40. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 40
Bölümler 47Şu an: Bölüm 40
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime · Okuduğun bölüm
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evdeki sessizlik ağırlaşmıştı.
Herkes aynı pencereye bakıyordu.
Sokağın karşısında duran siyah araç hâlâ yerindeydi.
Motoru çalışıyor muydu, belli değildi.
İçinde kim vardı, görünmüyordu.
Ama herkes emindi.
Onları izliyorlardı.
Mert pencerenin önünden çekildi.
“Emir.”
“Buradayım.”
“Aracı gözden kaçırma.”
Emir başını salladı.
“Merak etme.”
Melike de telefonunu çıkardı.
“Ben arka tarafı kontrol ederim.”
Mert:
“Tamam.”
Elif ise salonda durmuş, Mert'i izliyordu.
Mert onun yanına geldi.
“Elif.”
“Buradayım.”
“Birazdan seni başka bir yere götüreceğiz.”
Elif başını salladı.
“Hayır.”
Mert şaşırdı.
“Hayır mı?”
“Buradan kaçmak istemiyorum.”
“Elif, mesele kaçmak değil.”
“Biliyorum.”
Elif onun gözlerinin içine baktı.
“Ben sadece hayatımızın her seferinde onların yüzünden değişmesini istemiyorum.”
Mert sustu.
Elif devam etti.
“Bir gün üniversiteye gidemiyorum.”
“Bir gün evden çıkamıyorum.”
“Bir gün sen göreve gidiyorsun, seni bekliyorum.”
“Sonra babanı buluyoruz.”
“Şimdi de düğünümüzü onların planlarının içine sokuyorlar.”
Mert onun ellerini tuttu.
“Biliyorum.”
Elif'in gözleri doldu.
“Ben seninle normal bir hayat istiyorum.”
Mert başını eğdi.
“Ben de.”
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Mert birkaç saniye sustu.
Sonra gülümsedi.
“Belki de bütün bunların içinde yapmamız gereken en normal şey…”
Elif kaşlarını kaldırdı.
“Neymiş?”
“Düğün hazırlıklarına devam etmek.”
Elif istemsizce gülümsedi.
“Şimdi mi?”
“Evet.”
“Şu anda dışarıda bizi izleyen birileri varken mi?”
Mert:
“Evet.”
Elif gülmeye başladı.
“Sen gerçekten delisin.”
Mert:
“Sen benimle evlenmeyi kabul ettin.”
Elif başını salladı.
“Demek ki ben de biraz deliyim.”
Mert gülümsedi.
“İşte bu yüzden seni seviyorum.”
Elif'in yüzü yumuşadı.
“Ben de seni seviyorum.”
---
O sırada kapının önünden bir ses geldi.
Herkes sustu.
Emir silahını hazır hale getirdi.
Melike koridora geçti.
Mert, Elif'in önünde durdu.
Kapı kolu hareket etmedi.
Bir saniye…
İki saniye…
Sonra kapının altından bir zarf içeri doğru itildi.
Kimse konuşmadı.
Emir yavaşça yaklaştı.
Zarfı aldı.
Mert'e uzattı.
“Üzerinde isim yok.”
Mert zarfı açtı.
İçinden siyah bir kart çıktı.
Kartın üzerinde sadece şu yazıyordu:
“MERT & ELİF”
Altında ise:
“DAVETİYENİZİ KENDİM GETİRECEĞİM.”
Elif'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Mert kartı buruşturdu.
Ahmet uzaktan baktı.
“Selim.”
Mert:
“Emin misin?”
“Evet.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
Ahmet kartı eline aldı.
“Bu onun tarzı.”
Emir:
“Selim'in tarzı mı?”
Ahmet başını salladı.
“İnsanların hayatlarına küçük bir dokunuşla girer.”
Melike:
“Ve sonra?”
Ahmet:
“Onları korkutmaya başlar.”
Mert:
“Bu kez korkmayacağız.”
Ahmet oğluna baktı.
