46. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 46
Bölümler 47Şu an: Bölüm 46
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime · Okuduğun bölüm
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece, İstanbul’un üzerine ağır ağır çökmüştü.
Mert’in kullandığı araç karanlık sokaklardan geçerken Elif, telefonundaki fotoğrafa bakmaya devam ediyordu. Fotoğrafta annesinin evinin önünde duran adamın yüzü tam olarak seçilmiyordu. Ancak adamın duruşunda tuhaf bir tanıdıklık vardı.
Sanki Elif onu daha önce bir yerde görmüştü.
Ama nerede?
Hatırlayamıyordu.
Mert, göz ucuyla nişanlısına baktı.
“Elif, iyi misin?”
Elif telefonu yavaşça indirdi.
“Bilmiyorum.”
Mert’in kaşları çatıldı.
“Ne demek bilmiyorum?”
“Annemin bizden sakladığı şeyler olduğunu hissediyordum. Ama bunun senin doğduğun geceyle, Kuzgun’la ya da kayıp bir çocukla ilgili olabileceğini hiç düşünmedim.”
Mert bir an sustu.
“Belki de annen seni korumaya çalıştı.”
Elif ona döndü.
“Senin baban da seni korumaya çalıştı. Ama bütün bu sırlar bizi korumadı, Mert. Bizi birbirimizden habersiz bıraktı.”
Mert’in yüzünde hüzünlü bir ifade belirdi.
“Haklısın.”
Elif elini onun elinin üzerine koydu.
“Yine de sana kızgın değilim.”
“Neden?”
“Çünkü sen bana yalan söylemedin. Sen de benim gibi gerçeği öğrenmeye çalışıyorsun.”
Mert onun elini tuttu.
“Ne öğrenirsek öğrenelim, aramızda hiçbir şey değişmeyecek.”
Elif hafifçe gülümsedi.
“Bunu sana hatırlatmam gerekecek gibi görünüyor.”
Mert de gülümsedi.
“Her gün hatırlatabilirsin.”
“Memnuniyetle.”
Kısa bir an için ikisi de gülümsedi. Dışarıdaki tehlike, geçmişin karanlık sırları ve peşlerindeki insanlar bir süreliğine uzaklaşmış gibiydi.
Fakat telefon yeniden titredi.
Bu kez mesaj Ahmet’ten gelmişti.
“Elif’in evine girmeden önce beni bekleyin. Sakın kapıyı tek başınıza açmayın.”
Mert hemen babasını aradı.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
“Baba, ne oldu?”
Ahmet’in sesi telaşlıydı.
“Evin çevresinde bir hareketlilik var. Kerem’le birlikte eski kayıtları inceliyoruz. Elif’in annesiyle ilgili bir belge bulduk.”
Mert direksiyonu biraz daha sıkı tuttu.
“Ne belgesi?”
“Şimdi telefonda anlatamam.”
“Baba, yine mi?”
Ahmet sustu.
Mert’in sesindeki kırgınlığı anlamıştı.
“Bu kez farklı, oğlum. Bulduğumuz belge, yalnızca geçmişte yaşananları anlatmıyor. Birinin hâlâ hayatta olduğunu da gösteriyor.”
Mert’in kalbi hızlandı.
“Üçüncü çocuk mu?”
“Bilmiyorum. Ama belgedeki isimlerden biri bizi doğrudan Elif’in annesine götürüyor.”
Mert Elif’e baktı.
“Biz zaten onun evine gidiyoruz.”
“Biliyorum. Bizi bekleyin. On dakika içinde orada olacağız.”
Telefon kapandı.
Elif sessizce sordu:
“Ne olmuş?”
Mert mesajı ve konuşmayı anlattı.
Elif’in gözleri doldu.
“Annemin başına bir şey gelmiş olabilir mi?”
Mert onun elini sıktı.
“Bunu öğrenmeden hiçbir şey varsaymayacağız.”
“Ya ona zarar verdilerse?”
Mert’in sesi kararlıydı.
“Onu bulacağız.”
---
Elif’in annesinin evinin önüne geldiklerinde saat gece yarısına yaklaşıyordu.
Mert aracı sokağın başında durdurdu.
Ev karanlıktı.
Sadece giriş kapısının üzerindeki küçük lamba yanıyordu.
Elif camdan dışarı baktı.
“Annem normalde bu saatte ışıkları tamamen kapatmaz.”
Mert çevreyi dikkatle inceledi.
“Belki uyuyordur.”
Elif başını salladı.
“Hayır. Beni bekliyorsa mutlaka salondaki lambayı açık bırakır.”
Bu küçük ayrıntı Mert’in içine kötü bir his düşürdü.
Telefonunu çıkardı ve Emir’e mesaj gönderdi.
“Elif’in evinin çevresini kontrol edin. Dikkatli olun.”
Ardından Ahmet’i aradı.
“Baba, biz geldik.”
“Araca geri dönün. Geliyoruz.”
