emir de arka koltuktan öne eğildi.

"Bu kadar açık bir davet..."

"Bir tuzak."

Mert başını salladı.

"Muhtemelen."

Elif olarak kalbim hızla atmaya başladı.

Ama bu kez korkunun yanında başka bir şey daha vardı.

Umut.

Çünkü fotoğraftaki adam...

Mert'in babasıydı.

Ve artık onu kurtarmaya çok yakındık.

Mert arabayı yeniden çalıştırdı.

Kars'ın ışıkları uzakta görünmeye başlamıştı.

Elimi tuttu.

"Ne olursa olsun..."

"Bırakmayacağız."

"Birbirimizi değil."

"Babamı da."

Arabamız şehrin ışıklarına doğru ilerlerken...

Kimsenin fark etmediği bir şey vardı.

Uzakta, karanlığın içinde başka bir araç bizi takip ediyordu.

Ve o aracın içinde oturan adam telefonunu kaldırıp tek bir mesaj gönderdi:

"Geldiler."

(Elif Anlatıyor)

Kars'ın ışıkları uzaktan görünmeye başladığında içimdeki heyecan daha da arttı.

Yol boyunca kimse fazla konuşmamıştı.

Mert direksiyona kilitlenmiş, gözlerini yoldan ayırmıyordu.

Ben ise elimdeki telefonda hâlâ Ahmet Amca'nın fotoğrafına bakıyordum.

Fotoğraf birkaç saniye önce çekilmiş gibiydi.

Arkasındaki duvar...

Pencereden görünen kar...

Üzerindeki kıyafet...

Hepsi gerçekti.

En önemlisi de...

Ahmet Amca hayattaydı.

Ama fotoğrafın altında yazan cümle hâlâ içimi ürpertiyordu.

"Sadece Mert ve Elif."

Neden sadece biz?

Neden Emir ve Melike değil?

Neden polis ekibi olmadan gelmemizi istiyorlardı?

Bunun bir tuzak olduğu açıktı.

Ama Mert'in babası gerçekten onların elindeyse...

Geri dönmek de mümkün değildi.

---

Mert'in telefonu çaldı.

Emir arıyordu.

Mert hoparlörü açtı.

"Buradayım."

"Şehre girdiniz mi?"

"Evet."

"Biz birkaç dakika arkanızdayız."

"Takip edildiğimizi düşünüyor musun?"

"Kesin konuşamam."

Emir kısa bir süre sustu.

"Fakat arkanızdaki koyu renkli aracı fark ettik."

Mert'in yüzü sertleşti.

"Ne zamandır?"

"Yaklaşık kırk dakikadır."

"Plaka?"

"Net göremedik."

Melike'nin sesi de telefondan geldi.

"Aracı kaybetmemeye çalışıyoruz."

Mert dikiz aynasına baktı.

"Tamam."

Emir'in sesi ciddileşti.

"Bir şeyi unutma."

"Neyi?"

"İstasyona tek başınıza girmeyin."

Mert cevap vermedi.

Emir tekrar konuştu.

"Mert."

"Dinliyorum."

"Babana kavuşmak istiyorsun, biliyorum."

"Ama bu adamlar seni tam olarak bunun için kullanıyor."

"Kontrolü kaybetme."

Mert derin bir nefes aldı.

"Tamam."

Telefon kapandı.

---

Bir süre sonra Mert arabayı şehrin daha tenha bir bölümüne sürdü.

Eski tren istasyonuna giden yol giderek sessizleşiyordu.

Sokak lambaları seyrekleşmişti.

Kar, yol kenarlarında birikmişti.

Ben camdan dışarı bakarken eski binaları gördüm.

Kars'ın soğuğu arabanın camlarından bile hissediliyordu.

Mert bir anda yavaşladı.

"Ne oldu?"

"İstasyona geldik."

Karşımızda yıllardır kullanılmadığı belli olan eski bir tren istasyonu vardı.

Bina karanlıktı.

Çevrede kimse görünmüyordu.

Mert arabayı biraz ileride durdurdu.

Motoru kapattı.

İkimiz de birkaç saniye konuşmadık.

Sonra Mert bana baktı.

"Korkuyor musun?"

"Dürüst olayım mı?"