“Biliyorum.”
Sonra kartın arkasını çevirdi.
Orada küçük bir tarih vardı.
Cumartesi.
Mert:
“Cumartesi ne var?”
Elif şaşkınlıkla baktı.
“Bizim nişan hazırlığımız.”
Mert'in yüzü değişti.
Emir:
“Tesadüf değil.”
Ahmet:
“Kesinlikle değil.”
Mert kartı masaya bıraktı.
“Demek oraya gelecek.”
Elif:
“Düğünümüze değil…”
Mert ona baktı.
“Daha nişanda.”
Elif:
“Bizi orada görmek istiyor.”
Mert:
“Hayır.”
Ahmet araya girdi.
“Bizi değil.”
Herkes ona baktı.
Ahmet'in sesi ağırdı.
“Beni.”
---
Gece ilerledikçe evdeki herkes farklı bir düşünceye dalmıştı.
Emir ve Melike güvenlik planını konuşuyordu.
Ahmet yıllar önce yaşananları anlatmaya başlamıştı.
Mert ise Elif'le birlikte balkona çıkmıştı.
İstanbul'un ışıkları uzaktan görünüyordu.
Elif korkuluğa yaslandı.
“Biliyor musun?”
“Ne?”
“Bütün bunlar başlamadan önce…”
Mert:
“Evet?”
“Ben sadece üniversitemi düşünüyordum.”
Mert güldü.
“Ben de görevimi.”
Elif ona baktı.
“Sonra aileler bizi tanıştırdı.”
“Evet.”
“İlk başta ikimiz de istemedik.”
“Sen istemedin.”
Elif güldü.
“Sen de çok istekli değildin.”
Mert:
“Doğru.”
Elif başını salladı.
“Şimdi bak.”
Mert ona yaklaştı.
“Şimdi ne?”
“Seninle evlenmeye hazırlanıyorum.”
Mert:
“Ben de seninle evlenmeye hazırlanıyorum.”
Elif:
“Ve başımıza gelmeyen kalmadı.”
Mert:
“Daha bitmedi.”
Elif ona baktı.
“Biliyorum.”
Mert elini tuttu.
“Ama bir şeyi değiştirmeyecek.”
“Ne?”
“Seni seçmemi.”
Elif'in gözleri doldu.
“Ben de seni seçtim.”
Mert alnını onun alnına yasladı.
“İşte en önemli şey bu.”
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Elif:
“Düğünümüz nasıl olacak?”
Mert gülümsedi.
“Bunu şimdi mi düşünüyorsun?”
“Evet.”
“Nasıl istersen.”
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
“Kalabalık mı?”
“Sen nasıl istersen.”
“Büyük bir salon mu?”
“Sen nasıl istersen.”
Elif biraz düşündü.
“Ben çok gösterişli bir şey istemiyorum.”
Mert:
“Ne istiyorsun?”
“İkimizin de kendimizi rahat hissedeceği bir yer.”
Mert gülümsedi.
“Tamam.”
Elif:
“Bir de…”
“Bir de ne?”
“Senin takım arkadaşların olsun.”
Mert:
“Emir kesin gelir.”
Elif güldü.
“Melike de.”
Mert:
“Onu çağırmasak da gelir.”
Elif kahkaha attı.
“Doğru.”
Mert:
“Peki başka?”
Elif:
“Annen.”
Mert'in yüzü yumuşadı.
“Büyükannem.”
“Tabii.”
“Babam.”
Elif sustu.
Mert'in gözlerinde bir anlık hüzün belirdi.
“Babam da orada olsun.”
Elif elini sıktı.
“Olacak.”
Mert ona baktı.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Elif:
“Çünkü artık onu kaybetmeyeceksin.”
Mert hiçbir şey söylemedi.
Sadece Elif'e sarıldı.
---
Ertesi sabah…
Mert erkenden uyandı.
Ahmet salonda oturuyordu.
Elinde eski bir defter vardı.
Mert yanına geldi.