Mert telefonu kapattı.
Elif sabırsızlanıyordu.
“Mert, annem içeride olabilir.”
“Biliyorum.”
“Ya yardıma ihtiyacı varsa?”
Mert ona döndü.
“Elif, seni anlıyorum. Ama ne olduğunu bilmeden içeri girmeni istemiyorum.”
Elif’in gözleri doldu.
“Benim annem o.”
Mert’in yüzündeki sertlik yumuşadı.
Birkaç saniye düşündükten sonra başını salladı.
“Tamam. Birlikte gideceğiz. Ama dikkatli olacağız.”
Arabadan indiler.
Mert önce kapının çevresini kontrol etti. Kilitte belirgin bir zorlama izi yoktu. Ancak kapının hemen yanında, yerde küçük bir kâğıt parçası duruyordu.
Mert eğilip kâğıdı aldı.
Üzerinde Elif’in annesinin el yazısıyla yazılmış bir cümle vardı:
“Elif, bana kızma. Bunu sana anlatmak zorundaydım.”
Elif kâğıdı gördüğünde nefesi kesildi.
“Bu annemin yazısı.”
Mert kâğıdın arkasını çevirdi.
Orada bir adres vardı.
Ve adresin yanında tek bir isim:
DENİZ.
Elif başını kaldırdı.
“Üçüncü çocuğun kod adı…”
Mert cevap vermedi.
Çünkü aynı anda kapının arkasından bir ses gelmişti.
Bir şey yere düşmüştü.
Ardından içeriden bir kadın sesi duyuldu.
“Elif?”
Elif’in yüzü aydınlandı.
“Anne!”
Kapıya yöneldi.
Mert hemen arkasından geldi.
Bu kez kapı kilitli değildi.
Elif kapıyı açtı ve içeri girdi.
“Anne, neredesin?”
Evin içi sessizdi.
Salondaki masa dağılmış, çekmeceler açılmış, yerde bazı fotoğraflar kalmıştı.
Elif’in annesi ortada yoktu.
Mert silahını çıkardı ve Elif’i arkasına aldı.
“Burada birileri bulunmuş.”
Elif’in gözleri fotoğraflara takıldı.
Yerdeki fotoğraflardan birini aldı.
Fotoğrafta annesi, Ahmet, Kerem ve Selim vardı.
Ancak bu kez fotoğrafta başka biri daha bulunuyordu.
Genç bir kadın.
Kucağında bir bebek tutuyordu.
Fotoğrafın arkasına tarih atılmıştı.
12 Eylül.
Elif fotoğrafı Mert’e uzattı.
“Bu kadın kim?”
Mert fotoğrafı dikkatle inceledi.
Kadının yüzü tanıdık değildi. Fakat kucağındaki bebeğin bileğine bağlanmış küçük bir kumaş parçası dikkatini çekti.
Aynı kumaş parçasını, yıllar önce babasının eski eşyalarının arasında görmüştü.
Mert’in yüzü değişti.
“Bu olamaz…”
Elif ona döndü.
“Ne oldu?”
Mert fotoğrafı biraz daha yaklaştırdı.
“Babamın sakladığı kutuda bu kumaştan bir parça vardı.”
“Ne anlama geliyor?”
“Bilmiyorum. Ama bunun tesadüf olduğunu sanmıyorum.”
Tam o sırada evin içindeki eski telefon çalmaya başladı.
İkisi de irkildi.
Telefon, koridorun sonundaki küçük odadaydı.
Mert önden ilerledi. Elif de onun arkasından geldi.
Telefonun yanında küçük bir ses kayıt cihazı duruyordu.
Mert ahizeyi kaldırdı.
Karşıdan hiçbir ses gelmedi.
Sonra bir kayıt kendiliğinden oynatılmaya başladı.
Elif’in annesinin sesi duyuldu.
“Eğer bunu dinliyorsanız, demek ki artık saklanacak bir yerim kalmadı.”
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Anne…”
Kayıt devam etti.
“Yıllar önce size anlatamadığım bir şey vardı. Ahmet, Kerem ve Selim’in içinde bulunduğu operasyonun asıl amacı yalnızca Kuzgun’u ortaya çıkarmak değildi. O gece bir çocuğu kurtarmamız gerekiyordu.”
Mert nefesini tuttu.
Kadının sesi titriyordu.
“Fakat işler planlandığı gibi gitmedi. Çocuk kayboldu. Bize, onu bir daha asla bulamayacağımız söylendi.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından Elif’in annesi yeniden konuştu.
“Yıllarca bu sırrı taşıdım. Çünkü çocuğun hayatta olduğunu söyleseydim, onu bulmak için herkesi kullanacaklardı.”
Mert, Elif’e baktı.
İkisi de nefes almadan dinliyordu.
Kayıttaki ses devam etti:
“Bir şeyi bilmelisiniz. Üçüncü çocuk, Mert’in kardeşi değil.”
Mert’in gözleri büyüdü.
