22. bölüm · GÖRÜCÜ USULÜ EVLILIK

Bölüm 22

CEPHEKALEMI 19

Kafeden ayrıldıktan sonra aklım hâlâ o gri otomobildeydi.

Plakayı defalarca zihnimden geçirdim.

Bir rakamı bile yanlış hatırlamak istemiyordum.

Emir'e mesaj atıp ezberlediğim plakayı ilettim.

"Sisteme giriyorum. Sonuç çıkar çıkmaz haber vereceğim."

Telefonu cebime koyup eve doğru yürümeye başladım.

Mahalle her zamanki gibiydi.

Çocuklar bisiklet sürüyor...

Komşular apartman önünde sohbet ediyordu.

Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyordu.

Ama ben artık biliyordum.

Normal görünen şeylerin arkasında bazen en büyük tehlikeler saklanıyordu.

---

Eve girdiğimde salondan kahkaha sesleri geliyordu.

Annem beni görünce mutfaktan seslendi.

"Mert!"

"Hoş geldin."

"Hoş buldum."

"Misafirimiz var."

Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtiğimde bir an duraksadım.

Koltukta oturan genç kadın ayağa kalktı.

Kısa kestane rengi saçları, dik duruşu ve kendinden emin bakışları hiç değişmemişti.

Yüzünde hafif bir tebessüm vardı.

"Hayırdır Komiser."

"Beni tanımadın mı?"

İstemeden gülümsedim.

"Melike..."

Kadın kahkaha attı.

"Demek hâlâ unutmamışsın."

Yanına gidip sımsıkı sarıldım.

"Ne zaman geldin?"

"Bu sabah."

"Operasyon eğitimi bitti."

"Birkaç günlüğüne izin aldım."

Annem çayları getirirken gülümsedi.

"Sürpriz yapmak istedi."

"Başardı."

dedim.

Gerçekten de beklemiyordum.

---

Melike çocukluğumun en önemli parçalarından biriydi.

Aynı sokaklarda büyümüştük.

Aynı okula gitmiştik.

Ben polis akademisine girdiğimde o lise son sınıftaydı.

Yıllar sonra da benim izimden giderek polis olmuştu.

Fakat o...

Daha zorlu bir yolu seçmişti.

Polis Özel Harekât.

Aylar süren eğitimlerden geçmiş...

Sayısız operasyona katılmıştı.

Ailece bununla gurur duyuyorduk.

Ama ben...

Her operasyona çıktığında içten içe endişelenmeden de edemiyordum.

---

Çaylarımızı içerken Melike bana baktı.

"Kaçırıldığını duydum."

Annemin yüzü bir anda ciddileşti.

"Konuyu kapatalım."

Melike başını salladı.

"Tam tersine."

"Mert'in konuşması gerekiyor."

Ona döndüm.

"İyiyim."

"Emin misin?"

"Evet."

Melike gözlerimin içine baktı.

Çocukluğumdan beri yalan söylediğimde bunu ilk anlayan kişi oydu.

"Yalan söylüyorsun."

Gülümsedim.

"Biraz."

"İşte şimdi doğru."

---

Tam o sırada kapı zili çaldı.

Ben açmak için ayağa kalktım.

Kapıyı açınca karşımda Emir'i gördüm.

"Rahatsız etmiyorum umarım."

"Olur mu?"

"Gel."

Emir içeri girince salona doğru yöneldi.

Melike de tam o sırada ayağa kalkmıştı.

İkisi aynı anda birbirine baktı.

"Merhaba."

dedi Emir.

"Ben Emir."

"Komiser."

Melike elini uzattı.

"Melike."

"Polis Özel Harekât."

Emir istemsizce gülümsedi.

"Demek ünlü kuzen."

Melike kaşını kaldırdı.

"Ünlü mü?"

"Mert senden çok bahsetti."

Bu kez bana döndü.

"Demek arkamdan konuşuyorsun."