“Uyumadın mı?”
Ahmet başını kaldırdı.
“Uyudum.”
“Bu ne?”
Ahmet defteri kapattı.
“Eski notlar.”
“Kuzgun mu?”
“Evet.”
Mert karşısına oturdu.
“Bana her şeyi anlat.”
Ahmet bir süre düşündü.
“Bütün gerçekleri bilmek istediğine emin misin?”
“Evet.”
“Bazı şeyleri duyduktan sonra hayatın değişebilir.”
Mert:
“Zaten değişti.”
Ahmet başını salladı.
Sonra defteri açtı.
İlk sayfada bazı isimler vardı.
Mert baktı.
Bir isim dikkatini çekti.
“Selim Aras.”
Ahmet:
“Evet.”
Altında başka isimler vardı.
Mert bir tanesini görünce durdu.
“Bu kim?”
Ahmet'in yüzü değişti.
“Onu geç.”
“Hayır.”
Mert parmağıyla ismi gösterdi.
“Bu kim?”
Ahmet cevap vermedi.
Mert:
“Baba.”
Ahmet derin bir nefes aldı.
“Bu kişi…”
Bir süre sustu.
“Kuzgun'un kurucularından biri.”
Mert'in gözleri büyüdü.
“Kurucularından biri mi?”
“Evet.”
“Adı ne?”
Ahmet defteri kapattı.
“Henüz bunu bilmen gerekmiyor.”
Mert:
“Baba!”
Ahmet ayağa kalktı.
“Çünkü onun kimliğini açıklarsam…”
Mert:
“Ne olur?”
Ahmet oğlunun gözlerinin içine baktı.
“Bütün dengeler değişir.”
Tam o sırada kapı açıldı.
Elif içeri girdi.
“Günaydın.”
Mert ona baktı.
“Günaydın.”
Elif Ahmet'e gülümsedi.
“İyi misiniz?”
Ahmet:
“İyiyim.”
Elif Mert'in yanına geldi.
“Bugün annemle nişan için birkaç şey bakacağız.”
Mert:
“Tamam.”
Elif:
“Sen de geleceksin.”
Mert:
“Tabii.”
Ahmet onları izledi.
Yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
Fakat aynı anda telefonuna bir mesaj geldi.
Ahmet mesajı açtı.
Mesaj tek satırdı:
“Oğluna gerçeği anlatmaya başladın.”
Ahmet'in yüzü bembeyaz oldu.
İkinci mesaj hemen geldi:
“Ama en önemli ismi hâlâ söylemedin.”
Ahmet telefonu kapattı.
Mert bunu fark etti.
“Kimdi?”
Ahmet:
“Kimse.”
Mert babasına baktı.
Bir şeylerin saklandığını anlamıştı.
Fakat üzerine gitmedi.
Henüz.
---
Öğleden sonra Mert ve Elif nişan hazırlıkları için dışarı çıktılar.
Emir ve Melike de onlara katıldı.
Elif birkaç elbiseye bakarken Mert kapının yanında bekliyordu.
Elif elinde bir elbiseyle çıktı.
“Nasıl?”
Mert birkaç saniye konuşamadı.
Elif:
“Beğenmedin mi?”
Mert:
“Hayır.”
Elif:
“E?”
“Çok güzel olmuşsun.”
Elif gülümsedi.
“Daha giymedim.”
Mert:
“Fark etmez.”
Emir arkadan:
“Adamın gözleri çalışmıyor artık.”
Melike:
“Bence kalbi çalışıyor.”
Mert:
“İkiniz de susun.”
Elif gülmeye başladı.
Bir süre sonra alışveriş merkezinden çıktılar.
Mert Elif'in elini tutuyordu.
Tam otoparka geldiklerinde Elif durdu.
“Neden durduk?”
Elif yere baktı.
Yerde küçük bir zarf vardı.
Mert hemen eğildi.
Zarfın üzerinde:
“ELİF'E”
yazıyordu.