Elif’in eli ağzına gitti.
“Peki kim?” diye fısıldadı.
Kayıt birkaç saniye sustu.
Sonra annesinin sesi yeniden duyuldu.
“Üçüncü çocuk, benim…”
Birden cızırtı başladı.
Ses kesildi.
Mert cihazı kontrol etti.
Kayıt bitmişti.
Elif olduğu yerde kalakaldı.
“Benim annemin… neyi?”
Mert yeniden oynatmayı denedi.
Aynı noktada kayıt kesiliyordu.
O sırada kapının önünden ayak sesleri geldi.
Mert hızla döndü ve Elif’i arkasına aldı.
“Kim var?”
Cevap gelmedi.
Mert koridora ilerledi.
Kapının önünde kimse yoktu.
Yalnızca yere bırakılmış küçük, siyah bir kutu vardı.
Mert kutuyu dikkatle aldı ve açtı.
İçinde bir anahtar, eski bir fotoğraf ve katlanmış bir mektup bulunuyordu.
Fotoğrafta genç bir adam vardı.
Elif fotoğrafı görünce şaşkınlıkla ona uzandı.
“Bu…”
Mert ona baktı.
“Tanıyor musun?”
Elif fotoğrafa uzun süre baktı.
“Hayır. Ama annemin odasında bu adamın fotoğrafını daha önce gördüm.”
Mert mektubu açtı.
İlk satırda şöyle yazıyordu:
“Deniz, eğer bu mektup sana ulaştıysa, artık gerçekleri öğrenme zamanın gelmiştir.”
Mert okumaya devam etti.
“Senin için yıllarca başka bir hayat kurduk. Bunun doğru olup olmadığını hâlâ bilmiyorum. Ama seni saklamamızın tek nedeni seni yaşatmaktı.”
Mektubun sonunda bir adres ve imza vardı.
“Seni hiçbir zaman unutmayan kişi.”
İmza yoktu.
Yalnızca bir tarih yazılmıştı.
12 Eylül – 19 yıl önce.
Elif gözlerini Mert’e çevirdi.
“Deniz kim?”
Mert cevap vermek üzereyken dışarıdan bir araba sesi duyuldu.
Ahmet ve Kerem sonunda gelmişti.
Birkaç dakika sonra Ahmet salona girdi. Evin dağınıklığını ve Mert’in elindeki mektubu görünce durdu.
“Bulmuşsunuz.”
Mert mektubu ona uzattı.
“Bunu biliyor muydun?”
Ahmet mektubu okudu.
Yüzündeki ifade her satırda biraz daha değişiyordu.
Sonunda gözlerini kapattı.
“Evet,” diye fısıldadı.
Mert’in sesi sertleşti.
“Ne zamandır?”
Ahmet oğluna baktı.
“Üçüncü çocuğun Elif’in ailesiyle bağlantılı olabileceğini uzun zamandır düşünüyordum. Ama bu mektubu ilk kez görüyorum.”
Elif bir adım öne çıktı.
“Annem nerede?”
Ahmet cevap veremedi.
Elif’in sesi titredi.
“Lütfen. Herkes geçmişi anlatıyor. Herkes sırları açıklıyor. Ama kimse bana annemin nerede olduğunu söylemiyor!”
Mert hemen Elif’in yanına geldi.
“Onu bulacağız.”
Elif gözyaşlarını silerek başını salladı.
Ahmet ise fotoğrafı eline aldı.
Genç adamın yüzüne uzun süre baktı.
Sonra Kerem’e döndü.
“Bu adamı tanıyor musun?”
Kerem fotoğrafı aldı.
Bir anda yüzündeki bütün ifade kayboldu.
“Hayır…”
Ahmet şaşkınlıkla ona baktı.
Kerem fotoğrafı titreyen elleriyle tuttu.
“Bu adamın öldüğünü sanıyordum.”
Mert’in kalbi hızlandı.
“Kim bu?”
Kerem yutkundu.
“Yıllar önce Kuzgun’un dosyalarında gördüğümüz bir isim var. Herkes onun yalnızca bir kod adı olduğunu düşünüyordu.”
Ahmet yavaşça sordu:
“Ne kod adı?”
Kerem fotoğrafı masaya bıraktı.
“Deniz.”
Salona ağır bir sessizlik çöktü.
Mert fotoğrafı tekrar eline aldı.
“Yani bu adam üçüncü çocuk olabilir mi?”
Kerem başını salladı.
“Hayır. Fotoğraftaki kişi çocuk değil. Bu adam, Deniz’i saklayan kişi olabilir.”
Tam o sırada Mert’in telefonu çaldı.
Bilinmeyen numara.
Mert açtı.
Bu kez karşıdan bir erkek sesi geldi.
“Mektubu buldunuz mu?”
Mert’in gözleri sertleşti.
“Sen kimsin?”
“Yanlış soruyu soruyorsun.”
“Doğru soru neymiş?”