"İyi şeyler söyledim."

Hepimiz güldük.

---

Akşam ilerledikçe sohbet koyulaştı.

Emir ile Melike kısa sürede mesleki konulara dalmıştı.

Operasyon eğitimleri...

Teçhizatlar...

Görevler...

İkisi de aynı dili konuşuyordu.

Ben ise sessizce onları dinliyordum.

Bir ara annem mutfağa geçince Melike de yardım etmek için kalktı.

Emir'in gözleri istemsizce onun arkasından kaydı.

Bu bakış sadece bir saniye sürdü.

Belki başkası fark etmezdi.

Ama ben...

Emir'i yıllardır tanıyordum.

Yüzündeki o kısa şaşkınlığı görmüştüm.

İçimden hafifçe gülümsedim.

Henüz hiçbir şey yoktu.

Sadece ilk izlenim.

Belki de bir merak.

O sırada Emir telefonuna baktı.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Mert."

"Evet?"

"Gri otomobil bulundu."

Salondaki gülümsemeler bir anda kayboldu.

"Nerede?"

"Şehir merkezindeki eski bir depoda."

Melike hemen ayağa kalktı.

"Operasyon var mı?"

Emir başını salladı.

"Henüz değil."

"İstihbarat doğrulanıyor."

Melike'nin yüzündeki ifade bir anda değişmişti.

Artık karşımda kuzenim değil...

Operasyona çıkmaya hazırlanan bir PÖH personeli vardı.

Göz göze geldik.

Hiçbir şey söylemedik.

Ama ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Belki de...

Bu, Duru'nun kurduğu ağa ulaşmak için elimize geçen en büyük fırsattı.

Ve belki de...

Önümüzdeki operasyon, hiçbirimizin hayatının eskisi gibi olmayacağı günün başlangıcı olacaktı.

Emir'in telefonu kapatmasının ardından salondaki hava tamamen değişti.

Az önce kahkahaların yükseldiği evde şimdi derin bir sessizlik vardı.

Emir bana baktı.

"Depo boş olabilir."

"Ya da tuzak."

Başımı salladım.

"İki ihtimali de değerlendireceğiz."

Melike, çantasını omzuna aldı.

"Ben de geliyorum."

Annem hemen itiraz etti.

"Kızım, daha yeni geldin."

Melike anneme dönüp gülümsedi.

"Teyze..."

"Benim mesleğim bu."

"Beni merak etmeyin."

Bu cümleyi söylerken sesi sakindi.

Sanki sıradan bir işten bahsediyordu.

Ama ben onu tanıyordum.

Operasyon öncesi hep böyle olurdu.

Ne kadar tehlikeli olursa olsun...

Yüzündeki ifade değişmezdi.

---

Yarım saat sonra emniyetteydik.

Toplantı odasında büyük bir şehir haritası masanın üzerine serilmişti.

İstihbarat Şube, Asayiş ve Özel Harekât ekipleri bir aradaydı.

Depo kırmızı kalemle işaretlenmişti.

Emir sunuma başladı.

"İhbar yaklaşık kırk dakika önce geldi."

"Gri araç bu depoya giriş yapıyor."

"Ancak çıkış yaptığına dair görüntü yok."

Odadaki herkes dikkat kesilmişti.

Ben de haritaya bakıyordum.

Depo, eski sanayi bölgesinin en tenha kısmındaydı.

Kaçırıldığım yerle aynı bölge...

Ama aynı bina değildi.

Bu tesadüf olamazdı.

Melike söz istedi.

"Depoya kaç giriş var?"

"İki."

"Ön kapı ve arka yükleme rampası."

"Çatı?"

"Eski."

"Keskin nişancı için uygun."

Melike başını salladı.

"Biz çatıyı kontrol ederiz."

Toplantıdaki amirlerden biri ona döndü.

"PÖH ekibi çatıyı ve arka girişi alacak."

"Komiser Mert ve Komiser Emir ön girişten ilerleyecek."