Mert'in yüzü sertleşti.
“Bunu alma.”
Elif:
“Belki…”
“Hayır.”
Mert zarfı aldı.
Emir hemen yanlarına geldi.
“Ne var?”
Mert zarfı açtı.
İçinden bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta…
Mert ve Elif'in ilk tanıştıkları gün vardı.
İkisi de fotoğrafta birbirine mesafeli duruyordu.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle vardı:
“Her şeyin başladığı günü unutmadık.”
Elif'in yüzü değişti.
Mert fotoğrafı sıktı.
Emir:
“Bu fotoğrafı nereden bulmuşlar?”
Ahmet'in daha önce söylediği söz Mert'in aklına geldi.
Kuzgun insanları birbirlerine bağlayan şeyleri kullanır.
Mert Elif'e baktı.
Sonra fotoğrafın arkasını tekrar çevirdi.
Altında küçük bir tarih vardı.
Cumartesi.
Aynı tarih.
Nişan günü.
Mert derin bir nefes aldı.
Elif onun elini tuttu.
“Ne olursa olsun…”
Mert ona baktı.
“Birlikte.”
Elif:
“Birlikte.”
Emir:
“Ve yalnız değiliz.”
Melike:
“Hiçbirimiz değiliz.”
Mert başını salladı.
“Cumartesi günü nişanımız olacak.”
Elif gülümsedi.
“Evet.”
Mert:
“Ve Kuzgun da gelecek.”
Elif:
“Bırak gelsin.”
Mert şaşkınlıkla baktı.
Elif'in yüzünde kararlı bir ifade vardı.
“Çünkü bu kez onun istediği yerde değil…”
“Bizim istediğimiz yerde olacak.”
Mert gülümsedi.
“İşte benim Elif'im.”
Elif başını kaldırdı.
“Senin değil.”
Mert:
“Ne?”
Elif gülümsedi.
“Senin eşin.”
Mert'in yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Daha şimdiden mi?”
Elif:
“Yakında.”
Mert onun elini sıktı.
“Sabırsızlanıyorum.”
Fakat birkaç metre ötede duran siyah aracın içinde biri onları izliyordu.
Adam telefonunu çıkardı.
Kısa bir mesaj yazdı:
“Nişan günü kesinleşti.”
Cevap birkaç saniye sonra geldi:
“Harika.”
Adam:
“Peki planın ikinci kısmı?”
Karşı taraf:
“Mert babasını buldu.”
Bir süre sonra yeni mesaj geldi.
“Şimdi Mert'in babası, oğlunun düğününde geçmişiyle yüzleşecek.”
Adam ekrana baktı.
Sonra sordu:
“Ahmet'in sırrını açıklayacak mıyız?”
Cevap:
“Hayır.”
Kısa bir sessizlik.
Ardından son mesaj geldi:
“Sırrı Ahmet değil…”
“Kendi ağzından Mert açıklayacak.”
Siyah araç yavaşça hareket etti.
Mert ile Elif ise hiçbir şeyden habersiz, nişan hazırlıkları hakkında konuşarak yürümeye devam ettiler.
Ama cumartesi günü…
Sadece bir nişan olmayacaktı.
Bir ailenin yıllardır sakladığı gerçekler ortaya çıkacaktı.
Ve Mert…
Hayatının en önemli kararlarından birini verirken,
babasının geçmişiyle kendi geleceği arasında kalacaktı.
Cumartesiye iki gün kalmıştı.
Evdeki hazırlıklar hızlanmıştı.
Elif'in annesi bir yandan nişanda yapılacakları düşünüyor, bir yandan da yıllar sonra Ahmet'in yeniden aralarına dönmesinin şaşkınlığını yaşamaya çalışıyordu.
Mert ise bütün bu telaşın içinde mümkün olduğunca normal davranmaya çalışıyordu.
Ama zihninin bir köşesinde tek bir soru vardı:
Ahmet'in sakladığı isim kimdi?
Babası o ismi söylemek istememişti.