Karşıdaki adam kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi:
“Elif’in annesinin neden kaybolduğunu sor.”
Mert’in eli sıkıldı.
“Onu sen mi aldın?”
“Hayır.”
“Öyleyse nerede?”
“Onu bulmak istiyorsan, bu gece saat üçte eski çocuk hastanesine gel.”
Mert’in gözleri büyüdü.
Karşıdaki ses son kez konuştu:
“Ama yalnız gel, Mert. Çünkü bu kez Elif’i de koruyamayabilirsin.”
Telefon kapandı.
Mert yavaşça telefonu indirdi.
Elif onun yüzüne baktı.
“Ne oldu?”
Mert birkaç saniye sustu.
Sonra gerçeği anlattı.
Elif’in gözlerinde korku belirdi ama sesi kararlıydı.
“Ben de geliyorum.”
Mert hemen başını salladı.
“Hayır. Bu çok tehlikeli.”
Elif ona yaklaştı.
“Mert, beni korumak istiyorsun, biliyorum. Ama annem kayıp. Bu sır benim ailemle ilgili. Beni yine kapının dışında bırakamazsın.”
Mert sustu.
Elif elini onun yanağına koydu.
“Biz birbirimizi seçtik. İyi günlerde olduğu gibi kötü günlerde de. Beni korumanın yolu benden uzak tutmak değil.”
Mert gözlerini ondan ayırmadı.
Sonunda başını salladı.
“Peki. Ama birlikte hareket edeceğiz. Ne olursa olsun birbirimizden ayrılmayacağız.”
Elif onun elini tuttu.
“Söz.”
Ahmet konuşmalarını sessizce dinlemişti.
Sonra masadaki anahtarı aldı.
“Bu anahtar eski çocuk hastanesine ait.”
Herkes ona döndü.
Ahmet anahtarı Mert’e uzattı.
“Ve oraya gittiğinizde, aradığınız şeyin yalnızca kayıp bir çocuk olmadığını anlayacaksınız.”
Mert kaşlarını çattı.
“Başka ne var?”
Ahmet'in sesi alçaldı.
“On dokuz yıl önce kaybolan bir çocuk… ve o çocuğun kimliğini değiştiren bir insan.”
Kerem başını kaldırdı.
“Ahmet, bunu yapmış olamazlar.”
Ahmet gözlerini kapattı.
“Yaptılar.”
Elif'in nefesi kesildi.
Mert ise anahtarı avucunda sıktı.
Saat gece yarısını geçmişti.
Üçte eski hastanede olacaklardı.
Ama Mert'in aklında tek bir soru vardı:
Eğer üçüncü çocuk Elif'in annesinin çocuğuysa, Elif'in bütün hayatı boyunca bilmediği bir kardeşi mi vardı?
Ve daha korkuncu…
O çocuk bugün hâlâ yaşıyorsa, neden kendi kimliğini saklamak zorundaydı?
Mert, Elif'e baktı.
Elif de ona.
İkisi de aynı şeyi biliyordu.
Bu gece yalnızca bir sırrı çözmeyeceklerdi.
Belki de hayatlarını sonsuza dek değiştirecek bir gerçekle yüzleşeceklerdi.
Saat üçte, eski çocuk hastanesinin kapıları açılacaktı.
Saat 02.35'ti.
Mert, eski çocuk hastanesine gitmek üzere hazırlanırken salondaki herkesin yüzünde aynı gerginlik vardı. Masanın üzerinde Elif'in annesinin bıraktığı mektup, eski fotoğraf ve hastanenin anahtarı duruyordu.
Ancak bu kez Mert'in kafasında yalnızca geçmişin sırları yoktu.
Artık hayatının geri kalanını da düşünüyordu.
Elif'le evlenmek istiyordu.
Kuzgun'un ortadan kaldırılmasını, babasının geçmişiyle ilgili soruların cevaplanmasını ve sevdiklerinin yeniden huzur içinde yaşayabilmesini istiyordu. Her sabah Elif'in yanında uyanacağı, telefonuna gelen her mesajda bir tehdit aramayacağı sıradan bir hayat istiyordu.
Ve bunun için daha fazla beklemek istemiyordu.
Elif odadan çıktığında Mert'in düşünceleri yarıda kaldı.
Üzerinde sade bir kıyafet vardı. Saçlarını toplamış, çantasını omzuna takmıştı. Yorgun görünüyordu ama gözlerinde kararlılık vardı.
Mert ayağa kalktı.
“Hazır mısın?”
Elif başını salladı.
“Hazırım.”
Mert birkaç saniye ona baktı.
“Bu gece her şey değişebilir.”
Elif yanına geldi.
“Zaten hiçbir şey eskisi gibi değil.”
“Bazen düşünüyorum da… Seni bu hikâyenin içine çektiğim için kendimi suçluyorum.”
Elif'in yüzü ciddileşti.
“Beni sen çekmedin, Mert. Biz birbirimizin hayatına girdik. Üstelik ben seni sevdiğim için pişman değilim.”
