25. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 25
Bölümler 47Şu an: Bölüm 25
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah saat beşi geçmişti.
Emniyet Müdürlüğü'nün toplantı odasında sessizlik hâkimdi.
Masanın ortasında Elif'in çektiği fotoğraflar duruyordu.
Bir yanda Selim Karaca...
Diğer yanda siyah sedan araç...
Ve en önemlisi...
Plaka.
Emir dizüstü bilgisayarını bana çevirdi.
"Plakayı sorguladık."
"Sonuç?"
"Sahte."
Şaşırmadım.
"Bunu tahmin ediyorduk."
Melike söze girdi.
"Ama araç sahte plakalı olsa bile kamera kayıtlarından güzergâhını çıkardık."
Haritayı masaya yaydı.
Kırmızı çizgi, aracın son üç günde geçtiği yolları gösteriyordu.
Dikkatlice inceledim.
Araç...
Her gün aynı üç noktaya uğramıştı.
Birincisi, Elif'in evi.
İkincisi, emniyet binası.
Üçüncüsü ise...
Babamın eski görev yaptığı ilçe.
Başımı kaldırıp Melike'ye baktım.
"Bundan emin misiniz?"
"Üç kez kontrol ettik."
İçimde kötü bir his oluştu.
Selim sadece bizi izlemiyordu.
Geçmişimizi de araştırıyordu.
---
Toplantı devam ederken telefonum titredi.
Arayan Elif'ti.
Gülümseyerek açtım.
"Günaydın."
"Günaydın..."
Sesi her zamankinden sakindi.
"Uyuyabildin mi?"
"Biraz."
"Sen?"
"Hayır."
Gerçeği söyledim.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Elif yumuşak bir sesle konuştu.
"Bugün okuldan erken çıkacağım."
"Akşam birlikte yemek yiyelim mi?"
Gülümsedim.
"Olur."
"Bu kez söz."
"Söz."
Telefonu kapattığımda Emir bana anlamlı bir bakış attı.
"Nedir?"
"İlk kez gülümsedin."
Omzuna hafifçe vurdum.
"Abartma."
Melike de gülümseyince odadaki gergin hava biraz dağıldı.
---
Toplantının sonunda ekipler dağıldı.
Ben odadan çıkarken Melike yanıma geldi.
"Mert Abi."
Çocukluğumuzdan beri bana böyle seslenirdi.
"Evet?"
"Dikkatli ol."
"Neden öyle dedin?"
"İçime kötü bir his doğuyor."
Gülümsedim.
"Sen de annen gibisin."
"Her şeyi hissediyorsun."
Melike kaşlarını çattı.
"Dalga geçmiyorum."
"Ben de geçmiyorum."
Omzuna dokundum.
"Merak etme."
---
Öğleden sonra nihayet Elif'le buluşabildim.
Küçük bir kafede cam kenarındaki masaya oturmuştuk.
Haftalardır ilk kez...
Silahım elimde değildi.
Telsiz sesleri yoktu.
Operasyon planı konuşulmuyordu.
Elif kahvesinden bir yudum aldı.
"Özlemişim."
"Ben de."
"Eskiden böyle oturabiliyorduk."
"Hatta saatlerce."
Başımı eğdim.
"Son zamanlarda seni ihmal ettim."
Elif hemen itiraz etti.
"Hayır."
"İşini yapıyorsun."
"Ben buna kızmıyorum."
Elimi tuttu.
"Sadece..."
"Her operasyona gittiğinde geri dönemeyecekmişsin gibi korkuyorum."
İlk kez gözlerinde o korkuyu bu kadar net gördüm.
Masanın üzerinden elini sıktım.
"Sana bir söz daha vereyim."
"Nedir?"
"Bu dava bittiğinde..."
"Bir hafta boyunca telefonumu kapatacağım."
"Sadece sen ve ben."
Elif gülmeye başladı.
"Gerçekten yapabilir misin?"
"Deneyeceğim."
"İşte bu daha gerçekçi."
İkimiz de güldük.
O an dünyanın bütün yükü omuzlarımdan kalkmış gibiydi.
---
Kafeden çıktıktan sonra Elif'i arabasına kadar bırakıyordum.
Tam vedalaşacakken...