Plan netleşmişti.

Ama içimde garip bir his vardı.

Duru'nun bugüne kadar yaptığı hiçbir hamle bu kadar açık olmamıştı.

Sanki...

Bizi özellikle buraya çekmek istiyordu.

---

Akşam hava tamamen kararmıştı.

Operasyon araçları ışıklarını kapatarak sanayi bölgesine yaklaşıyordu.

Telsizden yalnızca kısa komutlar duyuluyordu.

"Birim bir, yerinde."

"Birim iki, hazır."

"PÖH konuşlandı."

Araçtan indim.

Kurşun geçirmez yeleğimin tokasını son kez kontrol ettim.

Emir yanıma geldi.

"Heyecan var mı?"

"Her zamanki kadar."

Gülümsedi.

"Yani biraz."

"Biraz."

Arkamızdan Melike yürüdü.

Siyah operasyon üniforması içindeydi.

Kaskını kolunun altına almıştı.

Normalde evde gördüğüm o neşeli kuzen gitmişti.

Yerine...

Operasyon liderlerinden biri gelmişti.

"İçeri girince birbirimizi beklemiyoruz."

dedi.

"Temas olursa önce sivilleri çıkarıyoruz."

Başımı salladım.

"Anlaşıldı."

Emir de aynı ciddiyetle cevap verdi.

"Tamam."

Melike kısa bir an Emir'e baktı.

"Komiser."

"Dikkatli olun."

Emir hafifçe gülümsedi.

"Siz de."

Bu sadece mesleki bir uyarıydı.

Ama nedense...

İkisi arasında tuhaf bir uyum vardı.

Henüz farkında değillerdi.

Belki ben de fazla düşünüyordum.

---

Telsizden operasyon emri geldi.

"Tüm birimler..."

"Hazır olun."

"Üç..."

"İki..."

"Bir..."

"Operasyon!"

Koçbaşı kapıya çarptı.

Gürültü bütün depoda yankılandı.

"Polis!"

"Olduğunuz yerde kalın!"

İçeri ilk giren ben ve Emir olduk.

Silahlarımız hazırdı.

Depo beklediğimizden büyüktü.

Metal raflar, konteynerler ve büyük ahşap sandıklarla doluydu.

Her köşe tek tek kontrol ediliyordu.

"PÖH, üst kat temiz!"

diye telsizden Melike'nin sesi geldi.

Tam rahatlayacakken...

Depoda yankılanan yavaş bir alkış sesi duyuldu.

Hepimiz aynı anda o yöne döndük.

Üst kattaki demir platformda tek başına duran siyah takım elbiseli bir adam vardı.

Yüzü yine karanlıkta kalıyordu.

Bizi izliyordu.

Sakin bir sesle konuştu.

"Hoş geldiniz."

"Bu kadar çabuk geleceğinizi tahmin etmiştim."

Silahımı doğrulttum.

"Kıpırdama!"

Adam alaycı bir şekilde gülümsedi.

"Komiser Mert..."

"Bu oyunda sonunda yüz yüze geldik."

Depoda herkes nefesini tutmuştu.

Adam yavaşça ellerini iki yana açtı.

"Ama yine geç kaldınız."

Tam o anda deponun farklı köşelerinden peş peşe elektronik bip sesleri duyuldu.

Emir'in yüzü bir anda değişti.

"Mert!"

"Bu ses..."

Etrafı taradım.

Ahşap kasaların altına yerleştirilmiş kırmızı ışıklar aynı anda yanıp sönmeye başlamıştı.

Saat işlemeye başlamıştı.

Ve ilk kez...

Düşman bizi yalnızca kaçmak için değil...

Öldürmek için de hazırlık yapmıştı.

Kasaların altındaki kırmızı ışıklar aynı ritimle yanıp sönüyordu.

Bip...

Bip...

Bip...

Depodaki herkes bir anlığına donup kaldı.