"Evet."

"Çok."

Gülümsedi.

"Ben de."

"Sen korkmazsın sanıyordum."

"Ben de öyle sanıyordum."

Elimi tuttu.

"Fakat korkmak geri dönmek demek değil."

Başımı salladım.

"Birlikteyiz."

"Birlikteyiz."

---

Arabadan indik.

Soğuk yüzüme çarptı.

Mert montunun fermuarını kapattı.

Ben de atkımı düzelttim.

İstasyona doğru yürümeye başladık.

Her adımda kalbimin sesi biraz daha yükseliyordu.

Kapıya geldiğimizde Mert durdu.

Kapı hafifçe aralıktı.

Bana baktı.

"Ben önden gireceğim."

"Hayır."

"Elif..."

"Fotoğrafta babanı gördüm."

"Onu ben de görmek istiyorum."

Mert birkaç saniye sustu.

Sonra başını salladı.

"Tamam."

Birlikte içeri girdik.

---

İstasyonun içi beklediğimden daha büyüktü.

Duvarlarda eski tabelalar...

Paslanmış metal kapılar...

Tozla kaplanmış banklar...

Ve yerde dağılmış birkaç eski gazete vardı.

Adımlarımızın sesi boş binada yankılanıyordu.

"Ahmet!"

Mert'in sesi bütün istasyonda yankılandı.

Cevap gelmedi.

Bir kez daha bağırdı.

"Baba!"

Bu kez uzaktan bir ses duyuldu.

Çok hafif...

Ama gerçekti.

"Mert..."

Mert olduğu yerde dondu.

Ben de nefesimi tuttum.

Ses tekrar geldi.

"Oğlum..."

Mert ileri doğru yürümek istedi.

Kolundan tuttum.

"Bekle."

Bana baktı.

"Bu ses..."

"Biliyorum."

"Babam."

"Olabilir."

Birlikte sesin geldiği yöne ilerledik.

---

Koridorun sonunda eski bir oda vardı.

Kapısı kapalıydı.

Mert kapının önüne geldi.

"Babam?"

İçeriden zayıf bir ses geldi.

"Mert..."

Mert kapıyı açtı.

Ve...

İkimiz de olduğumuz yerde kaldık.

Odanın içinde bir sandalye vardı.

Sandalyede...

Ahmet Amca oturuyordu.

Yüzü zayıflamıştı.

Saçlarına aklar düşmüştü.

Ama gözleri...

Oğluna bakıyordu.

Mert'in gözleri doldu.

"Baba..."

Ahmet ayağa kalkmaya çalıştı.

Ama sendeledi.

Mert hemen yanına koştu.

"Baba!"

Ona sarıldı.

Ahmet'in elleri titriyordu.

"Oğlum..."

"Buradayım."

"Gerçekten geldin."

"Tabii ki gelecektim."

Mert'in sesi titriyordu.

"Seni bırakacağımı mı sandın?"

Ahmet gözlerini kapattı.

Sonra Mert'in omzuna dokundu.

"Ben seni korumaya çalışıyordum."

"Niye?"

"Sana ulaşmalarını istemedim."

Mert geri çekildi.

"Kim bunlar?"

Ahmet'in yüzündeki ifade değişti.

"Buradan hemen çıkmalısınız."

"Ne?"

"Elif'i al ve git."

Ben olduğum yerde kaldım.

"Ahmet Amca..."

Bana baktı.

Gözlerinde hem sevgi hem de korku vardı.

"Senin yüzünden değil kızım."

"Senin yüzünden değil."

"Tam tersine..."

"Onların sana ulaşmasını engelleyen şey sensin."

Ne demek istediğini anlayamadım.

Mert de anlamamıştı.

"Baba, açık konuş."

Ahmet başını iki yana salladı.

"Buraya gelmeniz büyük hataydı."

Tam o anda...

İstasyonda bir kapı sertçe kapandı.

GÜM!

Hepimiz irkildik.

Ahmet'in yüzü bembeyaz oldu.

"Geç kaldınız."

Mert hemen bana döndü.

"Elif, benim yanımda kal."

Koridordan ayak sesleri gelmeye başladı.

Bir...

İki...

Sonra daha fazla.

Ahmet fısıldadı.