Karşı kaldırımda siyah kapüşonlu genç bir çocuk dikkatimi çekti.
En fazla on dört yaşındaydı.
Bize doğru yaklaştı.
"Komiser Mert?"
"Evet."
Çocuk cebinden küçük beyaz bir zarf çıkardı.
"Bunu size vermemi istediler."
"Kim?"
"Bilmiyorum."
"Abi sadece teslim et dedi."
Zarfı uzattı.
Sonra koşarak uzaklaştı.
"Dur!"
Peşinden gitmek istedim.
Ama saniyeler içinde kalabalığın arasında kayboldu.
Elif yanıma geldi.
"Nedir o?"
Zarfı açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta...
Ben ve Elif vardık.
Az önce kafede otururken çekilmişti.
Arkasında ise kırmızı kalemle yazılmış tek bir cümle bulunuyordu.
«"Bu kez yalnız değilsin Mert... Kaybedecek bir şeyin var."»
Bir anda yüzümdeki gülümseme kayboldu.
Fotoğrafı yumruğumun içinde sıktım.
Elif endişeyle bana baktı.
"Mert..."
Hiçbir şey söyleyemedim.
Çünkü artık emindim.
Bu savaşın yeni hedefi...
Ben değil...
Elif'ti.
Ve buna izin vermeyecektim.
Fotoğrafı elimde sıkmaya devam ediyordum.
Kâğıt avucumun içinde buruşmuştu.
Elif sessizce bana bakıyordu.
"Mert..."
"İyi misin?"
Derin bir nefes aldım.
"Oyuna başladılar."
"Ne oyunu?"
Fotoğrafı ona uzattım.
Yazıyı okuduğu anda yüzündeki gülümseme silindi.
Bir süre konuşamadı.
Sonra bana baktı.
"Ben korkmuyorum."
Gülümsedim.
"Ben de senin adına korkuyorum."
---
Hemen Emir'i aradım.
"Emir."
"Söyle."
"Elif'i takip ediyorlar."
Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu.
"Konum at."
"On dakika içinde oradayım."
Telefonu kapattım.
Elif'e döndüm.
"Bugünden itibaren yalnız dolaşmayacaksın."
Kaşlarını çattı.
"Mert..."
"Ben normal bir hayat yaşamaya çalışıyorum."
"Biliyorum."
"Ama artık bu sadece senin kararın değil."
"Beni koruyamazsın diye mi düşünüyorsun?"
"Hayır."
"Koruyabileceğimi bildiğim için böyle söylüyorum."
Elif gözlerimin içine baktı.
Öfke değil...
Kırgınlık vardı.
"Beni hayatının dışına itme."
Bu söz içime oturdu.
Bir adım yaklaştım.
"Eğer seni uzaklaştırmaya çalışıyorsam..."
"...sebebi seni kaybetmekten korkmam."
Elif'in gözleri doldu.
Başını omzuma yasladı.
"Biliyorum."
"Ama birlikte savaşacağız."
"Tek başına değil."
O an anladım.
Elif artık korunması gereken biri değil...
Yanımda yürümeyi seçen kadındı.
---
On dakika sonra Emir ve Melike olay yerine geldi.
Melike fotoğrafı dikkatlice inceledi.
"Yeni çekilmiş."
"Evet."
"Demek ki en az bir kişi bizi kafede izliyordu."
Emir çevredeki güvenlik kameralarını kontrol eden ekibe talimat verdi.
"Son iki saatin bütün görüntülerini istiyorum."
"Kafeye giren çıkan herkes tek tek incelenecek."
Sonra bana döndü.
"Elif'i koruma altına alıyoruz."
Elif hemen itiraz etti.
"Hayır."
Üçümüz aynı anda ona baktık.
"Ben polis korumasıyla dolaşamam."
"Üniversitede herkes bunu konuşur."
Melike sakin bir sesle konuştu.
"Resmî koruma olmayacak."
"Hem sivil hem gizli."
Elif şaşkınlıkla baktı.
"Nasıl yani?"
Melike hafifçe gülümsedi.
"Sen fark etmeyeceksin bile."
---
Akşam saatlerinde Elif'i evine bıraktım.
Apartmanın önünde vedalaşırken içimde garip bir huzursuzluk vardı.