Kulaklığımdan Emir'in sesi duyuldu.

"Mert! Geri çekilin!"

Tam o sırada üst kattaki takım elbiseli adam hafifçe gülümsedi.

"Gerçek bir polis..."

"Kimi kurtaracağına birkaç saniyede karar verebilendir."

Silahımı doğrulttum.

"Teslim ol!"

Adam hiç kıpırdamadı.

"Beni yakalamaya çalışırsan..."

"...aşağıdakiler ölür."

Saniyeler içinde hesap yapıyordum.

Adamı vurmaya çalışırsam...

Patlayıcıların ne durumda olduğunu bilmiyorduk.

Önce ekibimi kurtarmalıydım.

Kulaklığıma bastım.

"Bütün birimler dikkat! Patlayıcı şüphesi var! Binayı kontrollü şekilde boşaltın! Bomba imha ekibi çağırın!"

Depodaki polisler hızla geri çekilmeye başladı.

Melike'nin sesi telsizden geldi.

"Üst kat temizleniyor!"

"Hayır!"

diye bağırdım.

"Kimse yukarı çıkmasın!"

Tam o anda takım elbiseli adam cebinden küçük bir kumanda çıkardı.

Parmağını düğmenin üzerinde gezdirdi.

"Doğru karar..."

"Çünkü ben kaybetmeyi sevmem."

Sonra arkasındaki metal kapı açıldı.

İki maskeli adam onu koruyarak içeri aldı.

Koşmaya başladım.

"Dur!"

Merdivenleri üçer üçer çıktım.

Koridora ulaştığımda kapı çoktan kapanmıştı.

Omzumla yüklendim.

Açılmadı.

Bir kez daha...

Sonra bir kez daha...

Kapı kıpırdamıyordu.

Arkamdan Emir yetişti.

"Bırak!"

Birlikte omuz attık.

Kapı yerinden oynadı ama açılmadı.

Ardından içeriden güçlü bir patlama sesi duyuldu.

Duvar sarsıldı.

Tavanın bir kısmından beton parçaları döküldü.

"Geri!"

diye bağırdı Emir.

Hızla merdivenlerden aşağı indik.

Depodan çıkmamızla birlikte ikinci patlama gerçekleşti.

Kulaklarım uğulduyordu.

Sıcak hava dalgası sırtıma çarptı.

Arkamı döndüğümde deponun arka kısmından yoğun siyah duman yükseliyordu.

---

İtfaiye, sağlık ekipleri ve bomba imha birimi birkaç dakika içinde olay yerine ulaştı.

Şanslıydık.

Patlama sınırlı kalmıştı.

Patlayıcılar binayı tamamen yıkacak güçte değildi.

Ama amaçları da bu değildi.

Delilleri yok etmek...

Ve kaçmak...

Emir elindeki eldivenleri çıkarırken bana baktı.

"Yine elimizden kaydı."

Yumruğumu sıktım.

"Hayır."

"Bu kez bir hata yaptı."

Emir kaşını kaldırdı.

"Neyi kaçırdım?"

"Konuşurken sağ ayağını hafifçe sürüklüyordu."

"Belli belirsiz."

"Eski bir yaralanması var."

Emir düşündü.

"Başka?"

"Ses tonu."

"Karadeniz şivesini gizlemeye çalışıyor."

"Tam başaramıyor."

Emir not defterini çıkardı.

"Demek ki elimizde ilk kez fiziksel özellikler var."

Başımı salladım.

"Küçük ayrıntılar..."

"Büyük dosyaları çözer."

---

O sırada Melike yanımıza geldi.

Kaskını çıkarmıştı.

Alnındaki küçük sıyrıktan kan sızıyordu.

"Bunu ne zaman yaptın?"

diye sordum.

"Önemli değil."

"Beton parçası geldi."

"İyi misin?"

"İyiyim."

Emir cebinden küçük ilk yardım setini çıkardı.

"İzin ver."