"Buradan çıkış var."

"Nerede?"

"Arka tarafta."

"Sen yürüyebilir misin?"

"Deneyeceğim."

Mert babasının koluna girdi.

Ben de diğer tarafına geçtim.

Tam kapıdan çıkacakken...

Koridorun ucunda bir gölge belirdi.

Üç kişi.

Karanlığın içinden bize doğru yürüyorlardı.

Öndeki adam durdu.

Yüzünü tam seçemiyordum.

Ama sesi...

Telefonda duyduğum sesti.

"Sonunda..."

"Üçünüz de bir aradasınız."

Mert öne çıktı.

"Sen kimsin?"

Adam hafifçe güldü.

"Benim kim olduğum önemli değil."

"Önemli olan..."

"...babanın sana ne anlattığı."

Ahmet bir anda Mert'in kolunu tuttu.

"Hiçbir şey anlatmadım."

Adam başını eğdi.

"Henüz."

---

(Mert Anlatıyor)

Babamı gördüğüm an yıllardır içimde biriken her şey bir anda ortaya çıkmıştı.

Özlem...

Öfke...

Korku...

Ama şimdi karşımda duran adamlara bakarken tek bir şey düşünüyordum.

Elif.

Babamın söylediği her şeyi duyuyordum.

"Elif'i koru."

Elif arkamdaydı.

Onu daha güvenli bir yere çekmek için elini tuttum.

Öndeki adam bunu fark etti.

Gülümsedi.

"İşte mesele tam da bu."

"Ne?"

"Senin en büyük zayıflığın."

Çenem gerildi.

"Elif benim zayıflığım değil."

Adam başını eğdi.

"Öyle mi?"

"Bakışlarından belli."

Elif bir adım öne çıktı.

"Ben kimsenin zayıflığı değilim."

Adam şaşırdı.

Ben ise istemsizce gülümsedim.

İşte benim Elif'im buydu.

Korksa bile geri adım atmıyordu.

Adam bir süre onu inceledi.

Sonra Ahmet'e döndü.

"Demek oğluna her şeyi anlatmışsın."

Ahmet sertçe cevap verdi.

"Hiçbir şey anlatmadım."

"Yalan söyleme."

"Yıllar önce sakladığın şeyi hâlâ saklayabileceğini mi düşünüyorsun?"

Mert'e baktım.

"Ne sakladın baba?"

Ahmet cevap vermedi.

"Ne sakladın?"

Adam araya girdi.

"İstersen ben anlatayım."

Ahmet bağırdı.

"Sus!"

Adam gülümsedi.

"Senin baban..."

Bir adım öne çıktı.

"...Kuzgun'un adamlarından biri değildi."

Mert'in yüzü değişti.

"Ne?"

Adam devam etti.

"Tam tersine..."

"Yıllar önce Kuzgun'un kurduğu yapının içine sızan kişi oydu."

"Ve yıllardır onların peşindeydi."

Ahmet gözlerini kapattı.

Mert'in nefesi kesildi.

Ben de donup kaldım.

Adam son cümleyi söyledi.

"Senin baban..."

"...Kuzgun'un en büyük düşmanıydı."

Tam o anda dışarıdan siren sesleri duyuldu.

Adamların yüzü değişti.

Emir ve Melike gelmişti.

Adam geri çekildi.

Mert babasına daha sıkı sarıldı.

Ama adam giderken son kez bize baktı.

"Bu gece sadece başlangıç."

"Gerçek hikâyeyi öğrendiğinizde..."

"...hanginizin kimin tarafında olduğunu siz bile anlayamayacaksınız."

Adamlar karanlığın içine doğru kaybolurken istasyon bir anda siren sesleriyle doldu.

Emir ve Melike içeri girdi.

Emir doğrudan Mert'in yanına geldi.

"İyi misiniz?"

Mert cevap vermedi.

Sadece babasına baktı.

Sonra yavaşça sordu:

"Baba..."

"Sen gerçekten kimsin?"

Ahmet'in gözleri doldu.

Ve uzun yıllardır sakladığı sırrın artık ortaya çıkması gerektiğini anladı.

"Ben..."

"...senin sandığın adam değilim oğlum."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

137okunma 9beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18