18. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 18
Bölümler 47Şu an: Bölüm 18
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Telefon kılıfını elimde çevirip duruyordum.
Siyah, sade bir modeldi.
Arkasındaki beyaz çıkartmada yalnızca tek bir harf vardı.
D.
Bu harf gerçekten Duru'yu mu işaret ediyordu...
Yoksa özellikle benim öyle düşünmem için mi bırakılmıştı?
Polislik bana bir şeyi öğretmişti.
En açık görünen delil, bazen en yanıltıcı olanıdır.
Kılıfı cebime koyup apartmanın önüne döndüm.
Elif hâlâ arabanın yanında bekliyordu.
Beni görünce rahat bir nefes aldı.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Yakalayabildin mi?"
"Hayır."
"İzini kaybettim."
Başka bir şey söylemedim.
Çünkü elimdeki kılıfın ne anlama geldiğini ben bile bilmiyordum.
---
Elif'i apartmana bıraktım.
Tam vedalaşacakken durdu.
"Mert."
"Efendim?"
"Bugün yine peşimizden biri mi geldi?"
Bu kez yalan söylemedim.
"Emin değilim."
"Ama şüphelendim."
Başını yavaşça salladı.
Artık korkudan çok...
Temkinli görünüyordu.
"Dikkatli olurum."
"Bana söz vermiştin."
"Hatırlıyorum."
Ben de ona baktım.
"Sen de bana söz vermiştin."
"Tek başına hareket etmeyeceksin."
Hafifçe gülümsedi.
"Sözüm geçerli."
İçeri girdi.
Kapı kapanana kadar bekledim.
---
Ertesi sabah doğruca karakola gittim.
Emir masasındaydı.
Telefon kılıfını masanın üzerine bıraktım.
"Bunu buldum."
Eline alıp inceledi.
"Sıradan bir kılıf."
"Evet."
"Ama üzerindeki çıkartma dikkat çekici."
"D harfi."
Emir birkaç saniye düşündü.
"Fazla açık."
"Ben de aynı şeyi düşündüm."
"Eğer Duru bıraktıysa..."
"Bunu bilerek bırakmıştır."
"Senin onu suçlamanı istemiş olabilir."
Başımı salladım.
"Kamera kayıtlarına bakalım."
---
Yakındaki sokağın güvenlik kamerası görüntülerini izlemeye başladık.
Saatler tek tek ilerliyordu.
Nihayet...
Benim koşmaya başladığım an ekrana geldi.
Kapüşonlu kişi gerçekten ara sokağa giriyordu.
Görüntüyü durdurduk.
Yakınlaştırdık.
Yüz görünmüyordu.
Boyu yaklaşık bir seksendi.
Yürüyüşü...
Bir erkek gibiydi.
Emir ekrana dikkatlice baktı.
"Duru değil."
"Ben de öyle düşünüyorum."
"Peki kim?"
Tam o sırada görüntünün başka bir açısından yeni bir kamera kaydı açıldı.
Kapüşonlu kişi sokağın sonuna gelince...
Siyah bir otomobile biniyordu.
Aracın direksiyonunda oturan kişi görünmüyordu.
Ama plakasının son iki rakamı seçiliyordu.
34.
Emir not aldı.
"Plakanın tamamını bulmaya çalışacağız."
İçimde ilk kez küçük de olsa bir umut oluştu.
En azından...
Artık elimizde gerçek bir iz vardı.
---
Akşam üzeri eve döndüğümde annem beni kapıda karşıladı.
"Mert."
"Karşı komşular bizde."
"Çaya bekliyorlar."
Üzerimi değiştirip salona geçtim.
Hasan Amca, Zeynep Teyze ve Elif çoktan gelmişti.
Masada çaylar hazırlanmıştı.
Kerem de oyuncak arabasını getirip halının üzerinde oynuyordu.
Bir süre günlük konulardan konuştuk.
Elif, üniversitedeki ilk haftasını anlattı.
Ece'nin sürekli geç kaldığını...
Bir hocasının çok disiplinli olduğunu...
Kütüphanede ödünç aldığı ilk kitabı...
Onu dinlerken yüzündeki mutluluğu görmek bile insana iyi geliyordu.
Sonra Kerem bana döndü.
"Mert abi."
"Efendim?"
"Cumartesi maç yapacağız."
"Sen de gelir misin?"
Salondakiler gülmeye başladı.
"Ben mi oynayacağım?"
"Evet."
"Kaleci ol."
Elif de gülerek,
"Bence kabul et."
dedi.
"Mahallenin çocukları seni haftalardır bekliyor."
Ben de gülümseyerek başımı salladım.
"Tamam."
"Kaleci olurum."
Kerem sevinçle yerinden zıpladı.
"O zaman kazanacağız!"
Salonda kahkahalar yükseldi.
Uzun zamandır ilk kez...
Herkes gerçekten rahattı.
Ben bile.
Fakat o an...
Karşı apartmanın çatısından uzun objektifli bir fotoğraf makinesi bize doğrultulmuştu.
Deklanşöre sessizce basıldı.
Aynı anda birkaç kare çekildi.
