28. bölüm / 47
GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIKBölüm 28
Bölümler 47Şu an: Bölüm 28
- 1 BÖLÜM 13.260 kelime
- 2 Bölüm 22.220 kelime
- 3 Bölüm 32.224 kelime
- 4 Bölüm 42.738 kelime
- 5 Bölüm 51.477 kelime
- 6 Bölüm 61.889 kelime
- 7 Bölüm 72.128 kelime
- 8 Bölüm 82.110 kelime
- 9 Bölüm 91.542 kelime
- 10 Bölüm 101.677 kelime
- 11 Bölüm 11798 kelime
- 12 Bölüm 121.328 kelime
- 13 Bölüm 132.053 kelime
- 14 Bölüm 141.320 kelime
- 15 Bölüm 151.636 kelime
- 16 Bölüm 161.690 kelime
- 17 Bölüm 171.778 kelime
- 18 Bölüm 181.424 kelime
- 19 Bölüm 191.692 kelime
- 20 Bölüm 201.476 kelime
- 21 Bölüm 211.170 kelime
- 22 Bölüm 222.140 kelime
- 23 Bölüm 231.671 kelime
- 24 Bölüm 242.562 kelime
- 25 Bölüm 251.515 kelime
- 26 Bölüm 261.432 kelime
- 27 Bölüm 271.547 kelime
- 28 Bölüm 281.262 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 Bölüm 291.496 kelime
- 30 Bölüm 302.563 kelime
- 31 Bölüm 311.233 kelime
- 32 Bölüm 322.317 kelime
- 33 Bölüm 331.721 kelime
- 34 Bölüm 341.051 kelime
- 35 Bölüm 35664 kelime
- 36 Bölüm 361.943 kelime
- 37 Bölüm 371.970 kelime
- 38 Bölüm 381.416 kelime
- 39 Bölüm 392.619 kelime
- 40 Bölüm 402.716 kelime
- 41 Bölüm 414.101 kelime
- 42 Bölüm 42808 kelime
- 43 Bölüm 431.117 kelime
- 44 Bölüm 442.172 kelime
- 45 Bölüm 452.455 kelime
- 46 Bölüm 463.632 kelime
- 47 Bölüm 476.415 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Garın eski emanet dolaplarının bulunduğu koridor...
Zifiri karanlıktı.
Elif kolumu sıkıca tutuyordu.
Emir silahını iki eliyle kavramıştı.
Melike ise koridorun girişini kontrol altına almıştı.
Tam o anda...
Aynı kadın sesi yeniden duyuldu.
"Ne kadar da tahmin edilebilir hareket ediyorsun Mert..."
Boğuk ama netti.
Koridorun duvarlarında yankılanıyordu.
Emir bağırdı.
"Yerini tespit edin!"
Özel Harekât timleri iki yana dağıldı.
Ben ise sesin geldiği yöne doğru ilerledim.
Bir adım...
Bir adım daha...
Sonunda eski bir hoparlör tavandan sarkıyordu.
Melike dikkatlice yaklaştı.
Hoparlörün arkasına gizlenmiş küçük siyah bir cihaz vardı.
Cihaz hâlâ çalışıyordu.
Üzerindeki ışık yanıp sönüyordu.
Melike cihazı söktü.
"Ses kaydedici."
Derin bir nefes verdim.
"Yani..."
"Duru burada değil."
Melike başını salladı.
"Hayır."
"Bu kayıt önceden hazırlanmış."
Tam o sırada cihazdan son cümle duyuldu.
«"Eğer bunu dinliyorsan... geç kaldın."»
Ardından cihaz kendi kendini susturdu.
---
Emanet dolabından çıkan siyah çantayı masanın üzerine koyduk.
Hepimiz dikkat kesilmiştik.
Fermuarı yavaşça açtım.
İçinden eski bir dosya...
Bir kaset...
Ve küçük bir USB bellek çıktı.
Dosyanın kapağında sadece tek kelime yazıyordu.
KUZGUN
Babamın yıllardır sakladığı sır...