Mert elini tuttu.
“Ben de seni sevdiğim için hiçbir zaman pişman olmayacağım.”
Elif hafifçe gülümsedi.
“Güzel. O zaman bu geceyi atlatalım. Sonra düğün hazırlıklarına başlayacağız.”
Mert'in yüzünde ilk kez gerçek bir gülümseme belirdi.
“Bu bir emir mi?”
“Kesinlikle.”
“Başüstüne, hanımefendi.”
Elif güldü.
“Daha eşin olmadım.”
Mert onun elini dudaklarına götürdü.
“Çok yakında olacaksın.”
Bu kez Elif cevap vermedi. Yalnızca ona sarıldı.
İkisi de o anın kıymetini biliyordu. Çünkü bir süredir hayatları hep bir sonraki tehdidi beklemekle geçmişti. Artık o tehditlerin karşısında durup kendi geleceklerini de seçmek istiyorlardı.
Salondan Emir'in sesi geldi.
“Romantik sahne bitti mi? Saat üçte hastanede olmamız gerekiyor!”
Mert gözlerini kapattı.
“Bir gün şu adamı susturacağım.”
Elif gülerek Mert'in elini bıraktı.
“Önce hastaneye gidelim. Sonra Emir'le ilgilenirsin.”
---
Emir, kapının önünde Melike'yi bekliyordu.
Melike montunu giyip dışarı çıktığında Emir hemen doğruldu.
“Seninle konuşmam gerekiyor.”
Melike şaşırdı.
“Şimdi mi?”
“Evet. Sonra yine bir şey olur, yine fırsat bulamam. Bu defa söyleyeceğim.”
Melike onun yüzündeki ciddiyeti görünce sustu.
Emir ellerini cebine soktu.
“Ben senden hoşlandığımı ilk fark ettiğimde bunun geçici bir şey olduğunu düşündüm. Sonra seni her gördüğümde fikrim değişti. Seninle tartışmak bile hoşuma gitmeye başladı.”
Melike kaşını kaldırdı.
“Benimle tartışmaktan hoşlanıyorsun yani?”
Emir gülümsedi.
“Hayır. Seninle konuşmak için bahane buluyorum.”
Melike'nin yüzündeki alaycı ifade yavaşça kayboldu.
Emir devam etti:
“Senin ne kadar güçlü olduğunu biliyorum. Kimseye ihtiyacın olmadığını da biliyorum. Ben senden kurtarılmayı bekleyen biri olmanı istemiyorum. Yanında yürüyebileceğim insan olmanı istiyorum.”
Melike'nin gözleri doldu ama bunu belli etmemek için başını çevirdi.
“Emir, bu işin kolay olmayacağını biliyorsun. Benim görevim var. Tehlikeli bir hayatım var. Her şeyi istediğim gibi planlayamam.”
“Biliyorum.”
“Bazen günlerce doğru düzgün görüşemeyebiliriz.”
“Biliyorum.”
“Bazen de seni korkutabilirim.”
Emir bu kez gülmedi.
“Melike, ben senden kusursuz bir hayat istemiyorum. Seninle gerçek bir hayat istiyorum.”
Melike yeniden ona baktı.
“Peki ya bir gün bu hayat seni yorarsa?”
Emir hiç düşünmeden cevap verdi.
“O zaman yorulduğumu sana söylerim. Ama seni sevdiğim için senden vazgeçtiğimi söylemem.”
Melike'nin gözünden bir damla yaş süzüldü.
Emir elini uzattı ama ona dokunmadan önce durdu.
“Bir şey sorabilir miyim?”
Melike başını salladı.
“Benimle ciddi bir ilişki yaşamayı ister misin? Gizli saklı değil. Birbirimizi sevdiğimizi bilerek, gerektiğinde ailelerimize de söyleyerek.”
Melike birkaç saniye ona baktı.
Sonra elini Emir'in eline bıraktı.
“Evet.”
Emir'in yüzü aydınlandı.
“Evet mi?”
Melike güldü.
“Bir daha söyletme.”
Emir ona sarıldı. Melike de kollarını onun boynuna doladı.
O sırada kapı açıldı.
Mert ikisini görünce durdu.
“Biz bir yere gidiyoruz. Siz burada nişan mı yapıyorsunuz?”
Melike hemen Emir'den ayrıldı.
“Sen işine bak!”
Emir ise gülüyordu.
“Bir dakika, Mert. Bu sefer dalga geçme. Bizim aramızda bir şeyler değişti.”
Mert'in yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Sonunda!”
Elif de yanlarına geldi ve Melike'ye sarıldı.
“Çok sevindim!”
Melike arkadaşının kulağına eğildi.
“Sen de düğününü daha fazla erteleme. Yoksa ben senden önce evleneceğim.”
Elif kahkaha attı.
Mert, Emir'in omzuna vurdu.
“Bunu sonra konuşacağız.”
Emir başını salladı.
“Ne zaman istersen.”