Melike şaşırdı.

"Gerek yok."

"Var."

Emir steril gazlı bezi dikkatlice sıyrığın üzerine bastırdı.

"Biraz canın yanacak."

"Özel Harekât'tayım."

"Bundan kötülerini yaşadım."

Emir hafifçe gülümsedi.

"Yine de insan canı aynı."

Melike ilk kez onun gözlerinin içine baktı.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra hafifçe,

"Teşekkür ederim."

dedi.

Bu sadece birkaç saniyelik bir andı.

Ama ikisinin de yüzündeki ifadeyi görmüştüm.

Birbirlerine karşı ilk kez meslektaş gibi değil...

İnsan olarak bakmışlardı.

İçimden istemsizce gülümsedim.

Henüz farkında değillerdi.

Ama bir şeyler değişmeye başlamıştı.

---

Gece yarısını geçmişti.

Olay yeri inceleme ekipleri enkazın içinde çalışmaya devam ediyordu.

Tam ayrılmak üzereydik ki bomba imha uzmanlarından biri koşarak yanımıza geldi.

"Komiser!"

"Evet?"

"Patlayıcılardan birinin altında bunu bulduk."

Eldivenli eliyle küçük, yanmış bir metal kutu uzattı.

Kutuyu dikkatlice açtım.

İçinde siyah bir hafıza kartı vardı.

Patlamaya rağmen zarar görmemişti.

Emir heyecanla bana baktı.

"İçinde ne var acaba?"

Hafıza kartını delil poşetine koydum.

"Bunu öğrenince..."

"Belki de ilk kez bu oyunun kurallarını biz belirleyeceğiz."

Ama hiçbirimiz bilmiyorduk...

O küçük hafıza kartının içinde bulunan görüntüler yalnızca Duru'yu değil...

Emniyet teşkilatının içindeki yıllardır saklanan bir köstebeği de ortaya çıkaracak, Mert ile Emir'in dostluğunu ve tüm ekibin güvenini derinden sarsacak olayların fitilini ateşleyecekti.

Delil poşetini elimden bir an bile bırakmadım.

Hafıza kartı küçücüktü.

Ama hissettirdiği ağırlık...

Taşıdığı bilgilerden kaynaklanıyordu.

Eğer bunu patlayıcının altına sakladılarsa iki ihtimal vardı.

Ya panik içinde unutmuşlardı...

Ya da özellikle bizim bulmamızı istemişlerdi.

İkinci ihtimal daha çok hoşuma gitmiyordu.

Çünkü Duru'nun bugüne kadar yaptığı hiçbir hamle tesadüf değildi.

---

Gece saat ikiye yaklaşırken Emniyet Müdürlüğü'ne döndük.

Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün inceleme odasında sadece ben, Emir ve teknik uzman Serkan vardık.

Serkan hafıza kartını dikkatlice bilgisayara yerleştirdi.

"Virüs veya uzaktan silme ihtimaline karşı sistemi dış ağdan tamamen ayırdık."

Başımı salladım.

"Başlat."

Ekranda birkaç klasör belirdi.

İlk klasörün adı dikkatimi çekti.

DOSYA_01

Serkan dosyayı açtı.

Karşımıza güvenlik kamerası görüntüleri çıktı.

Tarih...

Yaklaşık altı ay öncesine aitti.

Eski bir depo...

Maskeli insanlar...

Silah kasaları...

Kaçak sevkiyat...

Dakikalarca görüntüleri izledik.

Emir sessizliği bozdu.

"Bunlar tek başına yıllarca hapis cezası aldırır."

"Devam et."

dedim.

İkinci klasör açıldı.

Bu kez fotoğraflar vardı.

Çeşitli kişiler...

Araç plakaları...

Depolar...

Haritalar...

Her şey tek tek belgelenmişti.

Birileri...

Kendi örgütünü kayıt altına almıştı.

Neden?

Tam bunu düşünürken üçüncü klasöre geçtik.