"İçeri girince beni ara."
"Tamam."
"Asansöre binince de."
Elif gülmeye başladı.
"Birazdan nefes alınca da arayayım mı?"
İstemeden ben de güldüm.
"Dalga geçme."
"Sadece dikkatli ol."
Parmak uçlarına yükselip yanağımdan öptü.
"Sen de."
Apartmana girerken arkasından uzun süre baktım.
Kapı kapanınca ancak arabaya binebildim.
---
Gece saat on biri geçmişti.
Emniyette kamera kayıtlarını inceliyorduk.
Bir görevli heyecanla içeri girdi.
"Komiserim!"
"Evet?"
"Kafedeki görüntüler hazır."
Hepimiz monitörün başına toplandık.
Kamera görüntüsü açıldı.
Ben ve Elif masada oturuyorduk.
Yaklaşık on dakika sonra...
Garson kılığına girmiş bir adam yan masayı silmeye başladı.
Yüzü şapkayla gizlenmişti.
Fakat cebinden küçük bir telefon çıkarıp...
Bize doğru doğrulttu.
Fotoğrafı çeken oydu.
"Yakınlaştır."
Teknisyen görüntüyü büyüttü.
Adam tam kafasını kaldırdığı sırada yüzü birkaç saniyeliğine göründü.
Ben tanımıyordum.
Ama Melike bir anda ayağa kalktı.
"Dur!"
Hepimiz ona baktık.
"Bu adamı tanıyorum."
"Nereden?"
Melike'nin yüzü bembeyaz olmuştu.
"Özel Harekât kursundan."
"Adı Kaan."
"Altı ay önce..."
"...disiplinsizlik nedeniyle teşkilattan ihraç edildi."
Odanın içindeki hava değişti.
Emir dosyayı açtı.
"Kaan Demir."
"Keskin nişancı."
"Yakın takip."
"Kılık değiştirme."
"İleri seviye gözetleme."
Tam da örgütün kullanacağı türden bir adamdı.
---
Ben dosyaya bakarken telefonum çaldı.
Arayan Elif'ti.
Gülümseyerek açtım.
"Eve çıktım."
İçim rahatladı.
"Kapıları kilitle."
"Tamam."
"Perdeleri de kapat."
"Tamam Komiser Bey."
Gülümseyerek telefonu kapatacaktım ki...
Elif'in sesi aniden değişti.
"Mert..."
"Evet?"
"Bir dakika."
Telefondan ayak sesleri geliyordu.
Sonra...
Kapı zilinin sesi duyuldu.
Gece on bir buçuktu.
Elif fısıldadı.
"Bu saatte kim geldi?"
Ben ayağa fırladım.
"Kapıyı açma!"
Telefondan ikinci kez zil sesi geldi.
Ardından...
Kapının altından içeri doğru yavaşça beyaz bir zarf sürüldü.
Elif nefesini tuttu.
"Mert..."
"Kapının önüne birisi zarf bıraktı."
Kalbim deli gibi atıyordu.
"Hiçbir şeye dokunma!"
"Ben geliyorum!"
Telefonu kapatır kapatmaz Emir'e baktım.
"Elif'in evine!"
Hiç vakit kaybetmeden hepimiz araçlara bindik.
Mavi kırmızı çakarlar geceyi aydınlatırken aklımda tek bir düşünce vardı.
Bu kez geç kalmayacaktım.
Gaz pedalına sonuna kadar bastım.
Sirenlerin sesi gecenin sessizliğini delip geçiyordu.
Emir önümdeki aracı yönlendiriyor, Melike ise telsizden çevredeki ekipleri koordine ediyordu.
"Merkez, tüm ekipler dikkat!"
"Elif'in adresine en yakın devriyeler binayı çevrelesin."
"Kimse apartmana girip çıkmasın."
Telsizlerden peş peşe cevaplar gelmeye başladı.
"Anlaşıldı."
"Ekibimiz iki dakika mesafede."
"Arka sokak kontrol altına alınıyor."
Ben ise sadece direksiyona odaklanmıştım.
Aklımda tek bir soru vardı.
Geç kaldım mı?
---
Apartmanın önüne vardığımızda dört ekip çoktan çevreyi kapatmıştı.