Bu da Mert'in içindeki şüpheyi daha da büyütmüştü.
Sabah erkenden mutfağa girdiğinde Ahmet'i pencerenin yanında gördü.
Ahmet elinde çay bardağıyla dışarı bakıyordu.
Mert:
“Günaydın.”
Ahmet döndü.
“Günaydın oğlum.”
Mert karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Uyudun mu?”
“Biraz.”
“Ben de.”
Ahmet hafifçe gülümsedi.
“Senin kafan çok dolu.”
Mert:
“Sen doldurdun.”
Ahmet sustu.
Mert doğrudan konuya girdi.
“Dün defterdeki ismi neden sakladın?”
Ahmet çayından bir yudum aldı.
“Çünkü zamanı değil.”
“Ne zaman zamanı olacak?”
“Her şeyi öğrendiğinde.”
Mert'in sesi biraz sertleşti.
“Ben zaten yeterince şey öğrendim.”
Ahmet başını salladı.
“Hayır.”
“Baba…”
“Sen sadece Kuzgun'un bir kısmını öğrendin.”
Mert sustu.
Ahmet devam etti:
“Kuzgun sandığın şey, aslında bir insan topluluğundan çok daha büyük.”
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun.”
Ahmet oğluna baktı.
“Bazı insanlar Kuzgun'u yıllardır bir örgüt olarak biliyor. Bazıları ise sadece bir isim olarak.”
Mert:
“Sen?”
“Ben onların içine girdim.”
“Ve?”
“İçeride gördüğüm şey…”
Ahmet durdu.
“Bir örgütten çok daha tehlikeliydi.”
Mert:
“Neydi?”
Ahmet cevap vermedi.
Tam o sırada salondan Elif'in sesi geldi.
“Mert!”
Mert ayağa kalktı.
“Geliyorum.”
Kapıya yönelirken Ahmet arkasından seslendi.
“Oğlum.”
Mert döndü.
“Efendim?”
“Ne olursa olsun…”
Ahmet'in sesi bu kez farklıydı.
“Cumartesi günü Elif'in yanından ayrılma.”
Mert kaşlarını çattı.
“Neden?”
Ahmet:
“Çünkü o gün bir şey olacak.”
Mert birkaç saniye babasına baktı.
“Ne olacak?”
Ahmet başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum.”
Mert:
“Sen biliyorsun.”
“Bir kısmını.”
“Baba!”
Ahmet sadece:
“Dikkatli ol.”
dedi.
Mert cevap vermeden salona geçti.
---
Elif elinde birkaç kutuyla duruyordu.
Mert onu görünce gülümsedi.
“Ne yapıyorsun?”
“Bunları düzenliyorum.”
“Bu kadar şeyi nereden buldun?”
Elif:
“Annem.”
Mert güldü.
“Annen gerçekten hızlı.”
Elif:
“Sen de yardım edeceksin.”
Mert:
“Emredersiniz.”
Elif kutulardan birini ona uzattı.
“Bunu götür.”
Mert aldı.
“Nereye?”
“Elbise odasına.”
“Tamam.”
Mert birkaç adım attıktan sonra geri döndü.
“Elif.”
“Efendim?”
“Cumartesi…”
Elif'in yüzündeki gülümseme biraz değişti.
“Ne oldu?”
“Babam bir şey olacağını düşünüyor.”
Elif:
“Ne?”
“Bilmiyor.”
“Sen biliyor musun?”
“Hayır.”
Elif bir süre sustu.
Sonra Mert'in yanına geldi.
“Bana bak.”
Mert ona baktı.
“Cumartesi günü ne olursa olsun…”
Elif elini tuttu.
“Bizim günümüz olacak.”
Mert:
“Ya bir şey ters giderse?”
Elif:
“Düzelteceğiz.”
“Ya Kuzgun gelirse?”
“Karşılarız.”
“Ya seni hedef alırlarsa?”
Elif'in yüzü ciddileşti.