Artık elimizdeydi.
---
Emniyete döner dönmez Teknik Büro USB belleği incelemeye başladı.
Ben ise dosyayı açtım.
İlk sayfada eski bir operasyon planı vardı.
Tarih...
17 Eylül 1999
Operasyonun adı:
KUZGUN
Babamın adı listede yer alıyordu.
Selim'in adı da...
Ama bir isim daha dikkatimi çekti.
Operasyon Amiri:
Murat Sancaktar
Kaşlarımı çattım.
Bu ismi daha önce hiç duymamıştım.
Emir yanıma geldi.
"Tanıyor musun?"
"Hayır."
Melike bilgisayarda arama yaptı.
Birkaç saniye sonra yüzü değişti.
"Garip..."
"Nedir?"
"Bu isimle ilgili resmî kayıtlarda neredeyse hiçbir bilgi yok."
"Nasıl yani?"
"Sanki biri yıllar önce bütün izlerini silmiş."
Odanın içi sessizliğe gömüldü.
---
Tam o sırada hastaneden haber geldi.
Duru kendine gelmişti.
Bu kez konuşmayı reddetmiyordu.
Hemen hastaneye gittik.
Kapının önünde iki Özel Harekât polisi nöbet tutuyordu.
İçeri girdiğimde Duru yorgun görünüyordu.
Beni görünce başını çevirdi.
"Mert..."
Sandalyeyi yatağının yanına çektim.
"Ses kaydı."
"Onun fikri miydi?"
Duru gözlerini kapattı.
"Hayır."
"Kimin?"
Cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
"Patron..."
"Her zaman üç adım sonrasını düşünürdü."
"O yüzden..."
"...ben konuşamasam bile..."
"...sana ulaşacak bir mesaj bırakmış."
Dosyayı masaya bıraktım.
"Kuzgun'u biliyor musun?"
Duru dosyaya bakınca ilk kez gerçekten şaşırdı.
"Demek bulmuşsun..."
"Bu dosya ne?"
Bir süre sustu.
Sonra bana baktı.
"Mert..."
"Sen bu dosyayı açtığın anda..."
"...artık sadece Gölge'nin değil..."
"...devletin içindeki bazı insanların da hedefi oldun."
O an odanın kapısı hızla açıldı.
İçeri nefes nefese bir polis girdi.
"Komiserim!"
"Evet?"
"Emniyet Müdürlüğü'nden acil haber var."
"Ne oldu?"
Polis yutkundu.
"Teknik Büro'daki USB belleği..."
"...birisi uzaktan tamamen sildi."
Hepimiz donup kaldık.
Dosya elimizdeydi.
Ama dijital deliller...
Saniyeler içinde yok edilmişti.
Ve bunu yapabilen biri...
Sistemin içine erişebilecek kadar güçlüydü.
Emniyet Müdürlüğü...
Sabahın ilk ışıkları pencereden içeri süzülüyordu.
Masamın üzerindeki dosyalara bakıyordum.
KUZGUN...
Babam...
Selim...
Duru...
Hepsi aynı düğümün içindeydi.
Ama o düğümü çözecek son ip eksikti.
Kapı çalındı.
"Komiserim."
"Gel."
Emir içeri girdi.
Elinde iki kahve vardı.
Birini masama bıraktı.
"Üç saattir aynı sayfaya bakıyorsun."
"Gözüm görüyor."
"Aklın görmüyor."
İstemsizce gülümsedim.
Emir beni çocukluğumdan beri tanımazdı.
Ama son on yılda kardeşim kadar yakınım olmuştu.
"Babanı bulacağız."
dedi.
"Biliyorum."
"Ama içimde kötü bir his var."
Emir omzuma dokundu.
"O hissin seni yönetmesine izin verme."
---
Aynı saatlerde...
Annemden telefon geldi.
"Oğlum."
"Anne."
"Elif kahvaltıyı hazırladı."
İlk kez sesinde biraz olsun huzur vardı.
"Sen bir şey yedin mi?"
"Henüz değil."