Aracı durdurur durdurmaz merdivenlere koştum.
Asansörü beklemedim.
Dördüncü kata kadar nefes nefese çıktım.
"Elif!"
Kapının arkasından sesi geldi.
"Buradayım!"
"Kapıyı açma."
"Benim."
Kapı dürbününden baktığını biliyordum.
Birkaç saniye sonra kilit açıldı.
Kapı aralandı.
Elif'i görür görmez onu kendime çektim.
İkimiz de bir süre konuşamadık.
Sonunda alnını kontrol ettim.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Sadece korktum."
İlk kez sesinin titrediğini duydum.
---
Kapının önünde beyaz zarf duruyordu.
Kimse dokunmamıştı.
Melike diz çökerek olay yeri çantasını açtı.
"Eldiven."
Yanındaki polis hemen uzattı.
Zarfı dikkatlice delil poşetine koydu.
Üzerinde tek bir kelime yazıyordu.
ELİF
Ne adres vardı...
Ne gönderen.
Sadece adı.
Bu bile tüylerimi diken diken etmeye yetmişti.
"Patlayıcı ihtimali?"
diye sordum.
Melike başını salladı.
"İlk kontroller temiz."
"Yine de laboratuvarda açacağız."
Tam o sırada Emir balkona çıktı.
Telsizinden konuşuyordu.
"Çatıyı kontrol edin."
"Arka bahçeyi de."
Bir dakika sonra geri döndü.
"Kimseyi bulamadık."
Ben yumruklarımı sıktım.
Yine...
Saniyelerle kaçmışlardı.
---
Elif salona geçti.
Ben de arkasından girdim.
Bu evde daha önce defalarca bulunmuştum.
Ama ilk kez bu kadar huzursuz hissediyordum.
Elif bana döndü.
"Mert."
"Evet?"
"Ben buradan taşınacağım."
Şaşırdım.
"Ne?"
"Artık burası güvenli değil."
Haklıydı.
Ama onu yalnız bırakmaya da niyetim yoktu.
"Geçici olarak annemlere gidebilirsin."
Başını iki yana salladı.
"Hayır."
"O zaman?"
Gözlerimin içine baktı.
"Senin evine."
O cümleyi duyunca bir an donup kaldım.
Elif devam etti.
"Yanlış anlama."
"Sadece..."
"Orada hem sen varsın..."
"...hem de ailene daha yakın oluruz."
Emir öksürerek bakışlarını başka yöne çevirdi.
Melike ise gülümsememek için kendini zor tutuyordu.
Ben ise birkaç saniye cevap veremedim.
Sonunda hafifçe gülümsedim.
"Babam buna çok sevinir."
Elif de istemeden güldü.
"Galiba annen de."
---
Ertesi sabah...
Elif'in birkaç valizi benim arabamın bagajındaydı.
Annem kapıyı açar açmaz Elif'i görünce şaşırdı.
"Hoş geldin kızım."
Elif mahcup bir ifadeyle gülümsedi.
"Rahatsız etmiyorum umarım."
Annem hiç düşünmeden onu sarılarak karşıladı.
"Bu evde kendini misafir gibi hissetmeyeceksin."
Babam da salondan çıktı.
Elif'e sıcak bir tebessümle baktı.
"Artık daha güvende olursun."
Ben onların bu tavrını görünce içim biraz olsun rahatladı.
---
Öğleden sonra laboratuvardan haber geldi.
Melike beni aradı.
"Zarf açıldı."
"Ne çıktı?"
"Sadece bir mektup."
"Neredesiniz?"
"Emniyette."
On dakika sonra laboratuvardaydım.
Melike mektubu bana uzattı.
"Parmak izi yok."
"Kâğıt yeni."
"Eldiven kullanılmış."
Derin bir nefes alıp okumaya başladım.
«"Komiser Mert...
Onu evine götürerek doğru karar verdin.
Çünkü onu zaten oraya götürmeni istiyorduk."»
Kanım dondu.
Mektup devam ediyordu.
«"Bazen insan, düşmanını koruduğunu sanırken...
Aslında onu kendi elleriyle tuzağın içine taşır."»
Boğazım kur
Bölüm etkileşimi