“Beni korumaya çalışırken beni hayatından uzaklaştırma.”
Mert sustu.
Elif devam etti:
“Ben senin yanında olmak istiyorum.”
Mert başını salladı.
“Tamam.”
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Mert onun elini öptü.
“Bu kez ne olursa olsun birlikte hareket edeceğiz.”
Elif gülümsedi.
“İşte bunu duymak istiyordum.”
---
Öğleden sonra Emir ve Melike geldi.
Emir'in elinde birkaç dosya vardı.
Mert:
“Ne bunlar?”
Emir:
“Aracı araştırdım.”
Mert hemen ciddileşti.
“Bir şey çıktı mı?”
“Evet.”
Dosyayı masaya bıraktı.
“Aracın kaydı gerçek.”
Melike:
“Ama kullanım bilgileri sahte.”
Mert:
“Nasıl?”
Emir:
“Plaka gerçek bir kuruma ait.”
“Fakat araç o kurumda değil.”
Mert dosyayı açtı.
“Peki araç kimin?”
Emir:
“Bir süre önce el değiştirmiş.”
Mert:
“Kimden kime?”
Emir:
“Bunu bulmak biraz zaman aldı.”
Mert:
“Kim?”
Emir bir isim söyledi.
Mert'in yüzü değişti.
“Selim Aras.”
Ahmet uzaktan bu ismi duyunca ayağa kalktı.
“Ne dedin?”
Emir:
“Selim Aras.”
Ahmet'in yüzündeki ifade değişti.
“Size söylemiştim.”
Mert:
“Onunla bağlantın olduğunu biliyoruz.”
Ahmet:
“Hayır.”
Mert:
“Ne?”
Ahmet:
“Bağlantım olduğunu söylemedim.”
Mert:
“Peki?”
Ahmet derin bir nefes aldı.
“Selim benim bağlantım değildi.”
“Ne demek bu?”
“Benim üzerimdeydi.”
Mert'in kaşları çatıldı.
“Senin üzerinde mi?”
Ahmet:
“Beni Kuzgun'a sokan kişi Selim'di.”
Odada sessizlik oldu.
Emir:
“Ne?”
Ahmet:
“Yıllar önce bana ulaştı.”
Mert:
“Peki sen ona güveniyordun.”
Ahmet:
“Evet.”
“Sonra?”
“Sonra onun da Kuzgun'un içinde olduğunu öğrendim.”
Mert:
“Yani seni kandırdı.”
Ahmet:
“Başta öyle düşündüm.”
Mert:
“Başta?”
Ahmet:
“Çünkü Selim'in gerçek amacı sandığımızdan farklıydı.”
Melike:
“Ne amacı vardı?”
Ahmet sustu.
Mert:
“Baba.”
Ahmet başını kaldırdı.
“Selim de benim gibi içerideydi.”
Emir:
“Yani o da sızmıştı?”
Ahmet:
“Evet.”
Emir:
“Peki neden şimdi bize saldırıyor?”
Ahmet:
“Çünkü…”
Bir an durdu.
“İçeride kimin tarafında olduğunu değiştirdi.”
Mert:
“Ne zaman?”
Ahmet:
“Ben yakalandığımda.”
Mert'in yüzü sertleşti.
“Sen yakalandığında seni bıraktı.”
Ahmet:
“Hayır.”
“Ne yaptı?”
“Beni kurtarmaya çalıştı.”
Mert şaşırdı.
“Peki?”
“Başaramadı.”
Mert:
“Sonra?”
Ahmet gözlerini kapattı.
“Sonra Selim kayboldu.”
Emir:
“Ve yıllar sonra tekrar ortaya çıktı.”
Ahmet:
“Evet.”
Mert:
“Şimdi bizim peşimizde.”
Ahmet:
“Bundan eminim.”
Elif sessizce konuştu.
“Peki neden nişan?”
Herkes ona döndü.
Elif devam etti:
“Selim neden özellikle nişanımızı hedef seçiyor?”