Fotoğraf makinesini kullanan kişi ise sadece tek cümle söyledi.
"Şimdi sıra ikinci aşamada..."
Ve objektifi yavaşça indirdi.
Cumartesi sabahı mahalle beklediğimden daha hareketliydi.
Çocuklar erkenden sokağa çıkmıştı.
Kerem, apartmanın önünde elinde futbol topuyla beni bekliyordu.
Beni görünce topu havaya kaldırdı.
"Mert abi!"
"Sözünü unutmadın değil mi?"
Gülümsedim.
"Unutmadım."
"Kaleci olacaktım."
Sevinçle koşarak arkadaşlarının yanına gitti.
"Geliyor!"
"Size demiştim."
Üzerimi değiştirdim.
Eşofmanlarımı giyip aşağı indim.
Mahalledeki boş arsaya kale niyetine iki taş dizmişlerdi.
Ben kaleye geçtim.
Kerem ve arkadaşları ise takımları kurmaya başladı.
---
Maç başladıktan birkaç dakika sonra Elif de market dönüşü sokağa girdi.
Elindeki poşetleri görünce Kerem oyunu durdurdu.
"Elif abla!"
"Bakar mısın?"
Elif gülerek yanımıza geldi.
"Ne oldu?"
"Mert abi gol yiyor."
"Bir şey söyle."
İstemeden güldüm.
"Daha bir tane yedim."
Elif de gülmeye başladı.
"Bence çocuklar haklı."
"Biraz daha dikkat et."
"Sen de onların tarafını tuttun."
"Tabii."
Kerem ellerini havaya kaldırdı.
"Yaşasın!"
Maç kaldığı yerden devam etti.
Uzun zamandır böyle rahat hissetmemiştim.
Sadece çocuklarla top oynuyor...
Mahallede sıradan bir cumartesi geçiriyordum.
Bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey...
Tam da buydu.
---
Maç bittikten sonra çocuklar teşekkür edip dağıldılar.
Kerem yanıma gelip gizlice cebinden bir şey çıkardı.
Küçük, mavi bir düdük.
"Bunu sana vermek istiyorum."
"Niye?"
"Çünkü en iyi kaleci sendin."
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
"Üç gol yedim."
"Olsun."
"Yine de en iyisiydin."
Düdüğü cebime koydum.
"Teşekkür ederim."
Kerem gururla gülümsedi.
---
Elif hâlâ apartmanın önündeydi.
Poşetlerden birini almak için yanına gittim.
"Ver."
"Taşırım."
"Bugün çok yoruldun."
"Çocuklarla maç yaptım."
"Yorulmadım."
Beraber merdivenlere yöneldik.
Tam apartmana girecekken...
Kapının önünde küçük beyaz bir zarf dikkatimi çekti.
Üzerinde hiçbir isim yazmıyordu.
Yerden alıp çevirdim.
Boş görünüyordu.
Elif merakla sordu.
"Ne var içinde?"
Zarfı açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafa baktığım anda yüzümdeki gülümseme kayboldu.
Fotoğraf...
Az önce çocuklarla maç yaparken çekilmişti.
Ben kalede duruyordum.
Elif ise kenarda bizi izliyordu.
Fotoğrafın arkasında siyah kalemle tek cümle yazıyordu.
"Mutlu görünüyorsunuz."
Elif de yazıyı gördü.
Yüzü bembeyaz kesildi.
"Bu..."
"Evet."
Sakin kalmaya çalıştım.
Fotoğrafı tekrar zarfa koydum.
"Kim bırakmış olabilir?"
diye sordu.
"Emin değilim."
Ama içimdeki cevap belliydi.
Duru...
Ya da onun adına çalışan biri.
---
O sırada apartmanın güvenlik görevlisi Hüseyin Bey dışarı çıktı.
"Bir sorun mu oldu?"
Yerdeki zarfı gösterdim.
"Bunu kim bıraktı, gördünüz mü?"
Bir an düşündü.
"Yaklaşık on dakika önce."
"Kurye sandım."
"Siyah şapkalı bir genç geldi."
"Hiç konuşmadan zarfı bırakıp gitti."
"Yüzünü görebildiniz mi?"
"Hayır."
"Şapkasını iyice indirmişti."
Teşekkür edip içeri girdik.
Merdivenleri sessizce çıktık.
İlk kez...
Elif'in de omuzlarının düştüğünü fark ettim.
Kapısının önünde durdu.
"Mert."
"Efendim?"
"Artık ben de korkmaya başladım."
Bu cümleyi duymak istemiyordum.
Çünkü en başından beri engellemeye çalıştığım şey buydu.
Sakin bir sesle konuştum.
"Bu akşam Emir'le görüşeceğim."
"Bu işi daha da ciddiye alacağız."
Başını salladı.
"Tamam."
Kapıyı açmadan önce bana baktı.
"Dikkatli ol."
"Sen de."
Kapı kapandı.
Ben ise elimdeki zarfa tekrar baktım.
Bu fotoğraf...
Sadece takip edildiğimizi göstermiyordu.
Biri artık mahallemizin içine kadar girmişti.
Ve bu...
Her şeyi çok daha tehlikeli hâle getiriyordu.