"O zaman öğlene kadar eve gel."
"Elif de seni bekliyor."
Telefon kapandıktan sonra fark ettim.
Saatlerdir ne yemek yemiştim...
Ne de Elif'i görmüştüm.
---
Yaklaşık kırk dakika sonra eve ulaştım.
Kapıyı Elif açtı.
Saçlarını gelişigüzel toplamıştı.
Üzerinde sade bir kazak vardı.
Yüzünde yorgun ama sıcak bir gülümseme...
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
Gözlerimin altına baktı.
"Yine uyumadın."
Cevap vermedim.
Çünkü cevabı biliyordu.
Mutfağa geçti.
"Bana beş dakika ver."
"Çay hazır."
Masaya oturduğumda annem sessizce yanıma geldi.
"Hiçbir haber yok."
Başımı eğdim.
"Bulacağız anne."
"Bulacağız."
Ama bunu söylerken kendime bile inanamıyordum.
---
Kahvaltı boyunca kimse fazla konuşmadı.
Sessizliği bozan kişi Elif oldu.
"Mert."
"Evet?"
"Bugün üniversiteye gitmeyeceğim."
Başımı kaldırdım.
"Neden?"
"Şu an aklım orada değil."
"Üstelik..."
"...annenin yalnız kalmasını da istemiyorum."
Annem hemen itiraz etti.
"Olur mu kızım?"
"Sen okulunu aksatma."
Elif gülümsedi.
"Bir günlük dersten bir şey olmaz."
"Şu an sizin yanınızda olmam daha önemli."
Annemin gözleri doldu.
Elif'in elini tuttu.
"İyi ki varsın."
O an fark ettim.
Elif sadece benim hayatımın değil...
Ailemin de vazgeçilmez bir parçası olmuştu.
---
Kahvaltıdan sonra babamın çalışma odasına tekrar girdim.
Bu kez yalnızdım.
Masanın üzerindeki eski çerçeveli fotoğrafa baktım.
Ben...
Annem...
Babam...
Çocukluğumdan kalma bir yaz günü.
Fotoğrafın arkasında küçük bir çıkıntı dikkatimi çekti.
Çerçeveyi açtım.
İçinden katlanmış sararmış bir kâğıt düştü.
Babamın el yazısıydı.
«"Mert...
Eğer bu satırları okuyorsan, işler tahmin ettiğim noktaya gelmiş demektir.
Sana söyleyemediğim şeyler vardı.
Seni korumak için sustum.
Ama artık susmanın zamanı geçti.
Beni bulmak istiyorsan, önce 'Kuzgun'un başladığı yere git."»
Notun altında tek bir adres yazıyordu.
Ankara – Eski Polis Akademisi Arşiv Binası
Kalbim hızlandı.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Arayan Melike'ydi.
"Mert Abi."
"Söyle."
"Az önce hastaneden haber geldi."
"Selim mi?"
"Hayır."
"Duru..."
"Nesi olmuş?"
Melike'nin sesi sertleşti.
"Duru kaçtı."
Ayağa öyle hızlı kalktım ki sandalye devrildi.
"Ne dedin?"
"Kaçmadı..."
"...kaçırıldı."
Pencereden dışarı baktım.
Demek ki...
Gölge, konuşabilecek herkesi tek tek ortadan kaldırıyordu.
Ve artık...
Zaman bizim aleyhimize işlemeye başlamıştı.
Telefonu kapattığım anda evden çıktım.
Motoru çalıştırırken tek düşündüğüm şey vardı.
Duru.
Hastane gibi korunaklı bir yerden nasıl kaçırılmıştı?
Yoksa...
Gerçekten kaçırılmış mıydı?
---
On iki dakika sonra hastanedeydim.
Koridor polislerle doluydu.
Olay yeri ekipleri odanın önünü güvenlik şeridiyle kapatmıştı.
Emir beni görünce doğruca yanıma geldi.
"Durum ne?"
Yüzü asıktı.
"İyi değil."
"Anlat."
"Oda gece boyunca koruma altındaydı."