Kimse cevap vermedi.
Sonunda Ahmet:
“Çünkü herkes orada olacak.”
Mert:
“Yani ailem.”
Ahmet:
“Evet.”
“Sen.”
“Evet.”
“Elif.”
Ahmet:
“Evet.”
“Emir.”
“Evet.”
“Melike.”
“Evet.”
Mert'in yüzü sertleşti.
“Bizi tek bir yerde toplamak istiyor.”
Emir:
“Ve bunu bir tuzak olarak kullanabilir.”
Melike:
“Ya da bir mesaj vermek istiyor.”
Mert:
“Nasıl bir mesaj?”
Melike:
“Bizi istediği zaman bulabileceğini.”
Mert birkaç saniye düşündü.
“Hayır.”
Emir:
“Ne?”
“Bence daha büyük bir şey var.”
Mert masadaki fotoğrafa baktı.
İlk tanıştıkları günün fotoğrafı.
Elif'in yüzüne baktı.
Sonra fotoğrafı eline aldı.
“Bizi nişanımızda hedef alacaksa…”
Mert'in sesi kararlıydı.
“Onun istediği gibi davranmayacağız.”
Elif:
“Ne yapacağız?”
Mert:
“Nişanı iptal etmeyeceğiz.”
Ahmet hemen:
“Bu çok tehlikeli.”
Mert babasına baktı.
“Biliyorum.”
“Ya bir şey olursa?”
Mert:
“Olmaması için gerekeni yapacağız.”
Elif:
“Ben de varım.”
Mert ona baktı.
“Biliyorum.”
Elif:
“Bu benim de hayatım.”
Mert başını salladı.
“Tamam.”
---
Akşam olduğunda herkes biraz dinlenmek için dağıldı.
Mert balkona çıktı.
Elif birkaç dakika sonra yanına geldi.
“Yine düşünüyorsun.”
Mert gülümsedi.
“Beni çok iyi tanımaya başladın.”
Elif:
“Tanıştığımızda seni hiç tanımıyordum.”
Mert:
“Şimdi?”
Elif:
“Şimdi yüzüne bakınca ne düşündüğünü anlayabiliyorum.”
Mert:
“Peki ne düşünüyorum?”
Elif:
“Cumartesiyi.”
Mert başını salladı.
“Evet.”
Elif onun yanına geçti.
“Ben de.”
Mert:
“Korkuyor musun?”
Elif dürüstçe cevap verdi.
“Biraz.”
Mert ona baktı.
Elif devam etti:
“Ama senden değil.”
Mert:
“Benden korkmadığını biliyorum.”
“Hayır.”
Elif başını Mert'in omzuna yasladı.
“Bizi kaybetmekten korkuyorum.”
Mert'in yüzü yumuşadı.
“Bizi kaybetmeyeceğiz.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
“Nasıl bu kadar eminsin?”
Mert:
“Çünkü sen bana güveniyorsun.”
Elif:
“Evet.”
“Ben de sana.”
Elif başını kaldırdı.
“Bazen düşünüyorum…”
“Ne düşünüyorsun?”
“Eğer o gün aileler bizi tanıştırmasaydı…”
Mert gülümsedi.
“Yine seni bulurdum.”
Elif:
“Nasıl?”
“Bilmiyorum.”
“Bu cevap değil.”
Mert:
“Belki üniversitenin kapısında karşılaşırdık.”
Elif güldü.
“Sen üniversiteye gelmezdin ki.”
“Gelirdim.”
“Neden?”
“Seni görmek için.”
Elif:
“Daha beni tanımıyordun.”
Mert:
“Tanırdım.”
Elif gülümsedi.
“Bazen kader gerçekten garip.”
Mert:
“Belki kader sadece kapıyı açtı.”
Elif:
“Biz içeri girdik.”
Mert:
“Evet.”
Elif:
“Sonra kendi seçimimizi yaptık.”
Mert onun elini tuttu.
“Ve ben aynı seçimi tekrar yapardım.”