“Dönünce. Önce şu işi bitirelim.”
Mert'in sesi yeniden ciddileşti.
Dördü de araçlara yöneldi.
Bu gece yalnızca kayıp bir çocuğun peşinden gitmiyorlardı. Hepsi kendi hayatları adına da bir karar vermişti.
Artık geri dönüp eski belirsizliklerin içinde yaşamayacaklardı.
---
Saat 03.02'de eski çocuk hastanesinin önüne ulaştılar.
Bina yıllardır kullanılmıyordu. Pencerelerinin bir kısmı tahtalarla kapatılmış, girişindeki tabela sökülmüştü.
Mert aracı durdurdu.
“Emir, Melike. Siz dışarıyı kontrol edin. Biz içeride olacağız.”
Melike itiraz etti.
“Ben de seninle geliyorum.”
“Melike—”
“Bana emir verme, Mert. Buraya kadar birlikte geldik.”
Mert ona baktı. Ardından başını salladı.
“Peki. Ama birbirimizden ayrılmıyoruz.”
Emir gülümsedi.
“Bunu Melike'ye söylemen çok cesurca.”
Melike dirseğiyle onu dürttü.
“Yürüsene!”
Eski anahtar kapının kilidine girdi.
Mert çevirdi.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
İçerisi ağır bir toz kokusuyla doluydu. Koridorun sonunda yanıp sönen küçük bir ışık vardı. Binanın elektriği kesilmiş olması gerekirken o ışık hâlâ yanıyordu.
Elif, Mert'in elini tuttu.
“Biri burada.”
Mert başını salladı.
“Evet.”
Dört kişi koridorda ilerledi.
Duvarlarda eski çocuk resimleri asılıydı. Bir odanın kapısında hâlâ solmuş harflerle “Yenidoğan Servisi” yazıyordu.
Elif kapının önünde durdu.
“Bebekler burada mıydı?”
Mert kapıyı yavaşça açtı.
İçeride birkaç eski beşik, devrilmiş bir sandalye ve duvara dayalı metal bir dolap vardı.
Dolabın üzerinde beyaz bir zarf duruyordu.
Mert zarfı aldı.
Üzerinde tek bir cümle yazılıydı:
“Dördünüzün de burada olması gerekiyordu.”
Emir'in yüzü gerildi.
“Dördümüz mü?”
Melike etrafına baktı.
“Bizi bekleyen kişi bizi tanıyor.”
Mert zarfı açtı.
İçinden bir hastane kayıt defterinden koparılmış sayfa çıktı.
Üç satır vardı.
İlkinde Mert'in adı ve doğum tarihi yazıyordu.
İkincisinde Elif'in adı ve aynı tarih bulunuyordu.
Üçüncü satırda ise yalnızca bir isim vardı:
DENİZ YILMAZ.
Mert'in nefesi kesildi.
“Yılmaz…”
Elif ona döndü.
“Senin soyadın.”
“Evet.”
Emir sayfaya eğildi.
“Bu, üçüncü çocuğun senin ailenden olduğunu mu gösteriyor?”
Mert başını salladı.
“Bilmiyorum. Ama birileri onun kimliğini değiştirmiş.”
Sayfanın altına küçük bir not düşülmüştü:
“Kayıt değişikliği, saat 04.10. Onaylayan: A. Yılmaz.”
Mert'in yüzü bembeyaz oldu.
“A. Yılmaz…”
Elif fısıldadı:
“Ahmet…”
Mert hemen babasını aradı.
Telefon çaldı ama açılmadı.
Bir kez daha aradı.
Yine cevap yoktu.
Mert'in içindeki şüphe büyüyordu.
“Babam neden böyle bir belgeyi imzalamış olsun?”
Elif elini onun koluna koydu.
“Önce gerçeği öğrenelim.”
Tam o anda odanın hoparlöründen bir ses yükseldi.
“Çünkü Ahmet Yılmaz'ın başka seçeneği yoktu.”
Dördü de aynı anda başını kaldırdı.
Ses erkek sesiydi.
Mert bağırdı:
“Kimsin sen?”
“Beni arıyorsunuz. Ama asıl aradığınız kişi ben değilim.”
Mert'in sabrı tükeniyordu.
“Yeter artık! Ortaya çık!”
Koridorun sonundaki kapı açıldı.
İçeriye otuzlu yaşlarında bir adam girdi. Üzerinde koyu renk bir ceket vardı. Yüzünde yorgun ama sakin bir ifade bulunuyordu.
Elif onu gördüğünde şaşkınlıkla nefes aldı.
Mert hemen ona döndü.
“Tanıyor musun?”
Elif başını iki yana salladı.
“Hayır… Ama fotoğraftaki adam bu.”
Mert'in elindeki fotoğrafta bulunan genç adam, karşılarında duruyordu. Yıllar geçmiş, yüzü değişmişti ama gözleri aynıydı.
Adam yavaşça konuştu.
“Ben Deniz.”
