21. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 21
Bölümler 47Şu an: Bölüm 21
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Emir'le yaptığım telefon görüşmesinden sonra uzun süre balkonda kaldım.
Karşı apartmanın balkonunda Elif sessizce beni izliyordu.
Ne o konuşuyordu...
Ne de ben.
Bazen aynı sessizliği paylaşmak...
Uzun cümlelerden daha anlamlı oluyordu.
Telefonu cebime koydum.
Derin bir nefes aldım.
"Biraz yürüyelim mi?"
diye seslendim.
Şaşkınlıkla bana baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Olur."
---
Mahallenin küçük parkına doğru yürüdük.
Akşam serinliği çökmeye başlamıştı.
Çocuklar evlerine dönmüş, park neredeyse tamamen boşalmıştı.
Banklardan birine oturduk.
Bir süre sadece kuş seslerini dinledik.
Sessizliği ilk bozan Elif oldu.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Sor."
"Kaçırıldığında..."
"Çok korktun mu?"
Sorunun cevabını düşünmeden veremedim.
"Kendim için değil."
Başını bana çevirdi.
"Ya?"
"Geri dönememekten korktum."
"Neden?"
"Çünkü annem, babam..."
Bir an duraksadım.
"...ve sen."
Bu son kelime ağzımdan kendiliğinden çıkmıştı.
Elif'in bakışları yumuşadı.
"Ben mi?"
Başımı salladım.
"Evet."
"Sen."
"Yalnız kalmanı istemedim."
Elif gözlerini kaçırdı.
Ellerini birbirine kenetledi.
"Biliyor musun..."
"Ben de ilk kez birinin başına bir şey gelmesinden bu kadar korktum."
Sesinde en ufak bir yapmacıklık yoktu.
Tamamen içten konuşuyordu.
"O iki gün..."
"Telefonun kapalıydı."
"Kimse doğru düzgün bilgi vermiyordu."
"Her kapı sesi duyduğumda..."
"Sen geldin sandım."
Boğazım düğümlendi.
Onun bu kadar etkilendiğini bilmiyordum.
"Özür dilerim."
"Yine özür diliyorsun."
dedi hafifçe gülerek.
"Bu huyundan vazgeç."
İkimiz de gülümsedik.
---
Bir süre sonra ayağa kalktık.
Parkın yürüyüş yolunda yavaş adımlarla ilerledik.
Tam apartmana dönecekken Elif durdu.
"Mert."
"Efendim?"
"Sana bir şey söyleyeceğim."
"Söyle."
Derin bir nefes aldı.
"İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun?"
"Hatırlıyorum."
"Sana karşı çok çekingen davranıyordum."
"Evet."
"Çünkü seni sadece sert bir polis sanıyordum."
İstemeden güldüm.
"Kötü bir ilk izlenim."
"Sonra..."
"Günler geçtikçe..."
"Çocuklarla konuşmanı gördüm."
"Annenle olan hâlini gördüm."
"İnsanlara nasıl yardım ettiğini gördüm."
Gözlerimin içine baktı.
"Ve..."
"Yanıldığımı anladım."
Kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı.
"Şimdi..."
"İyi ki tanımışım seni."
Bu cümle, duyduğum bütün teşekkürlerden daha değerliydi.
Hiç düşünmeden bir adım yaklaştım.
"Ben de..."
"İyi ki o gün bu mahalleye taşınmışsınız."
Elif'in yüzünde utangaç ama mutlu bir gülümseme belirdi.
Rüzgâr saçlarını hafifçe savurdu.
O an...
İçimden geçenleri daha fazla saklamanın anlamı kalmamıştı.
"Elif."
"Efendim?"
"Senden hoşlanıyorum."
Sözler ağzımdan çıktığında park tamamen sessizdi.
Elif birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözleri doldu.
Ama bu kez korkudan değil...
Mutluluktandı.
"Ben de senden hoşlanıyorum, Mert."
Yavaşça elini uzattı.
Ben de elini tuttum.
İlk kez...
Ellerimiz birbirine bu kadar yakındı.
Ne acele vardı...
Ne de büyük vaatler.
Sadece birbirine güvenen iki insan vardı.