Elif:
“Ben de.”
İkisi sessizce birbirlerine baktılar.
Sonra Mert:
“Cumartesi nişanımız.”
Elif:
“Evet.”
“Bundan sonra düğün.”
Elif gülümsedi.
“Düğün.”
Mert:
“Sonra?”
Elif:
“Sonra hayat.”
Mert:
“Seninle.”
Elif:
“Seninle.”
---
Aynı saatlerde şehrin başka bir yerinde…
Selim karanlık bir odada oturuyordu.
Masanın üzerinde Mert ve Elif'in fotoğrafları vardı.
Bir yanında Ahmet'in eski fotoğrafları.
Diğer yanında Kuzgun'a ait belgeler.
Selim bir fotoğrafı eline aldı.
Mert ile Elif'in ilk tanışma fotoğrafı.
Uzun süre baktı.
Sonra kapı açıldı.
İçeriye yüzü görünmeyen bir adam girdi.
“Hazır mı?”
Selim:
“Hazır.”
“Cumartesi?”
“Her şey planlandığı gibi.”
Adam masaya yaklaştı.
“Ahmet?”
“Onun ne yapacağını biliyorum.”
“Mert?”
“Onu da.”
“Elif?”
Selim birkaç saniye sustu.
Sonra fotoğrafa baktı.
“Elif…”
Adam:
“Ne olmuş Elif'e?”
Selim:
“Onu hafife almayın.”
Adam şaşırdı.
“Neden?”
Selim:
“Çünkü Mert'in gücü oradan geliyor.”
Adam:
“Yani?”
Selim fotoğrafı masaya bıraktı.
“Onları ayırmaya çalışmak hata olur.”
Adam:
“Peki ne yapacağız?”
Selim:
“Onları birbirlerine daha çok bağlayacağız.”
Adam anlamadı.
Selim hafifçe gülümsedi.
“Sonra bir seçim yapmalarını isteyeceğiz.”
“Ne seçimi?”
Selim:
“Sevdikleri insan mı…”
Bir an durdu.
“…yoksa babaları mı?”
---
Cumartesi sabahı yaklaşırken…
Mert'in telefonu çaldı.
Saat gece yarısını geçmişti.
Ekranda bilinmeyen numara vardı.
Mert açtı.
“Konuş.”
Karşıdaki ses sakindi.
“Yarın büyük gün.”
Mert:
“Selim.”
“Beni tanıdın.”
“Ne istiyorsun?”
“Yarın öğreneceksin.”
“Bizi tehdit etmeye çalışma.”
“Tehdit etmiyorum.”
“Ne yapıyorsun?”
Selim:
“Davetiye gönderiyorum.”
Mert:
“Neye?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Selim:
“Düğününüze.”
Mert:
“Daha nişanımız bile olmadı.”
Selim güldü.
“Olacak.”
Telefon kapandı.
Mert birkaç saniye telefonu elinde tuttu.
Sonra Elif'in yanına gitti.
Elif uykulu gözlerle:
“Ne oldu?”
Mert:
“Selim aradı.”
Elif hemen uyandı.
“Ne dedi?”
Mert:
“Yarın bizi beklediğini.”
Elif:
“Başka?”
Mert:
“Düğünümüzü de biliyor.”
Elif birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra Mert'in elini tuttu.
“Yarın nişanımız olacak.”
Mert:
“Evet.”
“Ve ne olursa olsun…”
Mert onun cümlesini tamamladı.
“Biz yine birbirimizi seçeceğiz.”
Elif başını salladı.
“Yine.”
Mert:
“Her seferinde.”
Dışarıda gece sessizdi.
Fakat şehrin başka bir yerinde…
Cumartesi için son hazırlıklar tamamlanıyordu.
Ve kimsenin bilmediği bir gerçek vardı:
Nişan yüzükleri takılmadan önce, Mert'in hayatındaki en büyük sır ortaya çıkacaktı.
Bölüm etkileşimi