Mert silahını indirmedi.
“Gerçek adın bu mu?”
“Hayır.”
“Peki gerçek adın ne?”
Adam gözlerini Mert'e dikti.
“Bunu sana Ahmet anlatmalı.”
Mert bir adım attı.
“Babam nerede?”
“Güvende.”
“Bunu nereden bileceğim?”
Deniz cebinden bir telefon çıkardı ve masanın üzerine bıraktı.
Ekranda canlı bir görüntü vardı.
Ahmet ve Kerem eski evin salonunda oturuyorlardı. İkisi de hayattaydı. Ancak odanın kapısında silahlı bir adam duruyordu.
Mert'in yüzü sertleşti.
“Onları tehdit mi ediyorsun?”
“Hayır. Ben onları yıllardır korumaya çalışıyorum.”
“Böyle mi koruyorsun?”
Deniz başını eğdi.
“Bana güvenmek zorunda değilsin. Ama dinlemek zorundasın.”
Elif araya girdi.
“Sen kimsin? Neden yıllardır saklanıyorsun? Annem nerede?”
Deniz ilk kez Elif'e baktı.
Bakışlarında Mert'in anlayamadığı bir acı vardı.
“Annen hayatta.”
Elif'in gözleri doldu.
“Nerede?”
“Şimdilik güvende.”
“Onu görmek istiyorum!”
“Göreceksin.”
Elif bir adım attı.
“Ne zaman?”
Deniz cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
“Bu gece.”
Mert kaşlarını çattı.
“Bize neden yardım ediyorsun?”
Deniz'in yüzü ciddileşti.
“Çünkü artık saklanmaktan yoruldum.”
Ardından Mert'e döndü.
“Ve çünkü senin hayatını mahveden insanların aynı şeyi bir kez daha yapmasına izin vermeyeceğim.”
Mert'in sesi soğuktu.
“Benim hayatımı kim mahvetti?”
Deniz birkaç saniye sustu.
Sonra cevabı verdi.
“Selim Aras.”
Mert'in gözleri büyüdü.
Elif başını iki yana salladı.
“Hayır. Selim bize yardım ediyor.”
“Bazen,” dedi Deniz. “Ama size her şeyi anlatmadı.”
Mert'in çenesi gerildi.
“Ne saklıyor?”
Deniz masadaki kayıt sayfasını işaret etti.
“Üçüncü çocuğun kimliğini değiştiren kişi Ahmet değil. O belgeyi imzalayan kişi, çocuğun hastaneden çıkarılmasını yasal göstermek için imza atmak zorunda kaldı. Ama çocuğu kaçıran kişi başkasıydı.”
Mert dikkatle dinliyordu.
“Kim?”
Deniz gözlerini ondan ayırmadı.
“Selim.”
Elif'in yüzü soldu.
Mert hemen karşı çıktı.
“Buna inanmıyorum.”
“İnanmak zorunda değilsin. Ama kanıtları bulabilirsin.”
Deniz cebinden küçük bir hafıza kartı çıkardı.
“Bunun içinde hastanenin o geceye ait görüntüleri ve değiştirilen kayıtların kopyaları var.”
Mert kartı aldı.
“Bunu neden şimdi veriyorsun?”
Deniz'in sesi kısıldı.
“Çünkü Selim bu gece benim de peşimde.”
Tam o anda binanın dışından silah sesleri duyuldu.
Melike hemen kapıya yöneldi.
“Dışarıda biri var!”
Emir silahını çekti.
“Mert, Elif'i koru!”
Işıklar bir anda söndü.
Karanlıkta birkaç saniye boyunca yalnızca ayak sesleri duyuldu.
Ardından Elif'in sesi geldi:
“Mert!”
Mert hemen ona uzandı.
“Elif, buradayım!”
Elini buldu ve kendine çekti.
Bir kapı çarptı.
Melike bağırdı:
“Emir, dikkat et!”
Ardından kısa bir mücadele sesi duyuldu.
Işıklar yeniden yandığında Deniz ortadan kaybolmuştu.
Mert masaya baktı.
Hafıza kartı hâlâ elindeydi.
Emir koridordan döndü.
“Kaçtı!”
Melike onun yanındaydı. İkisi de iyiydi.
Mert dişlerini sıktı.
“Peşinden gitmeyeceğiz.”
Emir şaşırdı.
“Neden?”
“Çünkü bizi özellikle buraya getirdi. Kartı almamız gerekiyordu. Şimdi önemli olan bunun içindekiler.”
Elif başını salladı.
“Ve annemi bulmak.”
Mert ona döndü.
“Evet. Artık beklemeyeceğiz.”
---
Sabahın ilk ışıkları görünmeye başladığında hepsi güvenli bir eve geçmişti.
Ahmet ve Kerem de yanlarına ulaşmıştı. Hastanedeki görüntüler henüz inceleniyordu ama Ahmet, Selim'in adını duyduğunda derin bir sessizliğe gömülmüştü.