Tam o sırada Elif gülümseyerek,
"Sanırım..."
"Artık birbirimize resmen bir şans verebiliriz."
dedi.
"Ne dersin?"
Elini biraz daha sıkıca tuttum.
"Bence çoktan hak ettik."
İkimiz de gülümserken...
Parkın girişindeki siyah otomobilin içinde biri objektifini bize çevirdi.
Deklanşör sessizce çalıştı.
Direksiyondaki kişi, arka koltukta oturan Duru'ya fotoğraf makinesini uzattı.
Duru fotoğrafa baktı.
Mert ile Elif'in el ele yürüdüğü kareyi uzun süre inceledi.
Yüzündeki ifade tamamen değişti.
Artık kıskançlıktan öte...
Tehlikeli bir öfke vardı.
Dudaklarından tek bir cümle döküldü.
"Demek sonunda birbirinizi seçtiniz..."
"Şimdi sıra, bunun bedelini ödetmeye geldi."
O akşam Elif'i apartmanın kapısına kadar bıraktım.
Merdivenlere yönelirken birkaç adım attı.
Sonra durdu.
Arkasını dönüp bana baktı.
Yüzünde, uzun zamandır görmediğim kadar içten bir gülümseme vardı.
"Mert."
"Efendim?"
"Bugün..."
"Hayatımın en güzel günlerinden biriydi."
Bu cümleyi duyunca istemsizce gülümsedim.
"Benim de."
Bir an daha birbirimize baktık.
Ne söyleyeceğimizi biliyorduk ama ikimiz de o anı uzatmak istiyorduk.
Sonunda Elif hafifçe el salladı.
"İyi geceler."
"İyi geceler."
Kapı kapanana kadar bekledim.
İçeri girdikten sonra bile birkaç saniye apartmanın önünde kaldım.
Son haftalarda ilk kez omuzlarımdaki yük biraz hafiflemiş gibiydi.
Fakat polislik içgüdüm...
İnsana huzurun en tehlikeli anlarda geldiğini defalarca göstermişti.
---
Eve çıktığımda annem salonda örgü örüyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Geç kaldın."
"Biraz yürüdük."
Annem dikkatlice yüzüme baktı.
"Bugün yüzünde farklı bir ifade var."
"Neden?"
"Uzun zamandır ilk kez gerçekten gülümsüyorsun."
Cevap vermedim.
Ama sanırım sessizliğim her şeyi anlatıyordu.
Annem örgüsünü bıraktı.
"Elif iyi kız."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Nereden anladın?"
"Anne olmak biraz da bunu anlamaktır."
"Hem..."
"Bir insanın gözleri değişiyorsa, sebebi çoğu zaman başka bir insandır."
İstemeden güldüm.
"Sen her şeyi biliyorsun galiba."
"Her şeyi değil."
"Ama oğlumu tanıyorum."
O gece odama geçtiğimde telefonumu elime aldım.
Bir süre düşündüm.
Sonra ilk kez Elif'e, herhangi bir sebep olmadan mesaj attım.
"Eve ulaştın mı?"
Cevap birkaç saniye içinde geldi.
"Evet."
Arkasından ikinci mesaj düştü.
"Sen?"
"Ben de geldim."
Yine yazdı.
"Bugün için teşekkür ederim."
Gülümsedim.
"Ben teşekkür ederim."
"İyi geceler."
"İyi geceler Mert."
Telefonun ekranını kapattım.
Kısa bir konuşmaydı.
Ama içimde bıraktığı huzur büyüktü.
---
Ertesi sabah erken uyandım.
Kaçırıldığım olaydan sonra birkaç gün idari izin verilmişti.
Uzun zamandır ilk kez işe gitmeyecektim.
Kahvaltıyı yaptıktan sonra kapı çaldı.
Kapıyı açtığımda karşımda Hasan Amca vardı.
"Rahatsız etmiyorum değil mi?"
"Olur mu?"
"Buyurun."
Salona geçtik.
Çaylarımızı içerken bir süre mahalleden konuştuk.
Sonra sesi ciddileşti.
"Mert."
"Bir şey fark ettim."
Dikkatle ona döndüm.
"Nedir?"