"Sabah nöbet değişiminden beş dakika önce..."
"...hemşire kılığında biri içeri girmiş."
"Kimliği?"
"Sahte."
"O zamana kadar fark edilmemiş."
"Odadan çıkarken güvenlik kameralarına yakalanmış."
"Sonra?"
"Yeraltı otoparkına inmiş."
"Orada da ambulansa binmiş."
Kaşlarımı çattım.
"Ambulans mı?"
"Çalıntı."
Tam profesyonelce hazırlanmış bir plandı.
---
Melike elinde bir tabletle yanımıza geldi.
"Görüntüler burada."
Videoyu oynattı.
Beyaz önlüklü biri, yüzünde maske ve gözlükle Duru'nun odasına giriyordu.
Yedi dakika sonra...
Duru tekerlekli sandalyede dışarı çıkarılıyordu.
Başı öne eğikti.
İlk bakışta bilinçsiz görünüyordu.
Ama görüntüyü yavaşlatınca...
Duru'nun sağ elini gördüm.
Parmaklarıyla ritmik şekilde kolçağa vuruyordu.
Bir...
İki...
Üç...
Durup tekrar.
Melike görüntüyü durdurdu.
"Fark ettin mi?"
"Evet."
"Bu panik işareti değil."
"Hayır."
"Bu..."
"...önceden belirlenmiş bir işaret."
Demek ki Duru baygın değildi.
Bilinci açıktı.
---
Odayı tekrar incelemeye başladık.
Yatağın kenarında küçücük bir kâğıt parçası buldum.
Üzerinde yalnızca iki rakam yazıyordu.
17
Emir omzuma baktı.
"Ne ifade ediyor olabilir?"
Bilmiyordum.
Ama son günlerde karşıma çıkan her şey aynı sayıya bağlanıyordu.
17 Eylül.
Kuzgun Operasyonu.
Ve şimdi...
Bu not.
Tesadüf olamazdı.
---
Öğleden sonra kısa süreliğine eve döndüm.
Kapıyı açtığımda içeriden yemek kokusu geliyordu.
Elif mutfaktaydı.
Annem salonda sessizce örgü örüyordu.
Beni görünce Elif hemen yanıma geldi.
"Bir şey yiyebilecek misin?"
Başımı salladım.
"Çok aç değilim."
"Biliyorum."
"Ama yine de otur."
İtiraz etmedim.
Masaya oturduğumda önüme sıcak bir çorba koydu.
Kaşığı elime aldım.
Sonra fark ettim.
Saatlerdir ilk kez gerçekten duruyordum.
Elif karşıma oturdu.
"Mert."
"Hı?"
"Kendini suçlamayı bırak."
Başımı kaldırdım.
"O kadar belli oluyor mu?"
"Hem de çok."
"Her olaydan sonra..."
"...'Keşke bunu yapsaydım.' diyorsun."
Sessiz kaldım.
Çünkü haklıydı.
Elif elimi tuttu.
"Sen elinden geleni yapıyorsun."
"Her şeyi tek başına kontrol edemezsin."
İlk kez o gün omuzlarımdaki yük biraz hafiflemiş gibi hissettim.
---
Tam o sırada telefonum çaldı.
Melike.
"Mert Abi."
"Söyle."
"Hastanedeki sahte hemşirenin yüzünü netleştirdik."
"Kim?"
"Hatırlıyor musun..."
"...fabrikadan motosikletle kaçan adamı?"
Kalbim hızlandı.
"Evet."
"Aynı kişi."
Demek ki...
Keskin nişancı...
Sahte hemşire...
Ve motosikletli saldırgan...
Hepsi aynı adamdı.
Profesyoneldi.
Soğukkanlıydı.
Ve her seferinde bizden bir adım öndeydi.
Telefonu kapatırken içimde tek bir his vardı.
Bu adamı yakalamadan...
Ne babamı bulabilecektim...
Ne de Gölge'nin gerçek liderine ulaşabilecektim.
Ama bu kez...
Kaçmasına izin vermeyecektim.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