Fotoğrafı cebime koyup doğruca karakola gittim.
Cumartesi olmasına rağmen Emir nöbetteydi.
Beni görünce yüzüme baktı.
"Bir şey olmuş."
Sessizce zarfı masasına bıraktım.
İçindeki fotoğrafı çıkarıp önüne koydum.
Emir birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Ne zaman çekilmiş?"
"Yaklaşık yarım saat önce."
"Fotoğraf ne zaman bırakılmış?"
"Biz apartmana girmeden birkaç dakika önce."
Başını iki yana salladı.
"Demek ki biri sizi uzaktan izledi."
"Fotoğrafı bastırdı."
"Sonra gelip kapıya bıraktı."
"Ya da..."
diye devam ettim.
"Fotoğrafı önceden çeken başka biri vardı."
"Kapıya bırakan kişi farklıydı."
Emir dosyayı açıp not almaya başladı.
"İkinci ihtimal daha mantıklı."
"Duru tek başına hareket etmiyor olabilir."
---
Fotoğraf incelemeye gönderildi.
Ben de Emir'le birlikte apartmanın çevresindeki güvenlik kameralarını izlemeye başladım.
Kayıtları hızlandırarak ilerliyorduk.
Sonunda...
Siyah şapkalı genç ekranda belirdi.
Başını öne eğmişti.
Yüzü yine görünmüyordu.
Elinde beyaz zarf vardı.
Apartmanın girişine bıraktı.
Sonra yürüyerek köşeyi döndü.
Diğer kameraya geçtik.
Bu kez daha netti.
Genç, sokağın sonunda duran gri renkli bir araca bindi.
Direksiyonda oturan kişi yine görünmüyordu.
Ama aracın plakasının ilk üç hanesi seçiliyordu.
34 BL...
Emir görüntüyü durdurdu.
"Bu işimize yarar."
İlk kez elimizde takip edilebilir bir iz vardı.
---
Akşam eve döndüğümde annem sofrayı hazırlıyordu.
"Baban birazdan gelir."
"Sen de üstünü değiştir."
"Tamam."
Normal davranmaya çalışıyordum.
Ama aklım sürekli aynı yerdeydi.
Fotoğraf...
Zarf...
Ve Elif'in korkuyla söylediği o cümle.
"Artık ben de korkmaya başladım."
Bu cümle kulaklarımdan gitmiyordu.
---
Yemekten sonra balkon kapısını açtım.
Karşı balkonda ışık yanıyordu.
Elif masasına oturmuş ders çalışıyordu.
Bir ara başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
İkimiz de gülümsedik.
Ne konuşmaya gerek vardı...
Ne de uzun cümlelere.
O kısa bakış bile...
"İyiyim."
demeye yetiyordu.
Tam içeri girecekken telefonum çaldı.
Arayan Emir'di.
"Mert."
"Efendim?"
"Plakanın sahibi bulundu."
Olduğum yerde durdum.
"Kim?"
"Araç kiralık."
"Üç gün önce sahte ehliyetle kiralanmış."
"Teslim edilmemiş."
"Yani hâlâ kullanılıyor."
"Bulabildiniz mi?"
"Henüz değil."
"Ama şehir dışına çıkmamış."
Bu önemliydi.
Demek ki...
Hâlâ buradaydılar.
---
Telefonu kapattığım sırada aşağıdan bir motor sesi geldi.
Refleksle balkondan sokağa baktım.
Siyah kasklı bir motosikletli apartmanın önünde yavaşladı.
Bir an durdu.
Sonra cebinden küçük bir kutu çıkarıp posta kutularının olduğu bölüme bıraktı.
Hemen merdivenlere yöneldim.
Asansörü beklemeden aşağı koştum.
Kapıyı açıp dışarı çıktığımda motosiklet çoktan uzaklaşmıştı.
Kutuyu dikkatlice aldım.
Üzerinde sadece bir not vardı.
"Mert Yılmaz."
Kutuyu açmadan önce Emir'i aradım.
"Dokunma."
dedi.
"Bulunduğu yerde bekle."
"Ekibi gönderiyorum."
Kutuyu yavaşça yere bıraktım.
Apartmanın önünde kimseyi yaklaştırmadım.
Beş dakika sonra olay yeri inceleme ekibi geldi.
Kutuyu özel eldivenlerle açtılar.
Herkes sessizce bekliyordu.
Kutunun içinden...
Sadece tek bir eşya çıktı.
Mavi renkli, çocuklara ait küçük bir oyuncak araba.
Onun altına iliştirilmiş kısa bir not vardı.
"Sıradaki oyunu kim kazanacak?"
Oyuncak arabaya bakınca içim buz kesti.
Çünkü...
Bu, birkaç saat önce bana hediye edilen oyuncak arabanın aynısıydı.
Kerem'in bana verdiği hediyeyi biri görmüş...
Ve bunu mesajına dönüştürmüştü.
O an anladım.
Artık sadece beni değil...
Mahalledeki en küçük ayrıntıları bile izliyorlardı.
Ve bu...
Sandığımdan çok daha tehlikeli bir oyundu.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