"Son iki haftadır..."
"Mahallenin karşı sokağında aynı gri otomobil duruyor."
İçimdeki polis bir anda uyandı.
"Gri otomobil mi?"
"Evet."
"Bazen sabah geliyor."
"Bazen akşam."
"Ama içindeki kişi hiç inmiyor."
"Neden daha önce söylemediniz?"
"Önemsemedim."
"Ama sen kaçırıldıktan sonra aklıma takıldı."
Hemen not defterimi aldım.
"Plakayı hatırlıyor musunuz?"
"Tamamını değil."
"Sonu otuz dört değildi."
"Otuz yediydi galiba."
Plaka farklıydı.
Ama bu...
Sahte plaka ihtimalini ortadan kaldırmıyordu.
Hasan Amca gittikten sonra hemen Emir'i aradım.
"Bana bir iyilik yap."
"Söyle."
"Mahalle çevresindeki MOBESE kayıtlarını son on beş gün için tekrar tarayın."
"Neden?"
"Sanırım bizi izledikleri noktayı bulduk."
---
Öğleden sonra telefonum çaldı.
Arayan Elif'ti.
"Müsait misin?"
"Evet."
"Bugün dersim erken bitti."
"Bir kahve içer miyiz?"
Bu kez davet ondan gelmişti.
"Tabii."
"Yarım saate oradayım."
---
Mahalledeki küçük kafede pencere kenarına oturduk.
Garson siparişleri aldıktan sonra Elif çantasından küçük bir kutu çıkardı.
"Bunu sana verecektim."
Şaşkınlıkla kutuyu aldım.
"Aç."
Kutunun içinden siyah deri kaplı küçük bir not defteri çıktı.
İlk sayfasını açtım.
İçine kendi el yazısıyla tek cümle yazmıştı.
"Bazen insanın yükü paylaşılırsa hafifler."
Altına da küçük bir tarih atmıştı.
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Bu çok güzel."
"Ben..."
"Kendini sürekli her şeyi tek başına çözmek zorunda hissediyorsun."
"Belki aklına gelenleri buraya yazarsın."
"Belki de..."
"Artık bazılarını bana anlatırsın."
Defteri elimde çevirirken istemsizce gülümsedim.
"Sanırım bunu yapmayı öğreniyorum."
O da gülümsedi.
"Ben de beklemeyi."
---
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri orta yaşlı bir kadın girdi.
Kafede boş yer olmasına rağmen doğrudan bizim masamıza yakın bir yere oturdu.
Telefonunu çıkarıp ekranına bakmaya başladı.
İlk bakışta sıradan görünüyordu.
Fakat birkaç dakika sonra aynı hareketi üçüncü kez yaptı.
Telefon ekranı bize doğru dönüyor...
Sonra tekrar aşağı iniyordu.
Fotoğraf çekiyor olabilirdi.
Hiç belli etmeden cebimdeki telefonun kamerasını açtım.
Kafenin camındaki yansımayı kullanarak kadını izlemeye başladım.
Gerçekten de...
Telefonunun kamerası açıktı.
Fakat objektifi bize değil...
Kapının dışına dönüktü.
Sanki...
Birini bekliyordu.
Yaklaşık beş dakika sonra telefonu kulağına götürdü.
Sessizce tek bir cümle söyledi.
"Buradalar."
Kalbim hızlandı.
Kadın birkaç saniye sonra hesabını bile istemeden ayağa kalktı ve dışarı çıktı.
Ben de hemen ardından kalktım.
"Elif."
"İki dakika burada kal."
"Nereye gidiyorsun?"
"Sadece birine bakıp geleceğim."
Kadının peşinden çıktım.
Sokağın köşesine ulaştığımda kadın hızla gri bir otomobile bindi.
Bu kez plakayı net gördüm.
Araç hareket ederken ezberledim.
Ve ilk kez...
Aylar sonra elimizde gerçekten işe yarayabilecek somut bir iz olduğundan emindim.
Fakat henüz bilmiyordum...
O plaka bizi sadece Duru'ya değil...
Bütün bu oyunun arkasındaki, yıllardır gölgelerde kalan gerçek düşmana götürecekti.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