Mert babasının karşısına oturdu.
“Bana her şeyi anlat.”
Ahmet gözlerini oğlundan kaçırmadı.
“Anlatacağım.”
“Şimdi.”
Ahmet başını salladı.
“Deniz, yıllar önce Kuzgun'un içindeki bir operasyonda ortaya çıkan çocuktu. Onu korumak için kimliği değiştirildi. Ama Selim, operasyonun kontrolünü kaybetti. Çocuğun nereye götürüldüğünü kimse bilmiyordu.”
Mert sordu:
“Peki sen neden belgeyi imzaladın?”
“Çünkü o imzayı atmasaydım, çocuk hastaneden çıkarılamayacaktı. Kuzgun'un adamları onu bulacaktı.”
“Peki Elif'in annesi?”
Ahmet Elif'e baktı.
“Annen çocuğu korumak için bize yardım etti. Fakat yıllar sonra onun da tehdit edildiğini öğrendik.”
Elif'in sesi titredi.
“Bunu bana neden anlatmadı?”
Ahmet üzgün bir ifadeyle cevap verdi:
“Seni kendi hayatını kurabilmen için uzak tutmak istedi.”
Elif bir süre sustu.
Sonra Mert'in elini tuttu.
“Artık kimseyi suçlamadan önce annemle konuşacağım.”
Mert başını salladı.
“Onu bulacağız.”
Emir, Melike'nin yanına oturmuştu. Elini onun eline uzattı.
Melike parmaklarını onun parmaklarına geçirdi.
Emir, Mert'e baktı.
“Bu arada, Melike'yle konuştuğumuz şeyi ailelerimize de söyleyeceğiz.”
Melike hafifçe gülümsedi.
“Evet. Gizli saklı yaşamaya niyetimiz yok.”
Mert'in yüzü aydınlandı.
“Güzel. O zaman iki düğün hazırlığı birden yapacağız.”
Elif şaşkınlıkla ona baktı.
“İki düğün mü?”
Mert onun elini dudaklarına götürdü.
“Ben artık nişanlı kalmak istemiyorum, Elif. Seni eşim olarak görmek istiyorum.”
Elif'in gözleri doldu.
“Ben de.”
Mert gülümsedi.
“Öyleyse bu iş bittiğinde düğün tarihini belirliyoruz. Daha fazla erteleme yok.”
Melike hemen araya girdi.
“Bizim için de aynı şey geçerli. Emir, ailene haber veriyorsun.”
Emir gülerek başını salladı.
“Emredersiniz.”
İlk kez uzun zamandır odada yalnızca korku ve şüphe yoktu.
Bir gelecek de vardı.
Ama tam o sırada bilgisayardan bir ses geldi.
Hastanenin görüntüleri açılmıştı.
Ahmet ekrana yaklaştı.
Görüntüde genç Selim, kucağında bir bebekle hastanenin arka kapısından çıkıyordu.
Arkasından bir kadın geliyordu.
Kadının yüzü kameraya dönüktü.
Elif ekrana yaklaştı.
“Bu…”
Sesi kesildi.
Kadın, Elif'in annesiydi.
Ancak görüntünün devamında beklenmedik bir şey oldu.
Selim bebeği kadına teslim etmedi.
Onu başka bir araca götürdü.
Aracın kapısını açan kişi kameraya döndü.
Mert'in yüzündeki bütün renk çekildi.
Ahmet bir adım geriledi.
Kerem fısıldadı:
“Olmaz…”
Çünkü görüntüdeki kişi, yıllardır kayıp olan biri değildi.
Hâlâ hayatlarının içindeydi.
Komiser Selim Aras'ın yanında duran adam, Mert'in öz amcası Kerem'di.
Mert yavaşça başını kaldırdı.
Gerçek Kerem ise odanın ortasında, görüntüye bakıyordu.
“Bu imkânsız,” diye fısıldadı.
Ahmet'in gözleri doldu.
“Kerem…”
Mert ayağa kalktı.
“Biri bana şimdi burada neler olduğunu açıklayacak.”
Gerçek Kerem'in yüzü bembeyazdı.
“Ben o gece hastanedeydim. Ama bebeği ben almadım.”
Mert'in sesi buz gibiydi.
“Öyleyse görüntüdeki kim?”
Kerem cevap veremedi.
Ekrandaki görüntü durdu.
Sonra hafıza kartının içinden yeni bir dosya açıldı.
Dosyanın adı yalnızca iki kelimeden oluşuyordu:
GERÇEK KİMLİK.
Mert fareyi dosyanın üzerine getirdi.
Elif elini tuttu.
“Hazır mısın?”
Mert derin bir nefes aldı.
“Hayır.”
Sonra dosyayı açtı.
Çünkü artık hazır olmayı beklemek istemiyordu.
Bu kez sırlar onları bekletmeyecekti. Gerçekler, ne kadar ağır olursa olsun, ortaya çıkacaktı.
Bölüm etkileşimi