Adı sadece tek kelimeydi.

İZLE

Serkan videoyu çalıştırdı.

Ekran birkaç saniye karardı.

Sonra tanıdık bir yüz belirdi.

Duru.

İlk kez yüzünü bu kadar net görüyordum.

Siyah bir sandalyeye oturmuştu.

Kameraya doğrudan bakıyordu.

Sanki bu videoyu özellikle benim izlemem için çekmişti.

"Eğer bu kaydı izliyorsan..."

"...demek ki depoya gerçekten geldiniz."

Duru hafifçe gülümsedi.

"Öncelikle tebrik ederim Mert."

"Benden beklediğimden daha inatçı çıktın."

Yumruklarımı sıktım.

"Eğer beni arıyorsan..."

"Yanlış yere bakıyorsun."

"Çünkü ben sadece oyunun görünen yüzüyüm."

Tam da kaçırıldığım depoda duyduğum cümle...

Duru devam etti.

"Hayatın boyunca suçluları yakaladığını sandın."

"Ama bazı suçlular..."

"Rozet taşır."

Odadaki hava bir anda değişti.

Emir bana baktı.

Ben ise gözümü ekrandan ayıramıyordum.

Duru masanın üzerine siyah bir dosya bıraktı.

"Gerçek düşmanı bulmak istiyorsan..."

"Önce kendi binanın içine bak."

Video bir anda kesildi.

Hiçbir açıklama yoktu.

Sadece siyah ekran.

---

Kimse konuşmuyordu.

Serkan sessizce bilgisayarı kapattı.

"Devamında başka dosya yok."

Emir derin bir nefes verdi.

"Bu..."

"...emniyet içinde bir köstebek olduğunu söylüyor."

"Evet."

dedim.

"Ama bu doğru da olabilir..."

"...bizi birbirimize düşürmek için hazırlanmış bir yalan da."

Emir hemen itiraz etti.

"Biz birbirimize güveniyoruz."

Başımı salladım.

"Ben sana güveniyorum."

"Ama teşkilatta binlerce polis var."

"Bir kişi bile yeter."

---

Tam o sırada kapı çalındı.

Nöbetçi polis başını uzattı.

"Komiserim."

"Size acil ulaşılamayan bir ziyaretçi var."

"Kim?"

"İsmini söylemedi."

"Sadece..."

"...Mert Komiser'i görmek istiyorum dedi."

Kaşlarım çatıldı.

"Bu saatte mi?"

"Evet."

Koridora çıktım.

Bekleme salonunda siyah kapüşonlu genç bir kadın oturuyordu.

Beni görünce ayağa kalktı.

Yüzünü kaldırdığı anda tanımadım.

En fazla yirmi üç yaşındaydı.

Korkudan elleri titriyordu.

"Komiser Mert?"

"Evet."

"Benim."

Kız etrafına baktı.

Kimsenin dinlemediğinden emin olmaya çalışıyordu.

Sonra cebinden küçük bir anahtar çıkardı.

Bana uzattı.

"Bunu size vermem söylendi."

"Kim söyledi?"

Dudakları titredi.

"Onun adını söyleyemem."

"Öldürürler."

"Bu anahtar neyin anahtarı?"

Genç kız gözlerimin içine baktı.

Sesinde gerçek bir korku vardı.

"Gerçeğin."

Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp hızla emniyet binasından çıktı.

"Dur!"

Peşinden koştum.

Kapıya ulaştığımda kaldırım bomboştu.

Sanki birkaç saniye içinde yok olmuştu.

Elimde sadece eski, pirinç renkli küçük bir anahtar kalmıştı.

Anahtarın üzerinde silinmeye yüz tutmuş tek bir rakam vardı.

217

Ve içimde oluşan his, bunun yeni bir tuzak değil...

Yıllardır saklanan çok büyük bir sırrın kapısını açacak ilk parça olduğu yönündeydi.

Devam edecek...